1.Bölüm

1003 Words
Eylül Karahan, kahve fincanını masaya koyarken gözlerini karşısında oturan kadına dikti. Elif… Onun mutlu, kusursuz hayatının içinde hiçbir şeyden habersiz kahkahalar atıyordu. Eylül’ün elleri istemsizce yumruk oldu. O kahkahalar, onun yerine gülüyordu. O sevgiyle sarılan anne, aslında onun da annesiydi. Ama Eylül, bu sofrada bir yabancıydı. Günlerdir uzaktan izlediği aile, sandığından da savunmasızdı. Herkesin bir zayıflığı vardı. Emre’nin gözü Elif’ten başkasını görmüyordu. Ayşe Hanım, kızıyla torununa adeta tapıyordu. Ve Elif… O kadar saf ve kırılgandı ki, onun yerini almak sandığından daha kolay olacaktı. Planını uygulamak için doğru zamanı bekliyordu. Elif’in haftada bir yalnız çıktığı o özel gün… O gün gelene kadar sessizce izledi, ailesinin her hareketini öğrendi. Elif’in konuşma tarzını, yürüyüşünü, yüzündeki en küçük mimiği bile ezberledi. Sonunda beklediği gün geldi. Elif arabasına bindiğinde, her şey çoktan ayarlanmıştı. Yolun tenha bir noktasında araç durduruldu, Elif hiçbir şey anlamadan bayıltıldı ve gözlerden uzak bir yere götürüldü. Eylül, aynanın karşısında kendi yansımasına baktı. Elif’in saçlarının rengini elde edene kadar saatlerce uğraşmıştı. Aynı dalgalar, aynı uzunluk… Gözlerinde o yumuşak ifade olmasa da, kimse fark etmeyecekti. Gardırobundan özenle seçtiği kıyafeti üzerine geçirdiğinde, her şey tamamlanmıştı. Elif Soylu olarak yeni hayatına adım attığında, kimse onun sahte olduğunu anlamayacaktı. Gerçek Elif’in nerede olduğunu kimse bilmeyecek, annesi, kocası, hatta kendi oğlunu bile kandırabilecekti. Artık bu hayatta Eylül Karahan diye biri yoktu. O, Elif Soylu’ydu. Eylül, Elif’in yerine geçtiği ilk akşam eve vardığında, planının kusursuz işlediğini düşündü. İçeri adımını attığında, tanımadığı ama artık kendi ailesi sayılan insanların yüzlerindeki sıcak ifadeleri izledi. Ancak içten içe tetikteydi. Tam o sırada, küçük ayak sesleri duyuldu. Emir… Elif’in oğlu… Annesine koşar gibi hızla Eylül’e doğru ilerledi. Ama… Bir an duraksadı. Gözleri kocaman açıldı. Sonra kaşlarını çattı ve bir adım geri çekildi. Herkes şaşkınca Emir’e baktı. Küçük çocuk, bir an tereddüt etti ama sonra bir anda kollarını göğsünde bağladı. EMİR (sert bir sesle): "Sen benim annem değilsin!" Odadaki hava anında ağırlaştı. Ayşe Hanım’ın elindeki fincan titredi, Emre şaşkınlıkla oğluna döndü. Hizmetçiler nefeslerini tutmuş bekliyordu. Eylül, kalbinin hızla çarptığını hissetti ama yüzüne Elif’e yakışan bir şaşkınlık ve kırgınlık ifadesi yerleştirdi. Hafifçe diz çökerek Emir’e yaklaştı, sesi titriyormuş gibi konuştu. EYLÜL (Elif gibi, yumuşak bir sesle): "Emir’ciğim… Bu nasıl bir söz? Tabi ki annen benim." Ama Emir bir adım daha geri çekildi. Küçük yumruklarını sıktı, gözleri dolmuştu. EMİR: "Sen annem gibi kokmuyorsun. Annem böyle bakmaz!" Eylül, içinde kısa bir panik dalgası hissetti ama hemen toparlandı. Yüzünü hafifçe buruşturdu, gözlerini yaşlarla doldurup üzüntülü bir tonla konuştu. EYLÜL: "Anneciğim… Gel buraya, üzme beni." Ama Emir olduğu yerde kaldı. Başını iki yana salladı. EMİR: "Hayır! Sen benim annem değilsin!" Odadaki herkesin gözleri bir anda ‘Elif’e çevrildi. Ayşe Hanım’ın kaşları çatılmıştı, Emre kaşlarını kaldırarak bir bilinmezliğin içine çekilmiş gibiydi. Eylül, içinde kaynayan korkuyu bastırarak yüzüne sahte bir kırgınlık yerleştirdi. Hafifçe başını eğip sesi titriyormuş gibi fısıldadı. EYLÜL: "Oğlum… Yoksa bana küstün mü?" Emir hızla başını salladı. EMİR: "Küsmek değil bu! Sen annem değilsin!" Eylül içten içe sinirlenmeye başladı ama bunu dışarı yansıtmadı. Yutkundu, göğsüne bir elini koyup sahte bir hüzünle iç çekti. EYLÜL: "Beni çok kırıyorsun, Emir… Ama sanırım biraz zamana ihtiyacın var." Emir, hâlâ şüpheli gözlerle ona bakıyordu. Küçük bir çocuk… Ama farkında olmadan büyük bir tehdit. Eylül, içinde fırtınalar koparken yavaşça ayağa kalktı. Oyun devam etmeliydi. Eylül, Elif’in yerine geçtiği ilk gün küçük Emir’in şüphesiyle karşılaşsa da durumu idare etmeyi başarmıştı. Ancak asıl büyük olay, Soylu Ailesi’nin o akşam düzenleyeceği partide yaşanacaktı. Evde büyük bir hazırlık vardı. Ahmet Soylu’nun uzun zamandır beklenen açıklaması, tüm iş dünyasının gözlerini bu geceye çevirmişti. Ahmet Bey, yıllarını verdiği Soylu Holding’in yönetimini devretmeye karar vermişti ve herkes bu görevin büyük oğlu Devran’a verileceğini düşünüyordu. Özellikle Devran’ın eşi Meyra, bu anı büyük bir sabırsızlıkla bekliyordu. Çünkü yıllardır kocasının şirketin başına geçmesi için mücadele etmişti. Salon konuklarla doluydu. İş dünyasının en önemli isimleri, gazeteciler ve yatırımcılar büyük duyuruyu bekliyordu. Sahneye çıkan Ahmet Soylu, mikrofonu eline aldı ve konuşmaya başladı. Ahmet Soylu: "Bu gece, Soylu Holding için tarihi bir dönüm noktası olacak. Yıllarımı verdiğim bu şirketi artık yeni bir lidere devretme zamanı geldi." Meyra, kendinden emin bir şekilde gülümsedi. Devran’ın elini tuttu ve gözlerinin içine baktı. O anın sahibi olacaklarına emindi. Fakat Ahmet Bey’in gözleri Devran’ın üzerinde sadece bir an durdu, sonra başka birine çevrildi. Ahmet Soylu: "Ve bu şirketi, ailemizin geleceğini… küçük oğlum Emre Soylu’ya devrediyorum!" Salonda derin bir sessizlik oldu. Konuklar, Meyra ve Devran’ın tepkisini görmek için onlara döndü. Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. Herkes şok olmuştu. Meyra’nın gözleri kocaman açıldı, nefesi kesildi. Şaka olmalıydı! Devran ise dişlerini sıkıp babasına sert bir bakış attı. Meyra: "Bu… Bu bir şaka mı Ahmet Bey?!" Ahmet Bey başını iki yana salladı. Ahmet Soylu: "Hayır, Meyra. Bu, şirketin geleceği için en doğru karar." Meyra’nın yüzü kıpkırmızı oldu. Elleri öfkeden titriyordu. Meyra: "Ama Devran yıllardır bu şirket için çalışıyor! Emre daha genç, tecrübesiz! Onu bu pozisyona koyamazsınız!" Ahmet Bey derin bir nefes aldı ve sert bir ses tonuyla konuştu. Ahmet Soylu: "Devran çalışkan biri, evet. Ama bir lider sadece çalışkan olmakla yetinemez. Soylu Holding yalnızca zekâyla yönetilmez, vicdan ve denge de gerektirir. Emre’nin bu görevi layıkıyla yerine getireceğine inanıyorum." Devran, içindeki öfkeyi bastıramıyordu. Yumruklarını sıkarken Meyra onun kolunu tuttu. Kalabalık içinde düşmek istemiyordu. Ama bu durum kabul edilemezdi. Devran: "Baba, bu kararını tekrar gözden geçirmelisin. Emre’nin şirketi yönetmeye hazır olmadığını sen de biliyorsun!" Ahmet Bey, oğluna sert bir bakış attı. Ahmet Soylu: "Kararım kesin, Devran! Emre yalnız olmayacak, biz her zaman destek olacağız. Ama şirketin geleceğini ona emanet ediyorum." Meyra’nın içi öfkeyle doluydu. Hayatını bu an için hazırlamıştı, ama bir anda her şey elinden kayıp gitmişti. Konuklar fısıldaşıyor, bazı yatırımcılar başlarını sallıyordu. Emre ise şaşkınlık içindeydi. Babasının böyle bir karar almasını beklemiyordu. Gözlerini Devran’a çevirdi. Abisinin içindeki öfkeyi net bir şekilde görebiliyordu. Emre: "Baba, ben… Ben hazır değilim!" Ahmet Bey gülümsedi ve elini küçük oğlunun omzuna koydu. Ahmet Soylu: "Bu yüzden biz buradayız, seni destekleyeceğiz. Ama artık şirketin yeni lideri sensin, Emre." Meyra, sinirle nefes alıp vererek geri çekildi. Herkesin gözleri onların üzerindeydi. Düşünmesi gerekiyordu… Eğer Devran’a şirket verilmeyecekse, o zaman her şeyi kendi elleriyle almalıydı. Bu gece, Soylu Holding’de güç dengeleri tamamen değişmişti. Ama bu savaş daha yeni başlıyordu…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD