KARACA'NIN AĞZINDAN...
Eşim Tolga eve gelmeden önce yemeğini hazır eder, sofrasını mutlaka kurardım. Adam akşama kadar çalışıp yoruluyordu. Bir de üstüne aç kalmasına gönlüm razı gelmezdi.
"Sen mi geldin hayatım?" dedim kapının kapanma sesini duyunca.
"Evet..."
Yüzümde belli belirsiz hafiften beliren tebessümle sürahiyi de salondaki masaya taşıdım. Tolga üstündeki paltosunu portmantoya asıyordu.
"Yemekler hazır hayatım. Soğumadan ye istiyorsan."
"Ne yaptın Karaca?"
"Sulu köfte, pirinç pilavı, cacık ve tarhana çorbası. Sen seviyorsun hepsini. Dün de moralsiz gelince sürpriz yapmak istedim sana."
Gözlerinin içine bakıyordum bana ufak da olsa teşekkürde bulunsun diye ama yine her zaman ki gibi kafasını sallayıp banyoya yöneldi.
Tolga'yla görücü usulü tanışıp birbirimize aşık olarak evlenmiştik. Yani seviyorduk ama Tolga duygularının yoğunluğunu daha çok içinde yaşayan birisiydi.
Ellerim önümde çıkmasını bekliyordum. Küçük sevgi sözcüğü istiyordum sadece, çok küçük, minnacık bile olsa ya...
Kapı açıldığında heyecanla kendi sandalyeme oturup gelmesini bekledim. Zaten gece 10'a kadar çalışıyor, sabahları da erkenden çıkıp gidiyordu. Eşimin yüzünü görmeye hasret yaşar hâle gelmiştim.
O da sandalyesine oturup hızla çorbasını içti.
Hâlâ umutla bekliyordum bana bakmasını, aramızdaki muhabbeti arttıracak sıcak sözcükler söylemesini ama hayır... Tam 5 yıldır evli olmamıza rağmen ağzından bir gün güzel cümle çıkmamıştı. Arada, çok nadiren mutlu olunca 'Seni seviyorum Karaca. Seni her şeyden, herkesten çok seviyorum...' derdi o kadar. Seven insan sevgisini göstermez miydi?
"Nasıl olmuş çorba?" dedim diğer yemekleri servis ederken.
"Güzel olmuş. Biraz daha koysana Karaca, o yetmez bana."
"Peki..." dedim hızlıca üstüne ekleme yaparak. Elimin lezzetini bildiğim için yemeklerimin güzel olmaması imkânsızdı adeta.
"Günün nasıl geçti hayatım?"
"Aynıydı Karaca."
"İş görüşmelerim var demiştin. Hatta..." dedim tabağı önüne koyup yerime geri otururken.
"Öğlen seni aradığımda acilen kapattın telefonu. Ne yaptın, aldın mı o işi?"
"Yok!" dedi kaçamak bakışlarıyla yüzüme bakarak.
"Üzülme hayatım. Sen istediğini alırsın biliyorum."
"Hıhı..." diyip yemeğini kaşıklamaya devam etti.
Bi kere de sen sorsan ya bana Tolga... 'Günün nasıl geçti, yoruldun mu, çocuk çok yordu mu seni?' diye bir kere de sen sorsana. Ama her zamanki gibi yemeğini yiyip oğlumuz Alp'in odasına gitti. Artık yavrum babasını bile bekleyemeden uyuyakalıyordu. Bir kaç sefer şikayette bulundum geç gelme konusunda ama yine geçiştirir cevaplar verip doğrudan yatağa geçmişti.
Aylardır aramızda doğru düzgün karı, koca hayatımızda yoktu. Öyle dümdüz yatıyorduk yatakta.
Belki dikkatini çekerim diye geçen hafta saçımı bile kestirmiştim ama tam tamına 3 gün sonra farkına varmıştı.
"Erkenden uyumuş yine afacan." dedi kapıyı usulca örterken.
"Erken mi? Saatten haberin var mı senin Tolga?" dedim.
Durdu, yüzüme baktı.
"İşler yoğun dedim sana Karaca. Niye bilerek geç geliyormuşum gibi davranıyorsun bana?"
"Alp'i çok aksattın bu sıralar Tolga. Geceleri baba diye ağlayarak uyuyor çocuk. Aylardır doğru düzgün yüzünü göremez hâle geldi."
"Haklısın. Hafta sonu bi ayarlama yaparım, tatile çıkarız tamam mı?" dedi ve dudağıma ufacık bir buse kondurdu.
Günler sonra gelen ilk temasla kalbimde hareketlenme hissettim. Sanki yeniden can bulmuştu.
"Nereye gideceğiz?" dedim kendimi hemen toparlayıp. Alışkın olmam lazım çünkü adam benim kocamdı!
"Daha ayarlamadım. Gelsene, bu gece biraz oturup konuşalım. Seninle de hiç konuşmuyoruz Karaca."
Şaşırdım. Acaba bu gerçekten Tolga mıydı yoksa onun klonu falan mı?
Tolga salona doğru yürürken ben de şaşkınlığımı sürdürerek peşinden gittim.
O gece tam 1'e kadar oturup benimle sohbet etmişti. İş durumlarından, artık yoğun tempodan sıkıldığından bahsetmişti. En son en yakın arkadaşının karısını aldattığını anlatıyordu. Kadın bunu öğrenir öğrenmez boşanma davasını açmış.
"Sen olsan, sen de boşar mıydın beni?" dedi. Gözleri uykusuzluktan kıpkırmızı olmuştu. Sesi çatallı, duruşu o kendinden emin Tolga duruşu değildi.
"Beni aldatsan mı?" dedim.
"Hı hı..." dedi sağ eliyle başının arka kısmını kaşıyarak.
"Bilmem..." dedim yönümü önüme çevirip. Cam tarafına doğru daldı bakışlarım.
"Nasıl bilmem? Net olsana Karaca."
"Yani yaşamadan bilemem Tolga. Aldatılmak bence çok ağır bir darbe. Aynı yastığa baş koyduğun eşinden yediğin, hayatının en büyük darbesi de diyebilirim. Yani aradaki aşk bittiyse eğer bunu açıkça söylemek yerine neden yasak aşka başvuracaksın ki?"
"Boşarsın yani..."
"Bilmiyorum..." dedim derin nefes alarak.
"Bilmekte istemem ayrıca!"
Yüzümü yeniden ona çevirdim.
"Sen aldatmazsın biliyorum." dedim narin parmaklarımla sakallarını okşayarak.
"Bana olan sevgini biliyorum Tolga. Yani..." dedim buruk tebessümle. "Her ne kadar sevgini çok nadiren dile getirsen de seviyorsun biliyorum..."
"Seviyorum..." dedi sakalında olan elime öpücük kondurarak. Aramızdaki mesafeyi kapatıp saçlarımı okşadı.
"Zaten ben seni asla bırakmam ki Karaca... Ölsem ayrılmam senden..."