10. RESTİ ÇEKTİM!

1052 Words
KARACA'NIN AĞZINDAN... Kararımı günler öncesinden vermiştim. Belki bir gün yeniden buraya dönecektim ama ne olursa olsun geriye dönüp baktığımda en azından mücadele ettim diyecektim kendime. "Diyeceklerin bitti mi?" dedim başımı yukarı kaldırıp. "Bitti! Kararını verdin mi?" Gözyaşlarım senin için akmayacaktı Tolga Korman! Yanında geçirdiğim her gün beni sevgisizlik ve aşağılamalarla bastırdın. Aslında çok güzel olduğumu bildiğin hâlde sırf gözüm açılırda senin ilgisizliğini fark edip boşanırım diye korktun. Pahalı hediyeler dışında, ufak iltifatlar haricinde ne zaman tuttun şu yaralı ellerimden? "Verdim! Kapıları açtır, gidiyorum!" Bunca tehdite rağmen gideceğimi tahmin etmiyordu. Şaşırdı, uzun bir mühlet sadece yüzüme baktı. Ağzından emziği alınan bebekler misali ağlayacaktı sanki. "Açtırsana kapıyı Tolga!" dedim suskunluk süresi uzayınca. "AÇIN KAPILARI!" diye bağırdı yüzüme öfkeyle bakarak. Her an eline geleni etrafa saçacak öfkeye sahipti bedeni. "Oğlumu getir!" dedim. Tek varlığım, bu hayattaki tek bağım olan oğlum. O olmadan hayatta gitmezdim. "Alp'i unut Karaca hanım! Oğlumu seninle sefalet içine yollamam!" "Ne demek unut! Oğlumu getir dedim sana!" "Mahkeme velayeti birimize verene kadar oğlum benimle kalacak!" Şimdi sıkışmış hissettim kendimi. Alıp gidersem 'Oğlumu kaçırıyor!' diye şikayet ederdi beni biliyorum. Oğlumsuz gitsem yokluğuna dayanamazdım. Burda kalsam midem kaldırmıyordu. İki tane koca duvarın arasında kalan bedenim her geçen saniye beton yapıtların ortasında sıkışıp kayboluyordu. "Oğlumu bana vereceksin!" dedim dibine girerek. Alp zaten kalmazdı babasıyla biliyorum. Onun bana ihtiyacı vardı. Anne sevgisine, anne şefkatine... Boy uzunluğunun avantajını kullanarak kibirli bir bakışla süzdü beni. "Karaca Korman! Adının yanından soyadın silindiğinde bir hiç kalacaksın!" "Korkuyorsun dimi Tolga?" dedim. Restleşiyorsa karşılığını alacak! "Paran, şöhretin, soyadın... Umurumda mı sanıyorsun? İçine doğmadığım hayatı mı arayacak bu gözler? Elinden geleni ardına koyma Tolga Korman!" "Koymayacağım Karaca Korman! Şunu da unutma ki en fazla 1 hafta dayabilirsin! Tıpış tıpış yanıma geleceksin! Ben her zaman burdayım karıcığım, her zaman seni bekliyor olacağım." "Hani az önce bir daha çıkarsan içeri giremezsin demiştin Tolga?" Tehditlerini savurunca pes edişimle direkt kucağına atlayacağımı sanıyordu. Param yoktu belki ama kadınlık gururum vardı! Benden geriye çekilerek önümü açtı. "Buyur bitanem! Yollar açık, kapılarıda açtırıyorum. İstediğin yere git. Ya da gidecek yerin varsa git!" İlk önce eşyalarımı almam lazımdı. Aslında eşyalar falan umurumda değildi. Bavulun içindeki delilim yeterliydi bana. "Kapı şu tarafta yalnız karıcığım!" "Eşyalarımı alacağım!" "Benim sana aldığım eşyaları mı?" Arkam dönük kaldım öylece. Acımasızlık yapma Tolga! Beni kendinden iyice soğutma! Önüme sunduğun tüm imkânları sanki dışarıdaki fakire yardım ediyormuşsun gibi koyma önüme! "Şaka yapıyorum hayatım. İstediğin kıyafetini al. Karımı kıyafetsiz bırakacak kadar delirmedim herhalde." Yüzüne bakmadan yukarı çıkıp hızlıca bavulumu aldım. Alp'i görmeden gitmeye niyetli değildim. Oğlumla konuşacak, beni beklemesini söyleyecektim. Bavulla birlikte savaşa gider gibi merdivenlerden iniyorduk. Her yer cam kırıklarıyla doluyken yürüyecek alanım kısıtlıydı ama pekte umursadığım söylenemezdi. Tolga yine aynı yere oturmuştu. Aşağı indiğimi görünce panikle ayaklandı. Onu terk edeceğime ihtimal veremiyordu. Yukarı çıktığımda sakinleşeceğimi düşünüyor olmalıydı çünkü yüz ifadesinden buram buram korku yayılıyordu etrafa. "Gideceksin yani? Oğlunu bırakıp gideceksin öyle mi Karaca?" Zayıf noktamı çok iyi bildiğinden nokta atışı yapacağı yeri ıskalamadan vurmuştu. "Oğlumun gelmesini bekleyeceğim. Onunla konuştuktan sonra bir saniye daha kalmayacağım burda!" Büyük adımlarla yanıma gelip tam önümde durdu. "Pişman olacağın işler yapma Karaca! Tamam ne istersen onu yaparız! Ayrı odalarda mı kalmak istiyorsun, tamam! Yüzümü görmek mi istemiyorsun, ona da tamam! Yeterki kal! Gitme, burda kal deniz gözlüm..." Parmakları saçlarıma uzandığında geriye çektim kendimi. "Zamanında gelmeyen sevgi solmuş çiçeği yeniden açtırmaz Tolga." "Ben seni hep sevdim Karaca. Kalbimin en güzel yerinde sen vardın. Sen ve oğlum. Etrafımda bir sürü manken, bir sürü ünlü iş adamlarının kızları varken ben seninle evlendim." "Sonra da gittin mankenle aldattın!" "Hataydı diyorum..." Elini tekrar bana uzattığında "Uzak dur!" dedim mesafe koyarak. "Tamam yaklaşmıyorum. Ama şunu da bil ki gerçekten sevdim seni. Hâlâ daha seviyorum aşkım. Denizin mavisiyle harlanan gözlerinle ömrüme yazılan gökyüzümsün. Kalbini, saflığını, duru güzelliğini sevdim senin. Yapma sevgilim! Kaybedeceğin savaşın içine bile bile atma kendini!" "Birincisi saflık değil, salaklık. Salak olduğum için beni böyle kolay kandırmadın mı zaten? Dibime kadar soktuğun kadınla birlikteydin!" "Karaca..." Kırmam için ısrarla uzattığı elini ağır bir tokatla geri savuşturdum. "Dokunma dedim dimi! Senden midem bulanıyor!" dedim yüzümü buruşturarak. "Ayrıca ikincisi de bu savaşı kaybedeceğimi bilsem bile mücadele edeceğim Tolga! Kendi ayaklarım üstünde de duracağım, oğlumu da senden alacağım! Her şey para değil, her şey para değil..." Son cümlemi de söyleyince bavulumla kapıya doğru ilerledim. Aynı havayı solumak bile ağır gelirken her saniye yüzünü görünce fenalık geliyordu bana. Korumalar hafiften önümü kestiler ama Tolga'dan gelen talimatla usulca kenara çekilip yolumu açtılar. Hava soğuktu, dışarısı buz gibiydi. Bahçedeki masaya oturup oğlum gelene kadar direnmeye çalıştım. Vücudum hafiften titremeye başladığında omuzlarımda hissettiğim şal bedenimi ısıtsa da kalbime buzul küpler düşürüyordu. Kendisi gelmeden önce kokusunu aldığım hayat arkadaşım... "İnat etme Karaca. İçeride bekle, hava çok soğuk." dedi. Ben ona hayat arkadaşı oldum da o bana yalnızca sırtımı bile dönemeyeceğim kalleşlik yapıp düşman olmayı seçti... "Alp ne zaman gelir?" dedim isteğine karşılıksız kalarak. "1 saate anca gelirler. İnat etme de benimle gel hadi." "İstemiyorum Tolga. Oğlum gelene kadar burada oturacağım." Derin nefes aldı. "Alp gelmeyecek Karaca!" dedi. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. "Alp gelmeyecek, sen de gitmeyeceksin!" Omuzlarımı çevreleyen şalı yere fırlatarak ayağa dikildim. "Boşuna mı bekliyorum yani? Oğlumu getir Tolga!" "Alp yok! Böyle saçma sapan boşanma palavralarıyla aklını bulandırma çocuğun." "Ne palavrası ya? Oğlumu getir! Burda kalmak istemiyorum!" "Günlük saçmalama dozun yeterli bence. İçeri geç Karaca!" "SANA OĞLUMU GETİR DEDİM!" Bana istediğini yap ama oğlumla asla tehdit etme. Kırmızı çizgimin üzerinde yaşamın uğruna dans etmeye kalkma Tolga. Sen de çok iyi biliyorsun ki konu Alp'se kızgın demirlerin üstünde bile yürürüm. "OĞLUMU GETİR DEDİM SANA!" Kolumda asılı duran küçük çantamı göğsüne vurdum. "KENDİN GİDİYORSAN GİT KADIN! OĞLUMU BU İŞE BULAŞTIRMANA İZİN VERMEYECEĞİM! MADEM ÇOK İSTİYORSUN GİTMEK, O ZAMAN GİT!" "OĞLUMU GETİR!" "GETİRMEYECEĞİM! ALP SENİN OĞLUNSA BENİM DE OĞLUM! VE BEN OĞLUMU BİR GÜN GERİ DÖNECEĞİNİ BİLDİĞİM ANNESİNİN ANLIK ÖFKESİNE KURBAN EDİP DE KAFASINI KARIŞTIRMASINA MÜSADE ETMEM!" Çantayı bu sefer kafasına indirip yüzüne doğru tükürdüm. "Yarın sabah bu eve geri geldiğimde oğlumu almak için gelmiş olacağım Tolga! Eğer..." dedim çantayı tekrardan koluma asıp sıkmaktan kar beyazına dönen parmaklarımdan işaret parmağımı ona nispeten sallayarak. "Eğer bi pislik daha yapmaya kalkarsan, oğlumla arama girersen... İşte o zaman seni bu villanın içine gömerim! Senin karşında Karaca Korman yok! Bi anne var! Ve bir anne söz konusu evladı olduğunda yakmaktan da, yanmaktan da çekinmez!" dedim. Bavulumu da peşime takarak hapisten farksız olan, mutsuzluğu kalbime işlenen o villa görünümlü ihanet yuvasından çıktım. Hodri meydan! Kanımın son damlasına kadar mücadelemi vereceğim Tolga Korman!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD