KARACA'NIN AĞZINDAN...
Sen bu olayla nasıl alakalı olabiliyorsun? Evine dahi gitmeme ağız burun eğen adam nasıl oluyorda 180° dönüş yapabiliyor?
"Başımın çaresine bakabilirim." dedim.
"Yarın öğlen 2 gibi sen, ben, Derya buluşma ayarlayalım mı? O da benimle aynı düşüncede."
İşin içine Derya giriyorsa orda bir düşünürüm işte. Kardeş bildiğim kadındır Derya...
"Dışarı çıkmam mümkün değil çünkü her yer koruma kaynıyor."
"Derya ile buluşacağını söyleyerek sana attığım konuma gelebilirsin. Adamlar kendisi getirir seni."
Ok işareti atarak konuyu uzatmadım.
Derya varken onun yazmasına anlam verememiştim. Sanki gizli saklı yazışıyor izlenimine kapıldım.
Avukat paramı karşılayacak kadar zengin değildi Derya. Kendisi çalışıyordu ama geçen ay gelen zamla birlikte 50.000 TL'ye çıkmıştı maaşı. Zaten maaşının çoğu oglunu yazdırdığı özel okula gidiyordu.
Belki Mert iyi maaş alıyordur fakat onun da benden pek haz ettiği söylenemezdi. Yani ne zaman Deryalar'a gitsem olduğum ortamdan uzaklaşıp ya odasına kaçardı ya da dışarı atardı kendini.
"Anne!" sesiyle kendime çeki düzen verdim.
Öyle dalmışım ki oğlumun yanıma geldiğini bile anlamamışım.
"Efendim Alp?" dedim.
"Babam yarın gelecek mi?"
Baba sevdası coştu çocuğun.
"Gelmesini mi istiyorsun?"
"Hı hı!" dedi başını sallayarak.
"Çok mu seviyorsun babanı?"
Aynı şekilde salladı başını. İki gün öncesine kadar babasının beni üzdüğünü söylerken şimdi ne değişmişti? Tolga aklına mı girmişti oğlumun?
"Yarın gelecek baban. Alp..." dedim kucağıma oturması için elimle dizime vurup.
Geldi, hemen yerleşti.
Saçlarını okşadım...
"Seninle konuşmam gereken konu var."
"Ney anne?"
Nasıl anlatılır ki? Bir çocuğun dünyası annesiyle babasıdır. Ve ben bu dünyayı onun başına yıkacaktım. Babasıyla boşanacağımızı öğrenmesi, bunu kabul etmesi lazımdı.
"Biz babanla tam tamına 10 yıldır beraberiz. Birbirimizi çok seviyorduk, severek evlenmiştik. Baban bana aşıktı, ben de ona. Ama bazen insanların aşkları bitebiliyor oğlum."
Boncuk gözlerini söylediğim cümleleri anlamak istercesine yüzümde gezdiriyordu.
"Babamı sevmiyor musun artık?"
"Alp... Of!"
Derdimi anlatamıyordum, boşanma sürecine gireceğim babasıyla ayrı düşeceğini söyleyemiyordum.
"Anne!" dedi minik elini, elimin üstüne koyarak.
"Babam seni çok seviyor, bana dün akşam anlattı. Sen neden sevmiyorsun?"
"Çünkü aramızdaki saygı da bitti."
"Ama anne..."
"Büyükler kararını verdi oğlum."
"Ben sizin ayrılmanızı istemiyorum."
"Zamanla alışırsın."
"Sen bana her zaman insanların ikinci bir şansı hak ettiğini söylerdin anne. Babama neden vermiyorsun?"
Zekâyı benden almıştı oğlum. Babası gibi sevdiklerini üzecek, onu sevenleri sırtından bıçaklayacak s.laklığa sahip değildi.
Ama bu zekâ beni zorlayacak duruyordu. Karşı çıkmasaydı tüm düğümleri çözecek yolu bulmuştum. Şimdi araya Alp girince plan bozulmuştu.
"Her hata için geçerli değilmiş demekki oğlum."
"Babama çok kızgın olduğunu biliyorum anne. Pekiyi benim için ona bir şans verebilir misin?"
Beklemediğim yerden gelen istek beynimin içini çorbaya çevirdi. Her kesimden çıkan fikirler kendi düşüncelerime yer bırakmıyordu artık.
Oğluma suç bulamıyordum çünkü daha çok küçüktü. Her şeyi kavrayacak bilinçte olmadığından babasıyla barışmam için kendini siper ediyordu. Çünkü Tolga biliyordu ki benim kalbime giden yoldan Alp geçiyordu. İşte bu yüzden oğlumun aklını çelmiş.
"Alp-..."
"Benim için yaparsın dimi anne?"
Alp ağzımdan evet yanıtını alana kadar ısrar edecekti biliyorum.
"Yarın bir görüşmem var Alp. Kararımı ondan sonra söylesem olur mu?"
"Hı hı!" dedi yine o küçük kafasını sallayarak.
"Anlaştıysak ben uyuyabilir miyim anne?"
"Elbette oğlum. Sen odana çık, ben de geliyorum."
"Babamı da arar mısın anne? O da gelsin."
"Ben kararımı hâlâ vermedim oğlum."
"Peki anne."
Çocuğu nereye çekersen oraya gidermiş. Beyni öylesine taze ki tüm bilgilere olan açlığı bazı durumlarda beni zora düşürüyordu. Babasıyla olan durumumda önceden sergilediği performanstan dolayı beni seçeceğini düşünüyordum ama Alp kararını çoktan vermişti.
Ben aralarında problem olmasın diye oğlumun yanında tüm acımı içime gömüyorken babası güzelce oturmuş, tüm yaptıklarına rağmen masum göstermiş kendini.
Tek korkusu beni kaybetmekti biliyorum ama oğlumu manipüle ederek beni kazanacağını bilmesine öfke duyuyordum. Çünkü çok iyi biliyor ki ben Alp'in hiçbir isteğini geri çevirmem.
Alp uyuyana kadar arkadaşlarıyla oynadığı oyunları anlatmıştı. Sabırla, merakla dinlemiştim her bir anısını. Eğer çocuğun hevesini kırarsan sana bir daha asla derdini anlatmaz. Bundan ötürü o konuştu ben dinledim...
•••
"Karaca hanım Tolga bey siz çıkana kadar kapıda beklememi söyledi. Size zahmet kalkmadan önce bana haber verir misiniz?"
"Tamam."
"Birde... Yalnız Derya hanım olacak değil mi?"
"Hı hı!" dedim geçiştirerek. Bir de korumaya mı açıklama yapacaktım?
Tarif edilen masaya doğru ilerliyordum. Üst katta, insanlardan uzakta yer ayarlamıştı Derya. Aslında onunla konuşmayı düşünüyordum ama ne kadar aradıysam hep meşgul çalmıştı. Şarjı bitmiştir diye üstelemedim.
En kuytu köşede gördüğüm Mert'te beni görünce ayağa kalktı.
Ee Derya nerdeydi?
"Hoşgeldin." dedi.
"Derya nerde Mert?"
Bunca zaman evine girip çıktım, bir kere hoşgeldin demedin bana. Değişen ney acaba Mert?
"Otursana."
Anlamsız yüz ifademle sandalyeye oturup "Lavaboya mı gitti Derya?" dedim.
"Derya yok Karaca. Gelmen için yalan söyledim."
"Nasıl?" dedim.
Bu adam ne saçmalıyor böyle?
"Baş başa konuşacağım seninle."
"Ne münasebet!" dedim sandalyeden kalkarken ama Mert kolumdan tuttu.
Öfkeyle baktım bana temas eden parmaklarına. Anında geri çekildi.
"Boşanman için sana istediğin parayı ben vereceğim."
"Sebep?" dedim soğuk sesimle.
"İyilik yapmaya çalışıyorum."
"Sen kim oluyorsun da bana iyilik yapacaksın? Derya varken sana mı düştü benimle muhataba girmek?"
"Tolga seni hiçbir zaman haketmedi Karaca! Aşağıladı, hor gördü, ezdi! Boşanmak için eline fırsat geçmişken bunu kaçırmanı istemem!"
"Niye? Aşağılanan, hor görülen, ezilen benim. Sana ne oluyor?"
Hâlâ ayakta bekliyordum. Cümlenin sonu nereye gidecek bilmiyordum ve bilmekte istemiyordum. Sağ ayağım ilerideydi...
"Amacım iyilik yapmak."
"İyilik yapmak istiyorsan eğer Derya'yla konuş, onu devreye sok. Ne diye türlü türlü yalanlarla beni buraya getiriyorsun? Üstelik arkadaşımın adını alet ediyorsun buna."
"Derya kabul etmezdi biliyorum. O yüzden doğrudan sana söylemem gerektiğini düşündüm."
Ellerimi sertçe masaya vurdum.
"Hangi sıfatla?" dedim.
"Hangi sıfatla bu fikre kapıldın? Sen kimsin Mert? Daha iki gün öncesine kadar evine geldim diye odalara kapanıyordun! Şimdi değişen ne oldu?"
"Az sakin mi olsan? İnsanlık yapmaya çalışıyorum şurada."
"Gizli saklı buluşarak mı cidden? Bir daha sakın beni bu duruma düşürme!"
Çantamı masanın üstünden alıp ilerliyordum ki "İnsan sevdiğinden emin olunca adım atarmış Karaca." cümlesiyle duraksadım.
"Evet sana uzaktım çünkü hayatında Tolga olduğu içindi. Şimdi Tolga'dan kurtulabilirsin, buna fırsatın var. Eğer uzattığım elimi tutarsan sana seve seve yardımcı olurum. Derya'yı sakın düşünme çünkü onunla aramızdaki aşk 3 yıl önce bitti. Çocuklarımız için bir arada duruyoruz. İzin ver seni layık olduğun hayatın kraliçesi yapayım..."