KARACA'NIN AĞZINDAN...
"Yanlış kata geldiniz sanırım Asya hanım." dedim.
"Karaca Korman değil mi?"
"Evet!" dedim şaşkınlıkla.
"O zaman yanlış gelmedim. Müsade verirseniz içeri geçeyim, öyle konuşalım."
Güvenmedim, güvenemedim. Gecenin bi vakti kapımda yeni avukatınızım diye beliren kadına güvenmek gelmedi içimden. Tanımıyordum, daha önceden yüzünü de hiç görmemiştim.
"Sizi tanımıyorum hanımefendi ve müsait değilim." dedim soğuk sesimle.
Yüzünü yere eğerek hafiften güldü.
"Pes ediyorum tamam!" dedi.
"Avukatınız Sergen beyi ayarlayan o gizli yardımsever bendim. Şimdi ikna olduysanız eğer içeri girmek istiyorum."
"Nasıl?" dedim kapıyı tutan parmaklarımı gevşeterek. İsmini gizli tutan, yalnızca avukatın parasını ödeyen gizemli kişi bu genç kadın mıydı sahiden?
"Ayak üstü konuşacaksak ben gideyim Karaca hanım. Çünkü anlatacaklarım öyle üstün körü konuşulacak konular değil. Sergen dün akşam bana geldi, boşanma davasının iyice sarpa sardığını, işin içinden çıkamadığını söyledi. Aslında Sergen mesleğini mükemmel yapan bir avukattır ama erkeklerin aklı bizim gibi şeytanlığa pek çalışmaz."
(...)
Cevap vermeden yüzüne bakmaya devam ettim. Acaba bende mi erkektim? Çünkü benim de aklım şeytanlığa ziyadesiyle çalışmıyordu.
"Bakışmaya devam mı edeceğiz Karaca? Daha az önce 2 aydır izini sürdüğüm bir pisliğin, eşini aldattığına dair çarşaf çarşaf belgelerini topladım ve ayaklarım ağrıyor. Biraz daha oturmazsam olduğum yere yığılacağım."
Çekimser tavırlarla kapıyı açıp kadını içeri davet ettim. Ellerini yıkamak istediğini belirterek banyonun yerini sordu.
Tarif ettiğim yere geçtiğinde biraz düşünme fırsatı doğdu bana da. Giyim ve kuşamından, yüzündeki makyaja kadar ultra seviyede durumunun olduğu belliydi. Kadın resmen yürüyen banka gibiydi. Taktığı takıdan kullandığı parfümün markasına kadar paranın kokusunu alabiliyordum. Ne de olsa yıllarım zenginliğin içinde geçmişti ve az çok hâkim sayılırdım. Yani markalardan anlayabiliyordum ya da pahalı parfüm kokularından...
Ben böyle düşünmeye devam ederken kadın az önceki görüntüsünün aksine daha salaş şekilde geldi yanıma. Salık saçlarını başının üstünde dağınık topuz yaparak toplamış, yüzündeki makyajı da temizlemişti. Mükemmel bir güzelliğe sahipti.
Ayaklandım hemen. "Ben size sofra kurayım." dedim. İşten çıkıp buraya geldiği belliydi. Aç olduğunu düşündüm.
"Hiç zahmet etme Karaca. Zaten yemek yedim de geldim ama çayın varsa içebilirim."
"Var, var tabiki." derken hızla mutfağa geçtim.
Avukatta benimle birlikte gelip sandalyeye oturdu ve uzun uzun anlattı. Saat öylesine geç olmuştu ki yarın nasıl işe gideceğim kaygısına düşüyordum ta ki gelmeden önce iş yerimden izin aldığını söyleyene kadar... Çalıştığım iş yeri babasının küçük bir işletmesiymiş.
Doğru duydunuz, küçük bir işletme! Küçüğü buysa eğer büyüğünü, pardon büyüklerini düşünemiyorum!
İş yeri mevzusuna gelecek olursak, gerçekten de tamamen tesadüftü ya da kaderin bizi bir araya getirmesi...
Kadın beni nerden buldu diye düşünüyordum, merak etmiştim ama buna da verecek cevabı vardı.
Benim tesadüfi karşılaşma olarak gördüğüm kahvaltı buluşması hayatımın bana açılan en güzel kapısıymış meğerse... Ömer amcanın yanında getirdiği Sarp beyin kız kardeşiymiş Asya.
Eve gidince Ömer amca sohbet arasında bizden, benden bahsetmiş. Sarp Bey'de ufak tefek gözlemler edindiğini söylemiş laf arasında. Benim eşimle olan soğuk durumumu, Tolga'nın sürekli önüme bariyer çektiğini, konuşmama bile fırsat vermediğini fark ettiğini söylemiş. Demek ki gözlem yeteneği yüksek birisiydi çünkü hepsi de doğruydu. Ne zaman ağzımı açacak olsam sürekli kesiyordu.
Tabii böyle anlatılınca Asya hanım dayanamamış, babasının da yardımıyla beni güzelce araştırtmış. Yetimhanede büyüdüğümü, okul okumadığımı, üstelik çocuğumun da olduğunu öğrenince kolları sıvamış. Çünkü edindiği önemli bilgilerden birisi de boşanma avukatı aramamdı. Paramın yetmediğini, bütün avukatlarla olan görüşme sürecimin bu yüzden askıya alındığını duyduğunda olaya hemen el atıp Sergen Bey'i devreye sokmuş.
Aslında düşüncesi davayı kendisinin almasıymış fakat hali hazırda devam eden bir dosyası olduğundan ötürü bu işe girişmek istememiş. Sergen Bey'in de çok iyi bir avukat olduğunu bildiğinden ötürü bütün masrafları kendisinin karşılayacağını söyleyerek bana yönlendirmiş. Başta her şey mükemmeldi, Sergen bey gerçekten işini büyük bir özveri ile yapan avukat. Ama Asya hanımın da dediği gibi erkeklerin aklı belirli bir seviyeden sonra kadınların şeytanlığı ile örtüşmüyordu. Yani Tolga'nın yapabileceği kalleşlikleri önceden tahmin edemiyorduk.
Davasını sonuca ulaştıran Asya hanım artık benim avukatım olabileceğini söylemeye gelmişti. Benim için çok güzel bir haberdi çünkü kendisinin mesleğini harika bir şekilde yaptığı, bana örnek verdiği dosyalardan belli oluyordu. Daha buraya gelmeden birkaç saat önce aynı benim gibi aldatılan bir kadının aldatıldığına dair kanıtları elde etmiş. Sonuca ulaşmak için yoğun bir çaba harcamışlar, çok büyük mücadeleler vermişler çünkü bu kadının eşi de aynı Tolga gibi ekonomik durumu çok üst seviyelerde bir adammış.
Hikayenin sonunda karşı tarafa pes ettiğini hissettirerek bir açık açma fırsatı sunmuş aslında. 'Yani biz ne kadar uğraşırsak uğraşalım senin eşinin, seni aldattığına dair herhangi bir kanıta rastlayamadık ve bu yüzden evliliği yürütmeye dair fikir değişikliğinde bulunacağız' diyerek hedefteki kişiyi hata yapmaya itip oyunu kurmuşlar.
Gerçekten işe yarayan bir oyun olmuş. Çünkü adam artık iplerin eline geçtiğini varsayıp bir rahatlama yaşamış ve bu rahatlamanın sonucunda da attığı her adımı 100 kez düşünerek değil de cepte bildiği kadının ona teslim olduğunu düşünerek atmış. Ve bir hafta içerisinde aylardır peşinde koşulan delilleri avukatın kucağına bırakmış.
Bana da aynı yolu izleyeceğimizi söyledi. Mahkeme tarihine daha çok vardı. Tolga'ya yakınlık kuracak, bana sunduğu teklifi olumlu yönde karşıladığımı düşündürerek kasılan bedenini rahatlatacaktım. Tıpkı bundan önce de olduğu gibi...
Ne zaman ki Tolga'yı affettim, ne zaman ki yavaş yavaş eskisine döner gibi oldu, işte o zaman Tolga'nın sürümü geri geldi.
Tekrardan telefonunu saklamalar, değişik değişik tavırlar, elde ettiğini anlatan tutumlar... Hepsi birer örnekti benim için...
"Ben çok açık sözlüyümdür Karaca. Sana da açık sözlü olacağım. 26 yaşındayım ve yaklaşık 1 senedir bekarım. 22 yaşında ailemin sözünü çiğneyerek onların hiç istemediği birisiyle evlendim. Aşkın gözü kördür derler ya... Belki çok klişe geldi sana ama ne yazık ki doğruluk payı büyük bir söz... Babamın bütün çabalarına rağmen o adamla evlenme konusunda direttim ve sonunda evlendim. Yaklaşık 3 senedir evliydik. Evliliğimiz daha ilk senesinden bozulmaya başlamıştı. Eşim, yani eski eşim başlarda ufak ufak yaptıklarıma kusur bulmaya, beni aşağılamaya başlamıştı. O zamanlar üzülüyordum, ağlıyordum ama küçücük iltifata hemen kanıveriyordum. Sonra bu aşağılamalar boyut kazanmaya başladı. Eve geç gelmeler, sabahlara kadar yapılan kavgalar, komşulardan gelen şikayetler... Belki değişir diye birlikte doktorlara bile gittik ama olmadı, olduramadım çünkü eşim hasta olduğunu kabul etmiyordu. O kadar çok seviyordum ki mücadele vermekten pes etmiyordum. Ama ben mücadele verirken kendimi ne kadar yıprattığımın farkına bile varmamışım.
Ne gece uykularım vardı ne de gündüz işimi doğru dürüst yapabiliyordum. Davalarım aksamaya, müvekkillerim tarafından sitem işitmeye başlamıştım. Bir duraksama döneminden geçiyordum. Çünkü Kerem, yani eşim bir arpa boyu yol alamamıştı, hatta öyle ki eve gelmemeye, geceleri başka yerlerde kalmaya başlamıştı. Ben işkilleniyordum ancak aşkımdan ötürü bunu görmemeye çalışıyordum. Ne kadar acı bir durum değil mi? Eve geldiğinde üstünden aldığım farklı kadın kokuları, ya da kıyafetlerinden bulduğum farklı renklerde saç telleri... Hepsi bana aldatıldığımı bas bas bağırırken ben körü oynamayı seçmiştim. Şimdi beni içinden eleştiriyorsun değil mi? Okumuş, etmiş kadın bunlara nasıl göz yumar diye... Seviyordum, affederim diye düşündüm ama olmadı! Ben hatalarına göz yumdukça o hataların üstüne her zaman bir hat daha ekledi ve sonunda işin içine şiddette girdi."
Her bir cümlesini şaşkınlıkla dinliyordum. Arkasında ona sahip çıkan çok varlıklı bir ailesi olmasına rağmen bunca acıya katlanması gerçekten tuhafıma gitmişti. Üstelik sadece maddi yönden değil manevi yönden de çok büyük destek alan bir kadınmış. Belki haddime değil ama içten içe sorguluyorum neden yaptığını. Benim imkanım olsa bir dakika daha kalmazdım bu evde, bu şehirde...
Suskunluğum devam edince anlatmaya devam ediyor.
"Şiddet bardaktan taşan son damla olmuştu. Çok pişmandı, yani öyle söylüyordu ama buna da göz yummamı bekleyemezdi benden. 3 senedir katlandığım eziyeti bitirmeye karar verdim ama bu sefer diretti, boşanmam senden diye bağırdı, çağırdı evde. Ancak gücü babama yetmedi, yetemedi. 'Gel güzel yolla halledelim, ailem bu kötü durumu bilmesin' dedim ama diretti, yola gelmedi. Ben de sen misin yola gelmeyen dedim, 2 gün sonra patlamış kaşım ve dudağımla memlekete döndüm. Babam İstanbul'u ayağa kaldırdı, Kerem'i bizzat evden aldırıp ayağına getirtti. Sonra işte paşa paşa boşandı benden."
"Çocuğunuz yok mu?" dedim.
"Yok. Kerem çok istedi ama ben daha çok ileriye dönük düşündüğüm için, hareketleri pek içime sinmediği için hep erteledim. İyiki de yapmamışım."
"Çocuk olunca kadın sineye çekiyor ne yazık ki..." diye mırıldandım içimden.
"Çocuk olsaydı da boşanırdım Karaca. Şiddetin başı geldiyse ve ben buna göz yumduysam devamı da mutlaka gelirdi. Yani boşanmamın önünde engel olmazdı."
"İnsanın sahip çıkanı olunca boşanır tabii, siz de haklısınız." dedim gözlerim dolu dolu.
Sustu, uzun bir süre sadece gözlerimin içine baktı. Belki de benim de ardımda bana sahip çıkan bir ailem, maddi durumu mükemmel bir babam olsaydı ben de Tolga'nın tuzağına düşmezdim...
Derin bir nefes aldı avukat...
"Artık yalnız değilsin." dedi.
"Ailen olamam, onların yerini tutamam ama boşanmana yardım edeceğim Karaca. Benim imkanlarım güzel olduğundan ötürü boşandım ancak ne yazık ki çaresiz kaldığından dolayı her şeyi sineye çeken kadınlarımız var, tıpkı senin gibi... Şimdi bana hayatını baştan anlatır mısın? Yetimhane dönemlerini atlayalım, Tolga ile olan tanışma sürecinden, evliliğinden bahset. Onunla ilgili her bir detayı öğrenmem lazım. Tuzağa düşmesi için kuracağımız düzenekleri görmeyecek, göremeyecek. Ve bunun için bana Tolga'yı anlatman lazım..."