7. HAZIRLAN OĞLUM...

1200 Words
KARACA'NIN AĞZINDAN... "Sen sanıyor musun ki Alp sana ayak uyduracak kızım? Okulundan, arkadaşlarından, bu lüks yaşamdan vazgeçecek mi sanıyorsun? Hadi şimdi vazgeçti, bu çocuk büyüyüp delikanlı olduğunda fakir bir yaşamı mı tercih edeceğini sanıyorsun? Babası lüksün içinde yaşam sürerken oğlu geri kalmaz Karaca! Tolga'da sen ona dön diye tek kuruş yardımda bulunmaz! Süründürme be kızım kendini! Tolga seni seviyor yapma!" Dediklerine kızıyordum ama bir yandanda hak veriyordum. Tolga o kadar zengindi ki onunla aşık atmam mümkün değildi. Bir günlük kazancına bir yıl çalışmam gerekirdi. Geriye dönüp Hayat ablaya bakmadım. İleriye dönük yaşamımda geçmişle muhatap olmamam lazımdı. Ne olursa olsun şansımı deneyecektim. En azından bir gün arkama dönüp bakarsam 'Keşke' dememek için yapacaktım... Ayaklarım titriyordu. Topuklularla yürümeyeceğimi anladığımda yavaşça çıkarttım her ikisini de. Çıplak ayaklarla soğuk zemin üzerinde yıkık bir duruşla yürüyordum. Gözlerimde yaşlar, yüreğimde burukluk... Kendimi toplamazsam eğer fire verebilirdim. Elimin tersiyle sildim gözyaşlarımı. Saçlarıma parmaklarımla hacim vererek omuzlarımı dikleştirip salona geçiş yaptım. Konuşma vardı aralarında ama ben gidince ikisi de aynı anda sustu. "Ne konuşuyordunuz?" dedim sahte bir samimiyetle. "Hiç! Sen niye geç kaldın hayatım? İçecekler nerde?" İçecekler? Aferin Karaca! İçecekleri almadan geri dönmüştüm. "Şey-..." "İçecekleri ben getirdim beyim." Kurtarıcı niyetine yetişmişti Hayat abla. Çok kırılmıştım ona ama yine de teşekkür mahiyetinde gözlerimi kırpıp sandalyeme oturdum. Hayat abla içecekleri servis ederken bana 'Yapma!' dercesine bakıyordu. Yapacaktım! Yıllarımı heba eden adama boyun eğmeyecektim, yaptıklarına sessiz kalmayacaktım! "Ben hemen geliyorum." diyerek oturduğum yerden kalktım. "Yine nereye gidiyorsun Karaca?" dedi Tolga. "Telefonumu şarja takmam lazım canım." "Sonra takarsın!" dedi elimi tutarak. "Hemen gelirim Tolga. Beni böyle sevdiğini bilmiyordum kocacım..." "Ben seni her zaman böyle seviyordum. Seni, yalnız seni, hep seni..." dedi Alev'e kaçamak bakış atarak. Uzandığım adamın dudağına buse kondurarak "Hemen geliyorum..." dedim. "Bekliyorum." dedi keyiften dört köşe olarak. Masanın üstündeki kayıt cihazını alarak usulca odaya geçip kapıyı kilitledim. Ve hiç beklemediğim o anla baş başa kalmıştım. Elimde tutmakta olduğum kayıt cihazında hayatımın geri kalanı saklıydı. İlk kez aralarındaki ilişkiyi bilerek yanlarında bulunmuştum. Ölümden daha beter bir durumun içinde debelenip duruyordum. Derin bir nefes alarak makyaj masasının pufuna oturdum. Gözlerim aynadan kendine baktığında ne kadar da solgun olduğumu fark ettim. Oysa Tolga hiç anlamamıştı... İçeride yerinde zorla tuttuğum gözyaşlarımı daha fazla hapis edemiyordum. Her biri yüreğimdeki ateşi ferahlık vermek istercesine yere düşüyordu. Ve zamanı geldi... Bütün hayal kırıklığımı kenara koyup kadınlık gururumla beraber kaydı açtım. 10 saniye... Her ikiside yemeğine normal yoldan devam ediyorlardı. 20 saniye... Tolga kaçmak istercesine duruyordu oturduğu yerde. 30 saniye... Ve ilk temas! "Yabancı gibi konuşmayacak mıyız cidden?" dedi Alev. Tüm dikkatimi görüntü üzerine yoğunlaştırdım. "Sana bitti dedim dimi Alev? Bak karım içeride, beni zor durumda bırakma!" "O sümsük umurumda bile değil! Bana uzak kalmaya devam edersen yemin ediyorum her şeyi gider anlatırım!" Dost öyle mi? Sana arkandan sümsük diyen, kocana duygu besleyen dost! Olmaz olsun böylelerinin dostluğu! "Anlat!" dedi masanın üstüne ağırlığını veren Tolga. "Anlat, git anlat! Senin dost bildiğin kadın kocanı baştan çıkartmak için her yolu denedi, sonunda kendinden geçirene kadar içirip koynuna girdi de! Hiç beklemeden anlat Alev!" Elimle kapattım ağzımı. Gözlerim kocaman olmuştu şaşkınlığımdan. "Sende istiyordun Tolga! Sakın bana palavra okuma!" "Ben hep Karaca'yı istedim, bunu benden daha iyi biliyorsun! Ve bildiğin içinde karımı hep kıskandın Alev!" "2 hafta öncesine kadar bana da değer verdiğini söyleyen sendin!" "Değer vermekle sevmek apayrı şeyler! Ben sadece Karaca'yı seviyorum, ölene kadar da onu seveceğim! Hata yaptım ama yaptığım hatanın farkına geçte olsa vardım. Karımı seviyorum Alev! İlk günden söyledim sana! Karaca'dan boşanmam, ondan ayrılıp da seninle evlenmem! Bi kaçamak, maceraydı benim için, o kadar." "Ben seviyorum Tolga..." "Ben karımı seviyorum Alev! Sana baştan dedim dimi? Sakın aşka çevirme bu işi, küçük kaçamaktan ilerisi olamaz diye!" "Ama öyle olmadı! 2 senedir beraberiz Tolga! Hiç mi gönlün kaymadı bana?" 2 sene mi? 2 sene gözümün önünde birlikteler miymiş? Ah zavallı Karaca... "Hiç kaymadı!" dedi Tolga kendinden emin ses tonuyla. "Sana ümit vermedim Alev! Tamam, beğeniyordum. Kendine olan bakımını, duruşunu, fiziğini beğeniyordum ama gerisi yok! Kalbim hep karımla attı!" "O yüzden mi haftalarca girmedin aynı yatağa?" "Neden girmediğimi biliyorsun! Artık yanlış yaptığımı farketmiştim ve kendimi tuhaf hissediyordum. Sen otele gelmeseydin ben karımla zaten geceyi birlikte geçirecektim. Ama geldin, geldiğin yetmezmiş gibi beni rahatsız edip tehditler savurarak odana gelmeme mecbur bıraktın! Artık düş yakamdan Alev!" "Her şeyi anlatıcam!" "Anlat! Korkuyor muyum sanıyorsun? Karım benim karım, karım olarakta kalacak! Benden boşanmaya kalksa bile izin vermem Alev! Onun yanı, benim yanımdır! Şimdi yemeğini ye ve hayatımızdan komple defol git!" "Çok geç!" dedi Alev. Kalbim ağzımda atıyordu sanki. Kocamın metresiyle yaptığı konuşmaya şahitlik yapmak tahmin ettiğimden daha zor ilerliyordu. Bütün duygularım birbirine girmiş vaziyetteydi. Öfke, hayal kırıklığı, intikam ateşi, hüzün... Hepsi ama hepsi birbiriyle karışık durumdaydı. Ayağa kalkan Alev çantasında bir şeyler arıyordu. "Neymiş çok geç olan?" Çantasından çıkardığını Tolga'nın önüne fırlattı. "Tebrikler Tolga, yeniden baba oluyorsun!" Kayıt cihazı elimden düşecekken son anda tuttum ve makyaj masanın üstüne bıraktım. Kendimi kontrol edemiyordum. Hareketlerimi, içimdeki öfkeyi, yanmakta olan yüreğimi kontrol altında tutamıyordum. En yakın arkadaşım kocamdan hamile... Hangi zihin bunu kabul etmek, algılamak isterdi ki? Düştüğüm b.k çukurunda düşürüldüğüm kişiler tarafından aşağı çekilmeye devam ediyordum. Yukarı çıkmaya tutunacak dalım kalmamıştı. Kayıt hâlâ devam ederken ben devam etmek istemediğimi anladım. Dolaba yerleştirdiğim bavulumu hızlıca doldurmaya başladım. Zamanı geldi, geçiyordu bile. Ne dolduruyorsun bavuluna Karaca? Hepsini adam almış, tümünü o hediye etmiş. Ne alıyorsun, ne dolduruyorsun bavuluna? Çoğunu geri çıkarıp küçüklüğümden, yetimhaneden kalma anılarımı bıraktım bavulun içinde. Kayıt cihazını da alıp bavulun içindeki kutumun içine yerleştirdim. Kilitli kapıyı açtım. Alp'in odasına girerek "Annecim!" diye bağırdım. "Efendim anne?" dedi. "Alp..." Masa başında masumca oyuncaklarıyla oynuyordu oğlum. Ah Alp... Bunu istemezdim annecim ama mecburum... Gözyaşlarımı silip bavulu kapının önünde bıraktım. Dolabından montunu aldım ve Alp'in yanına gittim. "Hadi oğlum!" dedim monta kolunu geçirmesi için uzatarak. "Anne ne oluyor?" "Bir şey olduğu yok oğlum. Anne, oğul hava almaya çıkıyoruz sadece." "Ama..." dedi kapının önündeki bavula bakarak. "Bavul var orda." Arkamı dönüp yaşlarımı sildim. Çok zeki bir çocuktu Alp. Babasıyla aramızdaki durumun bile farkında olacak kadar zeki... "Tatile çıkıyoruz oğlum. Şimdi montunu giyer misin?" dedim yeniden ona dönerek. "Ağlama..." Küçük parmaklarıyla gözlerimden akan yaşları sildiğinde her şey daha zor oldu benim için. Alp, babasının bana olan ilgisizliğinin hep farkındaydı. 'Babam bence seni çok seviyor anne ama bunu içinde yaşıyor. Yoksa o sana hep sevgiyle bakıyor anne.' diyordu. Benim masum yürekli oğlum... Sevgi bu değil. Sevgi asla bu değil... "Ağlamıyorum annem... Sadece biraz hüzünlüyüm." "Anneler hüzünlenmemeli. Anneler hiç üzülmemeli ama babam seni çok üzüyor." "Yok oğlum. Baban beni üzmüyor annecim." "O zaman neden gidiyoruz anne?" "Bak..." dedim gözlerimi kapatıp kendime gelme vakti tanıdığım süreyi kullanarak. "Anneler ve babalar bazen kavga ederler, biraz ayrı kalırlar." "Ama ayrılmazlar dimi anne?" "Buna biz karar veririz oğlum. Sen bizim oğlumuzsun. O senin baban, ben de annenim. Bu gerçek her daim var olacak." "Siz... Ayrılmazsınız dimi?" Derin nefes alarak sorusunu yanıtsız bırakıp montunu giydirdim. Garibim, daha da ses çıkartmadan bana uyum sağladı. "Hadi oğlum..." dedim elimi uzatarak. Durdu, düşündü... Yapma annem... Beni bununla cezalandırma sakın! "Sen..." dedi o güzel gözlerini bana çevirip. "Eğer mutlu olacaksan gidelim anne..." Buruk ama içten bir tebessümle karşıladım oğlumun cümlesini. Belki Tolga çok iyi bir babaydı ama bana asla iyi eş olamamıştı. "Senin olduğun her yerde mutluyum ben oğlum." Elimi tuttuğunda içimde yeşeren umut filiziyle biraz da olsa yaşama tutundum. Kapının önündeki bavulu da alarak oğlumla odadan çıktığım an Tolga önümüzü kesti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD