8. BABASIN...

761 Words
KARACA'NIN AĞZINDAN... Bi bavula, bi Alp'le bana baktı. "Nereye gidiyorsunuz?" dedi korkuyla. "Önümüzden çekil!" dedim bakışlarımı dahi ondan sakınarak. "Bu bavul da neyin nesi Karaca? Nereye gidiyorsunuz kaçar gibi?" Keşke kaçabilsem! Başımı yerden kaldırıp gözlerinin içine baktım, bakmak zorunda bırakıldım... "Çocuğun yanında tartışmak istemiyorum Tolga! Şimdi önümden çekil!" "Şu bavulu ver önce!" Elini bavula atarak almaya çalıştı fakat vermemeye diretiyordum. "Bak Tolga! Benim sinirlerimle oynama! Şu bavulu bırak!" Ben bırak dedikçe o tüm gücünü kullanıyordu. Bavul bi ondan tarafa bi benden tarafa mekik dokuyordu. Sesimi yükseltmemek için verdiğim çaba takdire şayandı çünkü gerçekten sınırlarını çok fazla zorluyordu. "Beni delirtme Karaca! Bavulu toplayıp nereye gideceksin? Çocuğun önünde bağırtma beni!" "YETER!" diye çığlık atıp bavulu önüne doğru savurdum. "YETER TOLGA! YETER ARTIK YETER!" Dayanma seviyem bitmişti. İçimde verdiğim savaşı kaybetmek üzereydim. Dik durmaktan yorulan ruhum çöküşe geçiyordu. "YETER PİSLİK HERİF, YETER!" Yüzüne attığım ağır tokadın sesi duvarların arasında yankıyla etrafa dağıldı. "YETER! BIRAK BENİ, RAHAT BIRAK ARTIK!" Bir tokat daha attım. Gerisi hızla gelmeye devam ediyordu. Yılların birikimi olan öfkemi dışarı vuran ellerim olmuştu. Tokatların ardı arkası kesilmeden yüzüne inmesi yüreğime damla su serpmiyordu. "ÖĞRENMEYECEK MİYİM SANDIN! YAPTIĞIN PİSLİĞİ ÖĞRENMEYECEK MİYİM SANDIN TOLGA! EN YAKIN ARKADAŞIMLA BİRLİKTE OLDUĞUNU ÖĞRENMEYECEK MİYİM SANDIN!" Tüm gücümle iki kolumla birlikte göğsüne öyle sert vurdum ki arkasında duran duvara çarptı sırtı. "ANNE!" Duyduğum acı dolu haykırış benim doğurduğum, benim baktığım, gözümden sakındığım çocuğumundu... Oğlumu unutmuştum. Burda olduğunu unutacak kadar dönmüştü gözüm. Her şeyi görmüştü. Babasına attığım tokatları, söylediğim cümleleri... Ne yaptın Karaca? Çocuğun önünde babasını dövdün. Şimdi nasıl toparlayacaksın? Ciğerlerime doldurduğum oksijenle boğazımı temizledim. Yüzüme yerleştirdiğim sahte tebessümle oğluma dönerek tam önünde eğildim. "Annecim bizi biraz yalnız bırakabilir misin?" dedim. "Sen... Babama neden vurdun anne? Hani şiddet hiç iyi bir şey değildi?" dedi titreyen göz bebekleriyle. Açıkla! Çocuğa aşıladığın her şeyin aksini yaparken yakalandın Karaca. Hadi açıkla bakalım açıklayabilirsen! "Babana vurmadım oğlum. Biz sadece şakalaşıyoruz." "Hayır anne!" dedi gözleri benim gözlerimle aynı olan mavilerini doldurarak... "Babam yine seni üzdü dimi?" Alp belki 5 yaşındaydı ama babasıyla aramızda olan soğukluğun her daim bilincindeydi... "Yok..." dedim son noktaya gelmiş gözyaşlarımı geriye itmeye çalışarak. "Üzmedi annem... Şakalaşıyoruz Alp. Şiddet yok, vurma yok! Babanla aramızda şakalaşmak sadece. Şimdi bizi biraz yalnız bırakabilir misin?" Yüzünü okşayan elimi aşağı indirip küçük adımlarıyla babasının yanına geçti. Yerde yıkık vaziyette duran Tolga başını kaldırıp oğluna bakamıyordu... "Sen çok kötü bir kocasın!" dedi. Hıçkırarak ağlamıyorsam eğer oğlum içindi. Yaşı küçük, yüreği bizimkinden bile büyük... "Benim annemi hep üzüyorsun! Anneler üzülmez baba, ağlatılmaz ama sen benim annemi hep ağlatıyorsun! Seni sevmiyorum!" Bizim aramızdaki sorun ne olursa olsun oğlumla babasının arasında zerre soğukluk olsun istemiyordum. Sorunumuz bizi ilgilendirirdi, çocuklarımızı değil. Fakat anladığım kadarıyla Alp negatif enerjimizden haylice etkilenmiş. "Anneyle babayı biraz yalnız bırakalım küçük adam. Hadi gel, ben sana ne göstereceğim.?" Hayat abla... Öyle bir zamanda yardımıma koştu ki... Alp'i kucağına alıp hızlıca uzaklaştırdı yanımızdan. Yanımızda kalsaydı eğer babası beni, o da babasını yıkacaktı. Kim bilir nasıl üzülmüştür adam... Babaydı sonuçta. Her zaman dedim, her zaman da diyeceğim. Tolga kötü bir eş olabilirdi ama çok iyi babaydı. Duvarın dibine çökmüş ağlayan adama baktım son kez. Bavulumu yeniden parmaklarım arasına alıp ilerlemek için adım atmıştım ki kolumda hissettiğim dokunuşla yerimde durdum. Tolga o yerden ne zaman kalktı, ne zaman dibime girdi anlamamıştım. "Beni bırakamazsın!" dedi. "Öyle de bir bırakırım ki!" dedim kolumu geriye çekmeye çalışarak ama fırsat vermiyordu. "Bırakamazsın Karaca! Ölürüm de izin vermem beni bırakmana!" "BIRAK!" Çığlığımla irkilip geri çekildi. "HAMİLE HE!" dedim elimin tersiyle yüzüne tekrar tokat atarak. "ALEV SENDEN HAMİLE ÖYLE Mİ!" Tokatımla değilde söylediğimle sarsıldı. "Sen..." dedi eliyle yüzünü tutup. "Sen nerden biliyorsun Karaca?" "NE ÖNEMİ VAR!" Bedenimde asla hakimiyet kuramıyordum. Göğsüne tekrardan vurduğumda kendimden uzaklaştıramadım. Öyle yakınıma gelmişti ki aramızda santimler bile yoktu. "Özür dilerim..." dedi elleri yüzümü kavrarken. "Özür dilerim Karaca! Yemin olsun daha yapmayacağım! Seni seviyorum ben. Kalbim senin için atıyor." Kollarının arasında buldum kendimi. Tüm gücümle itmeye çalıştığım bedenini nokta kadar kıpırdatamıyordum. "BIRAK BENİ!" "Asla izin vermem! Seni çok seviyorum Karaca. Ölürüm de gitmene izin vermem." "BIRAK DİYORUM SANA!" "BIRAKMAM! BIRAKMAM KARACA! BEBEĞİ ALDIRACAK, ARAMIZDA HİÇBİR BAĞ KALMAYACAK O KADINLA!" "İSTEMİYORUM!" "Biliyorum..." dedi sonunda ahtapot kollarını benden ayırarak. Ama asla tam özgürlük vermiyordu. Hâlâ kıskacı altındaydım. "Çok kızgınsın biliyorum! İstersen buralardan gideriz. İzmir'e taşınırız, orda yaşamaya devam ederiz aşkım." "Boşanıcaz!" dedim uzaklaşmak için çırpınmaya devam ederken. "Boşanma yok, unut onu! Alp var Karaca! Oğlumuz var, o var!" Her cümlesinde korkusu büyüyordu. Tüm koşullarda sakin kalmayı başaran kocam, karşımda iki büklüm kıvranıyordu. Biten ilişkimizi ayağa kaldıracak gücü bulamıyordum kendimde. "Ama biz yokuz..." dedim. "Bizi bitirdin Tolga." "Bitmedik! Kurban olayım biz bitmedik Karaca!" "Nasıl bir babasın ki oğlun bile nefret ediyor senden!" Ağır oldu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD