KARACA'NIN AĞZINDAN...
"Anne beni neden sürüklüyorsun?"
"Eve gidince konuşalım Alp! Şimdi çok sinirliyim!"
"Neden?"
Kalabalığın arasında ezilmeye başlayan oğlumu içinde kaldığı durumdan uzaklaştırmaktı tek amacım. Sürekli arada kalan kişinin Alp olmasından yorulmuştum. Daha yeni yeni düzene girmeye başlayan hayatını yeniden tepetaklak etmiştim.
"KARACA BEKLE!"
"Anne, babam sana sesleniyor. Onu beklemeyecek miyiz?"
"Alp sorularını evde sor dedim sana!"
"Ama anne-..."
"EVDE DEDİM ALP!"
Sesimin ilk kez yüksek tonuyla tanışıyordu oğlum. Ne olursa olsun küçüklüğünü bildiğim için ona her daim sükunetle yaklaşmaya çalışırdım. Ama ben de insandım ve arada tökezlemek hakkımdı.
Yürümeye devam ederken kulağıma ilişen küçük küçük iç çekme sesleriyle duraksadım.
Canımı alsalar oğlumu ağlarken görmek istemezdim fakat bakışlarımın döndüğü yerde o hiç istemediğim görüntü vardı...
Küçük eliyle yüzünü kapatmış, bana belli etmeden ağlamaya çalışıyordu.
Eğildim, yüzüne dokundum...
"Özür dilerim anneciğim..." dedim.
Ağlamasında azalma yoktu. Yavrumun bile içinde birikmiş acısı.
"Özür dilerim Alp. Sana sesimi yükseltmemem gerekiyordu biliyorum."
"İki saattir arkanızdan koşuyorum!"
Sağ tarafımdan gelen nefes nefese ses tüm sakinliğimi altüst etti.
"Baba..."
Avuçlarımın arasından kayıp giden yavrum babasına sarılınca gökdelenin en üstünden zemin katına çakıldım. Yapma Alp! Yapma oğlum! Yaşama seninle tutunuyorken dalımı, kanadımı kırma!
"Babacığım... Neden ağlıyorsun Alp?"
Hemen Alp'in seviyesine indi, bağrına bastı.
"Çünkü... Çünkü siz annemle hep kavga ediyorsunuz!"
Bütün her şeyin sorumlusu kendisiyken tereyağından kıl çeker gibi sıyrılıp ağırlığın hepsini bana yükledi bakışlarıyla.
"Anneyle baba bazen kavga edebilir oğlum. Bunlar çok normal durumlar."
"Ama önceden etmiyordunuz!"
Arkamı döndüm. Ağladığımı görmesini istemiyordum.
Önceden kavga etmezdik çünkü ben hep sineye çekerdim. Aman huzurumuz bozulmasın, aman Tolga bana tavır almasın diye suyuna giderdim. Şimdi oyunun kuralları değişmişti. Boşanacağım korkusuyla ödü patlayan kişi Tolga'ydı. Yani suyuma da giden, dediklerimi de yapan kendisiydi.
"Hayat ablan sana aldığım oyuncağı verdi mi Alp?" dedi Tolga.
Aylardır babasına türlü türlü diller dökmüştü uzaktan kumandalı arabayı aldırmak için. Tolga kesin tavırla her seferinde hayır dese de yine dayanamamış, dün akşam gelirken almıştı. Düşen moralini yerine getirmek için öne sürüyordu yoksa kendi elleriyle vermeyi tercih ederdi.
"Hangi oyuncak?" dedi Alp.
Çocukların masumluğu karşısında ellerim bağlanıyordu. Her şeyden çok çabuk etkilenselerde yine aynı çabuklukla aklını başka işlere odaklayabiliyorlardı.
"Hani şu istediğin uzaktan kumandalı araba vardı ya..."
"Onu mu aldın baba?"
"Evettt... Şimdi ben Hayat ablanı arıyorum, seni gelip alıyor ve eve gidiyorsunuz."
"Ama..."
Benim iznim olmadan adım dahi atmak istemiyordu oğlum. Günün her saatinde yanında annesi olunca fikrini alması çok normaldi.
Hızlıca gözyaşlarımı silip yüzümü Alp'e döndüm.
"Gidebilir miyim anne?" dedi.
Yaşadıklarımdan sonra belki çok zordu gülmek ama zor da olsa dudağıma hafif bir tebessüm yerleştirdim.
"Gidebilirsin tabii ki de annecim..." dedim.
Tolga ayağa kalkarak Alp'in elinden tutup birlikte yanıma çekildi.
Şoförü arayarak Hayat ablayı buraya getirmesini söyledi.
"Mavi rengini mi aldın baba?" dedi Alp.
"Evet oğlum..." derken benim gözlerime bakıyordu Tolga.
"Tıpkı annenin ve senin gözlerinin renginde aldım."
"Hı hı! Tamam baba."
İç çekiyordu hâlâ. Elimi uzatıp tutmak istedim ama Tolga müsade vermedi.
"Hıncını çocuktan çıkartma!" dedi sessizce.
Alp'e baktım. Gelecek arabanın yolunu gözlüyordu.
"Ne hıncından bahsediyorsun sen!" dedim aynı tonla.
"Çocuğa bağırıyordun Karaca!"
"Senin yüzünden! Senin yaptığın pislikler yüzünden! Öyle çok doldum ki artık içimde saklayamıyorum!"
"Bu konuyu konuşacağız! Alp eve geçsin, bizde doğrudan bağ evine çıkıyoruz!"
İtiraz etmedim.
Gelen araçla birlikte eve dönen Alp'ten sonra bizde kendi aracımıza geçtik.
Yola çıkalı 27 dakika olmuştu ama ikimizde ağzımızı açıp tek kelam etmiyorduk.
Ben öfkemden korkuyordum o da duyacaklarından...
Alev'in dibime kadar girip onca kişinin arasında bana uyguladığı tarife hafife alınacak türden değildi. Nasıl yüz bulduysa artık bu kadarına cesaret edebiliyordu.
Dayanamıyordum...
"Erkek Tolga!" dedim imalı şekilde.
"Kendini karısı varken başka kadınların yanında erkek hisseden Tolga!"
Cevap vermedi. Sadece burnundan derin nefesler alarak arabayı kullanmaya devam etti.
"Benim yanımda kadın mı hissediyordunuz kendinizi prenses!" dedim.
İşler çığırından çıkacaktı ama benim işlerden önce o çığırdan çıkmam an meselesiydi.
"Karaca! Ağzından çıkanlara dikkat et! Sinirlisin diye üstüne gelmiyorum ama sınırları aşma!"
"Sınırları aşan ben miyim yoksa sen mi? Eşini küçük düşürürken hiç mi utanmadın Tolga?"
Cam tarafına çevrili olan başımı Tolga'ya döndürdüm.
"Ya sen nasıl bir aşağılıksın!" dedim.
"İnsan aynı yastığı paylaştığı, çocuğunun annesini nasıl böyle dile dolar? Hiç mi hatrım yok sende?"
"Eve gidince konuşalım mı? Haklısın biliyorum ama lütfen bana kendimi açıklama fırsatı ver!"
"Neyi açıklayacaksın sen!" dedim kolumdaki çantayı üstüne doğru savurarak.
"NEYİ AÇIKLAYACAKSIN BANA!"
"KARACA! ARABA SÜRÜYORUM DUR!"
"RUHSUZUM ÖYLE Mİ TOLGA! BENİ RUHA SEN ÇEVİRDİN! SEVGİSİZ BIRAKA BIRAKA BU HÂLE DÖNDÜM! ESERİNLE GURUR DUY!"
Çanta bedenine inmeye devam ederken tüm hırsımı üstüne kusuyordum. Şans mı? Tolga şansın ş'sini haketmiyordu. İnsan eşini böylesine küçümser mi? Her şeye rağmen, herkese ondan övgüyle bahsederdim. Verdiğim onca emeği ziyan eden sana da yazıklar olsun!
"YETER!"
Elimdeki çantayı alarak arka koltuğa fırlattı. İkimizde sinirden soluk soluğaydık.
"Yetmez!" derken kemerimi çözdüm.
"Arabayı kenara çek, ben ineceğim!" dedim.
"5 dakikaya bağ evinde oluruz! Lütfen artık saçmalamayı kes!"
"Sana şans vermekte hata yaptım ben! Beni haketmiyorsun!"
Sert bir fren sesi yankılandı dağların yamacında. Bedenim hafiften öne doğru savruldu. Kavga seslerinin ayak sürtmeleri duyuluyordu. Manipüle yeteneğinde rekorlar kitabına girecek derecede muazzam olan kocam aynı taktiğe başvuracağından şüphe ettirmiyordu.
"Kimmiş seni hakeden kişi!" dedi Tolga.
"Sen olmadığın kesin!" dedim.
Geri adım atmak yoktu. Bağırınca kabuğuna sinen Karaca bu diyarlardan göçeli çok olmuştu...
"Kimmiş? Söyle de bizde bilelim dimi karıcığım!"
"Bilmem! Sen başkalarının yanında kendini erkek hissediyorsun ya, ben de belki başkalarının yanında kendimi kadın hissederim!"
"SUS!"
Bana vurmak için havaya kalkan eli son bir hakimiyetle durabilmişti. O el kalktıysa eğer inmiştir demektir. Yaptıklarına şaşıracak kıvamı çoktan geçmiştim.
Alev'in kulağıma kulağıma dedikleri öylesine ağrıma gitmişti ki bundan sonrakilere üzülecek kotam kalmamıştı.
Adam değildin, adam ettim! Baba değildin, baba ettim! Evine bağlı birey değildin, bağlı ettim! Ananla babana saygısızdın, yola getirdim! Doğduğum günden bu yaşıma kadar ailesiz büyümüş Karaca sana aile olmayı öğretti.
Pekiyi karşılığında bana ne verdin Tolga?
Annen kaldığım yurda gelip bana yalvardı! 'Oğlumu düştüğü çukurdan yalnızca sen kurtarabilirsin!' dedi.
Güçsüz olmama rağmen o çukurun başında sana ip oldum Tolga, merdiven oldum. Bir ananın yüreği yanmasın diye seni, kendime bağladım.
"Vur!" dedim soğuk sesimle.
"O el zaten inmiş kadar oldu Tolga!"
"Sabrımı zorluyorsun!"
"Sabrımı zorlayan sensin! Bu evlilik burda bitti Tolga Korman!"
"KAPA ÇENENİ!"
Avuç içleri kızarıncaya dek direksiyonu yumrukluyordu. Senin öfkenin başladığı yerde ben evliliğimi bitirdim Tolga! İstediğin kadar çırpın! Adımın Karaca olduğu kadar eminim ki hayatına girip çıkan tek kadın Alev değildi. Seni bitireceğim Tolga! O metreslerin hepsini ifşa edip magazin sayfalarına düşüreceğim her birinizi.
"SUS KADIN! SUS ARTIK! SENDEN BOŞANMAM ANLIYOR MUSUN!"
"Sür şu arabayı!" dedim.
Bırak ellerini direksiyona vurmayı, kendini de parçalasan bu savaş artık başlamıştı Tolga. Ve bundan öncekine asla benzemeyeceği kesindi. Şartlar sonuna kadar zorlanacak. Eminimki sen de beni çok zorlayacaksın ama bu sefer boş durmayacağım!