Akın ve Umutcan oturma odasına girdiklerinde içeride kısa bir an sessizlik yaşandı. Sonra Nihat Çetin öfkeyle ayaklandı.
''Lan senin burada ne işin var?'' diye Umutcan'ın üstüne yürüdü. Akın araya girmese oracıkta üstüne atlayacaktı.
''Umutcan, senden özür dileyecekmiş. O yüzden gelmeyi rica etti. Değil mi Umutcan?'' dedi Akın. Umutcan cevap vermedi. Akın tıslayarak bir kez daha ''Değil mi?'' diye sordu.
''Özür için geldiğim doğru. İzninizle dileyeyim. Sonra benim de bir özür alacağım var.'' dedi Umutcan.
Herkes ona bakarken çocuklar da içeri daldılar. Emir ve Yiğit dayıları ve sapık adamın niye böyle öfkeyle birbirlerine baktıklarını merak ederek annelerinin yanına sokuldu. Umutcan ciddi moda geçip kafasını hafifçe havaya kaldırdı. Gözlerini Nihat Çetin'in gözlerine dikti.
''16 yaşında üniversiteye başlamış, herkese üstten üstten bakan kibirli, şımarık bir zengin çocuğun tekiyken seninle arkadaşlık kurduğum için özür dilerim. Sana bir ağabey, bir kardeş, bir dost olduğum için özür dilerim. Sana Akın, Bahri ve Koray'ı verdiğim için özür dilerim. Sana hayatının aşkı Leyla'yı bulduğum için özür dilerim. Elinde tutamaman hiçbir şekilde benim hatam değildi bu arada. Ama bunun için de özür dilerim. Aptal bir iddia yüzünden hiçbir kötü niyetimiz olmadığı halde; bizden, özellikle benden uzaklaştığın için özür dilerim. Mezuniyetinde sana saldırana kadar bizi kışkırttığın için özür dilerim. Senin şımarıklığın ve iletişim problemin yüzünden tek ailem, baba ayrı kardeşim diyebileceğim kadar yakın olduğum 'seni' kaybettiğim için özür dilerim. Yeterli mi?''
Aniden ortam tekrar sessizleşti. İki adam arasındaki soğuk rüzgarın uğultusu neredeyse duyulabiliyordu.
''Ayy, ne kadar kötü insanmışsın.'' diye burun kıvırarak sessizliği bozdu Emir. Yiğit ve diğer çocuklar başlarını sallayarak onu onayladı. Leyla ve Akın gülmeye başladı. Umutcan'ın kendisi bile ufaktan sırıtmıştı. Ama Aslı, Şirin ve Nihat Çetin oldukça gergin ve sinirliydi.
''Evet sanırım öyleyim Emir'ciğim. O yüzden büyüklük gösterip özür diliyorum. Sence Nihat Çetin dayın da benden özür dileyecek kadar büyük bir insan mı?'' dedi Umutcan, Emir'e doğru eğilerek.
''Neden dayım özür dileyecekmiş ki?'' diye sordu Yiğit. Annesininkiler gibi kara gözlerini Nihat Çetin'e dikti. Nihat Çetin çocukların gözünde çok ayrı bir yere sahipti. Hiç sahip olmadıkları babalarıydı. Mükemmelin tanımıydı. Onun özür dileyecek bir şey yapmış olması garip gelmişti.
''Çünkü benden büyük bir sır sakladı.'' dedi Umutcan. Nihat Çetin'e meydan okuyan bir bakış attı.
''Sana öyle bir sır olmadığını söyledim.'' dedi Aslı sertçe. Onu eve aldığına çoktan pişman olmuştu. Nihat Çetin'e özür dileyen bir bakış attı ama Nihat Çetin, Umutcan'a kilitlenip kalmıştı. Gözünün altında, karısının ki gibi sinirlendiğinde ortaya çıkan bir damar pıt pıt atıyordu. Ki bu Leyla'yla evlenmeden önce yoktu.
''Ve ben de sana bunu yemediğimi söyledim, güzelim.'' dedi Umutcan.
''Annemiz senin güzelin değil! Bizim güzelimiz!'' dedi Yiğit bağırarak.
''Bir zamanlar benim güzelimdi. Ağız alışkanlığı işte.'' dedi Umutcan.
İkizler yumruklarını sıkarken ona nefretle bakıyordu. O sırada dikkatlerini dağıtan bir şey oldu; Zil çaldı. Aynı anda birbirlerine bakıp 'Pitzaaa!' diye bağırdılar ve aceleyle annelerini kapıya doğru çekiştirdiler.
Umutcan onların pizza aşkına şaşırarak bir süre peşlerinden garip garip baktı. Tekrar önüne döndüğünde gözünün altına yediği bir yumruk başının sertçe sağa doğru savrulmasına sebep oldu. Diğer çocuklar 'HİİİH!' diyerek annelerinin bacağına yapıştılar. Ama anneleri Leyla ve Şirin, Nihat Çetin'e gururla bakıyordu. Akın eğilip kızı İpeği kucağına aldı ve geçip koltuğa oturdu. Çekirdek tabağını yanına koyup arkadaşlarını izlerken çitlemeye başladı. İpek de babasını taklit ederek minik dişleri arasına kıstırdığı bir çekirdeği açmaya çalışıyordu.
Umutcan, Nihat Çetin'e vereceği karşılık için hazırlanırken ikizler kapıda Şahin abilerine pizzalarını övmekle meşguldü.
''Şahin abi sakın pitzacı dükkanını kapatma hiç olur mu? Biz çok seviyoruz. Annem de çok seviyor.'' dedi Emir neşeyle. Bu arada Şahin'e sanki dünyanın sekizinci harikasıymış gibi bakmakla meşguldü. Aslı oğlunun söylediklerine gözlerini devirdi ama bu sefer diğer oğlu sazı eline aldı.
''Bir gün pitza getirdiğinde içeri gelsene Şahin abi. Annem sana kahve yapar.'' dedi Yiğit. Aslı oğlunun son söylediğine sinirlenip kızarırken Şahin ona alıcı gözle bir baktı ve gülümsedi. O da kızarmıştı.
''Anneniz bildiğim kadarıyla çalışan bir kadın. Ona zahmet vermek istemem. Siz benim dükkana gelin yine. Annenize kahve, size de tatlı ikram edeyim.'' dedi.
Adamın düşünceli tavrı Aslı'nın dikkatini çekmişti. Ve gerçekten gülümseyince daha da çukurlaşan çok hoş gamzeleri vardı. Saçını kulağının arkasına koyarken adama gülümsedi. Kartı post cihazına tutarken iyice kızarmıştı.
O sırada oturma odasının kapısı açıldı ve Umutcan'la Nihat Çetin birbirlerinin boğazına sarılmış halde yuvarlanarak hole kadar geldiler. Leyla ve Şirin arkadan gülerek gelip onları kameraya çekmek ve Nihat Çetin'e tezahürat etmekle meşguldüler.
Aslı ve ikizler onlara şaşkınlıkla baktı. Şahin bile kafasını aşağı eğmiş, kavga eden iki adamı izlemeye başlamıştı. Bir Umutcan üste çıkıyordu bir Nihat Çetin. Yumruklar havada uçuyordu. İkizler bu manzarayı normalde komik bulurdu ama şu an Şahin abilerinin önünde mahcup olmuşlardı. Ya korkup da bir daha evlerine gelmezse, diye endişelendiler. Emir hemen Şahin ağabeyine doğru döndü.
''Şahin abi, annemin arkadaşları onlar. Oyun oynuyorlar oyun. Gerçek değil. Sen korkma sakın emi! Biz şimdi onlara durmalarını söylücez. Hadi görüşürüz. Güle güle.'' dedi ve kapıyı telaşla Şahin'in suratına kapattı. Aslı kavga eden iki adamı ayırmaya koşmuştu. Akın elinde çekirdekle oda kapısının pervazına yaslanmış gülerek izlemeye devam ediyordu. Çocuklar bu sefer onun arkasına sinmişti. Lale Ece, babası Nihat Çetin için öyle korkmuştu ki hıçkırarak burnunu çekip duruyordu.
Onun ne kadar korktuğunu gören Yiğit hala kavga eden dayısı ve diğer adama öfkeyle baktı. Annesi umutsuzca durmaları için yalvarıyordu.
''YETEEEER!'' diye çığlık attı Yiğit. Yerdeki Umutcan ve üstüne oturmuş ona yumruk atmaya hazırlanan Nihat Çetin ona şaşkınlıkla baktı. Yiğit ve Emir, koca adamlar gibi ellerini beline koyup onlara yaklaştı.
''Kaç yaşına gelmiş adamlarsınız. Şu yaptığınıza bakın. Sizin yüzünüzden elaleme rezil olduk. DAYI! Kalk bakayım arkadaşının üstünden. İkiniz de cezalısınız. Pitza yok size.'' diye azarladı onları Yiğit.
Nihat Çetin mahcup bir tavırla Umutcan'ın üstünden kalktı. Saçı başı dağılmış, dudağının kenarı patlamış ve yanağı morarmıştı.
''Ama o başlattı!'' diye mırıldandı parmağını suçlayıcı bir tavırla Umutcan'a doğru tutarak.
Hala eli belinde olan Emir bir ayağını öfkeyle yere vurunca Nihat Çetin hemen parmağını indirdi ve küskün bir şekilde karısına doğru yürüdü. Lale Ece ağlayarak gelip kucağına atlayınca yaptığından iyice utanıp kızının sırtını okşayarak sakinleştirmeye çalıştı. Ağzı yüzü morluk içindeki Umutcan kollarının üstüne doğrulduğunda Yiğit ve Emir'i başına dikilmiş buldu. Yiğit parmağını ona doğru salladı.
''Dışarıdan gelip niye olay çıkarıyorsun sen bakayım? Uslu uslu otulmazsan seni dışarı atarız ona göre. Arkadaşlarınla iyi geçinmelisin. Kalk özür dile arkadaşından. O da senden dileyecek. Sonra öpüşüp barışacaksınız. Barışmazsanız ikiniz de yüzünüzü duvara dönüp nelede hata yaptığınızı düşüneceksiniz.''
Umutcan ayağa kalktı. Dışarı atılmak istemiyordu o yüzden Nihat Çetin'e yan yan bakarken ağzının ucuyla 'izir dilirim' dedi. Yine bir ayağını öfkeyle yere vuran Emir 'Daha yüksek sesle!' diye emir verdi. Umutcan bıkmış gibi tavana bakarken derin bir nefes bıraktı dışarıya.
''Özür dilerim!'' dedi daha keskin bir sesle. İkizler başlarıyla buna onay verip beklentiyle dayılarına döndüler. Nihat Çetin hala ağlayan kızıyla meşgul oluyormuş gibi yapıp özür kısmını geçiştirmeye çalışıyordu. Ama Emir'in 'DAYIII!' diyen keskin sesini duyunca kaçışının olmadığını anlayıp Umutcan'a baktı.
''Özür dilerim!'' dedi.
''Tamam, şimdi öpüşüp barışın. Dayı, Lale'yi Leyla Teyzeme verebilirsin.'' dedi Yiğit. Aslı iki koca adamı hizaya sokan oğullarına gururla bakıyordu.
Nihat Çetin kızını, karısına verdi. Sonra Umutcan'a yanaştı. Tiksindiklerini ikisi de hiçbir şekilde gizlemeden, ellerini kollarını nereye koyacaklarını bulur bulmaz aceleyle sarılır gibi yapıp, birbirlerinin yanaklarını öptüler. Sonra yine tiksinerek geri çekilip ağızlarını sildiler.
''Şimdi içeri geçin. Biz size pitza getireceğiz. Bir daha böyle saçmalık istemiyorum. Bebeklere kötü örnek oluyorsunuz.'' dedi Emir, eliyle Akın dayısının ondan daha büyük olan oğlu küçük Nihat Çetin'i işaret ederek.
Herkes içeri geçince Yiğit bu sefer, hala kıkırdayarak çekirdek çitleyen Akın'ı hedef aldı.
''Arkadaşların kavga ederken niye gülerek izliyorsun? Niye ayırmadın? Yaralanmaları seni üzmedi mi?'' diye çıkıştı ona. Sonra Leyla ve Şirin'e döndü. ''Size gelince... Niye ateşe körükle gittiniz? Siz neden ayırmadınız? Lale Ece ne kadar ağladı? Onun hıçkılıklarını duymadınız mı?''
Emir de onlara parmağını sallayarak azarlamaya kardeşinin bıraktığı yerden devam etti.
''Bu odada doğlu düzgün davranan tek bir yetişkin çıktı. O da annemiz. Hepiniz çocuksunuz. Biraz onu kendinize örnek alın.'' dedi.
Aslı kırmızı kurdele almış küçük bir çocuk gibi olduğu yerde gururla gülümseyerek dikleşti. Azarlanan diğerleri ona sanki öğretmene yalakalık yapan inek çocukmuş gibi kıskançlıkla baktılar.
Az sonra, yemekten yeni gelmiş olan Umutcan ve Akın haricinde herkes pizzalarını yerken, Leyla birden Umutcan'a döndü.
''Boşanıyormuşsun, doğru mu?''
Aslı ve Nihat Çetin şaşkınlıkla Umutcan'a döndü. Umutcan, Leyla'ya sırıttı.
''Maşallah! Akın'a bile yeni söyledim. Nereden duydun?''
''Sen Akın'a söyler söylemez bana ve karısına mesaj attı kendisi. Dedikodu sevmek gibi ortak bir özelliğimizi keşfettik sonunda. En ufak haberde birbirimize naklen yayın yapıyoruz.''
''Öyleyse neden boşandığımı da yazmıştır sana.'' dedi Umutcan. Çocukların hepsinin sessizleşmesine bakılırsa yetişkin dedikodusu dinlemek hoşlarına gidiyordu.
Leyla güldü.
''Yazdı. Okurken çok zevk aldım. Eminim ki dinlerken daha da zevk alacağım.'' dedi. Umutcan ona alaycı bir bakış attı.
''Dinle o halde. Aldatıldım. Nare evde canı sıkıldığı için boş zamanlarını beni üzecek şekilde değerlendirmiş. Doğurmasını bekliyorum. Sonra DNA testiyle birlikte boşanma davası açacağım.'' dedi.
''Allah'ın sopası yok işte.'' diye mırıldandı Nihat Çetin. Umutcan ona ağız bükerek baktı. Aslı sessizce yemeğini yemeye odaklanmıştı. Haberden etkinlenmiş miydi? Evet. Ama umutlanmış mıydı? Hayır. İçinde Umutcan'a karşı hiçbir şey kalmamıştı. Hatta boşandığı için kendisine daha rahat saracak olmasına bir miktar üzüldü.
''DNA testi ne demek?'' diye sordu Pamuk Şirin, annesine.
''Ben sana sonra açıklarım kızım.'' dedi Leyla. Ama kocası Nihat Çetin daha açıkgörüşlüydü.
''DNA testi sayesinde iki kişinin akraba olup olmadığını anlarız kızım. Örneğin ben senin baban olduğumu bilmeseydim DNA testi yaptırır ve baban olduğumu öğrenebilirdim.''
Emir, Umutcan'a döndü merakla.
''O bebeğin babası sen değil misin? Neden tekrar öğrenmek istiyorsun ki?'' diye sordu.
Umutcan, kızına açıklama yapıp onu bilerek zor duruma düşüren Nihat Çetin'e kötü bir bakış attı ve oğluna döndü. Ama bunu beş yaşında bir çocuğa nasıl açıklayacağını bilmediği için bir süre sessiz kaldı. İmdadına Aslı koştu.
''Umutcan amcanız boşanacakmış ya... Mahkeme istiyormuş bu testi yaptırmasını oğlum.''
Emir eli çenesinde bunu biraz düşündü. Sonra tekrar Umutcan'a döndü.
''Aldatmak ne demek?'' diye sordu bu sefer. Diğer çocuklar da merakla Umutcan'a döndü. Nihat Çetin ve Akın onun zor durumuna kıkırdıyordu. Çocukların ahiret sorularına ilk maruz kalışıydı muhtemelen.
''Aaaaa...'' diye uzatarak cevap vermek için zaman kazandı Umutcan. ''Karım beni artık sevmediği için başkasını sevmeye başlamış. Buna ‘aldatmak’ deniyor. Bu yüzden ondan boşanmaya karar verdim.''
''Başkasını sevmesi kötü bir şey mi?'' diye sordu Yiğit.
''Bana aşık olduğunu söylerken başka bir erkeğe daha aşık olması kötü bir şey.'' dedi Umutcan.
Yiğit bu sefer annesine döndü.
''Anne! Babamız da başkasına aşık olduğu için mi boşandınız?'' diye sordu.
Aslı ve Umutcan göz göze geldiler. Umutcan ona yaptığı şeyi ilk defa bu kadar çıplak bir şekilde, oğlunun sözlerinde ve Aslı'nın acı dolu gözlerinde görmüştü.