KARACA'NIN AĞZINDAN...
"Günaydın hayatım..."
Güzel bir güne, en sevdiğim insanın yanında uyanmanın mutluluğuyla şımarıyordum. Tolga'yla birlikte Muğla'ya 1 haftalık tatile gelmiştik. Bugün 3. günümüzdü ve ben aşırı iyi hissediyordum kendimi. Eşim ve oğlum yanımdaydı.
"Günaydın..." dedim Tolga'ya gülümseyerek.
İlk kez benden önce uyanmıştı.
"Bugün ne yapalım?"
"Bilmem." dedim yataktan doğrularak. Son günlerde üstüme titremesi hem mutluluk hem de kuşku veriyordu kalbime.
Onca yıldır değişmeyen adam nasıl oluyorda bir kaç günde 180 derece dönüş sağlıyordu?
"Evde mi geçirsek acaba günümüzü?"
"Yok. Benim karım tatile geldi, evde oturmaya değil. Zaten yıllardır evde oturuyorsun Karaca. Bari tatilimizde gezelim dimi?"
Şaşırmamak mümkün müydü ki? Aynı yastığı paylaştığım adam bana evliliğimizin ilklerini yaşatıyordu.
"Gezelim diyorsun?" dedim şaşkın ifademle.
"Evet." dedi yanağımdan makas alırken.
Kapıldığım büyüden uyanışım güç olmayacaktı. Seneler sonra gelen ilginin ardında saklanan şeyin kokusunu dün gece almıştım. Tolga evliliğimiz boyunca ilk kez benden telefonunu gizleyerek panik hâlinde davranmıştı.
Saat 1'e geliyordu ve doğal olarak "Kiminle konuşuyorsun bu saatte?" diyerek kafamı telefona uzatıp bakmak istemiştim.
"Kimseyle Karaca. Niye bir seyler karıştırıyor muşum gibi davranıyorsun?" diyerek telefonu kapatıp yanına koymuş, tek kelam daha etmeden uyuya kalmıştı. Her ne kadar istemesemde o şüphenin tohumu içime bir defa düşmüştü. Sabah açana kadar kafamda yoğurup durdum. Yapmaz dedim, Tolga evine, eşine, çocuğuna sadık bir adam dedim ama şüphe işte... Bi delik bulup içeri girdiyse eğer altını eşelemeden asla durmazdı.
"Ya şey..." dedim üstümü değiştirirken.
Gece bilerek şarjımı bitirmiştim.
"Benim şarjım bitti. Senin telefonunu açıp bana versene Tolga. Derya'yı arayacağım."
"Sonra ararsın Karaca."
"Bir şey sormam gerekiyor."
"Karaca..." dedi ayağa kalkıp tam ardımda durarak.
Burnu saçlarıma temas ediyordu.
"Şimdi 3. kişileri konuşmanın sırası mı sence? Sonra ararsın Derya'yı. Bugün bizim günümüz olsun. Hem... Ben artık Alp'in kardeşi olsun istiyorum."
Şüphe kanıma sızmaya devam ediyordu. 'İkinci çocuk için daha erken Karaca. Alp 6'sını doldurmadan asla düşünmüyorum!' diyen adam nereye gitmişti?
Sırf telefonunu vermemek için konuyu sapıtarak düşüncelerimi dağıtmaya çalışıyordu.
"İstemiyorum." dedim bedenini kendimden iterek.
Şaşırdı. Karaca ömrünü onun isteklerini yerine getirmeye adadığı için ters tepmesi şaşırttı beyefendiyi.
"Ne oluyor sana?" dedi. Gözlerinde taşıdığı korkuya tanıklık edince kırgınlık yaşıyordu kalbim.
"Alp uyanmak üzeredir. Şimdi beni yanında göremeyince korkar o."
Odadan kaçma kaçtım adeta.
Aylardır aramızda olan soğukluk nasıl bir anda hiç olmamış gibi buzdan direk gaz hâline geçebiliyordu? Erime olmadı, aramızı böyle sıcak tutacak yumuşama hiç olmadı. Tolga ansızın kaynatmaya başlattı bizi ama ben hiç hoşlanmamıştım bu durumdan. Sanki vicdanının sesini bastırmaya çalışıyordu. Neyin vicdanı pekiyi?
Gün boyu süren takip edilme durumum beni oldukça rahatsız ediyordu. Alp'in yanındaydım ve Tolga sık sık ne yapıyorum diye kontrole geliyordu.
İkna kabiliyeti yüksek oluşundan akşam yemeğe çıkma konusunda nihayet yola gelmiştim.
Belki de ben kafamda kuruyordum. Hiç görmediğim ilgiyi görmeye başlayınca tökezlemiş, olmayan şeyleri düşünmeye başlamıştım. Adam sevse suç, sevmese suç Karaca! Akışına bırak bakalım ne olacak dimi? Anın tadını çıkart...
Alp'i bakıcımıza emanet ederek çok şık bir restorana geçmiştik. Hâlâ alışmamıştım şu lüks mekânlara. Yetimhanede bulduğumuz en ufak güzel yemeğe dahi sevinirken buralar bana kasıntı geliyordu.
"Rahat ol hayatım." dedi Tolga.
"Elimde değil ki Tolga." dedim sandalyeme otururken.
"Sen... Sanki makyaj mı yaptın?"
Yapmıştım. Normal hayatımda tercih ettiğim seçeneklerin sonunda bile gelmezdi ama bugün yapmak istemiştim.
"Yakışmamış mı yoksa?" dedim.
"Yani... Yapmasan daha iyi olurdu sanki."
"Neden?"
"Pek becerememiş gibisin."
"Şey... Aram yok ürünlerle biliyorsun Tolga. Bi Alev olamıyorum işte..." dedim gülerek.
Dudaklarımdan dökülen buruk tebessüm içimdeki kırgınlığımı gizliyordu. Oysa ki çok güzel olduğumu düşünmüştüm evden çıkmadan önce...
"Beceremiyorsak yapmayalım daha tamam mı?" dedi elini, masanın üstündeki elimin üstüne koyarak.
"Tamam." dedim sınıra kadar dayanan gözyaşlarımı zorda olsa geriye yollayarak.
Derya ne şanslıydı. Eşi dünyanın en kötü yemeğini de yapsa 'Ellerine sağlık.' demeden o sofradan asla kalkmazdı. Keşke Tolga'da öyle olsaydı...
Yemeğimizi yerken Tolga'nın iş hayatından konuşuyorduk. Yaptığı, yapacağı büyük işleri anlatıyordu bana. Anlamamama rağmen pür dikkat dinliyordum çünkü iş hayatıyla ilgili benimle pek nadir konuşurdu.
"Projeyi alırsak eğer çok büyük yükselişe gidecek şirket Karaca."
"Çok sevindim hayatım. Her şey gönlünce olsun..." dedim.
"Kalbin..." dedi sandalyesini yanıma çekerek.
"Kalbin çok temiz Karaca. Bazen kendimi dünyanın en şanslı adamı hissediyorum."
"Neden?" dedim.
Ellerini saçlarıma götürünce yanaklarımın sıcaklığıyla utandığımı hissettim.
"Herkesin sahip olmak istediği eş özellikleri sende bütünüyle mevcut. Ve ben gerçekten çok şanslı bir adamım."
İltifatlara alışık olmayan kulaklarım duyduklarını beynime iletmekte sorunlar yaşıyordu.
Gecemiz makyaj konusu haricinde mükemmel geçmişti. Kaldığımız otele vardığımızda Tolga aşağıya inip kalış sürecimizi bir kaç gün daha uzatmak için konuşacağını söyleyerek beni odamıza bırakıp aşağı inmişti.
Gece 11'di ve Alp muhtemelen uyumuştu. Üstümü değiştirip kısa sürede olsa oğlumun yanına uğramıştım.
Bir kaç öpücük, azıcık koklamayla salona geçiş yapmıştım. Aradan geçen 1 saatin ardından gelen giden olmayınca Tolga'nın işinin uzadığını düşünüp kendime hızlıca kahve yapıp cam kenarına oturdum.
Şehir muazzam gözüküyordu. Çoğu evin ışığı çoktan sönmüştü. Karanlığın hâkim olduğu geceye ay parlaklığıyla buradayım diye haykırıyordu. Ona eşlik eden yıldızlarda sessizce ışıltı yayıyordu yeryüzüne...
Akrep 2'ye vuruyordu ama hâlâ ses yoktu Tolga'dan. Endişeye kapılmış vaziyette üstüme uzun hırkamı geçirip usulca kapıdan dışarı çıktım.
Tolga görse çok kızardı biliyorum ama şu an umurumda bile değildi.
Otel sessizdi. Herkes saatin geç oluşundan ötürü odasına çekilmiş durumdaydı. Koridoru hızlıca aşıp asansöre bindim. Zemin katta inip danışmaya aynı hızla yürüdüm. Bir kadın vardı masa başında.
"Kolay gelsin hanımefendi." dedim.
"Buyrun efendim?" dedi.
"Ee şey... Eşim Tolga bundan 3 saat önce odadan ayrıldı. Konaklama süremizi uzatacağını söylemek için sizinle konuşcaktı muhtemelen. Gördünüz mü acaba?"
"Belirttiğiniz saatlerin içerisinde konaklama suresini uzatmak için yanıma gelen olmadı hanımefendi. Üstelik bugün otelimizde yalnızca 2 oda açık durumda, gerisi komple boş durumda çünkü sabah otel sahibimizin kalabalık grubu gelecek boş odalarımıza. Yani yalnızca sizin odanızla 310 numaralı odamız dolu."
"Eşim buraya inmediyse nereye gitti ki?"
"Yardımcı olacağım başka bir şey varsa seve seve yardımcı olurum." dedi kadın. Kibar yoldan 'Senin kocanın bekçiliğini ben mi yapacağım?' demek istedi kadın.
"Son bir şey sorabilir miyim? Otelden çıkan oldu mu?"
"Hayır hanımefendi. Personelleri haricinde dışarı kimse çıkmadı."
"Teşekkür ederim, kolay gelsin." diyerek ayrıldım oradan.
Nereye gitmişti ki bu adam? Aşağı inmediyse, otelden de çıkmadıysa nereye gitmişti?
Hayır! Bunu yapmaz Tolga! Hayır, lütfen hayır! Belki lavaboya geçmiştir. Aptal olma Karaca! Odamızda lavabo mu yok, hem de 3 saattir lavaboda mı vakit geçirecek?
Ayaklarım çekmese de 310 numaralı odanın olduğu kata çıktım.
Koridor sessiz, yerler yeni silinmenin etkisiyle hafiften kayıyordu. Göz bebeklerim bile titrerken kalbimin atış sesi, sessiz duvarları delip geçiyordu adeta. Tam önümde duran 310 numaralı odaya bakıyordum. Geldin, durdun... Gerisi Karaca? Duvarların ardını görme gibi yeteneğe sahip değilsin. Zile basıp kenara çekilmek en iyisiydi. Pekiyi nasıl? Elim gitmiyordu ki, kolum kalkmıyordu o zile basmaya. Kapının ardından çıkacak olan kişi ya da kişiler hayatımı tepetaklak edebilirdi ve ben buna hazır mıydım sahiden?
Yapmak zorundasın Karaca! Her zaman şüpheyle yaşamaktansa tek seferde bitirmelisin. Hem ne malûm Tolga'nın bizim odamıza geçmediği? Belki de dışarı çıktı da kız görmedi. Hemen kafanda kurdun senaryoyu.
Yok, ben yapamayacağım sanırım! Geriye döndüm, bu saçma kuruntuyu silmeye çalıştım fakat içeriden gelen "TOLGA..." sesiyle yıkıldım.
Bir kadın sesiydi. Keyifli olan ses tınısıyla bağırıyordu Tolga diye.
"Of!" dedim tam yanımda bulunan duvara yaslanarak.
Tüm umudum, kendimi kandırma çabalarım yerle bir olmuştu. Fakat yine de umudumu diri tutmaya çalıştım. Dünya üzerinde Tolga diye bir eşe sahip olan yalnızca ben değildim.
Ne ileri gidebiliyordum ne de geriye dönebiliyordum. Sıkışıp kaldığım durum bana zile basmaktan başka çare bırakmıyordu.
Tüm yıkılmaları göze alarak döndüm yeniden kapıya. Aldatılma düşüncesine dahi dayanamazken gerçeğine şahitlik edersem kimse toplayamazdı beni.
'Yapmak zorundasın...' dedi içimden bir ses.
'Korkunun galip gelmesine izin vermeyeceksin Karaca! Aldatıyorsa eğer bunun hesabını soracaksın ona!'
Ya gerçeği öğrenmek istemiyorsam?
'O zaman Tolga seni salak gibi kullanmaya devam eder.'
Ben onun eşiyim.
'Bas şu zile artık!'
Cesaretim yok!
'Unutma ki sen bir kadınsın Karaca! Gururun her şeyin önüne geçmeli! Şu zile bas, gerçekleri gör ve o şaşalı hayatı Tolga'nın başına geçir!'
Beni her seferinde gaza getiren iç sesime ilk defa hak veriyordum. Eğer gerçekse, bu kapının ardında adı söylenilen kişi benim eşim Tolga'ysa onu mahvedecektim.
Derin nefes alarak hafiften geriye çekildim ve titreyen parmaklarıma inat iç sesimin de verdiği gazla zile basıp kaçtım.
Benim olduğumu görürseler içerideki ikinci kişi kendini hiç göstermeyebilir. Bu yüzden gizlenmek en iyisiydi.
Saklandığım köşede hızla çarpan kalbimle duruyordum. Gözlerim hiç kırpılmadan bakıyordu kapının eşiğine.
Yaklaşık 20 saniye sonra kapı açıldı.
"Kim o?" dedi bir kadın sesi. Çok tanıdık, yabancı olmayan o ses...
"Bilmiyorum ama kimse gözükmüyor." dedi içeriye doğru.
Heyecan ve korkuyla kapıya bakmaya devam ediyordum.
Sağ bacağını ileriye doğru atan kadının üstünde olan geceliğe takıldı bakışlarım. Üstüne sabahlık geçirmişti. Bedenini hafiften ileriye taşıdığında gördüğüm yüzle ağzımı kapattım.
Alev! En yakın arkadaşım Alev...
"Geç içeri Alev! Şu halinle dışarı çıkıyorsun! Geç, ben bakarım kim olduğuna!"
Tanıdık ses, tanıdık yüz, tanıdık beden... Alev'i içeriye sokan kişi benim kocamdı. Yıllardır aynı hayatı paylaştığım, gözümü kırpmadan güvendiğim kocam.