KARACA'NIN AĞZINDAN...
"Sana ne oluyor Karaca?"
Gün aşırı yüzümü saklamadan dışarıda alışveriş yapmaya çıkınca birilerinin bi tarafı ateşe değen kağıt misali tutuşmaya başladı. Amacı etrafı ısıtmaktı ama kendinin yandığından haberi bile yoktu...
"Ne oluyormuş?" dedim ayna karşısında rujumu tazelerken...
"Senin yüzünden sabahtan beri magazincilerle papaz oldum. Hiçbirisinin kadrajına girmemişsin ama girebilirdin de!"
Elimdeki ruju sakince masanın üstüne bıraktım ve Tolga'ya döndüm.
"Magazine düşmemden neden bu kadar çok korkuyorsun? Tolga Korman'ın karısıyım. Sence de normal değil mi?" dedim.
"Değil!" dedi sandalyemi kendine çekerken.
Üstüme eğildi, tam dibime yerleştirdi bedenini.
"Benden başkası göremez bu güzelliği!" dedi.
İlk kez itiraf ediyordu içinde sakladığı gerçek düşünceleri. Bundan önceki tüm tartışmalarımızda benim giyinmeyi bilmediğimi, makyajımın hiçbir tutar dalı olmadığını söyleyerek kendini üste çıkartıyordu. Ömrü boyunca ilk kez zihnindekileri hiç bulandırmadan diline dökmüştü.
"Ha yani sonunda kabul ettin güzel olduğumu!" dedim sitemle.
"Sen..." derken parmak uçlarını yerleştirdi saçlarıma.
"Sen zaten hep güzeldin Karaca."
"Madem güzeldim, beni niye aşağılayıp duruyordun?"
Neredeyse birbirine yapışacak olan bedenlerimizi söylediğim cümle geriye taşımıştı.
"Konuyu kapatmamakta ısrar ediyorsun!" dedi.
Kuyruk kıstı, kuyruk artık sıkıştığı yerden kurtulacak delikte bulamıyor. Çünkü saklandığı delikten başını çıkaran Karaca bundan sonra zorla tıkıştırıldığı deliğe yeniden girmeye hiç niyetli değil.
"Sadece aklımdaki soru işaretlerini gidermeye çalışıyorum hayatım..." dedim.
"İçin rahat edecekse eğer söylüyorum! Köpek gibi kıskanıyorum seni! Başkası şu güzelliği farkedecek diye it gibi titriyorum! Oldu mu, gitti mi aklındaki soru işaretleri?"
Oldu... Bildiğim bir gerçeği söylemiştin ama yine de bunu senin ağzından duymak seyir zevki yüksek filmdi...
"Para, şöhret beni değiştirmez Tolga." dedim.
Kıskançlığın rolü büyüktü belki fakat Tolga'nın korkularından birisi de güzelliğin bana açacağı kapılardı. Ayaklarımın üstüne sağlam bastığım ilk an ona posta koyacağımı düşünüyordu.
Koyacak olsaydım koyardım zaten. Sana verdiğim şansı iyiye kullanmak yerine neden ellerinle heba ediyorsun Tolga?
"Değiştirecek olsaydı seninle evlendiğim gün değişmez miydim? İnkâr edilmesi zor zenginliğin içindeyim ve şimdilik mutlu bir yuvam var. Şans verdim, birlikteyiz... Lütfen artık iplerimi biraz gevşek tut. Bırak çeksinler beni, koysunlar magazine... Sanki ne olacak Tolga? Salakça hareketler sergilemiyorum ya da konuşma üslubunu tutturamayan kişilerden değilim."
Her bir cümlemde gergin olan bedeni gevşiyordu. Bana güvenmek yerine hep tereddütle yaşamanın kendi yediği b.klardan olduğunu idrak etmeye başlıyor gibiydi.
"Ya biri sana göz koyarsa?" dedi korkuyla.
"O zaman o gözleri birlikte oyarız!" derken eline uzanarak tuttum.
Günler sonra ilk kez kendi isteğimle temas ediyordum. Hâlâ şüphelerim devam ediyordu ama en azından küçükte olsa mutlu olmak hakkım diye düşünerek Tolga'ya sinyal veriyordum.
"Oyarız dimi sevgilim?" dedi elinin üstündeki elimi dudaklarına götürüp ufak bir öpücük kondurarak...
"Elbette... Şimdi diyorum ki Alp'i da alıp lunaparka mı gitsek?"
Aramızdaki keskin kızışmadan en çok etkilenen kişi olmuştu Alp. Ne zaman baş başa kalsak 'Anne, babamdan ayrılmayacaksın dimi?' diyordu korkuyla. O küçücük kalbine yerleşen korkuyu çekip alasım geliyordu ama ne yazık ki yapamıyordum...
Tolga saatine baktı.
"Hmm..." dedi düşünerek.
"Toplantıma daha 6 saat var. Yani bu da ne demek oluyor?"
"Oley!" sesiyle aralık kalan kapıdan bizi izleyen Alp'e baktık. Ses ansızın gelince başta korktuk ama sonra oğlumuzu da odaya alarak hep birlikte hazırlandık.
Tolga'nın bu kadar kısa sürede böylesine değişmesine aklım ermiyordu. Ya sahiden pişman ya da rolünü mükemmel oynayan bir oyuncu...
Uzun süredir hüzünle kaplanan minik suratı biraz güldüğünde anladım ki oğlum için bu fedakarlığı yapabilirdim... Babasıyla çarpışan arabalarda kahkahalar eşliğinde eğleniyorlardı. Ben de onları uzaktan elimde kamerayla izliyordum.
"ALP, BABANA TUTUN ANNECİM!" dedim yüzümdeki tebessümle.
Sen mutlusun, küçük kalbin mutlu ya... Her şeye değer annecim...
"HADİ ÇEKİYORUM SİZİ BAK!"
"Çek çek!"
Tam arkamdan gelen zehir saçan sesle "Ay!" dedim korkuyla.
Bakışlarımın çevrildiği yerde kendini son derece güzel gizleyen Alev'i gördüm. Kimse tanıyamazdı ama ben onu duruşundan bile tanırdım!
Hangi yüzle karşıma çıkmaya cesaret bulmuştu? Bu ne arsızlıktır?
Videoyu sonlandırıp "Defol git!" dedim dişlerimin arasından.
"Sen de hiç mi kadınlık gururu yok? Başkasından çocuk yapan adama nasıl geri döndün Karaca?" dedi.
Az ileride oğlum olmasaydı seni şu pistin ortasında saçlarından sürüklerdim ya... Oğluma dua et!
"Ne o?" dedim küçümser bakışlarımla.
"Tolga'nın benden boşanıp seninle evleneceğini falan mı düşündün cidden?" derken ağzımı eğerek konuşmuştum. Herkese anladığı dille muamele etmek lazımdı. Alev'de aşağılanmaktan anlıyordu!
Saniyeler önce mutluluk nidası taşıyan yüzü cümlemi duyunca usulca şeytan kimliğine geri döndü.
"Madem böyle çok seviyordu, o zaman niye bana koşa koşa geldi?"
"Ee düşmüş bi b.k çukuruna!" dedim vurgulu tonla.
Elim, ayağım titriyordu. Bir de utanmadan dibimize kadar sokulmuş or.spu!
"Bana bak!" dedi sinsice saçlarımdan kavrayarak. Başımı Tolgalar'ın olduğu yere çevirdi.
"Bak! Şu tabloya iyi bak! İstesem anında bozarım Karaca!"
Ters hareket yaparsam Alp kesinlikle fark ederdi çünkü bir gözü sürekli bendeydi.
"Saçımı bırak!" diyebildim sadece.
"Mutluluğunu bozmam saniyelerimi bile almaz!"
"Saçımı bırak Alev!" dedim yeniden. Sinirden gözlerimi kapatmıştım. Eğer yaptığı harekete devam ederse avazım çıktığı kadar bağırmam an meselesiydi.
"İki güzel sözle mi kandırdı seni he? Ne dedi, bir daha olmayacak, seni seviyorum mu dedi? Sen de yedin öyle mi Karaca? En fazla 1 ay... Sonra ne olacak biliyor musun?"
Saçlarımı daha sıkı kavradı. Canım yanıyordu ama fiziken değil ruhen...
"Tıpkı bundan 2 sene öncesinde olduğu gibi Tolga bana gelecek!"
Bir yaş süzüldü gözümden aşağıya... İçinde ben vardım, Tolga vardı, biz vardık... Bizi bu hâle getiren, bu kadının ağzına sakız yapan sana da yazıklar olsun Tolga!
"'Heyecan istiyorum Alev' diye fısıldayacak kulağıma yeniden."
Paramparça olan kalbim duruyordu göğüs kafesimin içinde. Tutunacak dalı kalmayan meyve hiç ağaçta durur muydu? Ben de duramadım, usulca toprağa düştüm...
Demek böyle düşünüyordun he Tolga? Heyecan öyle mi? Heyecan uğruna bizi gözden çıkarttın he...
"Karaca çok düz, onunla sıkılıyorum. Senin yanında erkek olduğumu anlıyorum Alev!"
"Sus!" dedim. Ama o susmadı, zehrini akıtmaya devam etti.
"Lütfen beni o ruhsuz kadınla baş başa bırakma Alev!"
"Sus!"
"Hayatıma ışık katan en önemli detaysın."
"Alev sus dedim sana!"
"Yatağına girmem için gözlerimin içine bakarken bak ben yine sana geldim. Değerimi bil..."
"YETER!" diye bağırdım sonunda.
Amacı beni delirtmekti ve ulaştı da ama dayanamıyordum.
Aşağılık bir kadına kendi karısını küçük düşürücü cümleler sarf eden adam ne kadar adam olabilirdi? Güneş açana dek gözüm yaşlı yollarını gözlüyordum. Acaba başına bir şey mi geldi diye dikenlerin üstünde sabahlıyordum. Ben orda sana zarar mı geldi diye ödüm koparken, sen gerçekten metresinin koynunda bunları mı söylüyordun? Kaçıp kurtulduğun pranga olarak mı görüyordun beni Tolga?
Gerçekten aptalım, hem de çok aptalım...
"GİT!" dedim saçlarımı bırakınca.
"GİT YOKSA ELİMDE KALACAKSIN, GİT!"
Kopardığım çığlık içimde biriken öfkenin dışarı taşmasıydı.
Bütün insanlar durmuş, neden bağırdığımı anlamaya çalışıyordu.
"GİT DİYORUM SANA, GİT!" dedim gitmediğini görünce.
Yüzünü iyice gizleyerek hızlı adımlarla yanımızdan uzaklaştığında önünde bulunduğum demirlere tutundum.
Söylenen her bir cümle beynime tokmakla vuruyordu. İnsan eşini nasıl böylesine aşağılardı. Hadi yiyosun bi b.k, neden beni de o b.kun içine sokmaya çalışıyorsun?
"Hanımefendi iyi misiniz?"
Etrafımdan yalnızca bu cümle duyuluyordu. Oysa beynimin içinde yoğrulup duran kelimeler apayrıydı.
"Karaca... İyi misin hayatım?"
Hayatım? Hayatın olsaydım bunları bana yapar mıydın Tolga? Eşini gidip de başka bir kadına ezikler miydin?
Ruhsuz eş... Sıkıcı kadın... Beni bekleyen aptal Karaca...
"Ne oldu güzelim?"
Çok mu üzüldün halime? Çok mu düşündün beni? Düşünseydin eğer bu duruma düşürür müydün?
"Karaca korkutuyorsun beni... NE DURUYORSUNUZ ÖYLE! SU GETİRİN, Bİ ŞEYLER GETİRİN!"
Gözlerimi ayırmadan gözlerinin içine bakıyordum...
Tepki veremiyordum. Vücudum kasılıyordu ve çenem titriyordu. Kimsesiz oluşum muydu seni bu denli cesaretlendiren? Ne istedin benden Tolga? Madem istemiyordun, madem sana yetmiyordum neden bunu bana güzelce anlatmadın? Neden beni ayaklar altında paspas yaptın?
Yüzüme vurulan suyla kilitlenmiş bedenim kendini çözdü.
"İyi misin?" sözünü duyar duymaz onca kişinin arasında, önünü ardını düşünmeden ağır bir tokatla karşılık verdim Tolga'ya. Çok daha fazlasını hak ediyordu ya...
Ortamda sessizlik oluştu.
"Adi köpek!" dedim sessizce.
Gururu ezilmişti. Onlarca kişinin arasında tokat yemek Tolga Korman'ı yerin dibine sokmuştu. Beni soktuğu o yerin dibine...
Yaklaştım ve kulağına doğru tiksintiyle "'Senin yanında erkek olduğumu anlıyorum Alev!' " dedim."
Buz kesildi. Sinirden kıpkırmızı olan kulakları söylediğim cümleyle renk değişimine gitti.
"Erkek misin lan sen!" dedim.
Cevap gelmeyince koluna vurdum.
"KONUŞSANA TOLGA!" diye bağırdım.
"SEN ERKEK MİSİN?"
"Anne..."
Düştüğüm çukurun başında beni bekleyen o ses... Ne yaptın sen Karaca?