KARACA'NIN AĞZINDAN...
"Derya... Bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum..."
Cümleler belliydi ama kafamda sıraya koyamıyordum. Bir kadına kocanın gözü dışarıda, hatta bende nasıl diyilirdi ki?
"Kız çatlatma insanı Karaca!" diyip koluma vurdu şakadan.
"Sizin... Mert'le olan evliliğiniz ne durumda?"
Ortasından, sonundan giremiyordum. Ben de başından başladım, en başından...
"Güzel." dedi. Sesinin tınısı şaşkınlık yayıyordu etrafa.
"Da niye sordun şimdi?"
"Mert seninle boşanmak istedi mi?"
Oturduğu koltuktan kalktı "Sana boşanacağımızı mı söyledi!" dedi hiddetle.
"Hayır Derya!"
Başımı iki elimin arasına aldım. Hayatımın dönüş noktasının tam üzerindeydim. Derya bana inanmaz diye ödüm kopuyordu.
"Artık ne olduğunu söyleyecek misin!"
Kolay olsaydı anında söyler kurtulurdum bu kalbime ağır gelen yükten.
"Derya nasıl diyeceğimi bilmiyorum..."
"Söyle artık!"
"Senin o pislik kocanın benim karımda gözü varmış!"
Şaşkınlığın ortasında duruyordum. Benim söylemeye dilimin varmadığını ansızın çıkagelen Tolga pat diye söylemişti.
Bi Derya'ya bi Tolga'ya bakıyordum. Tolga'nın yüzünde öfke, Derya'nın yüzünde belirsiz bir duygu karmaşası yatıyordu. Kadına ömrü boyunca duyabileceği en ağır cümleyi söylemiştik.
"Komik değil Tolga!" derken inanmak istemediğini belli eden bir gülüş belirdi dudaklarında.
"Hem de hiç komik değil! Karaca..." dedi başını bana çevirerek.
"Yalan dimi bacım? Tolga'nın iğrenç oyunlarından birisi dimi?"
Bakışlarımı yere indirdim. Bazı sözcükler ağızdan çıkmayı reddederken gözler girermiş devreye. Dilin anlatamadığını bir çift mavi göz anlatmaya çalışırmış.
"Yo, yoo! Saçmalık bu! Mert beni seviyor, bana aşık! Bizim çok mutlu giden bir evliliğimiz var! Yapmaz, bunu bana yapmaz!"
"Yurtdışında falan da değil! Onun o karıma yürüdüğü bacaklarını kırıcam!"
Susmasını belirttiğim duruş sergiledim Tolga'ya karşı. Doğruları söylüyordu belki ama böyle söylenmemesi gerekiyordu.
Derya durdu, sustu...
Yalnızca bana bakıyordu. En ufak bir red verme durumumda kasılan bedeni rahatlayacaktı ama sırf o mutlu olsun diye bunu yapamazdım. Ömürlük üzüntü çekeceğine bir kaç aylık yıkım yaşamasını tercih ederdim. Gerçi insan yıkılmıyordu ama ayaktayım da diyemiyordu...
Aynısının benzerini yaşamıştım, hem de en ağır haliyle. En azından Derya'yı sırtından bıçaklayan dostu yoktu. Alev beni hiç düşünmeden vurmuştu...
Dizleri üstüne çöken kadınla Tolga'yı dışarı yolladım.
"Bunu bana nasıl yapar?" diye ağlıyordu.
Sesi kısıktı belki ama hayal kırıklığı çığlık çığlığa bağırıyordu içinde.
Yanına gittim, sarılmak istiyordum ama korkuyordum da. Belki biz çocukluk arkadaşıydık, aynı yetimhanede büyümüştük fakat yine de korkuyordum...
"Derya..." dedim elimi uzatarak.
Başını kaldırdı, yüzüme baktı. Ela tonlarından yeşile kayan gözleri kan çanağına dönmüştü.
Eğildim, tam yanına oturdum.
"Bu nasıl söylenir bilmiyorum... Boşanma davası için avukat arıyordum. Görüştüğüm tüm avukatlar çok yüksek meblağda fiyat çıkarttılar bana."
Yine en başından başladım. Her şeyi olduğu gibi anlatacaktım. Belki söylemesi zordu ama yapmak zorundaydım...
Derya bana bakarken ben ona bakamıyordum... Başım yerde konuşmaya devam ettim.
"Mert nerden öğrendi bilmiyorum ama öğrenmiş işte... Bana kendi telefonundan para ayarlayabileceğini yazdı. Seninde haberinin olduğunu söyledi. Şüphelenmedim çünkü böyle bir ihtimal aklımın ucundan bile geçmedi. Tolga'dan kurtulmak için buluşmayı kabul ettim ama Mert'e de çok kızdım. Neden sen değilde o yazıyor diye. Hatta bak..." dedim telefonumu cebimden çıkararak.
"Bak sana açacağım, kendin oku. Yemin ediyorum ki beni kandırdı."
Şifreyi girmiş, mesaj yerine tıklamıştım ki Derya elimi tuttu.
Başımı kaldırdım, yaşlarla dolu olan yüzüne baktım.
"Buna gerek yok." dedi kırgın sesiyle.
"Sen benim çocukluğumsun Karaca. Yıllardır evime gider, gelirsin. Mert'e gözünün ucuyla bile baktığını bilmem. Ama Mert... Senin bize gelmenden hiç haz etmezdi. Evli kadının bizde ne işi var diyip dururdu. Masa başına oturduğumuzda sen yemeğini yerken, onun hep gizlice seni izlediğini farkederdim ama yine de üstüne konduramazdım. Çocuklarımın babası bunu bana yapmaz diye düşünürdüm. Zaten benim fark ettiğimi anladığı an kalkar giderdi sofradan. Aptal kafam..." derken elini yüzüne koyup ağlamasını hıçkırıklara döktü.
Tolga ömründe ilk kez doğru konuya değinmişti. Beni asla Deryalar'a göndermek istemezdi. Hatta çoğu zaman kavga ederdik, bana kızardı. 'İstemiyorum oraya gitmeni! Çağır Derya'yı, o gelsin buraya!' derdi.
Alev'i çağırdım da ne sanki? İlk işi kocamı elimden almak oldu. Biz yetimhanede büyüyen 3 yakın arkadaştık. Derya ile olan yakınlığımız her zaman çok farklıydı ama Alev'le de konuşur, buluşurduk.
Ona Tolga'nın yanında iş ayarlayan bendim. Evi yokken ev veren yine bendim. Kendim için yapmadığımı yapmış, Tolga'dan ev ricasında bulunmuştum. Meğer o k.ltağın kocamda gözü varmış!
Derya devamını dinlemek istediğini söylediğinde çekinerek anlattım.
Toplanması zor olacaktı biliyorum ama Tolga sağolsun yanında olacağını söylemişti. Hemen bir ev ayarladı Derya'ya, çocuklarla beraber yerleşmesi için. Evinden sadece kıyafetlerini topladı çünkü taşınacağı yer zaten dayalı, döşeliydi.
İyikide anlatmıştım yoksa aramız açılırdı...
Tolga'yla birlikte Derya'yı yeni evine yerleştirip geri döndük. Boşanma davası için gereken tüm masrafları da üstlenmişti Tolga. Hatta Mert sabah en erken uçakla yurtdışına postalanıyordu. Derya'yı düşündüğünü sanmıyordum. Amacı Mert'i benden uzağa taşımaktı. Beni görmesini dahi haz edemiyordu.
Eve vardığımızda saat akşam 9'du. Araçtan inip yan yana yürüyorduk.
"Teşekkür ederim." dedim mahcubiyetle.
Açık konuşmak gerekirse yaptıklarını herkes yapmazdı.
"Lafı bile olmaz sevgilim. Sen, benimle olduğun sürece tüm sıkıntılarını hallederim ben."
Yaklaştım...
Ona yakınlık kurabilirsin demekti yaptığım hareket.
Fark edince kolunun altına aldı beni.
"Yaptıklarım için özür dilerim... Söz veriyorum bundan sonra sana hiçbir yanlışım olmayacak canım..." dedi.
Ve ben o gün tüm tabuları yıktım.
Tolga'nın pişmanlık duygusuna gerçekten inanmıştım.
Ne yazık ki bizim coğrafyamızda kadın olmak kendinden fedakârlık yapmakla başlıyordu. Erkek güçlüyse ve kadın çalışmıyorsa bazı şeylere mecbur katlanıyordun. Hele bir de arada çocuk varsa etraftan gelen baskılar da cabası oluyordu.
Arada 10 yıllık emeğim olmasaydı, Alp olmasaydı, aşk olmasaydı gözünün yaşına bakmaz boşardım. Ha bir de param olsaydı... Ama elimi attığım her şey elimde kalıyordu.
Tolga'da beni sıkıştırmak için çabaladı, ya da çabalamadı. Onda olan parayı saymaya ömrüm yetmezdi.
•••
"Günaydın canımın cananı..."
Yanağımda hissettiğim öpücükle "Günaydın..." dedim Tolga'ya.
"Bugün karımın canı ne yapmak istermiş?"
"Derya'nın yanına gideceğim. Tek bırakmak istemiyorum."
"Ondan sonra..." derken parmakları omuzlarımda gezinmeye başladı.
"Ondan sonrasına da sonra bakarız..." dedim yataktan kalkarak.
"Yapma Karaca! Yanına yaklaştırmamaya devam mı edeceksin? Özledim seni sevgilim..."
"Yaptıklarını hâlâ haz edemedim Tolga!" dedim sitemle.
"Peki güzelim, peki aşkım, peki ömrümün baharı..."
Ağzından duymaya alışkın olmadığım iltifatlar bana samimi gelmiyordu. Tolga seviyordu biliyorum ama bunca zaman içinde sakladığı aşkını şimdi mi dışarı vurası geldi?
"Önceden benimle böyle konuşmazdın..." dedim.
Derin nefes aldı. "Geçmişi geride bırakamayacak mıyız biz? Özür diliyorum, tekrardan özür diliyorum senden. Affedene kadar da özrümü dileyeceğim. Ve sabırla bekleyeceğim seni. Şimdi..." derken yataktan kalkıp ellerini birbirine vurdu.
"Kalkıyoruz ve kahvaltımızı ailecek dışarıda yapıyoruz. Hadi uykucu Karaca hanım!"
Tolga oğlumuzun yanına gidince hızla yataktan kalkıp dolabı açtım.
Daha önce hiç giymediğim, çok açık bulduğum kıyafetlere göz gezdirdim. Gözüme değen siyah, hafif dizimin üstüne çıkan elbiseyi aldım askıdan.
Giyse miydim? Yakışır mıydı ki bana? Denemekten zarar gelmezdi bence. Saçlarımı da dalgalı yaparsam eğer bence fena olmazdı.
Yapabilir miydim ki?
'Neden yapmayasın Karaca? Sana bakımsız diyen adama gününü göstermeyecek misin?'
Haklısın!
Özgüvenimi toparlayarak elbiseyi giydim, saçlarımı dalgalandırıp omuzlarımdan aşağı saldım.
Tolga muhtemelen Alp'i duş aldırıp hazırlıyordu. Ben de zaman aralığını iyi değerlendirmiştim. Makyaj işinde henüz gelişmiş sayılmazdım ama bence saçımı güzel yapmıştım. Sadece dudağıma bordo bir ruj sürüp ayağa kalktım, boy aynasının önüne geçtim.
Kendimi ilk kez böylesine iddialı bir elbiseyle görüyordum. Bu ben miydim? Kendimi tanıyamıyordum resmen.
Topuklularımı da ayağıma geçirip saçlarıma elimle hacim verdim.
'Taş gibisin valla kız!' dedi iç sesim.
Öyle miyim? Bence de öyleydim.
'K.çını kaşı!'
Hemen kaşıdım. İç sesimin beni yönlendirdiği her şeyi yapıyordum. Makyaj yapma konusunda da beni çok zorladı ama beceremiyordum ve beceremediğim şeyi yapıp da yine Tolga'nın aşağılamasına maruz kalmak istemiyordum.
"Çok mu güzel oldum?" derken kapı açıldı.
Heyecanla kimin geldiğine baktım.
Tolga'ydı...
"Hazır-..." diyorken beni görünce sustu dili.
"Karaca..." dedi büyülenmiş sesiyle.
"Bu ne hâl?"
"Ne varmış halimde?" dedim.
Yanıma geldi, boydan boya süzdü.
"Çok güzelsin yavrum."
"Biraz değişiklik olsun istedim. Alp'te hazırsa gidelim hadi."
Gözleri açık dekolteme takılı kalmıştı. Beğenmişti ama hoşlanmamıştı.
"Hadi..." diyip yanından geçecekken önümü kesti.
"Böyle gelemezsin!" dedi.
"Niye?"
"Üstünde elbise mi var sanıyorsun? Evin içinde istediğin gibi giyin ama seni bununla dışarı çıkartmam!"
"Bakımsız olmakla suçlanıyordum. Şimdi bakımlı olunca yine suçlanıyorum!" dedim kollarımı sitemle iki yana açarak.
"Bana bakımlı ol, dışarı değil!"
"Ben kimseye bakımlı değilim! Sadece kendimi böyle iyi hissettiğim için giyindim. Şimdi canımız sıkılmadan yemeğe gidebilir miyiz?"
Yoluma devam etmek istediğimde bu sefer kolumdan kavradı.
"Üstünü çıkart!" dedi dişlerinin arasından.
"Bırak kolumu Tolga!"
"Üstünü çıkart, başka elbise giyin!"
"Giymicem! Bırak kolumu!"
"Değiştirmiyorsun öyle mi? O zaman hiçbir yere gitmiyoruz!"
Gözlerim doldu. Tolga hâlâ aynı Tolga'ydı. Her yaptığıma kusur bulmaya devam edecekti biliyorum.
"İyi! O zaman şoförüne söyle, ben Derya'nın yanına geçeceğim!"
"Bana bak!" dedi dibime sokulup.
"Şu rujunu sil yoksa ben silerim!"
"Ne o Tolga?" dedim. Dolmuş gözlerimi hızla toparladım. Duruşumu düzelterek başımı dikleştirdim.
"Yaptığım makjaya, giydiğim elbiseye bahane bulamadın mı? Eski Karaca olsa hemen dediğini yapardı dimi? Sen eski beni o gün toprağa gömdün! Şimdi ya benimle kahvaltı yapmaya gelirsin ya da sana aldığın nefesi zehir ederim!"
"Bak sen!" dedi aşağılarcasına bakarak bana.
"Nasıl zehir edecekmişsin acaba küçük hanım?"
"Hmm..."
Düşünüyormuş gibi yaptım.
"Mesela ne istersin? Güzelim, sadeyim, zekiyim! İster misin bu güzellik heba olmasın? İster misin yeniden Turan Bey'in gözüne gözükeyim!"
Yüzü kıpkırmızı olmuştu sinirden.
Geçen sene yemeğe gittiğimiz Turan bey reklam sektöründe çalışıyordu. Yüzümün çok saf bir güzelliğe sahip olduğunu söyleyerek çekecekleri reklam filminde oynamamı istemişti. Çok heveslenmiştim ama Tolga hemen kestirip atmıştı.
Turan bey fikrimde herhangi bir değişiklik olursa zaman farketmeden iletişime geçmem gerektiğini söylemişti.
İhtimaller Tolga'yı delirtiyordu ve ben bu adamı sonuna kadar delirtmeye devam edecektim. Bana iyi gelirse iyi giderim. Aksi olur bana kötü gelirse ben de kötü giderim. Dün iyi geldi, yeniden aldım onu yatağıma. Şimdi kötü geldi, ben de kötü gidiyorum huyuna!
Göze göz, dişe diş!