30. ASYA YILDIRIM...

1433 Words
KARACA'NIN AĞZINDAN... İnsan kimi zaman bir çıkış yolu bulamadığı için zincirlerine geri dönermiş. Yoksulluk, parasızlık, yalnızlık... Her biri bir köşeden bana saldırıyordu... Bugün oğlumu babasının yanına bırakmıştım. Alp 2 haftada çok değişmişti. Benden sürekli pahalı hediyeler, gücümün yetemeyeceği kıyafetler istiyordu. Bir haftada kazandığım parayı küçük bi arabaya vermemi bekliyordu. Bir kere aldım ama gerisi gelince artık dur demem gerektiğini düşündüm. Bugün istediği oyuncağı almadığımda bana tavır alıp "Babam ben ne dersem alıyor anne!" diye sesini hafifçe yükseltmişti. Çok üzülmüştüm, çok kırılmıştım. Gecemi gündüzüme katarak onun için çalışırken o ilk fırsatında beni eleştirmeye başlamıştı. Neticesinde çocuktu ancak Alp'in ilk kez böyle yaptığına şahit olmuştum. Babasının etkisi altında kaldığını biliyordum. Beynine işlediği saçma sapan düşünceleri tahmin etmek zor değildi. Alp, her çocuk gibi anne ve babasının yan yana olmasını isteyen masum yüreğe sahipti. Varlığın içine doğmuş oğlumu sefaletin galip geldiği hayatımda tutmakta zorluk yaşıyordum artık. Arabalara bayılan çocuktu. Evdeki arabalarının sayısını ben bile bilmezdim. Belki 300 belki 400 belki de daha fazla... Her birinin fiyatı 3.000'den aşağı değildi. Hâl böyle olunca isteklerine yetişmek neredeyse imkansız oluyordu. Kazandığım para ancak yediği yiyecekleri karşılıyordu. Kendime 5-6 bin ayırabiliyordum. Onu da harcamamaya çalışarak yine kenara atıyor, Alp'e güzel kıyafetler almaya çalışıyordum. Gerçi Tolga her birini rafa kaldırıyor, ucuz mal olduğunu söylüyordu ama olsun... En azından bana geldiğinde evimde giyeceği kıyafeti bulunuyordu... ••• İşten çıkmış, eve kendimi zor atmıştım. O kadar yoruluyordum ki bazı zamanlar ayaklarımın altı su topluyordu. Her şeye yetişmeye, Tolga'ya mecbur olmadan hayatta kalmaya devam ediyordum. Teklifi konusunda hâlâ kararsızdım. Tolga'nın değişeceğini düşünen kalbime beynim kahkahalar eşliğinde gülüyordu. Değişmezdi, Tolga değişemezdi çünkü değişmek istemiyordu. Onun tek gayesi eve dönmem, yeniden onun yanında olmamdı. Kurulu düzen, doğan çocuk, bir de Karaca'nın mallığı olunca kim boşanmak isterdi ki? Zaten erkekler bu yüzden boşanmaya asla sıcak bakmazlar. Kurulu düzenleri olduğu için. Yıllarını beraber geçirdiği kadın varken neden sıfırdan başkasıyla başlasın ki? Heleki Tolga gibi yaşını almış biriyse hiç istemez. 33 yaşını bitiriyordu. Eski gençlik yok, yavaştan orta yaşlara giriş yapıyordu ve bunun farkındaydı. İşte bu yüzden de ikinci çocuk diye tutturuyordu. Alev'de çocuğu aldırmıştı. Bedeni bozulur, fiziği gider diye günahsız yavruya kıymıştı. Gerçekten herkes anne olmayı hak etmiyordu... Önceliğim oğlumla görüntülü konuşmaktı ama sıcak bir duşun ardından bunu yapmam gerektiğini düşündüm. Üstüm, başım batmış, saçlarım kirlenmişti. Oğlumun karşısına böyle çıkmak istemiyordum. İşimi gördükten sonra telefonun başına geçtim. Tolga'dan tam tamına 15 cevapsız çağrı vardı. Kesin Alp aramıştı. Her akşam aynı saatte konuştuğumuz için alışmıştı çocuk tabii... Saçlarımı kurutmadan Tolga'yı arayarak masanın üstüne yerleştirdim. Zaten fazla geçmeden açıldı telefon. "Karaca!" sesiyle karşılaştım. Tolga'nın hem sesi hem de duruşu öfke taşıyordu. "Nerdesin sen? Kaç kere aradık seni haberin var mı?" "Banyodaydım, şimdi gördüm aramayı." "Banyoda mıydın? Niye bu kadar geç çıktın?" "Bu ne saçma soru Tolga? Banyoda kaç dakika kalacağıma sen mi karar veriyorsun?" "Normalde böyle uzun süre kalmazdın sen. En fazla 20 dakika sürer. Ve biz seni yaklaşık 45 dakikadır bekliyoruz." O kadar olmuş muydu ya? Sözde kısa demiştim ama fazla kısa olduğu söylenemezdi sanırım. "Zamanın farkına varmamışım. Neyse, oğlum nerde, onunla konuşayım." derken kenardaki havluyu alarak saçlarımı yavaş yavaş kurutmaya başladım. "Evde kimse var mı?" dedi. "Yok." dedim. "Yatağı bi göstersene Karaca." Yerimde durdum, ekrandaki Tolga'ya baktım şaşkınlıkla. (...) "Eski yatak mı diye bakacağım Karaca. Yıllar oldu o evi kullanmayalı. Eskiyse eğer değiştirelim diyecektim." "Yatak rahat ya... Yani şimdiye kadar sıkıntı olmadı. Bence değiştirmeye gerek yok." "Peki... Şöyle kamerayı güzel bir yere yerleştirsene odaya bakayım." "Sebep?" dedim. Ne yapmaya çalışıyordu bu adam? "Hiç... Öylesine odaya bakmak istedim. Uzun zaman olmuş görmeyeli." "İyi bak..." Kamerayı elime alarak odayı komple gösterdim. Amacı yaşadığım yerin koşulunu öğrenmek miydi? İyide bu çok saçma değil miydi? Ev zaten onun, her bir detayına kadar kendisi beğenip almış, neyini merak ediyordu? "Banyoyu da göstersene." "Ev satışı mı yapıyorum Tolga? Ne saçmalıyorsun sen?" dedim kamerayı kendime çevirerek. "Banyoyu göster dedim Karaca!" Derin nefes aldım. "Oğlumu çağıracak mısın yoksa ben oğlum geldiği zaman mı arayayım?" dedim. "Niye bu kadar sinirlendin? Biri mi var banyoda?" "Ne birisi, ne saçmalıyorsun sen?" "O zaman niye göstermiyorsun banyoyu?" "Göstermek zorunda mıyım?" "Evet zorundasın! Banyodan geç çıkmalar, telefona cevap vermemeler... Ne olursa olsun eve gelince senin ilk yaptığın şeydir Alp'i aramak, onunla konuşmak. Şimdi değişen ne?" "Sadece çok kirliydim ve oğlumun karşısına böyle çıkmak istemedim." "Bana derhal banyonun içini göster. Birisini saklıyorsun dimi Karaca? Yatağın örtüsü bozuk, banyonun kapısını kapalı! Sen duş aldıktan sonra kapıyı asla kapatmazsın. İçerideki buhar dışarı çıksın diye kesinlikle kapalı tutmazsın. Derhal bana banyoyu göster yoksa gecenin 10'u demem, kapında bulursun beni!" Daha fazla dinlememe lüzum yoktu. Telefonu yüzüne kapatarak uçak moduna aldım. Terbiyesiz! Beni neyle itham ediyor ahlaksız! Edepsiz herif ya! Kendiyle karıştırdı beni herhalde! Şerefsiz! Bütün hakaretleri ardı ardına sıralamak istiyordum. Zaten yorgunum, zaten gün boyu saçma sapan insanlarla yüz göz oluyorum! Bir de eve gelince boşanamadığım kocamın ahlaksız ithamlarına maruz kalıyorum! Sinirden elim ayağım boşaldı. Bedenimi yatağın üstüne bırakıp öfkemi kontrol altında tutmaya çalışıyordum ama olmuyordu. Salak Karaca! Ben de gerçekten odayı merak ettiğini falan sanıyordum. Adamın amacı yanımda başka birisi mi var, onu öğrenmekti. Çok saftım. İşte böyle saf olduğum için beni kolayca manipüle edebiliyordu... ••• Tolga'nın iğrenç konuşmasını unutarak ayağa kalkıp kendime bir kaç parça yemek hazırladım. Salak Tolga yüzünden oğlumla da konuşamamıştım. Hatırlamamaya çalışsam da aklımdan çıkmadığı için sinirim hep taze kalıyordu. Gerizekalı! Kendisi aynı b.kun içine battığından beni de yanına almaya çalışıyordu. Salak! Mutfaktaki masada yememe devam ederken zil çaldı. Hemen saate baktım. 11'di. Bu vakitte kim ola ki? Temkinli adımlarla, evde olduğumu belli etmeden kapı deliğinden baktım. Tolga! "Git Tolga!" dedim. "Kapıyı aç yoksa kırarım!" "Sana git dedim! Bu saatte kapımda ne işin var senin?" "Ne demek ne işim var? Hâlâ kocanım ve içeri gireceğim! Kapıyı aç Karaca!" "Boşanma aşamasındayız yani tam kocam değilsin! Şimdi git!" "AÇ ŞU KAPIYI!" Savurduğu tekmeyle kapı sallanınca korkuyla irkildim. "KIRMADAN AÇ KARACA!" Başka çare mi kalmıştı? Derin nefes alarak kilitleri çevirip kapıyı açtım. "Ne var-..." diyemeden bedenimi sağa itip içeri girdi, hem de ayakkabılarıyla! Sakince kapıyı kapatıp salona geçtim. Ben keyifle yerimde otururken evin her köşesinde olmayan adamı arıyordu. "Koltuğun arkasına bakmadın Tolga!" dedim dalga geçerek. Durdu, yüzüme baktı. "Bir de dalga mı geçiyorsun! Nereye saklandı he! Kaçtı dimi?" "Kaçan kimmiş?" Kollarımı iki yana açtım. "Burda senden başka kimse yok Tolga!" dedim. Sonunda inanmış, koltuğun üstüne oturmuştu. "Of!" dedi elini alnına koyarak. "Çok korktum Karaca! Son günlerde bana olan bakışların değişti, sesime bile tahammül edemez olmuştun. Üstüne bugün de telefonu geç açıp saçını da ıslak görünce sanki yer kaydı ayaklarımın altından." "Neden? Sen yaparken iyiydi ama." dedim. "Boş boş konuşma!" Geriye yaslandım ve "Denetimin bittiyse eğer seni dışarı alalım. Ayakkabılarının çamurunu her yere bulaştırdın zaten, sağlam parmaklarını da kırmadan yürü!" dedim. O da yaslandı geriye. Bacak bacak üstüne atıp "Şöyle bi kahve yapsan da içsek yavrum. Uzun zaman oldu elinden kahveni içmeyeli." dedi. Yanımda bulunan yastığı yüzüne fırlattım. "Hasta mısın sen? Evime geleceksin, utanmadan üstün körü başka adamla yattığımı söyleyeceksin, ben de sana kalkıp kahve yapacağım öyle mi! Kalk git! Benim sinirlerimi bozmadan kaybol evimden!" "Gözüm döndü Karaca. Bugün Hayat abla yanıma gelip 'Karaca güzel kadın Tolga bey. Sizden boşandığında çocuklu da olsa talibi çıkar. Güzel, becerikli, ağır başlı, elinden her iş geliyor. Yaşı da genç malumunuz. İşinize karışmak gibi olmasın ama bence ipleri fazla gevşek tutmayın. Karınızdan haberiniz olsun' dedi. O söyleyene kadar böyle bir ihtimal aklımın ucundan bile geçmemişti ama içime şüphe düşmüştü. Sabaha kadar uyuyamadım Karaca. Başkasının olma ihtimalin bile beni deliye çevirirken gerçeğiyle karşı karşıya kalınca çıldırdım." Ne de kolay konuşuyordu. Sanki anlattığı korkuyu bana yaşatmamış gibi ne kadar kolay dile getiriyordu. Bencillik böyle bir şeydi işte... "Ee sonra? Ben en iyisi gideyim, kendi yaptığım şeyin aynısını karım yapmış mı diye bakayım dedin öyle mi!" "Bozma keyfimizi Karaca! Yaptığım hatamın farkındayım. Kaç kere özür de diledim." "Tolga..." dedim yorgunlukla. "Bak sabahtan beri çalışıyorum, aşırı yoruldum. Rica ediyorum gider misin? Dinleneceğim." "Masaj yapmamı ister misin?" "Tolga!" dedim diğer yastığı da yüzüne atarak. "Tamam, tamam! Yarın Alp'le akşam yemeğine geleceğiz, haberin olsun." İstekleri asla bitmiyordu. Hâlâ daha emirler yağdırıp benimle kafa buluyordu. Söyleyecekleri bitince zorla da olsa evden çıkmıştı. Anca rahat etmiştim! Utanmaz! Oradan kalkıp buraya gelecek kadar çıldırmış olmalı. Ama yaptığı beni daha da çıldırtmıştı. Yine de sakinliğimi korumayı başarmıştım. Beni sinirli görmek adamın hoşuna gidiyordu. Sürekli daha çekici olduğumu dile getirip damarıma basıyordu. İşte bu yüzden sakinmiş gibi gözükerek ona o fırsatı vermedim. Kapı kapanınca yerimden kalkıp kilitlemeye gidiyordum ki zil tekrardan çaldı. "Of Tolga!" diyip delikten bakmadan direkt açtım. "Ne va-..." diyecektim ki karşımda beliren hafif kızıl saçlı, yeşil gözlü, beyaz çehreli bir kadınla ufak çaplı şok yaşadım. Ardına kadar açtığım kapıyı aralayarak "Buyrun, kime bakmıştınız?" dedim. Duruşuyla güçlü olduğunu belli eden, yaklaşık 25-26 yaşlarında olan kadın elini bana uzatarak "Ben Asya Yıldırım, yeni avukatınızım." dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD