2. GÖLGE...

1242 Words
TUNA'NIN AĞZINDAN... "Bu kız lan!" sesiyle bütün çırpınmalarımı sonlandırdım. Ağızdan hürmetle çıkan tüm cümlelerle anladım ki aylardır peşinde koştuğum adamdı bu kişi... "Lan hasta herifler! Erkek değil miydi lan bu savcı?" "Bizde öyle biliyorduk efendim ama-..." "Tamam kes! Bir de utanmadan beni arayıp başa çıkamadığınızı söylüyorsunuz! Bi üflesem sülük gibi duvara yapışacak kadın!" Ağzımı açta kim kimi sülük gibi duvara yapıştırıyor sana göstereyim hayvan herif! Öyle beline silah takmakla, yüzünü saklamakla adam olunmuyor. Hayır madem adamsın, gözlerimi açta gerçekten adam mısın bakayım! *** Tutsak kalışımın 3. günündeydim. Peşinde olduğum cinayet dosyasında sona yaklaşmışken işin içine kaçırılmam girince tüm emeklerim resmen ziyan oldu. Onu bulmuştum, adamı resmen enselemiştim ancak adam elini benden hızlı tutarak enseleyen taraf olmuştu. Tam yerini bildirecekken başımdan aldığım darbeyle gözlerimi karanlık bir depoda açmıştım. 3 gündür yaşamam için verilen yiyecekler haricinde yanıma giren, çıkan olmuyordu. Gözlerim ve ellerim ise sadece yemek yerken çözülüyordu. Yaşamam için çabalıyorlardı, ben ise onları yakalatmak için çırpınıyordum... Yemek yiyeceğim vakit başımda bir kadın bekletiliyordu. Yüzünü çekinmeden gösteriyordu bana. Açık sarı saçları unutulacak türden değildi. Ve alnında bir yara izi vardı. Her ne kadar saçıyla kapatmaya çalışsa da varlığını belli eden türdendi. Yemeğimi yemiş, çaktırmadan etrafı incelemeye çalışıyordum. Küçük bir ipucu bile fazlaca işime yarayabilirdi. "Ne bakınıyorsun savcı?" Yakalandım! Oysa işimi pürüzsüz yapardım her zaman... "Hiçbir şey!" dedim duruşumu bozmadan. "Gururundan da taviz vermiyorsun!" derken beni kibirli bakışlarının altında ezmeye çalıştığını hissettim ama ezemezdi! "Neden vereyim? Sizin gibi kaçak yaşamaktansa alnımın akıyla her yerde gezerim!" "Bak sen!" dedi ayağa kalkıp. Topuklularının boş odada oluşturduğu ses sinirlerimi bozuyordu. Ellerini belinin arkasında birleştirerek etrafımda turlamaya başladı. Ne yapacağını kestiremiyordum, sanırım biraz tedirgin oldum. "Bütün dosyaların sonuçlanmış değil mi Tuna Irmak?" Sustum... Çünkü hiçbir dosyamda takipsizlik kararı verilmemişti. "Neden sustun Tuna?" "Bildiğin soruyu neden soruyorsun?" dedim. Dememle saçlarımdan kavradı beni. Canım yanıyordu. Başımı aşağıya çekip diğer eliyle de çenemi sıktı. "Her şeyin bir ilki vardır dimi Tuna?" dedi. Gözleri yeşildi, hem de çok farklı bir yeşil. Seni kafama kodladım sarı çiyan! Yine sustum... İntikam ateşiyle yüzüne bakmaya devam ediyordum. Dosyam bir cinayet üzerineydi. Yetimhanede çok yakından tanıdığım güvenlik amcanın ölümü... Çok severdik, bize sürekli şekerler, çikolatalar getirirdi. Biz ayrıldık oradan ama o hâlâ mesleğine severek devam edoyirdu. Geçenlerde haberini görünce şok olmuştum. Evinde i... etmiş yazıyordu ama değildi. Bizzat oradaki savcıyla irtibata geçtim, her şeyi öğrendim. İ... süsü verilmiş cinayetti. Savcı çok güzel ilerliyordu fakat sonra ansızın tayini çıktı, dosyayı bıraktı. Bunda kesinlikle adı geçen mafyanın parmağı olduğunu biliyordum. Dosya boşa düşünce ben devralmıştım. Gerçekten o günden beri sürekli tehdit mesajları alıyordum. Vazgeçmiyordum çünkü beni canım haricinde tehdit edebilecekleri kimse yoktu. Bu da onların işini bozmuştu ve tam sona gelmişken kaçırılmıştım. "Bakma bana öyle Tuna! Ya bu dosyadan geri çekilirsin..." derken saçımı iyice çekti. "Ya da..." dediği an kapı açıldı. Saçlarımı hızla bırakan sarı çiyan, bedenimi ileriye doğru savurup yere düşürdü beni. "Aptal şey!" dedi. "Ne oluyor burda?" O ses... Daha sabah yanıma gelip kulağıma doğru Işık ismini fısıldamıştı. Bu adam benim hayatımı baştan sona araştırmıştı ve hakkımda her şeyi biliyordu. Kafamı kaldırdım... İşte sonunda bana yüzünü gösterdi. İnanmıyorum! Çok genç ve yakışıklı bir adam. Ne diyorsun Tuna, kendine gel! Ellerim yerdeydi ve bedenimi tamamen düşmekten korumuştu. Şu an göz gözeydik ancak bana fazla bakmadan sarışın kadının yanına geçti. "Ne oluyor burda Hülya? Sana sataşma yok demedim mi ben?" Kadın diğerlerinin aksine çok dik konuşuyordu adamla. Belki sadece seslerini duyuyordum, görüntüleri yoktu biliyorum ama o seslerden akan korkuyla bile anlıyordum ki tüm çalışanlar bu adamın karşısında muma dönüyordu. Ben de görünce korkmadım desem yalan olurdu. Duruşu, sesi çok ürperticiydi. "Konuşmuyor! Konuşmayan insanlardan nefret ettiğimi biliyorsun Gölge!" Gölge... Lakabı Gölge'ydi demek... "Savcı oturup seninle sohbet mi edecekti? Çık git, ben konuşacağım! Ha eğer benim dilimden de anlamazsa anlayacağı dilden konuşuruz!" "Öyle olsun!" Kadının mafya babasına attığı tribe bakılırsa çok yakınından olduğu aşikârdı. Yani az önce bana öfke püskürten sarı çiyanın ikinci hedefime yerleştiği kesindi. Çekilen sandalyenin tiz sesi kulaklarımı tırmalarken bedenimi düzelterek olduğum yerde oturdum. Sandalye tam önümde durdu. Gözlerimin içine çok keskin bir ifadeyle bakıyordu. Anlamadığım bana neden yüzünü göstermişti? Yoksa tahmin ettiğim... Sakin ol, sadece açık yüzünü incele Tuna! Çünkü buradan kurtulacaksın! Ten rengi esmere çok yakındı ama tam esmer değildi. Gözleri kahverengi, saçları siyah, gür, dalgalı ve aşağı doğru dağınıktı. Sakal kirli, bıyıklar ise normal kıvamdaydı. Sakallarına bakarken yüzünün sağ tarafında olan küçük ben dikkatimi çekiyor. Benin üstünde ise hafif, çok dikkatli bakarsan görebileceğin iz vardı. Yüzü bitince hemen bedenine geçiyorum. Elleri tam önümde duruyor. Tırnak yapısı uzun ama erkeğe göre çok bakımlı duruyor. Vücudu hafif üçgen, spor yaptığı kesindi. Boyu yaklaşık 1.80-1.90 arasıydı. Ayaklarına bakacaktım ki "İstediğin kadar incele!" cümlesiyle irkildim. Salak Tuna! Gizliden yapamıyor muydun şu işi? Sustum... "Fazla konuşan kadın sevmem!" dedi. "Ben de fazla konuşmam zaten!" diye de ekledi. "Yüzümü gördün çünkü geri dönüşü olmayan bir yola girdik küçük Savcı hanım..." Yutkundum. Senin neyine mafya dosyasına el atmak! Yılların savcıları dururken sana mı kalmış Tuna? Yine sustum... "Küçüksün falan ama..." dedi küçümser bakışlarıyla. Ardından o alaya alır türden gözlerini simsiyah bir perde çevreledi. "Aldığın tüm dosyaları çözmüşsün!" dedi. Sanırım korkan tek kişi ben değildim. Koskoca Gölge denilen, yıllardır izi sürülen adam ömründe ilk kez savcıya diş geçiremeyip kaçırmıştı. Cinayet dosyasıyla giriş yapılan konunun ucu da aynı kişiye çıkınca artık düğmeye basılmıştı. O amca i... etmemişti! Bunda başkalarının parmağı vardı ama neden! Neden böylesine masum bir adama kirli ellerini değdirdiler? Belki de görmemesi gereken bir şeyi görmüştü. Kim bilir... Cevap vermeden sadece baktım... "Bana bu güçlüyüm pozları sökmez! Şimdi benim sinirlerimi fazla bozmadan soracağım soruya cevap ver. Ya anlaşma yaparız ya da buradan sağ çıkamazsın!" İstikrarlı bakışlarım yerini yavaştan korkuya bıraktı. Tektim, tek başıma mücadele veriyordum. "Bu dosyayı kapat, sana gerçek anneni vereyim!" Nefesim kesildi. Yıllarca peşinden gittiğim, didik didik her yerde kendisini aradığım ama sonunda bulamayacağımı anladığımda pes ettiğim annem mi? Nasıl? Nasıl bulmuştu? Ben canımı dişime takıp ararken o hemen nasıl bulmuştu? "Şaşırdın mı küçük Savcı? Benim için hiç zor olmadı! Dediğimi yaparsan sana anneni veririm. Dosyadaki o büyük delili kaybet, dosyayı kapat, i... olduğunu onaylat, sana anneni vereyim!" Annem... Kokusunu bile alamadığım annem... Kim bilir nerede, nasıl bir yaşam sürüyordur... "Annen..." dedi dibime girerek. "Hani şu yıllarca peşinden koştuğun annen. Sana Işık adını koyan annen..." Geriye çektim bedenimi. Hakkımda böylesi bilgileri öğrenmesi canımı sıkıyordu. "Kararını ver küçük Savcı. Ya annen ya canın!" 28 yaşına gelmiştim. Annesiz 28 sene geçirmiştim... Belki çok zordu, belki sancılı bir süreçti... Belki iyi bir fırsattı önüme sunulan ancak kime göre, neye göre iyiydi? Anneme kavuşacağım diye davamdan vaz mı geçecektim? Az mı yedim o amcanın getirdiği çikolatalardan? Az mı içtim getirdiği meyve sularından? Üzgünüm, bunu yapamam! Canım pahasına bile olsa böylesine vicdansızlığı yapamam! "Canı sen mi verdin ki sen alacaksın!" dedim dik durarak. Afalladı, ürkütücü bakışlarının yerini bir kaç saniye de olsa şaşkınlık aldı ama uzun sürmedi. Öfkeyle sandalyesinden kalkıp "Kararını verdiysen sıkıntı yok!" dedi. "Sana seçenek sundum, sen de seçimini yaptın! Güzel işti küçük Savcı. Yaşın küçük ama cesaretin takdire şayan. İlk kez bir savcı böylesine yaklaştı bana. Bak ki o kişi de sen çıktın!" Arkası dönük konuşuyordu benimle. Sanırım teklifini kabul edip davadan çekileceğimi tahmin etmişti fakat tam tersi karar verince afalladı. "Son davan... Akıllara bu davayla kazınacaksın Tuna Işık Irmak!" Bu da onun son cümlesiydi. Dışarı çıkıp kapıyı sertçe üstüne vurduğunda korkudan kasılan bedenimi serbest bıraktım. Küçüklüğümden gelen özgüvenim bazen başımı belaya sokabiliyordu. Ve ben yine aynısını yapmıştım. İşini bilen, yıllanmış savcılara davayı bırakmak varken yine yapmıştım yapacağımı! Ama bu diğerlerine benzemiyordu. Adam beni canımla tehdit etmişti ve ne yazık ki ciddiydi... Yüzünü göstermişti bana. Of Tuna, of! İşte şimdi ayvayı yedin!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD