KARACA'NIN AĞZINDAN...
Stres tüm bedenime hükmediyordu. Boşanma davamızın 2. duruşması az sonra başlayacaktı. Her iki tarafta karşı karşıyaydı.
Tolga yine kendinden emin duruşuyla benimle alenen alay ediyordu. 'Benden yine boşanamayacaksın!' imajı veriyordu, hatta korkusu da diyebilirdim.
•••
"KESİN SESİNİZİ!"
Hakimin tok ve gür sesiyle ağzıma fermuar çektim. Sergen beyin bütün uyarılarına rağmen Tolga'nın aşağılık kompleksleri yüzünden yine sinirlenmeden edememiştim.
Beni kışkırtmak için tüm düğmelere basıyordu. Ve ben bunu bile bile yine de parlamadan duramıyordum.
"Söz alabilir miyim!" dedi Tolga heyecanla.
Hakim söz verdi.
Avukatım Sergen bey "Lütfen, rica ediyorum sakin olun artık Karaca hanım!" dedi bana sessizce.
Keşke öyle diyildiği kadar kolay olabilseydi. Tolga'yla aynı çatı altına girmeyen hiç kimse iyi insan maskesinin altında yatan baskıcı adamı göremezdi.
Duruşma salonuna girdiğimiz andan beri arkasında sakladığı parmaklarını havaya kaldırınca gözlerimi yumdum sıkı sıkıya.
Hâlâ çıkmamış mıydı bunun sargıları?
"Eşimin şiddete olan eğilimini sizlere göstermek istiyorum sayın hâkim! Şu gördüğünüz parmaklarımı kendisi kırmıştır. Kırdığına dair olan deliller video kaydıyla mevcuttur. Kendisi peşime kadın takmış, kadını benim yamacıma yollamıştır. Ben bunu sonradan anladım hâkim bey. Cafede kadın ansızın elimi tutunca şok oldum, şaşırdım doğal olarak. Oysa ben oraya onunla yalnızca iş yemeğine gitmiştim. Olayın ardından şans eseri ilerideki masada eşimi görünce bunun bir komplo olduğunu anladım ve yanına gittim. Neden böyle yaptığını soruyordum, onu çok sevdiğimi anlatıyordum. Sonra ne oldu bilmiyorum ama parmaklarımı kırdı."
Her bir cümlesine ağzım açık şahitlik ediyordum. Yanıma tehditlerini savurmak, eğer elde etmek isteseydi dakikasında bunu yapabileceğini anlatmak için gelmişti. Şimdiyse bol keseden yalan sallıyordu. Ee tabii kese geniş ve ağzı büyük olunca içinde milyonları bile barındırabiliyor.
"Söz hakkı alabilir miyim?" dedim. Öfkeden titriyordum adeta.
Hakim bana döndü, hak verdi.
"O masaya bana olan sevgisini anlatmaya gelmedi hâkim bey! Kışkırtıcı cümleler kurarak damarıma bastı, beni çıldırttı."
"Hanımefendi birinin size kışkırtıcı söz söylemesi parmaklarını kırma hakkını size vermez! Madem ortada sözlü taciz vardı, neden şikayet etmek yerine şiddete başvurdunuz?"
"Sayın hâkim, söz alabilir miyim?" dedi avukatım. Bu bana yerimi bilmem gerektiğini anlatan hareketti. Usulca geriye çekildim.
Hakim söz verince avukatım söze girdi...
"Yıllardır ağır hakaretler altında yaşam sürdüğü, eşi tarafından sürekli aşağılanarak yetimlik zaafiyetinin sömürüldüğü, üstelik geceleri evine geç gelen eşini sabahlara kadar beklediği... Daha da sayabilirim hakimim. Müvekkilimin evliliğinin bitimine sebep olan yalnızca sadakatsizlik değildir. Yıllar önce bitmiş olan bu evliliği ayakta tutan yalnızca çocuktur. Sizde biliyorsunuz ki ülkemizdeki kadınlar çocuklarının istikbali için eşinin çoğu olayına göz yummuştur. Müvekkilim Karaca hanımda bu kadınlardan yalnızca birisidir. Yaptığını asla doğru bulmuyorum ancak Tolga beyin kışkırtıcı tutumları yüzünden müvekkilim hiç yapmaması gereken hareketi yapmıştır. Bunun ardında saklanan geçmişin payı yok denilemeyecek boyutlardadır. Sürekli alttan alan kadın olan müvekkilim ne yazık ki olmaması gereken bir patlama yaşamıştır ancak bunda eşinin payı büyüktür. Üstelik delillerle birlikte önünüze sunulan kayıtlara biz de delilllerle birlikte karşılık veriyoruz.
Müvekkilim Karaca hanım hatasını çok çabuk fark ederek Tolga beyden özür dilemiş, ardından koşmuştur. Cafenin kamerasının da gördüğü bankta oturan müvekkilim ve Tolga beyin duruşunu incelemenizi talep ederim. Karaca hanım yaptığı hatanın çok yanlış olduğunu anında anlamış, Tolga beyin kırılan parmağına müdahalede bulunmuştur."
Hâkim görüntüleri inceliyordu. Duruşu bile içimi titreten hakim gerçekten saygı duyulması gereken konumdaydı...
İnceleme yaptıktan sonra gözlüklerini eliyle hafifçe düzeltip Tolga'ya baktı.
"Hanımefendinin olayın ardından hemen yardım etmesi bunun bir cinnet anı olduğunu gösterir."
Ardından bana döndü...
"Bir insanın parmağını kırmak için ciddi bir öfke gerekir. 'Yeter artık' dedirten o söz tam olarak neydi? Harfi harfine duymak istiyorum. Üstelik neden yasal yollardan delil toplamak varken kurgu bir kumpasa girişerek eşinizin peşine kadın taktınız?"
"O kadını isteseydi elde edeceğini söyledi sayın hâkim. Benim kadınlık gururumla oynadı. Yani kendisinin söylediği sevgi sözcükleri palavra!"
Hakim Tolga'ya baktı, duruşunu tarttı. Ardından yeniden bana döndü "Kumpas konusu?" dedi sorusunu tekrar ederek.
Derin ve dertli bir nefes aldım...
"Benim gibi yetimhanede büyüyen, kırk kanaat geçiren bir kadının, böyle devasa bir güce karşı gerçekleri başka türlü ortaya çıkarma şansı var mıydı? Ben sadece sahneyi kurdum, o ise kendi rolünü oynadı. Eğer sadık bir eş olsaydı sahneyi boş bırakırdı." dedim.
Pes etmek yok! Bu sefer ben de hakkımı savunmak için laf cambazlığı yapacaktım.
"Söz hakkı alabilir miyim?" dedi Tolga.
Yine ne yalanlar sıralayacak acaba!
Hakim söz verdi...
"Ben oraya sadece iş için gittim."
Sinir ve alaya almanın karışık olduğu bir gülümseme belirdi yüzümde. Hızlıca söz aldım...
"Sayın hâkim! Koskoca şirket sahibi adam neden sıradan bir çalışanla dışarıda buluşsun ki? Herhangi bir ortağı olsa ya da CEO olsa bu dediğinin gerçek olma olasılığı yüksekti ancak kadın şirket sahibi birisinin fark edemeyeceği seviyeden bir çalışan." dedim.
Güzel yerden vurmuştum. Avukatım bana çok kızmıştı ama olayı toparlayabileceğimizi söylemişti. Sadece dersime iyi çalışmamız lazımdı o kadar...
Hakim Tolga'ya döndü...
Tolga benden bu atağı beklemiyor gibiydi. Yüzü sarardı, soldu, rengi attı...
"Söz alabilir miyim?" dedi şeytanın avukatı...
Hakim söz hakkı verince "Müvekkilim Tolga beyin görüşmesi tamamen insani duygulardır. Kadın kendini Tolga beye acındırarak çok büyük maddi sıkıntılar yaşadığını belirtmiş. Müvekkilim Tolga bey böylesine derin konularda çok hassas oluyordur. Bunu her ay para yardımında bulunduğu kuruluşlardan anlayabiliriz. Karşı tarafın bütün suçlamaları tamamen asılsızdır. Sizin aklınızı bulandırmaya çalışarak müvekkilime uyguladığı şiddeti göz ardı etmeye çalışıyordur. Sonradan gösterilen şefkat duygusu yaptığı yanlışı örtmeye yetmemiştir sayın hâkim. Ortada velayeti anneye verilen küçük bir çocuk vardır."
Kalbime ince bir sızı yayıldı. Okun ucu oğluma değdiğinde ürpermiştim. Çünkü Tolga hâlâ geri dönmemi istiyordu ve geri dönüşüm yalnızca Alp'le sağlanırdı...
"Çocuğun şiddete meyilli anneyle kalmasına itiraz ediyoruz! Geçici velayetin müvekkilime, yani babaya verilmesini talep ediyoruz!"
Bu olamazdı! Şiddete meyilli de ne demek! Korkuyla hakime çevirdim bakışlarımı. Video kayıtlarına tekrardan baktı.
"Üstelik bu konuda şahidimiz de var..." diyen avukat beni dumura uğrattı.
Neyin şahidi? Kim bu şahit, neye şahitlik ediyordu?
"Müvekkilimin evinde çalışan Hayat hanım..."
Şaşkınlıkla tanıkların olduğu yere baktım. Gözüm her yerde Hayat ablayı ararken ayağa kalkışıyla fark etmiştim. Aklım idrak etmekte zorluk yaşıyordu. Neyden bahsediyordu bu avukat?
Hayat abla tanık kürsüsüne geldi. Hâkim yemin metnini tekrar ederken ben çoktan karışık zihnimle boğuşmaya başlamıştım.
"Karaca hanımın oğlu Alp'e bir kaç kez şiddet uyguladığına denk gelmiştim sayın hâkim!"
Önümde bulunan kürsüye tutundum. Yıllarımı beraber geçirdiğim, bana tıpkı bir anne gibi her şeyi öğreten Hayat abla... Oğluma şiddet uyguladığım şahitliğiyle bana en ağır kurşunu sıkmıştı. Tolga bile böylesine sarsamamışken onun tek darbesiyle çukurun en dibine gömülmüştüm.
İlmek ilmek aştığım engellerim 'Bana anne diyebilirsin' diyen kadının yalancı şahitliğiyle heba olmuştu.
Ve ben yine o çukurun dibinde, yine tek başımaydım...
Hâkim sabırla Hayat ablanın yalan dolu hikâyesini dinliyordu. Bırakın oğluma vurmayı, sesimi yükseltsem vicdan azabı çekerdim.
Bunu bir anne olarak başka bir anneye nasıl yaparsın Hayat abla? Ben seni abla bildim, her dediğine hürmet gösterdim, saygıda kusur etmedim. Karşılığı gerçekten bu muydu? Anneyi evladından ayırmak mıydı?
Dedikleri karşısında ettiğim itirazlarımı boşa düşüren en büyük kanıt Tolga'nın kırılan parmaklarıydı... Tolga ısrarla sonradan pişman olduğum gerçeğine karşılık anlık parlamalarımla insanlara zarar verebildiğimi söylüyordu.
Ben nasıl bir şeytanın oyununa düşmüştüm böyle? Kafayı yemek üzereydim.
O koskoca duruşma salonu beni sıktıkça sıkıyordu. Bedenimi kaplayan ter elbiselerimi ıslatmaya başlamıştı. Kaybediyordum... Bütün deliller benim aleyhime çalışıyordu.
Tolga hâlâ beni sevdiğini söyleyerek boşanmak istemediğini belirtmişti fakat davanın devamını istediğimi, hâlâ boşanma konusunda ısrarcı olduğumu belirtmiştim. Karar böyle olunca da Tolga şiddeti öne sunarak geçici velayeti istemişti. Keşke canımı isteseydi...
"Hanımefendi her ne kadar ağır bir tahrik altında olduğunuzu iddia etsenizde karşı tarafın vücut bütünlüğüne yönelik gerçekleştirdiğiniz fiziksel şiddet ve tanıklarla desteklenen çocuğa yönelik tutumunuz, mahkememizce sizin öfke kontrolü yaşadığınıza dair ciddi kanaat oluşturmuştur!"
Hayır! Hayır! Yapma, söyleme! Bunu bir anneye söyleme!
"Hayır!" dedim ağlayarak. Kafamı sağa sola sallıyor, yalvarır gözlerle hâkime bakıyordum.
"Bu nedenle çocuğun daha güvenli ve şiddetten uzak bir ortamda büyümesi gerektiğinden geçici velayetin babaya verilmesine karar verilmiştir!"
Bir dahaki duruşma tarihi, pedagoglar, boşanmanın hâlâ devam ediyor olması... Hâkimin ağzından çıkan sözcüklerin zihnimde yeri yoktu. Ben en son velayetin babaya verilmesi kararında takılı kalmıştım.
Yaşama tutunma sebebim... Onu benden alırlarsa geriye benden hiçbir şey kalmaz...