KARACA'NIN AĞZINDAN...
Duruşma salonundan çıkmış, yol kenarında taksi bekliyordum. Neyseki taksiye verecek param vardı...
Aynı evde yaşadığımız günler alışveriş yapmak için Tolga'nın hesabıma 100.000 TL atmasını rica etmiştim.
'100.000 dediğin nedir güzelim? Senin ayağına paspas olsun!' diyerek anında yollamıştı. Ah zenginlik...
Beni yaklaşık 1 ay idare ederdi ama sonrasında zorlanma yaşayacaktım.
Tolga'yla konuşmuş, Alp'i akşam alacağımı söylemiştim. Kabul etmişti hatta üstüne 'Sen de gelebilirsin sevgilim. Hâkim bizi boşamayacak kabul et bunu. Direnmen yalnızca ikimizi yıpratır.' demişti. Dönecek olsaydım bu yola çıkmazdım Tolga...
"TAKSİ!" dedim az ileride gözüken taksiye. Beni gördü, usulca yavaşladı ve tam önümde durdu.
Hızla arka koltuğuna oturup evin adresini verdim.
Yol akıyor, zaman hızla geçiyordu. Evime yakın yerde müsaade isteyerek aşağı indim. Saat 5'e geliyordu. İş bakmak için fazla geç sayılmayacak bir zaman diliminin içindeydim.
Evime yürüme mesafesi yaklaşık 5 dakika olan, camında yardımcı eleman aranıyor yazan dükkana girdim.
"Hayırlı akşamlar..." dedim.
Garson belirdi karşımda. "Buyrun hanımefendi?" dedi.
"Şey... Ben camdaki yazı için gelmiştim de..."
"Buyrun, buyrun sizi müdürün odasına çıkartayım."
Kadın önümde, ben ardında, çekinir tavırlarla müdürün odasına çıkarttı beni. İlk önce kendisi içeriye girip durumu anlattı. Ardından kapıyı sonuna kadar açarak "Müdürüm sizi bekliyor." dedi.
Küçük bir teşekkürle içeriye girip kapıyı kapattım. Müdür koltuğunda oturan, yaklaşık 45 yaşlarında gözüken gözlüklü, hafif kilolu bir adam vardı.
"Hoşgeldiniz." dedi oturmam gereken koltuğu eliyle işaret ederek.
Çekimser tavırlarla oturup çantamı önüme aldım.
"İş ilanı için gelmişsiniz doğru mudur?"
Bi taraftan soru sorarken öteki taraftan da bilgisayarda işlerini hallediyordu.
"Evet." dedim kısa cevapla.
"Deneyiminiz var mı hiç?"
"Yok ama pratik zekâya sahibimdir. Yani her işi hemen kavrayabilirim."
Adam durdu, gözlüklerinin üstünden bana baktım.
"O zaman şöyle yapalım... Aslında biz muhasebeci arıyorduk ama temizlikçimiz daha işten yeni çıktı. Onun yerine geçebilir misiniz?"
"Olur!" dedim heyecanla. İş olsun da konum fark etmezdi.
"Güzel..." dedi yeniden önündeki bilgisayar ekranına bakarak.
"Ad, soyad alabilir miyim?"
"Karaca Korman." dedim.
Ne de kolay olmuştu iş bulmam. Tahmin ettiğimden daha güzel gidiyordu Tolga'sız yaşamım...
Klavye üzerinde gezinen parmakları muhtemelen ismimi yazıyordu.
"Karaca Korm-..." demişti ki durdu. Yine aynı hareketle gözlüğünün üstünden bana bakarak "Tolga Korman'ın eşi misiniz?" dedi.
"Evet." dedim. Kanun önünde hâlâ eşiydim. Şimdi adamla oturupta boşanma davasını tartışıp benim eşim değil diyemezdim.
Cevabımı duyunca bilgisayardan bir şeyler daha yapıp "Şey Karaca hanım..." dedi elini ağzına koyarak.
"Gözümden kaçmış sanırım. Bizim temizlikçi açığımız bu sabah dolmuş."
"Başka işte yaparım. Benim için fark etmez." dedim.
"Üzgünüm... Tüm alanlarımız dolu."
"Ama az önce sistemden kontrol ederek bana iş bölümü sundunuz. Neden şimdi farklı konuşuyorsunuz?"
"Gözümden kaçmış."
Çantamı dizlerimin üstünden alıp yavaşça ayağa kalktım. Buruk sesimle "Gözünüzden kaçmadı beyefendi. Tolga Korman'ın adını duymanız size yetti." dedim.
Ağlamakla direnç göstermek arasında gidip gelen sesim titriyordu.
"Size iyi günler diliyorum." dedim.
Ne diyebilirdim ki? O da başkalarından gelen emirleri yerine getirmek üzere oraya oturtulmuştu.
Her zamanki bencilliğini konuşturan kocam yine bekleneni yapmış, iş kapılarını yeniden yüzüme kapatmıştı.
Şimdi ben bunu hâkime delil olarak sunmazsam...
Saat 6'ya geliyordu ve gerçekten çok yorgundum. İş arama macerama yarın devam etme kararı alarak aktarmalı şekilde Tolga'nın evine geçtim.
İşte o ihtişam dolu villa! Dışarıdan bakan herkesin imrenerek gıpta ettiği şato! Duvarların dili olsa da konuşsa, şu kapılar anlatsa neler yaşadığımı?
Hiçbir şey dışarıdan gözüktüğü kadar masum değildir. Dışının muazzam olduğu o büyülü ev, içeriden çürümeye yüz tutmuş duvarları saklayabilir...
"Alp hazır mı?" dedim kapıyı açan Tolga'ya.
Adeti bile değildir yerinden kalkma tenezzülünde bulunup kapıyı açmak. Benim geleceğimi bildiği için muhtemelen bir kulağını kapı ziline alarmla kurmuştu.
Kapıyı açtı, boydan boya süzdü beni.
"Alp hazır mı diye sordum Tolga!" dedim göz hapsim devam edince.
"İçeri gelsene."
"Geleyim de mahkemede lehine kullan dimi?"
"Yapma Karaca! Gerçekten bu gece başka bir evde mi kalacaksın?"
"Evet! Mümkünse bundan sonra da kalmaya devam edeceğim! Şimdi Alp'i yolla!"
"Bu evin kapısı sana her daim açık karıcığım. Geri döneceğin günü sabırsızlıkla bekliyor olacağım..."
Kendine, gücüne, soyadına, mal varlığına öyle güveniyordu ki karşısında elim kolum bağlanıyordu.
Alp'i de alıp evden çıkmıştık.
Bana babasıyla yaptıklarını anlatıyordu. Artık durumumuzu kabul eder gibiydi. Güzel dille anlatınca yavrum bile anlamıştı derdimi de, bi babası anlamamakta ısrarcıydı...
"Anne..." dedi yürümeye devam ederken.
"Efendim annecim?"
"Babamı kaç kere görücem?"
"Hm... Hafta sonları babanla kalacaksın ama ne zaman istersen babanda kalabilirsin oğlum."
"Tamam anne."
Yürümeye devam ederken arkadan kornaya basılmasıyla korkuyla irkildim olduğum yerde.
Anne refleksi, oğlumu hemen kenara çekip "Ne oluyor beyefendi!" diye bağırdım.
Şoför koltuğunun camı aşağı indi.
Genç bir adam kafasını çıkararak "Yolun ortasından yürüyorsunuz hanımefendi!" dedi.
"Ha!" dedim adam gerçekten haklı çıkınca.
"Kafam bugün çok dalgın, kusura bakmayın."
"Önemli değil."
Zengin bir araçtı. Gerçi buralarda yaşayan insanların çoğu Tolga gibiydi.
Aracın açık camından içeriye doğru bakmaya çalıştım. Umarım Tolga'nın oyunlarından birisi değildir!
Kafamı sağa sola hareket ettirerek arka koltukta kimin oturduğunu görmeye çalışıyordum.
"İsterseniz çekinmeden arka koltuğa oturun!"
Şoförün sert uyarısıyla bulunduğum konumu idrak ettim. Utancımdan yanaklarım kıpkırmızı olmuştu.
"Zor bir süreçten geçiyorum. Beni takip eden birisinden şüphelendiğim için bakmıştım, özür dilerim."
Yer ve zaman farketmeden beni küçük düşürmeye yardımcı olan mükemmel bir kocaya sahiptim! Hatta kendisinin o mekanda olmasına bile gerek yoktu. Gölgesi bile yetiyordu...
"Bu yüz sizi ikna etmeye yeterli midir hanımefendi?"
Arka koltuğun olduğu yerden gelen sesle bakışlarımı oraya çevirdim. Bu yüz... Kahvaltı masasında Ömer amca denilen adamla yanımıza gelen soğuk tavırlı Sarp...
"Sen..." demiştim ki "İlerle Fuat!" sesiyle araç gözümün önünden kayboldu.