KARACA'NIN AĞZINDAN...
"Bir an gelmeyeceksin diye çok korktum Alev!"
Oyun oynama sırası bana geçmişti.
Tatilden döneli 3 gün olmuştu.
Tolga'yla aynı iş yerinde çalışan Derya'yla sürekli iletişim halindeydik. Mecburiyetten ötürü tüm durumu ona anlatmıştım. Benden daha çok sinirlenen gerçek ve hakiki arkadaşım Derya iş yerindeki tüm ipleri ele almıştı.
Tolga 3 gündür yoğun tempoda ilerliyordu ve akşamları çıkar çıkmaz evine geliyordu.
Bana olan ilgisi artmıştı, daha aşkla yaklaşmaya başlamıştı. Alev ise bu iletişim kopukluğundan yerinde kuduruyor, sıklıkla beni arayarak haber almaya çalışıyordu.
Baktım bunlar bir araya gelmiyor, bana kanıt vermiyor, o zaman devreye girmem gerektiğine kanaat getirdim.
"KİM GELDİ HAYATIM?" diye bağırdı içeriden Tolga.
"ALEV GELDİ AŞKIM!" diye seslendim içeriye.
Alev'in üstündeki paltosunu alarak yardımcımıza uzattım.
"Hoşgeldin canım." dedim yanağından öperek.
Midemde kusma belirtileri şaha kalkmış durumdaydı.
"Hoşbulduk canım. Tolga bilmiyor muydu geleceğimi?"
"Eniştene de sürpriz oldu!" dedim gözlerinin içine bakarak.
Derya her seferinde Tolga enişte derken, Alev hep Tolga diye bahsediyordu. Aslında bana anlamam için bir sürü ipucu bırakmalarına rağmen salaklık yapan kendimmişim...
"Aynen, eniştem!" dedi sitem ederek.
Ayakkabılarını çıkartmadan içeri geçince onu o kısa saçlarından kavrayarak başını duvara çarpasım geldi ama hanımefendiliğimi koruyup peşinden içeri geçtim.
Tolga, Alev'i karşısında görünce afalladı. Çünkü günlerdir iletişime geçmek istemeyerek sürekli aramalarını reddediyordu.
"Hoşgeldin Alev." dedi uzaktan, elini uzatmadan...
Önceden her geldiğinde parlayan gözleriyle ayağa kalkıp Alev'e elini uzatır, özel ilgi gösterirdi.
Ben de öylesine saftım ki, sırf benim arkadaşım diye böyle özenle davrandığını zannediyordum. Oysa ki durumlar apayrı boyuttaymış...
"Ellerini yıka hemen Alev. Sofra hazır, yemekleri soğutmayalım."
Arada esmekte olan soğuk rüzgarların her birini takip etmeye çalışıyordum. Köşeye yerleştirdiğim gizli kamera sayesinde mutfağa gitme bahanesiyle ayağa kalkıp içeri geçtiğimde her ikiside içindekileri dökecekti biliyorum.
•••
"Aa!" dedim rolüme bürünerek.
"Hayat abla içecekleri getirmeyi unutmuş. Siz oturun, ben hemen geliyorum."
"Sen yorulma Karaca. Söyleriz getirir şimdi."
"Yok, ben hemen alırım."
Topuklu ayakkabılarımın topuklarını sertçe yere vurarak mutfağa adımladım.
"Bir şey mi istediniz hanımım?" dedi beni mutfakta gören Hayat abla.
"Yok..." dedim kollarımı tezgaha dayayarak.
Gözlerimin önünde beni kandırırken yüzleri hiç kızarmıyordu. Nasıl kandım böylesine açık açık oynarlarken?
"İyi misin Karaca?" dedi Hayat abla yanıma gelerek.
"İyiyim abla. İçecekleri unutmuşsun da sen, onları almaya gelmiştim."
"Ee bana deseydiniz hanımım."
"Ne olacak sanki abla? Sen hazırla ben götürürüm hemen."
Hayat abla bardakları hazırlarken ben de içeriye kulak kesildim fakat duymam imkânsızdı. Aradaki mesafe çoktu ve bu yüzden kamera yerleştirmiştim.
Acaba konuşuyorlar mıdır? Belki de günlerin hasretiyle yanıp tutuşan kalpleri ilk boşlukta yeniden kıvılcımlarıyla birleşmiştir...
Salak Karaca! Belki aylar, belki de yıllardır kandırıyorlardı beni. İyiliğimi suistimal ederek işlerini rahatça görüyorlardı.
"Hanımım siz içeri mi gitseniz?"
Hüznümün arasında yoğrulup giden kalbimi gerçek dünyaya geri getiren Hayat ablaya çevirdim bakışlarımı.
"Tek bırakmasaydınız misafirlerinizi."
"Sıkıntı olmaz Hayat abla."
"Siz bilirsiniz ama kimseye güvenmeyin olur mu?"
Biliyordu! Hayat abla gerçeği tüm açıklığıyla biliyordu. Tolga'nın Alev'le olan ilişkisine vakıftı.
"Sen..." dedim ama gözyaşlarım susturdu dilimi.
"Hİ! ÖĞRENDİNİZ Mİ HANIMIM!"
Dudaklardan dökülen şaşkınlık nidaları dizlerimin bağını çözüp beni yere oturttuğunda ellerim yüzümü kapatarak ağlayışımı en sessize almaya çalışıyordum.
"Ben... Ne diyeceğimi bilemiyorum hanımım. Özür..." dediğinde parmakları omzuma değdi fakat geriye çektim bedenimi.
Bunu bildiği hâlde nasıl söylemedin bana Hayat abla? Kadın, kadına bunu nasıl yapabilirdi?
"Yapmayın böyle... Aranıza girip de yuvanızı bozmak istemedim. Ortada çocuk var hanımım. Küçük bir kaçamak yüzünden yıkmayın bu güzel yuvayı."
Küçük bir kaçamak mı? Cidden bu mu yani? Küçük bir kaçamak öyle mi?
"Kızma bana Karaca! Erkek milleti işte. Hepsi aynı kızım, illa ki yapıyorlar. O kadın hayatınızdan elbet bir gün çıkıp gidecek çünkü Tolga bey sizi asla bırakmaz, yuvasını dağıtmaz. Sizinle çok mutlu. Gerçekten seviyor sizi hanımım."
"Aynen!" dedim çöktüğüm yerden kalkarak.
"Sevgi sahiden bu mu Hayat abla? Sevseydi benden başkasına kaymazdı gözleri."
"Yapmayın hanımım, bu güzel yuvayı bozmayın! Küçük yavrunun hatrı için yapmayın!"
"Benim hiç mi hatrım yok Hayat abla? Erkek her istediğini yapacak, kadını aldatacak ama günün sonunda sırf çocuğu için bunu sineye çekip affedecek öyle mi? İki güzel söz, bir kaç buket çiçekle işini karşıya geçecek! Kadın sinecek, boyun eğip yuvasını bozmayacak, niye çünkü erkek! Erkekler yapar dimi? Ne de olsa erkek milletinin kanında vardır. Yapar ama sonra yuvasına geri döner! Eşini sever, bırakmaya kıyamaz! Çünkü erkek! Her b.ku yer, kadına takmadığı boynuz kalmaz ama gün sonunda tek 'Seviyorum!' lafıyla tüm hataları silinir! Ben bunu asla yapmayacağım! Sizin geri kafalı düşünceleriniz benim umurumda bile değil!"
"Ya ne yapacaksın?" dedi kapıyı kapatıp tam karşıma dikilerek.
"Ya ne yapacaksın kızım? Kimin, kimsen yok Karaca! Alp ve Tolga'dan başka kimsen var mı he yavrum? Ne elin ekmek tutuyor ne de işe girebilecek diploman var! Bu şaşaalı hayat, pahalı hediyeler, şık yaşam ortamı... Hepsinden nasıl vazgeçeceksin Karaca? İki, üç gün ağlar sonra sen de alışırsın kızım. Eğer yuvanı yıkarsan o içerideki şeytanın ekmeğine yağ sürmüş olursun. Konuş kocanla, dök içini. Eminimki pişmandır kendisi de."
"Pişmansa tamam yani öyle mi!"
"Tamam değil elbet! Araya giren soğukluk elbet bir gün yerini sıcaklığınıza bırakır. Sadece biraz zaman ver."
"Yok zaman falan!"
Aklınca beni manipüle ederek boşanma yolunda ilerlemekten vazgeçirecekti. Bu şaşaalı hayatın içine doğmamıştım ki zorluk çekeyim. Geldiğim yeri unutmadım, unutmam da!
"Saygısızlık yapıyorsam özür dilerim ama senin yerine kadınlığından ben utandım Hayat abla! Savunduğun konuya dön bir bak!"
Son cümlem...
Kapanan kapıyı açıp içeri gidecek ve kayıt cihazımı çaktırmadan alıp kontrol edecektim. Bu akşam o yemeği onlara zehir edecektim! Kanıt elimdeyse Tolga'nın ağız kokusunu çekmeme lüzum yoktu.
Kapının kolunu aşağı indirmiştim ki...
"Hayat senin eski yetimhane duvarlarındaki kadar masum değil kızım! Geçim zor, koşullar ağır! Her şey ateş pahası! Kolunda küçük çocukla, asgari ücret maaşla yaşama tutunacağını mı sanıyorsun?
Alp lüks yaşama alışmış bir çocuk. Gittiği okul, giydiği kıyafetler bile belli. Senin bir aylık maaşın onun ayağındaki ayakkabıları almaya yetmez kızım! Ben, senin kötülüğüne konuşmuyorum Karaca.