KARACA'NIN AĞZINDAN...
"Sen ne diyorsun pislik herif!"
Çantanın sert tarafıyla kafasına üç, dört defa vurdum.
"ŞEREFSİZ! ARKADAŞIMIN KOCASISIN! NASIL DA UTANMADAN BANA BUNLARI SÖYLERSİN!"
Tüm öfkemi Mert'in üstüne kusuyordum. Bana aşıkmış, Derya ile olan aşkı bitmişmiş, Alp'i de alıp buralardan kaçacakmışız!
Çok düşündüm acaba ona küçücük dahi olsa umut mu verdim diye. Bulamadım. Umudun kırıntısına dahi rastlayamadım çünkü biz Mert'le aynı ortamda 5 dakikadan fazla kalamıyorduk.
"Canavar mı besledin içinde sen?"
Kafasına vurduğum darbeler çenesine etki ediyordu. Hâlâ arsızca benimle konuşmaya çalışıyordu.
"Karaca dur! Bak dur diyorum sana!"
"Adi pislik seni!"
Binbir güçle elimden çantayı alıp cafenin diğer köşesine fırlattı. Nefes nefese kalmıştı ve muhtemelen vurduğum darbelerden ötürü kaşının üstü açılmıştı.
"Hemen kabul etmeni beklemiyorum Karaca!" dedi zorla konuşarak.
"Ama lütfen kestirip atma!"
"Sakın!" dedim işaret parmağımı yüzüne tutup.
"Sakın bu iğrenç konuyu bir daha açayım deme! Yoksa seni bu dayakla bırakmam Mert!"
Suratını gördükçe kalkan midemi daha fazla tutamıyordum. Çantamı fırlattığı yerden, telefonumu da düştüğü zeminden alarak hızla çıkışa doğru ilerledim.
Kalbim deli gibi atıyordu. Olayın şokuyla tere bulanan yüzüme yapışıyordu saç tellerim. Can dostum olan kadına bunu nasıl söyleyebilirdim? Kocanın bende gözü varmış nasıl diyebilirdim?
Sussam vicdanımın sesi durdurmazdı beni. Halimi anlatmak istesem Derya yıkılırdı, Derya mahvolurdu.
Mert; yediği en küçük yemekte dahi eşine ellerine sağlık canımın içi diyen birisiydi. Madem evliliğiniz yıllar öncesinden bitmiş, niye hâlâ çocuk yapmak istediğini söylüyordun?
Arada biten hiçbir şey yoktu. Mert sadece heyecan arıyordu. Tolga Korman'ın karısı Karaca Korman büyük hedef gözüktü ona. Hep zirveye oynamak istediğinden beni hırs yapıp Tolga'nın elinden alacak, magazinin diline düşürecekti. Hatta onun amacı Tolga'yı gözden düşürmekti. İtibarını zedeleyerek iş ortamını vasata indirmeye çalışacaktı.
Ve evliliğimiz tökezlediği an başını soktuğu kumdan çıkarıp yolumu kesti. İçinde kaybolduğum duygusal boşluktan yararlanmaya çalışıyordu ama atladığı çok önemli detay vardı... Ben eşimin bana yaptığının aynısını ona yapmam! Birisiyle aramda bir şey mi olacak, ilk önce boşanmanın bitmesini beklerim. Boşanma olduktan sonra da karşıma çıkanın adam mı olduğuna bakarım. Hangi cüretle başkasının kocası sıfatındayken onunla kaçacağımı düşündü acaba?
Aklımı yitirmek üzereydim. Ayaklarımın bağı çözülecek gibi oluyordu. Merdivenlerden inerken korkuluklara tutuna tutuna basamakları aşıyordum. Tek isteğim bir an önce kendimi dışarıdaki araca atmaktı.
"İyi misiniz?"
Yanımdan geçen genç bir kadın halimi fark etmiş olacak ki koluma girdi.
"İyiyim!" dedim kendimi sakinleştirmeye çalışarak.
"İyi gözükmüyorsunuz. Yardım etmemi ister misiniz?"
"Şey..." dedim yutkunarak.
"Aracım dışarıda bekliyor zaten. Endişeniz için teşekkür ederim."
Kadın ısrarlarına rağmen iyiyim dediğimi duyunca mecbur kalarak kolumdan çıktı.
Zaten önümde 4 basamak kalmıştı. Onları da inip çıkışa doğru yürümeye başladım.
"Yine bekleriz Karaca hanım..." diyen garson baş selamıyla uğurladı beni.
Dışarı çıktığım an gözlerimle aracı arıyordum ki Tolga'yı gördüm.
Olamaz! Bunun ne işi var burda?
Yaslandığı arabasından ayrılıp bana doğru yürümeye başladı.
İçeride Derya yok! Mert desen az sonra dışarı fırlar. Tolga desen Mert'i tanıyor. Ee Karaca? Sen buraya Derya'yla buluşmaya geldiğini söylemedin mi? Of, gerçekten of!
"Karaca..." dedi yanıma gelince.
"İyi misin? Çok solgun gözüküyorsun?"
Önümde iki seçenek vardı. Ya Mert çıkmadan her şeyi anlatacağım ya da Mert çıkıp olayı çorba yapacak...
"Karaca kime soruyorum?"
Kolumdan hafifçe dürtüldüğüm an kararımı vermiştim.
"Tolga ben hiç iyi değilim!" dedim.
"Ne oldu?" dedi telaşla.
O dayakla kurtulman senin için umut ışığı olur Mert.
Sen Tolga... Madem kocam olma konusunda böyle diretiyorsun, o zaman göster bakalım marifetlerini.
"Buraya..." dedim konuşmakta zorluk çekerek.
"Sevgilim arabaya geçelim mi? Ayakta kalma, orda konuşalım he güzelim?"
"Tolga..." dedim kolundan tutarak.
"Söyle yavrum!"
"Ben... Ben buraya Derya ile buluşmaya gelmiştim ya..."
"Evet..." dedi. Sesinden akan korku az sonra yerini tamamıyla öfkeye devredecekti.
"Beni kandırmış! Derya'nın ismini kullanarak tuzağa çekmiş beni!"
"Kim?" dedi çenemden kavrayarak.
Gözlerimin değdiği yerde öfke kendini belli etmeye başlamıştı.
Tolga'nın çenesi sıkılmaktan dişlerine zarar veriyordu.
"Ben..." dediğim an bana kenetlenen siyah hareleri ileriye kaydı.
"Ulan ben senin!" dedi.
"Karımda gözün olduğunu biliyordum lan!"
Düşünerek kafaya takacağım olayların sonunda bile yer edinemezsin Mert!
Yiyeceğin dayakları küçücük bir yer kaplamasıyla bile almayacağım zihnime. Adam olsaydın da başkasının karısına göz dikmeseydin, hem de evde benden çok daha güzel karın varken...
Kolumdaki tokayla saçlarımı başımın üstünde topuz haline getirip rahat vaziyetle araca bindim. Biraz döver, işten kovar, başka da iş kapısı açmazdı Mert'e. Daha da ileriye gitmeyeceğini biliyordum.
Oğlumun isteğini yerine getirip Tolga'ya son şansını verecektim...
•••
"O şerefsiz seni rahatsız ediyor mu?"
"Yok."
"İyi! Eğer ederse direkt bana söylüyorsun duydun mu?"
"Tamam."
Derya ile konuşacaktım, Tolga ile konuşacaktım, Alp ile konuşacaktım...
Sıra öylesine kalabalık ki hangisinden başlayacağıma karar veremiyordum. Sanırım ilk Tolga'yı halletmem lazımdı. Yarın da Derya ile buluşma ayarlayıp ona da kocasının gerçek yüzünü açıklayacaktım. İşin en zor kısmı da Derya'ydı zaten. Hâlâ daha aklımda konuşmaları oturtamamıştım.
Alp'te sofraya gelince Hayat abla servisi açtı. Artık Tolga'nın peşinde koşan kadın olmayacaktım. Önüne gelen yemekleri yiyecek, yemezse de Karaca seferber olmayacaktı. Kendime bakacaktım, her şeyime daha çok dikkat edecektim ama asla Tolga için değil, kendim için. Gör bakalım Karaca Korman nasıl değişecek?
"Paşam da geldiğine göre hadi afiyet olsun..." dedi Tolga.
Yemek yiyordu ama kararımı vereceğimi bildiğinden her hareketimi korkuyla takip ediyordu. Ne zaman Alp odasına çıktı, o zaman konuyu açtı...
"Verdin mi kararını?" dedi.
Yüzüne bakmadım, bakamadım. Hâlâ seviyordum eşimi ve sevdiğim için bile kendimden nefret ediyordum.
"Hı hı!" dedim çayımı içerken.
"Ney?"
Sakince yemeğimi yemeye devam ettim.
"Soru sordum Karaca! Bak... Zaten aşırı sinirliyim! Üstümdeki enerjiyi o şerefsize boşaltmadan, terim soğumadan gelmişim... Konuş artık!"
Dün gece oturup güzelce konuşmuştuk. Tolga, Mert'te her zaman şüphe duyduğunu, bu yüzden Derya'nın evine gidip gelirken bana sürekli zorluk çıkarıyordu.
Salmamıştı Mert'i. Beni arabayla kaldığımız eve yollamış, kendisi bizatihi olarak ilgi göstermişti. Yine dövmeye gideceğini söylüyordu. O zaman benimde Alev'i dövmeye hakkım vardı. Ne de olsa o s.rtükte evli bir adama göz koymuştu!
Çay bardağını usulca masaya bıraktım.
"Son bir şans veriyorum..." dedim.
"Nasıl?" dedi.
Sesinin tonu şaşkınlığını belli ediyordu. Kabul edeceğimi beklemediğinden anlık şoka girmişti.
"Evliliğimize son kez şans vermek istiyorum..."
Sandalyesinden kalkarak yanıma geldi, ayak ucuma çöktü.
"Söz veriyorumki seni pişman etmeyeceğim Karaca!"
Ellerimi avuçlarının arasına alarak dudaklarına götürdü.
"Seni çok seviyorum..."
Bakalım sahiden seviyor musun Tolga? Sana verdiğim şansı iliklerine kadar sömüreceğim. Kuru kuruya affetmek yok! Sen kapımda köpek olacaksın, her gün etrafımda dolanacak, yüzüne bakayım diye deli divane olacaksın. Şans verdim, yeniden yatağıma almadım! Eğer pişmanlığının samimiyetine inanırsam hatanı tek seferlik silerim ama tam tersi olursa gözünün yaşına bakmam, terk ederim! Ve emin ol ki seni bitirmek için bütün yolları denerim!