26. ELDE ETME MESELESİ!

1642 Words
KARACA'NIN AĞZINDAN... "Senin salak tuzağa düştü Karaca..." Bu habere sevinmem mi gerekiyordu yoksa üzülmem mi? Tuzağa düşmesi demek beni yeniden aldatıyor olduğu anlamına geliyordu. Boşanma davası açılmış olabilirdi belki ama resmiyette hâlâ evliydik. Kahvaltılarında zeytin, peynir yemek yerine yürek yiyen kocama hayatının şokunu yaşatacaktım. Yok öyle mahkemede kuru kuruya karımı seviyorum diyip de ardından başka kadınlarla fingirdeşmek! Kapatma mıyım ben? Canı sıkılınca bana gelecek, benden sıkılınca yedeklere yönelecek öyle mi? Oysa ben, seni beni kendi evimde aldatmana rağmen affetmiştim Tolga... Oğlum için, yılların emeği için, yanımda nefesini hissettiğimde huzurla soluduğum için verdim o şansı. Sevgimin, sadakatimin karşılığı bu olmamalıydı Tolga... Sessizliğim devam edince "Orda mısın?" sesiyle düştüğüm duygusal boşluğun içinden sıyrıldım. "Burdayım." dedim. "Biliyorum zor bir durumun içindesin, biliyorum şu an yaşadıkların hiç kolay değil ama kurtulmak istiyorsan fedakârlık yapman lazım Karaca. He dersen ki ben istemiyorum, canıma minnet hemen geri çekilirim." "Yok!" dedim panikle. Plan ilerlesin ya da geri çekilsin... Sonunda boşanacaktım çünkü Alev'le dahi görüşmeye devam eden adamla ömrümü köşe kapmaca oynayarak geçiremezdim. Acaba mı diye düşünerek gecelerimi zehir etmek, çocuğuma kötü psikolojimi yansıtmak istemiyordum. "Sen devam et Tutku. Şimdi kapatsam olur mu? Alp bana sesleniyorda." "Tamam canım..." derken derin bir nefes aldı. Alp'in çağırmadığını biliyordu. Kaçış yolum olarak gördüğüm bahaneye inanmamıştı ancak halimi anladığından uzatmayarak kapattı telefonu. Telefon kapanınca tutunacak yer aradım kendime. 'İlk görüşte aşka inanır mısın?' demişti bana evlenmeden önce. O sorusundan öyle utanmıştım ki kıpkırmızı olmuştu yüzüm. Parmak uçlarıyla kızaran yanaklarıma dokunup 'Çok güzelsin Karaca. Ve ben bu güzelliğe ilk görüşte aşık oldum.' demişti. Bütün o aşkını haykırmaları, sevgi sözcükleri evlenene kadardı. Evlendikten yaklaşık 2 sene sonra soğuklaşmaya başladı. Sürekli kılık kıyafetime, saçımla makyajıma, doğumdan sonra aldığım kilolara takılıyordu. Alp'ten önce 48 kiloyken doğum yaptıktan sonra 55'e yükselmiştim. Her bir sözcüğünü ufak bir tebessümle savuşturarak isteklerine yetişmek uğruna canla, başla çalışırdım. Kimileri gıpta eder, kimileri de boş değerden görürdü yaptığımı. Yuvam olmuştu, ilk kez evim diyeceğim bir çatım olmuştu. Hayatımda hiç hissetmediğim o aile kavramının sıcaklığını yaşıyordum. Ve ben bunu Tolga'ya çok yansıtmıştım. Onun, benim hayatımdaki tek varlığım olduğunu derinlemesine hissettirmiştim. O da ben yıkılırsam Karaca'da yıkılır, beni bırakmaya cesaret edemez bilinciyle bütün pislikleri yedi. Aldattığı yetmemiş gibi çocukta peydahladı. İğrenç ötesi durumu kabullenemiyordum. Ne zaman bana yaklaşacak olsa, nefesi bana değer değmez başka kadına da dokunduğu aklıma geliyordu ve midem bulanıyordu. Yani zorlamalarım hiçbir fayda vermemişti. Ben, Tolga'yı affedemiyordum. Belki kuru bir konuşma, bir kaç kez buluşma olsa affeder, yine karı koca hayatımıza kaldığımız yerden devam ederdim ancak olmadı, Tolga bunu oldurtmadı... Tutunmak işe yaramıyordu. Bulunduğum yere çökerek başımı dizlerimin arasına yerleştirip usul usul, Alp duymadan ağlamaya çalıştım. İçime akan bu gözyaşlarının ahı sende kalır mı sanıyorsun Tolga? Geceler boyu süren hüznümün, kırgınlığımın, hayal kırıklığımın bir gün zaferle sonuçlanmayacağını mı sanıyorsun? Seni ilk kez yenilgiyle tanıştıracağım. Kaybetmeyi bilmeyen zihnine harf harf kodlayacağım zaferimi... ••• Tutku planı muazzam yürütmüştü. Benimle iletişime geçmiyordu, geçemiyordu. Yüreğinin yetmediğini söyleyerek Derya ile konuşup bana haber ulaştırıyordu. Hangi kadın, eğer kadınsa başka bir kadına, kocası hakkında böylesine haberleri verebilir ki? Yaklaşık 2 hafta üstüne tuzağa düşmüştü Tolga. Ufak elektriklenme, ayak üstü bakışmalar, şirkette laflamalar... Tolga bu tuzağa düşmedi, Tolga bu tuzağa balıklama atladı. Ben de seni zeki sanırdım... Bugün dışarıda magazincilerden uzak, kimsenin olmadığı mekânda buluşma ayarlamışlardı. Mekanı elbette Tolga seçmişti. Flörtten ileri boyuta taşımak istediği kesindi. Ve ben de gidecektim oraya. Gitmek zorundaydım... Kendi gözlerimle görecek, kendi ellerimle fotoğraflarını çekecek, kanıtımı kendi ellerimle avukatıma verecektim. Mekanın önündeydim. Onlardan önce içeri girip yerime yerleşmem lazımdı fakat ayaklarım titriyordu. Acaba girmesem mi diye savaş veriyordum içimde. Olmaz, bunu yapmam lazımdı. Derin bir nefes aldım ve hızlıca içeriye girdim. Gelmek üzere olduklarından vakit kaybı yaşamak istemiyordum. "Hoşgeldiniz." dedi garson. "Hoşbulduk." derken hızlıca garsonun yanından geçip Tutku'nun verdiği masa numarasını aramaya başladım. Yakın olmayacak ama uzakta sayılmayacak bir yere geçerek kendimi saklamam lazımdı. Panik halimi belli etmemeye çalışarak masayı arıyordum ki tam önümde belirdi. Cam kenarından uzak, duvarla bitişik bir yer... Adam resmen kendine korunaklı yer seçmiş. Şimdi göz taramasından geçirdiğim cafede en uygun yeri bulmaya çalışıyordum. Cam kenarındaki yere ben otursam camdan yansımam gözükebilirdi, olmaz. Duvar tarafına yakın otursam ona da yakın olurdum, olmaz. En iyisi şu ıssız duran yere geçip yüzümü de menüyle kapatmaktı. Kendimi ajan gibi hissediyordum resmen. Kocasını yakalayan ajan... Of Karaca! Şu düştüğün hallere bak! Elinde menü, gözünde gözlükler, başında çantandan çıkarttığın kocaman şapka! Tıpkısının aynısı olan dizi sahnelerinden birinden fırlamış gibiydim... Dakikalar birbirine kovalarken garson başımda belirdi. "Ne istersiniz efendim?" dedi. "Ne isterseniz onu getirin." dedim başımdan savmak için. "Anlamadım?" "Profiterol alabilirim." Ah Karaca! İyice saçmaladın! "Peki efendim. Yanında içecek olarak ne alırsınız?" "Su!" dedim geçiştirerek. Garson çekilince yukarı çıkan merdivenlere gözümü diktim. Her gelene pür dikkat bakıyordum. Kalbim delicesine çarparken bi tarafım onların gelmesini isterken öteki tarafım gelmesinler diye çırpınıyordu... Aradan 20 dakika geçmişti ama gelen, giden yoktu. O sırada profiterolüm gelmiş, üstüne stresten yarısını da bitirmiştim. Acaba gelmekten vaz mı geçmişti Tolga? Telefonuma mesaj gelmiş mi diye bakacakken "Bizim masa hemen şurası!" sesiyle telaş içerisinde menüyü yukarı kaldırıp yüzümü kapattım. Tolga'nın sesiydi... Ellerim menüyü tutmak için direniyordu. Her an kayıp düşecek ve Tolga beni fark edecek diye ödüm kopuyordu. Masaya oturdular. Gizlice başımı kaldırıp korka korka oldukları masaya baktım. Tutku ile gelmişti... Niye üzülüyorsun ki Karaca? Adam seni yakın arkadaşınla aldatmadı mı? Evine girip çıkan, sofranda yemek yiyen kadınla görüşmedi mi? Şimdi neye şaşırıyorsun? Nedenini söyleyeyim mi? Çünkü içimde bir yerlerde hâlâ onu affetmek isteyen Karaca var... Çok acı bir tablo değil mi? Bi tarafım onu isterken öteki tarafım ondan delice nefret ediyordu... Yeni Karaca'yı tanıyamıyorum, zaten eskisi de yenisini unutmuş gibi. Dönüp durduğum girdap artık beni boğuyordu. Mutlu olmak istemiştim. Eşimle, çocuğumla sadece ufak bir mutluluk... Tolga'nın parası umurumda bile olmamıştı. Ben sadece eşimin bana duyduğu aşkta kaybolmak istemiştim. Evet kayboldum, hem de öyle bir kayboldum ki artık kendimi bile bulamıyorum... Tutku beni fark etmişti. Ağzını aça aça gülüyor, sohbet etmeye çalışıyordu. Tolga ise Tutku'nun anlattıklarının aksine çok mesafeli davranıyordu. Dışarıda olmanın gerginliği vardı bedeninde. Yanlış hareketinde işin boyutsal farklara gideceğinden korkuyordu. Beklemekten sıkılmıştım. Menünün arkasında saklanmaktan bunalma gelmişti. Sağ elimle menüyü, sol elimle telefonumu tutuyordum. Konuşulanları da duyamıyordum. Of! Neden Tolga'nın sesi çıkmıyordu? Neyseki planımızın devamında eğer herhangi bir hareketlilik olmazsa Tutku elini uzatarak masanın üstünde olan Tolga'nın elini tutacaktı. Ve ben umudum tükendikçe artık o anın gelmesini bekliyordum. Kocamı kafese koymak için o kafesin yanına yaklaşması lazımdı. Yaklaşım sağlanmıştı ama o ısrarla etrafında dönüyordu. Zaman uzadıkça uzuyordu. Ben bu durumdan hiçbir kanıt elde edemezdim. İş görüşmesindeydik der, kolayca sıyrılırdı. En iyisi Tutku'ya işareti vermekti. Bana baktığında baş parmağımla okey yapacaktım. Zaten gözü sık sık benim olduğum masaya kayıyordu. Titreyen ellerimle video tuşuna basıp gözü bana alan Tutku'ya işareti yolladım. Benden daha çok stresliydi kızcağız... Ciğerlerine oksijen doldurarak elini havaya kaldırıp masanın üstündeki Tolga'nın elini tuttu. İçim yandı sanki... Tüm eşyalarım paramparça olmuşta ayakta kalacak tek bir direğim vardı... Sakin kal Karaca! Kurtuluşun buna bağlı, sakin kal! "NE YAPIYORSUN SEN!" diyerek öfkeyle ayağa kalktı Tolga. Ama bu planın hiçbir aşamasında yoktu. "NE YAPMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ HANIMEFENDİ! İŞ GÖRÜŞMESİ İÇİN GELDİĞİMİZ YEMEKTE BU YAPTIĞINIZ HAREKETTE NEYİN NESİ!" Kendimi iyice menünün altına sakladım. Tutku şaşkınlıkla bakıyordu Tolga'ya. Çünkü ikimizde bu tepkiyi beklemiyorduk. "Beni yemeğe siz çağırdınız Tolga bey!" dedi Tutku. "NE MÜNASEBET! EVLİ BİR ADAMIM BEN! EŞİMİ SEVİYORUM! DERHAL!" dedi işaret parmağıyla çıkış yerini göstererek. "DERHAL KALKIN GİDİN YOKSA GÜVENLİĞİ ÇAĞIRMAK ZORUNDA KALACAĞIM!" O bakışmalar, flört seviyesinde takılmalar, buluşmaya gelmeler... Yeme beni Tolga! Hiçbir patron, heleki senin gibi burnu beş karış havada olan hiçbir patron sıradan çalışanıyla yemeğe çıkmaz! Yoksa... Olayı mı çakmıştı? Yok canım! Nasıl çakabilir? Tutku kovulunca çaresizce ayağa kalkıp adım adım çıkışa ilerledi. Bana bakmadı, bakamadı. Küçük bir kaçamak bakış bile yerimi belli eder diye hızla uzaklaştı mekândan. Ben kaldım yerimde... Tolga üstünü düzeltip masanın üzerinden telefonunu alarak adım adım gelmeye başladı. Bana geliyordu! Kafamı menünün içine daha çok gömüp kaybolmak istedim ama olmuyordu. Adam santim santim bana doğru yaklaşıyordu. Kafamı öyle eğmiştim ki göremiyordum bilene... Kalbim ağzımda atmaya başlamıştı. Menüyü taşımakta zorluk çeken ellerim pes etmek üzereydi. Telefonumun kapatma tuşuna basarak usulca masaya koydum. Umarım yanlış görmüşümdür. Umarım Tolga gitmiştir... Başımdaki şapka kafamdan çekilince korkuyla "Hi!" dedim. Yakalanmıştım! Menüde önümdeki masaya yapıştırılmıştı. Kalakalmıştım. Yüzüne bakamıyordum. Ben hareketsiz kalırken Tolga son hamlesini de yaparak gözümdeki gözlükleri aşağı indirdi. Burnundan soluma sesleri geliyordu. Muhtemelen çok öfkeliydi. Ben ise hâlâ öylece duruyordum. Avuç içlerini masaya sertçe vurana kadar da durmaya devam ediyordum. Yerimde yaşadığım sıçramayla boğazımdan bir hıçkırık kaçtı. "Ne yaptığını sanıyorsun sen!" dedi. Sustum... Önümde duran menüye geçiriyordum tırnaklarımı. Fark etmiş olacak ki tek bir vuruşla menüyü zıttı yöne doğru uçurdu. Eğildi, ona bakmam için yanıma yaklaştı ama bakamıyordum. Tüm planım altüst olmuştu. "Sen, beni salak mı sandın?" dedi. Yine sustum... "O küçük beyninle beni tuzağa düşürecektin öyle mi? Karım olarak başka bir kadını koynuma yollayacaktın öyle mi?" Yine sustum... Avuç içlerini tekrardan masaya vurduğunda aynı irkilmeyi yaşamam sandalyemi milim geriye kaydırmıştı. "Başka kadını koynuma yollayacaktın öyle mi? Hem de hiç utanmadan! İstediğimi elde ederim, bilirsin karıcığım! O kadını da isteseydim elde ederdim ama bak..." dedi sinirine hâkim olmaya çalışırken parmaklarıyla saçlarıma dokunarak. "Ben sana sadık kalmayı seçtim. İsteseydim yapardım Karaca... İsteseydim o kadını elde ederdim ama yapmadım! Çünkü seni seviyorum!" Saçlarımda gezinen parmakları midemi bulandırıyordu. Bunu ilk kez burada düşünüyordum. Aklıma hep geliyordu ama ısrarla geriye yolluyordum çünkü içim almıyordu, bünyem kaldırmıyordu. Şimdi ise söylediği sözlerin iğrençliği intikam ateşimi harladı. Saçlarımda gezinen parmaklar kim bilir Alev'in nerelerinde soluklanmıştı. Bu düşüncenin öfkesiyle kavradım iki parmağını birden. Başımı kaldırdım, doğrudan gözlerinin içine baktım. Ateş topuydum. Kimin üstüne atılırsam orayı yerle bir edecek derece de büyüktü öfkem. "İstesen elde ederdin öyle mi?" dedim. Susma sırası ondaydı. Karaca'yı ömrü boyunca böylesine sinirli görmediğinden afallamıştı. "Elde ederdin öyle mi Tolga?" dedim gözlerine bakmaya devam ederek. Gözümü öfke bürümüştü. Pişkin pişkin karşıma geçip 'İsteseydim seni yine aldatırdım ama canım istemedi.' demeye çalışıyordu. "Elde ederdin..." dedim. Tuttuğum parmaklarını bırakmadan hızla yerimden kalktım. "Elde ederdin he!" dememle birlikte sol elimden aldığım destekle elimin içinde olan her iki parmağını gözümü bile kırpmadan kırdım. Al, şimdi de elde et bakalım Tolga Korman!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD