33. GİR DE AL!

1078 Words
KARACA'NIN AĞZINDAN... "Ha ha ha aman ne komik dayı!" "Komik tabii! Komik olmasaydı ben güler miydim?" "Gülerdin! Dalga konusu babamsa eğer gülersin!" Asya hanımın davetiyle akşam yemeği için evlerine uğramıştım. Bundan 5 sene önce Trabzon'da yaşıyorlarmış ancak işlerin çoğu İstanbul'da olduğundan dolayı her iki ailede buraya taşınmaya karar vermişler. Tolga'nın evi şu an içinde bulunduğum evin yavrusu sayılırdı. Herkesin ayrı küçük villası, küçük villaların yanında kocaman bir saray... Özel yapım olan bu şahesere hayran kalmamak mümkün değildi. Birbirlerinden ayrılmamak için buldukları yöntem çok hoşuma gitmişti. Hem yan yanalar, hem de herkesin kapısı, evi ayrı. Toplanmak istedikleri zaman büyük eve, istemedikleri zaman da kendi evlerine çekiliyorlar. Kıskanmadım desem yalan olurdu... "Bari misafirin yanında yapma dayı!" "Tamam avukat hanım!" diyen yaşlı ama hâlâ çok yakışıklı olan amca bana bakıp gülümsedi. Sanırım Orhan amca buydu. Çünkü geldiğimden beri ya Asya hanımın babasına ya da Asya hanıma bulaşıyordu. "Sen buna bakma kızım. Karımla 30 senedir evliyiz, hâlâ daha bana bulaşmadan kafasını yastığına koymaz. Hatta elinden gelse bi kaşık suda bile boğar." "Boğarım evet. Şimdi bana eski konuları açtırma Altay!" "Aha yine başladık!" "TAMAM YETER!" diyen bakımlı ve harika güzelliğe sahip kadın elinde tepsiyle bize doğru geliyordu. Saçları tıpkı Asya'nın ki gibi kızıldı ama açık konuşmam gerekirse bu kadın çok güzeldi. Şimdi böyleyse, gençliğini düşünemiyorum bile... "Misafirin yanında yapmayın bari!" dedi otoriter sesiyle. "Kaç yaşına geldiniz, torun torba sahibi olmuşsunuz, hâlâ daha kediyle köpeksiniz!" Son noktayı koymuştu adının Umay olduğunu öğrendiğim teyze. Asya hanım diğer dayılarının kendi evlerinde olduğunu söylemişti. Sadece üç kişiyi daha bekliyorduk. Onlarda gelince yemeğe başlayacaktık ve ben çok gergindim. Kahkahalarında bile servet taşıyan bu insanların yanında yanlış hareket ederim diye ödüm kopuyordu. Aslında bizden biriydiler. Dışarıdan bakan kimse onlar için milyonlarla oynuyor diyemezdi. "Nerde kaldı bunlar? Her seferinde sofraya geç kalıyorlar!" dedi Orhan amca. "Heh, Göktuğ geldi!" Başımı kaldırıp ileriye doğru baktığımda 30 küsür yaşlarını andıran, yanında 10 yaşındaki oğluyla bize doğru gelen adamı gördüm. Bence oğluydu çünkü kendisine çok benziyordu. "Hayırlı akşamlar herkese." dedi. "Hayırlı akşamlar Göktuğ bey! Sonunda gelebildiniz!" "Hala!" dedi yerine oturan adam. "Şu babama bir şey der misin? Hiç çekecek durumda değilim." "Abi karışma millete daa!" Birbirleriyle olan yakınlıkları, buza dönen kalbime sıcaklık veriyordu. Aile olmak, aile kavramını hiç yitirmemek tadılması gereken en güzel lezzetlerden birisiymiş. Biz Tolga'yla hiçbir zaman böyle olamadık. Birbirimize hiç şaka yapmadık ya da tatlı kavgalarımız olmadı. Hayatımı onu mutlu etmeye adadım fakat o bunla yetinmeyi tercih etmedi. Asık surat, soğuk eş görevini üstlenmeden hep sevgiyle yaklaştım kendisine. Olmayınca olmuyordu işte... Sarp Bey'de masaya geldiğinde yemeğe başladık. Herkes birbiriyle sohbet ediyor, muhabbetin en alâsını yaparak yemeklerini yiyorlardı. Arada hafif tansiyonlu kavgalar oluyordu ama neyseki uzun sürmeden tatlıya bağlamayı biliyorlardı. Çünkü bu insanlar daha bugün tanışmamışlardı. Herkes birbirinin sınırını bilerek cümle sarfediyordu. Ara ara bana da soru soruyorlardı. Asya hanımın ailem konusunda önceden herkesi uyardığı belliydi çünkü kimse de çıkıp anan, baban nerde diye sormadı. Yemekler yiyildi, çaylar henüz içiliyordu. Aslında buraya boşanma hakkında konuşmak için gelmiştim ama henüz sıra oraya gelmemişti. "Abi görüştün mü kızla?" dedi Asya hanım. Sanırım Sarp beye sormuştu. Bakışlarını çay bardağından kaldırıp kız kardeşine baktı. "Yok..." dedi baş hareketiyle destekleyerek. "Niye oğlum? Tertemiz aile kızı. Buna ne kusur buldun?" "Beğenmedim anne!" dedi öfkeyle. "Hiçbirisini de beğenmeyeceğim! Kız falan bulmayın bana artık yeter ya! İstemiyorum diyorum dimi!" "Sesinin tonuna dikkat et Sarp! Karşında küçük çocuk mu var senin?" dedi Altay amca. Bi ona, bi buna bakmaktan başım dönmüştü. "O zaman rahat bırakın beni artık baba! Kapatın dedim size şu konuyu dimi!" "5 yıl oldu Sarp, 5 yıl! Hâlâ daha aklın o kızda mı!" Sarp beyin tıpkı annesini andıran simsiyah gözlerini ateş bürümüştü adeta. Babasına saygıda kusur etmemek için içine attığı öfkesi dışarı taşıyordu. İyice kabuğuma sindim... "29 yaşına geldin, koca adam oldun. Tek erkek çocuksun Sarp. Soy neyle yürüyecek he oğlum!" Elindeki çay bardağını sertçe masaya bırakarak çalışanlardan paltosunu isteyip hızla çıkıp gitti evden. "Sinirli b.k!" dedi Altay amca. "Çok üstüne gittin Altay." dedi Umay teyze. "Bu çocuk benim elimde kalır Umay! Söyle şuna ya kendine gelsin ya da ben kendisine gelmesi için kuvvetlice silkelerim! Utanmasa parmağında yüzükle başka adama kaçan şerefsizi eve gelin getirecek!" "Tamam!" dedi Umay teyze usulca bana bakarak. Benim yanımda bu konuları konuşmak istemediği belliydi. Başımı yere eğdim, duymamış gibi yapmaya çalıştım. "Biz en iyisi odama çıkalım." diyen Asya kurtarıcı melek gibi kurtarmıştı beni. "Olur!" dedim heyecanla. Ayağa kalkmıştık ki "Umay hanım, kapıda birisi var." diyen kadının sesiyle duraksadık. "Kim?" dedi Umay teyze. "Adının Tolga olduğunu söyledi." Hemen Asya hanıma baktım. O da şaşkındı ama benim şaşırdığım pek söylenemezdi. "Ben hemen geliyorum." diyerek izin istedim. Asya hanım da benimle gelmek istedi ama müsade vermedim. Çok yorulmuştum ve Tolga'nın düşük çenesini çekecek durumda değildim. Umarım fazla saçmalamadan yollayabilirdim... "Eşiyim, müsade verin." dedim kapıdaki korumaya. Önümü açan adam, Tolga'nın varlığını belli eden hareketi yaparak kapıyı araladı. Elleri cebinde, yüzü kıpkırmızı... Yandın Karaca! Barut gibi gelmiş resmen. "Ne oldu Tolga?" dedim. Korumaya baktı. "Biraz müsade verebilir misiniz?" dedim. Koruma da Tolga'ya baktı ve kendinden emin sesiyle "Herhangi bir durumda müdahale ederim." dedi, gitti. Koruma gidince Tolga'ya döndüm. Kolumdan tuttu anında. "Ne yapıyorsun?" dedim. "Derhal eve gidiyoruz! Evde konuşacağız bu konuyu seninle!" "Saçmalamayı keser misin?" "Ne işin var senin Koçyiğitler'in evinde?" Koçyiğit mi? Asya Hanımın soyadı Yıldırım değil miydi? "Avukatımla görüşmeye geldim." "Avukat mı? Senin avukatın Sergen değil miydi Karaca! Kimi kandırıyorsun sen? Yürü!" Kolumdan çekiştirmeye devam ediyordu. "Değişti avukatım. Kolumu bırak Tolga! Gelmeyeceğim seninle!" diyerek gitmemek için direttim. "Yürü dedim sana! Annemle babam seninle konuşmak için evine geliyor, gelini başka yerlerde sürtüyor!" "Ağzını bozma Tolga!" "Bozdurma! Şimdi yürü dedim sana!" "Ne oluyor burda!" Gelen sesle birlikte Tolga esir aldığı kolumu bırakmak zorunda kaldı. Orhan amcanın sesiydi. Utancımdan arkamı da dönemiyordum. Hafiften sağa kayıp başımı aşağı eğdim. Beni insanlara karşı rezil etmesinden çok sıkılmıştım. "Bir şey olduğu yok! Karımı almaya geldim sadece." "Karını kolundan tutarak mı sürüklüyorsun?" "Sürüklemiyorum Orhan bey. Ayrıca karı, koca arasına girmezseniz sevinirim. Hadi sevgili eşim, evimize gidelim. Annemle babam seni bekliyorlar." Yerimde sabit durmaya devam ettim. "Karaca hadi hayatım!" Gitmek istemiyordum. Yine beni kandırmaya çalışacaklardı. Tolga'nın annesi Tolga'dan da beter manipüle eden karaktere sahipti. Orhan amca kapının önüne kadar yürüyüp "Bak evlat!" dedi Tolga'ya. "Eşin gelmek istemiyorsa eğer geriye çekileceksin. Hadi şimdi sinirlerimi bozmadan kaybol kapımın önünden." "Karımı alırken sizden mi izin alacağım? Namusumu korumak size mi düştü?" Geriye çekildi Orhan amca. Belliydi böyle olacağı... Ailem bana sahip çıkmamış, başkası neden çıksın ki? "Hadi gir al!" dedi. "Sıkıyorsa gir al! Orhan Koçyiğit'in konağından içeri girip de misafirini almak istiyorsan gir al, tek saniye kaybetme! Gir bakalım alabiliyor musun? Ya da al bakalım çıkabiliyor musun?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD