KARACA'NIN AĞZINDAN...
Yıkılmıştım. En yakın arkadaşımla kocam... Belki günler, belki aylar, belki de yıllar... Evime kadar sokup soframa oturttuğum, her derdimi rahatça anlattığım Alev, benim kocamla...
Atan kalbim bedenime ağır geliyordu. Titreyen ellerime eşlik eden ayaklarım dizlerimin bağını çözmeye gayret gösteriyordu fakat yıkılmanın zamanı değildi.
Etrafına göz gezdiren Tolga kapıyı aralayıp bakınmaya başlayınca koşar adımlarla asansöre geçtim. Hem ağlıyor hem de düğmelere basıyordum.
Beni yakalamaması lazımdı. Öğrendiğimi asla bilmeyecekti.
Sağ elim yaşlarımı silerken sol elimle gelişigüzel basmaya devam ediyordum.
"DUR!" sesi duyulduğu an korkuyla tam kenara sindim.
Tolga gelmeden kapının kapanması için dua ediyordum içimden. Gözlerimi kapatarak sesimi olduğunca kısmaya çalıştım.
"DUR BEKLE! SEN MİYDİN ZİLE BASAN DUR!"
Ve asansörün kapısı Tolga beni göremeden kapandı.
Daha fazla dayanamayan kalbim ayaklarımın çöküş anını gözler önüne sererek yere oturttu bedenimi.
Sesler, görüntüler korku filmi gibi gidip geliyordu beynimde.
Tek başına büyüyen, hayatında yalnızca Tolga'ya güvenen Karaca, sırtını yasladığı dağın aslında onun hiç ardında olmadığını öğrenmişti bu gece. Hiç kimse dışarıdan göründüğü gibi değilmiş. Yapmaz dediğim kocam beni en yakın arkadaşımla aldatıyormuş. Karısı salak olursa yapar tabii!
Adam ne derse he dedim, ne isterse anında yaptım. Yeter ki beni sevsin, beni farketsin istedim ama o ne yaptı? Beni her defasında aşağılayarak gülünç duruma düşürdü.
Her hareketimi eleştirdi, beni hep Alev'le kıyasladı. Meğer adam zaten Alev'in yörüngesindeyken benimle uğraşıyormuş. Aslında o benim güzelliğimi ortaya çıkarmaya değil, asıl istediği kadına dönüştürmeye çalışıyormuş...
Bedenimi odaya attığımda yere yığıldım.
Aynı otele getirecek kadar rahatmış. Beni nasıl salak olarak görüyorsa, adam aynı otelde başka kadınla görüşecek kadar rahatmış!
Bütün seni seviyorumlar, bu geceki iltifatlar... Hepsi içindeki vicdanın sesini bastırmaya çalışan ufak cümlelermiş. Bu yüzden mi bana ara ara 'Kendine bak, fiziğin iyice bozuldu Karaca. Kilo aldığının farkındasın dimi? Azıcık makyaj yapmayı denesene, sanki 40 yaşındaki kadınlar gibi duruyorsun.' diyordu?
İçinde verdiği hesaplaşmaya kılıf arıyordu. Benim kendime bakmadığımı bahane edip aldatmayı içinde meşrulaştırıyordu.
Ben gerçekten salakmışım. Burnumun dibinde olan olaylara üç maymunu oynayacak kadar hemde...
Alev'in Tolga'ya olan bakışlarını hep tuhaf bulmuştum ama günahına girmemek için hep susturmuştum kendimi. En yakın dostuna bunu yapabileceğini nasıl düşünebilirdim ki?
Ağlamalarım hıçkırıklara dönüştüğünde bakıcı koştu yardımıma. Kendime engel olamıyordum. Bıraksalar günlerce durmadan ağlardım.
"Ne oldu size Karaca hanım?" dedi.
Ağzımı açıp tek kelam edemiyordum. Dilime kilit vurulmuştu. Çenem titriyor, gözlerim çeşme misali akıp duruyordu. En büyük darbeyi yedirdiler bana. En yakınlarım, en büyük darbeyi...
"Tolga beye haber veriyorum hemen."
"ŞEREFSİZ!" diye haykırdım sonunda.
Şerefsiz bile hafif kalırdı ya yanında. Haysiyetsiz, pisliğin tekiydi.
Çok geçmeden odanın kapısı açıldığında "Neler oluyor? Sesin dışarı kadar geliyor Karaca." cümlesiyle ağlamamı durdurdum.
Gelmişti... Kontrole gelmişti aslında. Asansörün ardında gizlenen kişiyi görememiş ve ben miydim diye öğrenmeye gelmişti. Eğer yakalamasaydım sabaha kadar gelmeyecekti biliyorum. Nerde olduğunu sorduğumda da otelde kalmamız için gereken işlemlerin çok geç hallolduğunu, gece geldiğini ve geldiğimde de benim uyuyor olduğumu söyleyecekti. Ama işler planladığı gibi gitmeyince mecbur geri dönmüştü buraya.
"Bilmiyorum efendim. Mutfağa su içmeye gidiyordum sonra hanımımı yerde bu hâlde gördüm."
"Bi yerden mi geliyordu?" diye sordu.
Adım sesleri bana yaklaşırken içimde çağlayan öfkeyi bastırmam çok güçtü.
O yanan ateş şimdilik içimde gizli kalmaya devam etmek zorundaydı. Kanıt olmadan açtığım boşanma davasından elim boş dönerdim. Tolga asla boşanmazdı biliyorum.
"Yok Tolga bey. En son sizi bekliyordu pencere kenarında."
"Güzelim..." dedi omzuma dokunarak.
"BANA DOKUNMA!" diye bağırdım. Tiksinti gelmişti. Gördüğümü bilmeyecekti ama acaba biliyor muyum diye ödü kopacaktı.
İrkildi, geriye çekildi.
"Tamam!" dedi yanıma çökerek.
"Neden bağırıyorsun hayatım? Ne oldu, kâbus mu gördün yine?"
Hızlı nefes alışverişler gerçekleştiriyordum. Dalga geçercesine konuşuyordu benimle. Pişkin ama bir o kadar da korkuyla...
Gözlerimi doğrudan gözlerine kilitleyerek bütün zehrimi akıtmaya çalıştım.
"Korkutmasana beni Karaca. Ne olduğunu söyleyecek misin?"
Terler boşalıyordu vücudundan. Üstündeki mavi gömlek ıslanmaya başlamıştı.
Benim ise ellerim yerdeki örtüyü sıkıyordu.
"Karaca... İyi gözükmüyorsun. Ne oldu hayatım, neden böylesin?"
Ağzımı açtım. Karşımda sergilediği korku içler acısıydı.
"Kâbus..." dedim sadece.
Bedenine gelen ani gevşemeyle kendini saldı ve eski Tolga'ya geri dönüş yaptı.
Görmediğime emindi çünkü. Yine eski salak Karaca olmaya devam ediyordum gözünde. İstediğini yapabilecekti ne de olsa...
O gece benim en uzun gecelerimden birisiydi. Alp'in yanında uyumayı bahane ederek kaçmıştım ondan, onun pisliğinden. Hâlâ şüphe duyuyordu benden ama kendini kandırmaya devam ediyordu.
O kendi k...n keyfini düşünürken ben yalnızca oğlumu düşünüyordum. Eğer boşanırsak yıkılırdı çocuğum ama gururum kalmaya el vermiyordu...
•••
"Yüzün çok solgun Karaca. Acaba biraz allık falan mı sürsen?"
Elimdeki çatalı sofraya vurdum. Gözlerimi öfkeyle kapatıp kendimi kontrol altında tutmaya çalıştım ama fazla başaramıyordum. Adam hâlâ daha beni eleştiriyordu, hem de utanmadan!
"Hayat abla, Alp'in giyinmesine yardımcı olur musun? Anne, oğul dışarı çıkacağız da birazdan." dedim. Aslında amacım oğlumu bu gergin ortamdan uzaklaştırmaktı. Çünkü ne kadar gayret gösterirsem göstereyim duygularıma engel olamıyordum.
"Gidelim mi küçük adam? Bakalım bugün hangi kıyafeti giymek istiyorsunuz?" diyerek Alp'i kucağına alıp götürdü Hayat abla.
'Sakin kal Karaca! Çatalını yeniden eline al, yemeğine devam et!'
Çatalı elime alarak peynire batırdım. Kendimi kontrol altında tutmak için Tolga'nın suratına dahi bakmıyordum.
"Ne oluyor sana Karaca? Bi gecede huy mu değiştirdin? Altı üstü çok solgunsun dedim, ne dedim sanki?"
"BEĞENMİYORSAN BOŞA TOLGA!" diye haykırdım sonunda. Taş olsa çatlardı zaten. Ben bunca zaman bu adama nasıl dayanmışım?
Nefes nefeseydim.
"BEĞENMİYORSAN, ARTIK GÖZÜNE GÜZEL GELMİYORSAM AÇ BOŞANMA DAVASINI, BOŞA BENİ ANLADIN MI!" diye ekledim.
Endişeyle bakıyordu gözlerimin içine. Ben ise bütün nefretimi doğrudan ona akıtıyordum.
"Ne boşanmasından bahsediyorsun sen? Sabah sabah iyi saçmaladın."
Çatalı yeniden sofraya vurup bi hırsla kalktım sandalyeden.
"O ZAMAN KAPA ÇENENİ! YILLARDIR AYNI CÜMLELERİ SÖYLEMEKTEN BIKMADIN MI! BEN DUYMAKTAN BIKTIM, SEN SÖYLEMEKTEN BIKMADIN MI TOLGA! MADEM SÜREKLİ ELEŞTİRİ YAPACAKSIN, O ZAMAN UĞRAŞMADAN BOŞASANA! DAHA GÜZELİNİ, DAHA CANLI RENKLİSİNİ ALSANA!"
"Sesinin tonuna dikkat et istiyorsan!" diyip o da kalktı sandalyesinden.
"Alp içeride farkındasın dimi? Solundan mı kalktın sen? Sabah sabah boşa, boşa diyip duruyorsun. Rüyanda mı gördün boşanmayı hayırdır?"
Konuşmaya mecalim yoktu. Ağzımı açıp da çenemi yormak dahi gelmiyordu içimden. Sandalyeyi yere düşürüp içeri doğru adımlamaya başladım.
"Nereye gidiyorsun?"
Ses vermedim.
"Sana soru soruyorum."
Kolumdan kavradı, kendine çevirdi.
"Ne oluyor sana Karaca? Böyle yapmazdın hiç. Canını sıkan durum varsa söyle, birlikte halledelim."
"Şu an tek derdim kolumu bırakman!"
"Bırakmıcam! Ne olduğunu söyle bana."
"İstemiyorum Tolga! Kolumu bırak!"
"Derdini anlat!"
Dudağımın kenarıyla güldüm.
"Sen ne zaman benim derdimi dinledin ki Tolga?" dedim.
"Yapma şöyle Karaca! Seni çok sevdiğimi biliyorsun."
Kolumu hızla çektim kolundan ve yüzüne ağır bir tokat attım.
"Senin sevgin yere batsın!" dedim tükürerek.
Koşarak odaya girip kapımı kilitledim. Hiçbir şey yapmamış gibi beni sevdiğini söylemesi daha çok ağrıma gidiyordu. Seven insan başkasına değdirir miydi gözlerini? Sevgin batsın, sen bat Tolga!
"Karaca..."
Kapımda belirdi. Kolunu kopartmak istercesine hareket ettiriyordu.
"Aç şu kapıyı!"
Cevap vermeden pencere dibinde ağlamamı sürdürdüm.
"Hayatım ne oluyor sana? Sorun varsa söyle halledelim. Sinirlenmişsin belli ama böyle yapma! Beni de üzüyorsun. Karımı böyle görmek istemiyorum ben."
Karımmış! Yalancı pislik!
"Kavga etmek istemiyorum Tolga. Sadece fazlaca yorgunum ve dinlenmek istiyorum."
"Tamam dinlen. Hatta biraz uyu, uyanınca konuşalım tamam mı?"
Cevap vermeden durmaya devam ettim.
Sessizliğimin ortasında, dört duvar arasında kalmış salaktan farkım yoktu. Kullanılmışlığımın üzerimde bıraktığı etkinin altından kalkamıyordum.
Beni yıkan 2 gerçekle baş başa kalmıştım. İhanete uğradığım kişiler kocam ve en yakın arkadaşım Alev'di...
Eğer oğlum olmasaydı bu oteli senin başına yıkmayı ben bilirdim ya... Oğluma dua et sen Tolga!
Pencere kenarında, acımla birlikte akan gözyaşlarımı her zaman olduğu gibi yine kendim siliyordum. Benim oğlumdan başka hiç kimsem yoktu bu hayatta. Yetimhanelerde büyümüş, sevdiği adamı hayatının merkezine koymuş bir kadındım. Şimdi o adam bulunduğu konumun bilincinde oluşuyla vurduğu balyozla paramparça etmişti kalbimin her yerini...
Ne uyku uyudum ne de sırtımı yatakla buluşturdum. Sadece camdan dışarı bakıp hayatımı gözden geçirmeye çalıştım. Gözümün gördüğü manzara olabilirdi ama beynimin içinde dönen görüntü yılların çöp oluşuydu.
"Şu kapıyı açsan mı diyorum artık Karaca?"
Yine gelmişti! Birkaç saat kafam rahat oturdum ya yine gelmişti! Gerçi buna rahatlık değil, rahatlıktan çok bütün hayatımı gözden geçirme seansı da diyebilirdim ama başımda dırdır eden yoktu en azından.
"Konuşmak istemiyorum!" dedim gayet sakin ses tonumla.
Çünkü ne kadar sakin kalmak zorunda olduğumu bilsem de yüzüne baktıkça bana yaptığı ihanet aklıma geliyordu ve ben çıldırıyordum. Gerçekten değer verdiğin kişiden o verdiğin değeri asla göremiyormuşsun.
"Ne oldu sana hayatım? Anlamadan seni kıracak bir şey mi yaptım?"
Sabır! Arsızlıkta zirve yapmış. Hiç yüzü kızarmıyor mu acaba bana bu cümleyi kurarken? Aslında onun amacı ağzından laf almaktı. Çünkü dün geceye dair şüpheleri içinde kırıntı dahi olsa vardı.
"Sen beni kıracak bir şey yapar mısın hiç Tolga!" dedim sitem ederek.
"Evlendiğimiz günden bu yana sen benim değerimi bilmekten başka ne yaptın ki zaten? Benim haddime mi senin hayatını, bana olan davranışlarını sorgulamak?"
"Kapıyı aç öyle konuşalım. Kırılmışsın belli. İzin ver de kırdığım yerden tamir edeyim."
"Hangi kırdığını tamir edeceksin acaba? Şimdi beni sinirlendirmeden gider misin? İçeride çocuk var, bağırmak istemiyorum. Lütfen git!"
"Gitmeyeceğim."
"YA GİT DİYORUM BE ADAM! GİT, ANLIYOR MUSUN! SANA GİT DİYORUM! 6 YILDIR KONUŞMAMIŞSIN, DERDİMİ SORMAMIŞSIN, ŞİMDİ NE DEĞİŞTİ TOLGA! BİR ANDA MI DEĞERLENDİM! YOKSA HAYATINDA BİR İLK YAŞADIĞIN, İLK KEZ BENİ KAYBETME KORKUSUYLA YÜZLEŞTİĞİN İÇİN Mİ BÖYLE PANİKLEDİN!"