KARACA'NIN AĞZINDAN...
Çektiği acı benim acımın yanında devede pire misali kalıyordu. Acı sadece fiziksel olarak hissedilen acı değildir. Kiminde de ruhsal acılar baş gösterir...
"HASTA! HASTASIN LAN SEN!"
Yüzü acıdan buruşuyordu. Pişman olmuştum ama iyikide yapmıştım. Yani her iki tarafımda çalışır durumdaydı. Vicdan ve intikam...
"Tamam!" dedim eline dokunmaya çalışarak.
"Dur bakayım Tolga!"
"Ne bakması!" dedi iki büklüm vaziyetiyle.
"Of! Parmaklarımı kırdın Karaca!"
"Anlarım ben, bi bakayım Tolga!"
"Doktor musun! Nasıl anlayacaksın!"
"Ne halin varsa gör!"
Yaklaşık 2 dakikadır bana göstermesi için dil döküyordum ama nafile. Madem inadından vazgeçmek gibi bir niyetin yok, o zaman ben de nasıl geldiysem öyle giderim.
Yetimhane zamanlarımda bahçede oyun oynarken düşmüş, parmaklarımı kırmıştım. Aşçı Gülizar teyze bana öyle yardımcı olmuştu ki... Kırık, çıkıktan anlıyordu. Neler yapmam gerektiğini onu harfiyen izleyerek öğrenmiştim. Kırık parmağın nasıl yerine oturtulduğunu çok iyi biliyordum. Hatta ondan sonra kızların ne zaman kırığı olsa bana gelirlerdi.
Yani yaralar aynı olunca hâlden anlıyordu insan...
Çantamı öfkeyle koluma takıp çıkışa doğru ilerliyordum. Arkamdan gelen acı dolu haykırışlar yüreğimi sızlatsa da ilerlemeye devam ediyordum. O da benim canımı yakarken tıpkı böyle yapmamış mıydı? Aynı acımasızlık, aynı görmemezlik. Aramızdaki tek fark; benim susmayan vicdanım...
Kapıya kadar gelmiştim ki "BEKLE!" seslenişiyle durdum. Tolga'ydı.
Bekledim. Yüzümü dönmeden yanıma gelmesini bekledim.
Önüme geçti, parmaklarını bana uzattı.
"Tak şunları yerine!" dedi.
Parmaklarına baktım. Acıdan titriyordu.
"Doktora git! Ben doktor değilim!" dedim.
"Zamanında herkese yapmıyor muydun? Şimdi kocandan mı esirgeyeceksin bunu?"
Unutmamıştı... Tolga beni dinler miydi ki dediklerimi hatırlasın? Ama bunu unutmamış...
"Yüzüme bakacağına yap yapacağını Karaca! Sonra beraber geçeriz hastaneye!"
"Şuraya oturalım." dedim az ilerideki bankı göstererek.
Tolga acıya fazlasıyla dayanıklı adamdı. Yani öyle kolay kolayına ağlamaz, zırlamazdı.
Tam yanıma oturduğunda yüzüne baktım. Gözlerinden aşağı süzen damlalara içim burkuldu. Ama bu hakettiği gerçeğini değiştirmiyor tamam mı! Şimdi kendini topla ve üzülme!
"Uzat..." dedim.
"Uzatayım da yine kır dimi!"
"Uzatacak mısın yoksa gideyim mi?"
"Ne senle ne sensiz..." diye mırıldanıp parmaklarını bana verdi.
Şefkatle dokunduğum her hücresinde içim ürperiyordu. Ne hallere geldik biz Tolga? Sakin yuvamız, huzurlu evliliğimiz vardı.
Aslında ben bunu Derya'ya her söylediğimde bana çok kızıyordu.
'SENİN SESSİZLİĞİN YÜZÜNDEN O YUVADA HUZUR VARDI! ADAMIN HER YAPTIĞINA GÖZ YUMDUĞUN İÇİNDİ!' diyordu.
Bir bakımdan haklıydı. Tolga ne derse desin hep susmayı seçiyordum. Aman tartışma büyümesin, aman Alp etkilenmesin diye içime atıyordum.
Geceler boyu sessizce akıttığım gözyaşlarımın hiçbirisini görmedi Tolga. Sanki bana bağıran, bütün yaptıklarıma kusur bulan o değilmiş gibi vicdanını rahat tutarak yattığı yatakta, sadece bir kaç santim ötemde huzur içinde uyuyordu.
Arada uyanıyor "Sen hâlâ uyumadın mı?" diyerek elini üstüme atıp sarılarak uyumaya devam ediyordu.
Sanırım Derya haklıydı...
Ben sustukça kendini her daim haklı sana Tolga vardı. Ve karşımdaki Tolga'yı böylesine bencil ve vicdansız yapan bendim. Susan her kadın konuşan erkeğin hakaretlerine maruz kalır. Tamam, insan bazen susar, bazen sineye çeker ancak bu tek taraflı yapılması gereken durum değildir.
Ben çok sinirliysem o alttan alacak, o çok sinirliyse ben alttan alacağım. Pekiyi neden bizim evliliğimizde alttan alan hep bendim? Sonuna kadar haklı olduğum konularda dahi ortamı yumuşatan bile yine bendim.
Ah biz kadınlar... Hayata tutunacağız diye hayatımızı mahvediyoruz. Karnımızda 9 ay taşıdığımız evladımız için, sırf ayrı anne babayla büyümemesi için katlandığımız, katlanmak zorunda bırakıldığımız tüm aşağılanmalara gözümüz bir gün açılıyor ama o gün çok geç oluyor... Çünkü sen yıpranmışsın, sen zaten tüm yaşam enerjini içinde bulunduğun toksik ilişkiye harcamışsın...
Tolga'nın parmaklarını yerine oturttuktan sonra doğrudan evime geçtim. Tolga çok yalvardı, neredeyse ayaklarıma kapandı hastaneye birlikte gidelim diye ama yapmadım. Çünkü sıkışmıştım ve acil avukatımla görüşmem lazımdı. Karıştırdığım b.k çukuru kokusunu ortaya yaymadan olanları anlatmam lazımdı...
•••
"BUNU NASIL YAPARSINIZ KARACA HANIM! HER ŞEY BİZİM LEHİMİZE GİDERKEN, ÇOCUĞUN VELAYETİ BİLE BİZDEYKEN BUNU NASIL YAPARSINIZ! ŞİMDİ SİZİN HASTA OLDUĞUNUZU, ONA KUMPAS KURDUĞUNUZU, AKIL SAĞLIĞINIZIN YERİNDE OLMADIĞINI İDDİA EDERSE İŞİN İÇİNDEN NASIL ÇIKACAĞIZ!"
"Akıl sağlığı ne alaka Sergen bey?"
"Adamın peşine kadın takarsanız, ona komplo kurmaya çalışırsanız, ajan gibi yanına sokarsanız olacağı bu! Üstelik cafenin kamera kayıtlarını kullanacak Tolga bey, kesinlikle kullanacak!" dedi elini alnına koyarak.
Kendi başıma iş tutmamam gerektiğini biliyordum ama konunun boyut seviyesinin buralara geleceğini asla tahmin etmemiştim.
"Şimdi ne olacak?" dedim korkuyla.
"Akıl sağlığı raporu alacağız, yanımızda bulunacak. Ama size hâlâ çok kızgınım. Sular durulsun diyorum, siz gidip adamın parmaklarını kırıyorsunuz!"
Ağzımı açmıştım ki "Siz hiç konuşmadan ben söyleyeyim! Tüm görüntüleri aleyhinize kullanacak. Hadi akıl sağlığı raporu bir de haklı savunmalarla kadın işini halledebiliriz. Pekiyi parmak kırmak?" dedi ve sustu.
Başımı önüme eğdim.
"Çok yanlış bir hamle yaptınız Karaca hanım. Tolga bu kozu size karşı kullanacak, hem de hiç çekinmeden kullanacak. Sizin şiddet eğiliminde olduğunuzu söyleyerek derhal velayetin kendisine verilmesini isteyecek. Bunu yapacağını benden daha iyi biliyorsunuz. Tolga'nın amacı sizi evladınızdan ayırmak değil, sizinle boşanmamak. Ve bunun sadece Alp üzerinden yürütüleceğini biliyor. Üzgünüm Karaca hanım ama muhtemelen hâkim çocuğu mahkeme çıkışında babanın almasını söyleyerek velayet değişikliği yapacak."