KARACA'NIN AĞZINDAN...
"TOLGA! TOLGA YALVARIYORUM OĞLUMU BENDEN ALMA! NE İSTERSEN YAPARIM AMA ONU BENDEN ALMA!"
"Benimle gel, boşanma davasından vazgeç, oğlunu gör! Yoksa yemin olsun ki sana Alp'in velayetini asla verdirtmem Karaca!"
Arabanın siyah camı da kapandığında dizlerim üstüne çöküp hüngür hüngür ağladım. Acımasızlıktı bu yaptığı. Annenin yavrusundan ayrıldığı zaman yaşayamayacağını bildiği için beni böyle sıkıştırıyordu.
Pes etmem uğruna elindeki bütün kozları kullanmaktan asla çekinmeyecekti. Ama bu çok ağır olmuştu. İşsizlik, açlık, evsizlik... Hepsini toplasan oğlumun tek nefesine denk gelmezdi.
Bir annenin yaşama olan tutunma gayesini elinden alırsanız geriye ne kalırdı ki? Hiçbir şey... Benden geriye de hiçbir şey kalmamıştı.
Dayanamıyordum. Tolga'nın gücüne karşı çıkamıyordum. Yaptıkları midemi bulandırıyordu ve ben artık yorulmuştum. Ne yaparsam yapayım adam parasıyla her kapıyı açıyordu.
Aklım beni geride tutsa da kalbim Tolga'nın evine doğru itiyordu. Çalışma hayatımı yeni yeni düzene sokmuşken oğlumu elimden alması tüm düzenimi altüst etmişti.
Kimse yanıma gelip neyin var diye sormadı. Ben bu hayatta yalnızlığa mahkûm olmuş kadındım. Her zaman olduğu gibi düştüğüm yerden tek başıma kalktım.
Mantığımı dinlemem gerekiyordu. Eğer kalbimin sesine yenik düşersem Tolga'ya istediğini vermiş olurdum. Şimdilik sakin kalmak, avukatımla olayı konuşmak daha iyiydi. Elbet açık vereceksin Tolga! Elbet bana o fırsatı vereceksin...
•••
"Oğlumu göreceğim!"
Yokluğuna bir gün bile dayanamamıştım. Daha haftanın ikinci günündeydik ve ben Cumartesi gününe kadar asla bekleyemezdim. Patronumdan izin alarak öğlenden sonra çıkmış, Tolga'nın evine geçmiştim. Şu kapısı bile içimi sıkan, ruhumu sıkıştıran ev...
"Tolga beye haber vereyim." dedi kapıdaki koruma.
Telefonuyla arama yaparak benden uzağa gitti. İçeri alacağını biliyordum çünkü Tolga'nın istediği zaten bu eve gelmemdi.
Konuşmasını bitiren adam tekrardan bana dönüp "Tolga bey sizi bekliyor Karaca hanım." dedi.
"Çekil!" dedim öfkeyle.
Zamanında bana yaptıklarını unutmamıştım. Önümde kazık gibi dikilen koruma tam 2 sene önce tüm yalvarmalarıma rağmen köpeği olduğu Tolga'nın sözünden dışarı çıkıp da kapıyı açmamıştı bana.
İşleri için yurtdışına çıkan kocam, evdekilerin hepsine verdiği talimatla burnumun ucunu dahi dışarı çıkarttırmıyordu. 1 hafta aynı havayı soluduğumda bunaldığımı hissetmiştim. Öğlen vaktinde azıcık hava almak için istediğim izin asla kabul edilmemiş, üstüne tüm giriş çıkışlara kilit vurulmuştu.
Korumaya yalvardım, nefes alamıyorum, azıcık izin ver diye dil döktüm ama vicdanının yokluğuyla görmedi beni. O gün, bu gündür nefret ederdim bu korumadan...
Bedenini hafifçe öteye taşıyan koruma tam yanından geçecekken koluyla önümü kesti.
Durdum.
"Tolga bey sizi odasına çağırıyor Karaca hanım. Alp'i sonra görecekmişsiniz." dedi.
Öfke ile soluklandım.
Dediğine cevap vermeden "Hangi kapının köpeği olduğun belli ama ben artık o kapının içinde yaşayan kadın değilim! Bir daha o kolunu önüme uzatacak olursan akıbeti sahibinin parmaklarına benzer, haberin olsun!" diyerek kolunu aşağı itip eve doğru yürüdüm.
Dur diyince duracak Karaca yoktu karşılarında. Yıllarca mahkûm edildiğim, ancak mahkûm edildiğimi zincirlerimi kırıp da ayrıldığım zaman anladığım bu hapishanenin içinde yaşamıyordum artık. Sahiplerinin emirleriyle beni yok sayacak gücü kendilerinde bulamayacaklardı...
Bahçeyi düzenleyen hizmetliler aralarında fısıldaşıyorlardı. Belki de pes ettiğimi düşünüyorlardı ama ben pes etmemiştim, etmeyecektimde. Mahkeme oğlumu bana verene kadar, Tolga'nın soyadının esaretinden kurtulana kadar mücadele edecektim.
Kesinlikle bizim odamızda bekliyordu. Bunu bilerek yaptığını biliyordum. Aklınca bana geri döneceksin imajı vermeye çalışıyordu.
Doğrudan yatak odamıza çıktım. Kapıyı öfkeyle açıp içeri girdim.
"Oo hoşgeldin karıcığım!" dedi uzandığı yataktan kalkma tenezzülünde bile bulunmayarak.
"Oğlumu göreceğim!" dedim.
"Görürsün Karaca. İlk önce karı koca konuşalım istedim."
"Buraya seninle konuşmaya gelmedim Tolga! Oğlumu göreceğim!"
"Sakin mi olsan hayatım?" derken yattığı yerden kalkıp yanıma geldi.
"Seni sinirli görmeye pek alışkın değilim." dedi dibime girerek.
"Kes zevzekliği! Ne diyeceksen çabuk de!"
"Yalnız sinirliyken daha bi çekici oluyorsun yavrum..."
Kafasını beni öpmek için eğdiğinde suratı tokatımı yedi. Utanmaz adam! Hem beni oğluma şiddet uygulamakla suçluyor, hem de öpmeye kalkıyor!
"Bana yaklaşma Tolga! Yoksa bu sefer yalnızca parmaklarını kırmakla kalmam haberin olsun!" dedim.
Koskoca Tolga Korman karısından tokatı yiyince ağrına gitmişti tabii! Sinirden yüzü kasılıyor, bedeni geriliyordu.
"Sırf şu eve dönebilmem için bütün pislikleri yapacaksın dimi Tolga!" dedim.
Sustu...
"Sırf sana döneyim diye beni evladımla bile vuracaksın dimi? Sana şans verdim!" dedim ağlayarak.
"Bize bir şans verdim Tolga! Beni aldatmana rağmen, hem de bunu en yakın arkadaşlarımdan biriyle yapmana rağmen sana şans verdim! Bütün fedakârlıkları gösterdiğim, bütün gururumu ayaklar altına aldığım bu eve geri döndüm, sana geri döndüm! Kocamı seviyorum dedim, o da beni seviyor dedim ama ben körmüşüm..." dedim kafamı iki yana sallayarak.
Tolga ise sözümü kesmeden dinlemeye devam ediyordu.
"Sevgi bu değil ki! Sevdiğini 4 duvar arasına sıkıştırıp dışarıdan sakınmak değildir sevgi! Sevgi sevdiğini eve kapatırken kendi gözünün başkalarında olması değildir! Bir anneyi oğluyla tehdit etmek değildir! Anneye iftira atarak çocuğuna şiddet uyguluyorsun demek değildir! Sevgi nedir biliyor musun?" dedim.
Yaklaştım, tam gözlerinin içine baktım...
"Eli eline değse..." dedim elini tutarak.
"Kalbinin pır pır etmesidir. Gözü gözüne değse..." dedim yüzünü tutarak başını bana yaklaştırıp.
"İçinin hoş olmasıdır. Her şeye rağmen, yaptıklarına rağmen affetmektir sevgi. Ben seni sevdim Tolga... Ben seni çok sevdim."
Parmak uçlarımda yükselerek dudaklarımız arasında santim bıraktım.
"Nefesim kadar sevdim seni..." dedim fısıltıyla.
Gözlerini kapatarak kendini tamamen bana teslim etti.
Amacım öpmek değildi, nefesimi hissetmesiydi. Hissetti de...
"İhanetini bile affetmiş bu kadını sen paramparça ettin Tolga. Beni oğlumla vurmayacaktın..."
Uzaklaştım. Gözlerini açtı.
"Beni asla oğlumla vurmayacaktın!"
Göğsüne yerleştirdiğim ellerimle bedenini ileriye doğru savurdum.
"Şimdi oğlumun nerde olduğunu söyle!"
Gözümden akan yaşları usulca sildim. Bitmiş hikâyenin son demlerini yaşıyorduk. Bizim hikayemiz Tolga'ya ikinci şansı verdiğim gün bitmişti zaten.
"Bana geleceğini bile bile kendine bu eziyeti neden yapıyorsun Karaca?" dedi.
"Geleceğimi nerden çıkarttın?"
"Çünkü sen Alp'siz yapamazsın. Mahkeme kalıcı velayeti bana verecek, bunu benden daha iyi biliyorsun. Bildiğin hâlde neden hem kendine hem de bana eziyet çektiriyorsun? Dibime dibime girip niye bana acı çektiriyorsun? Ben çok mu meraklıyım seninle uğraşmaya? Çok mu seviyorum gözünden yaş akmasını? Ama mecbur bırakıyorsun! Sen önündeki çukurun içine göz göre göre atladın Karaca. Ve şimdi o çukurun içine beni de çekmeye çalışıyorsun. Yaklaşıyorsun, kendini bana özlettiriyorsun, köpek ediyorsun peşinde! Ufak bi öpücük için bile süründürüyorsun. Neden ya neden?"
Sesi öfkeden eser barındırmayan sakinliği barındırıyordu içerisinde. O da sıkılmıştı bulunduğumuz durumdan ama bizi bu duruma getirenin kendisi olduğunu anlamayacak kadar da bencildi...
"Nedeni çok açık belli değil mi? Seni affettiğim hâlde beni aldatmaya devam ettin."
"Ya nerden biliyorsun? Tekrar aldattığımı nerden biliyorsun Karaca? Alev sana iki kelime laf etti, sen de inandın öyle mi? O kadının amacı zaten başından beri belli! İkimizin arasını açmak! Ve başardı da zaten! Benden kaçıyorsun, kocandan kaçıyorsun! O aptal gururun uğruna oğlundan bile ayrı kalmayı kabul ettin!"
"Beni oğlumdan ayıran sendin Tolga! Şiddet uyguladığımı söyledin, yetmedi üstüne yalancı şahitte tuttun!"
"Mecbur bırakıyorsun beni! Seni seviyorum Karaca..."
Yaklaştı, geri gidemedim.
"Ben hep seni seveceğim..."
Yine yaklaştı...
"Yaptıklarımın hepsi seni kazanmak için. Beni buna mecbur bıraktın. Tüm çabalarıma rağmen bana dönmeyi değil, tek başına mücadele etmeyi seçtin. Ama edemiyorsun gülüm..."
Dibimdeydi...
"Gel vazgeç şu boşanma işinden. Gözlerin kızarmış yorgunluktan..." derken eliyle gözlerimin altına dokundu.
"Uçsuz bucaksız deniz gözlerine bakmaya hasret kalmışım. Ne de çok özlemişim seni Karaca. Az önce nefesin yüzüme değdi ya... Kaybettiğim huzuru bulduğumu hissettim."
Belimden kavrayıp kendine çekti.
"Direnme bana!" dedi.
"Senin bi ayakkabı parana 1 ay çalışma Karaca! Dünyaları seriyorum önüne, tüm servetimi yatırıyorum ayaklarının ucuna. Çek şu boşanma davasını, yeniden yuvana dön, bize dön. Sensiz bu ev bi hiç! Yarım kaldık sevgilim..."
Ağzı öyle güzel laf yapıyordu ki çektirdiği tüm zahmetleri bir anlık da olsa unutturuyordu.
"Eğer dönersen buralardan taşınacağız. Sıfırdan, başka bir şehirde hayatımıza başlayacağız. Üçüncü kişiler asla olmayacak, asla! Her yere seninle gideceğim, attığım her adımımdan haberin olacak. Yalnızca sen, ben ve çocuklarımız olacak. Yeterki kır şu inadını, daha fazla işkence çektirme bize güzel gözlüm..."
Bakışları o kadar keskindi ki çabucak etkisi altına alabiliyordu. Yörüngesindeydim ve çıkamıyordum. Tolga'nın üstün zekasıyla tatlı, zehirli dili birleştiğinde insanı kolayca manipüle edebiliyordu.
"Aksi hâlde, boşanma devam etsin dersen eğer bir sonraki duruşmada anlaşmalı boşanmayı kabul edeceğim. Ama şunu da bil ki Alp'i sana asla bırakmam! Seçimini bir an önce yap güzel karım..."
Yanağımdan öpücük alarak elini belimden çekip yavaş adımlarla odadan ayrıldı.
Zehrini akıttı ve gitti...