KARACA'NIN AĞZINDAN...
"Bu kadar parayı ben size nasıl bulayım? 125.000 TL'den bahsediyorsunuz Giray bey."
"Yapabileceğim hiçbir şey yok. Üstelik elinizde kanıtlar varmış. Eşiniz Tolga Korman, sayılı zenginlerden. Yani boşandıktan sonra yüklü bir tazminat isteyebilirsiniz. Mesela peşinat olarak 50.000 TL'yi ödersiniz, geri kalanı taksit yaparız. 6 ayda biter tüm borcunuz."
"Mümkün değilki! Bu denli yüklü parayı hemen bulamam."
"O zaman yapabileceğim hiçbir şey yok."
"Peki..."
Görüştüğümüz tüm avukatların bana belirttiği meblağlar hemen hemen aynıydı. İş yok, çalışma alanım yok, elimde beş kuruş param yok!
Yine en insaflı Giray bey çıkmıştı. Diğerleri 150.00, 145.000 arası gidip geliyordu. Boşanmak için elimde kanıt bile var ama avukata verecek param yok! Şaka gibi labirentin içinden geçiyordum ama çıkış yolunu asla bulamıyordum. Her köşeyi dönüşümde Tolga'nın varlığıyla karşılaşmaktan yorulmuştum.
Keşke zamanında parasız olduğumu kabullenerek bana yaklaşmasına fırsat dahi vermeseydim.
"İyi günler Karaca hanım. Eğer fikriniz değişirse..."
Cebinden çıkarttığı kartı önüme koydu.
"Buradan iletişime geçebiliriz."
Hiç zannetmiyordum ama yine de "Teşekkür ederim." diyerek kibar bir tutum sergilemeye çalıştım. Oysaki fiyatlar tam tersine çok kabayken...
Çantamı aldım, sakince dışarı çıkıp kapıyı kapattım.
Çıkmaz yolun ortasında çaresizce kalmıştım. Herkesin kapısı açılırken benim her tarafım duvarlarla doluydu. Bir kapı vardı yalnızca. Onun da dışında bekleyen Tolga...
Omuzlarım düşük, beklentilerim bitik... Yalnızlığımın üstüne parasızlıkta eklenince iyice güçten düşmüştüm.
Basamaklarını indiğim merdivenin sonunda koca bir cadde beni bekliyordu. Daha otobüse verecek param yokken adam bana 125.000'den bahsediyordu.
Yağan yağmurun altında sarsıcı adımlarımla yürüyordum.
Derya'nın evi başımı sokacağım çatı olmuştu fakat Tolga çok güçlüydü, oğlumu ne yapar ne eder benden alırdı. Yağmurun altında sırılsıklam olan bedenim, iğne ucu kadar ıslanmadık yer kalmayan kıyafetlerim yükümü ağırlaştırıyordu. Gözlerimi kapattığımda bir daha açmamaktı beklentim. Oğlum olmasaydı çoktan yıkılırdım ama şimdide enkazdan farkım yoktu...
Yürüyordum...
Araç sesleriyle dolu caddenin yayalara ayrılan kenarından yürüyordum. Yolun nereye gittiğini bilmeden yürümeye devam ediyordum. İş aramam lazımken şu yolun ortasına kendimi bırakasım geliyordu.
Omzumda zorla taşıdığım çantamı kolumdan aşağı saldım. Vakum yapılsa şu dertlerime, her biri çekilip alınsa ruhumdan...
Oğlum olmadan yaşayamazdım, hayata tutunamazdım. Tek varlığım, tek yoldaşımdı benim.
"Veremem..." dedim sessizce. Kendi dediklerimi yalnızca kendim duyuyordum oysaki.
"Oğlumu Tolga'ya veremem, ona bırakamam..."
Nefes darlığı başladı. Göğsümü sıkıştıran düşüncelerle montumun önünü açıp ciğerlerime hava girmesi için mücadele ettim ama olmuyordu.
Hava ciğerlere giriyordu fakat bedenim nefes alamıyordu. Yağmuru döken kara bulutlar da karanlığımı arttırıyor, iyice bunaltıyordu beni.
Etrafa bakındım. Her şey bulanıktı. Arabaların korna seslerine karışan hafif ışıklar sanki üstüme üstüme gelmekte olanın sinyalini veriyordu.
Beden cadde üzerinde, beyin başka yerlerde...
Bütün şartlar beni yeniden Tolga'nın kucağına itmek için el ele vermişti adeta. Kürek çekiyordum ama olduğum yerde sayıyordum. Bir milim ilerleme kaydedememiştim. Gölgesinde yaşadığım adam hafif sağa kayma yapınca yakıcı güneşin altında yalnızlığıma terk edilmiştim.
Yürüyordum...
Önümü göremeden ilerlemeye devam ediyordum. Yolun sonunda gözüken hiçbir ışık yokken yürüyordum...
Sağ adımım öne gitmişti ki yüksek sesle çalan kornayla birlikte bedenim birisi tarafından hızla geri çekildi.
Daldığım kabustan sarsılarak uyandırılmıştım.
Gözlerim yeniden görme yetisine kavuştuğunda bulunduğum konumu sorguladım. Caddeye atlamışım bildiğin.
"Ne yapıyorsun sen?"
Tam dibimden gelen nefes nefese olan adam Tolga'ydı.
"Ne yapıyorsun Karaca?"
Başımı hafif kaldırıp yüzüne baktım.
"Ben..." dedim yutkunarak.
"Dalmışım Tolga."
"Şu an seni kurtarmasaydım aracın altına girmiştin Karaca!"
"Fark etmemişim." dedim.
Bedenimi kendine çevirip kollarıyla beni sımsıkı sardığında daha fazla dayanamadan hıçkıra hıçkıra ağladım. Benim başımı omzuna koyacağım Tolga'dan başka kimsem yoktu. Ama o omuz başkasına da sığınak olunca dayanamıyordu kalbim.
"Çok korktum Karaca! Ya yetişemeseydim?"
Sesinin titriyor oluşu ağladığını anlatıyordu.
Benim için... Karısı için dökülen ilk gözyaşları...
"Hadi gel, evimize gidelim."
Sırılsıklam ettiğim omzundan ayrılıp "Olmaz!" dedim.
"Şimdilik gel! Sonra yine gidersin. Seni bu hâlde bırakamam!"
"Beni bu hâle sen getirdin!"
"O zaman izin ver kırdığım kalbini ben tamir edeyim."
"Bu kalp tamir edilmeyecek kadar kırıldı. Un ufak oldu Tolga. Başkasına değen sadece kalbin değildi senin." dedim hıçkıra hıçkıra.
"Hatamı kabul ediyorum. Bak..." dedi yüzümü avuçlarının arasına alarak.
"Söz veriyorum her şeyi telafi edeceğim Karaca. Kendim için değil, oğlum için istiyorum senden bir şans."
Boşan demesi palavraydı. Boşanmayacağımı bildiği için önümü açmıştı ama ben önümde açık yol göremiyordum...
"Sana artık aşık değilim..."
Aşıktım, hâlâ çok seviyordum onu fakat demem gerekiyordu. Benden tamamen vazgeçmesi için ona bu darbeyi vurmam lazımdı.
"Yalan söylüyorsun!" dedi yüzümü yukarı kaldırarak.
"Gözlerimin içine bakarak söylemiyorsun!"
"Tolga bırakır mısın?"
"Bana yalan söylüyorsun Karaca! Biliyorum, hâlâ seviyorsun beni!"
"Sevmiyorum!"
"Bakışlarını kaçırıyorsun! Gözlerime bakarak söyle! Madem sevmiyorsun, gözlerime bak!"
Bakamıyordum çünkü ben o gözlerin keskinliğine vurulmuştum.
"Sana gözlerime bak dedim!"
İki avucunun arasında eriyip gidiyordum.
"Tolga bırak beni!"
"Gözlerimin içine bak, beni sevmediğini söyle! Söz veriyorum bırakacağım!"
Zordu belki ama gözlerimi gözlerine denk getirdim.
"Söyle..." dedi korkuyla.
"Tolga... Ben artık seni..."
Çıkmıyordu. Ağzımdan sevmiyorum lafı çıkamıyordu. Yüzüne bakmasam yine söylerdim ama aşkı gördüğüm gözlerine bakarken bunu yapamıyordum.
"Ben artık seni..."
"Söyle!"
"Ben artık seni..."
Takılmıştım, daha ileri gidemiyordum.
"Söylediğin an bırakacağım seni!"
"Ben... Artık... Seni..."
Yapamıyorum...
"Of!" dedim gözlerimi sıkıca yumarak.
"NEFRET EDİYORUM SENİ BUNCA ŞEYE RAĞMEN SEVEN KALBİME SÖZ GEÇİREMEDİĞİM İÇİN!"
Haykırışım yüzünde gülümseme oluştururken beni yaralamaktan başka hiçbir şey yapmıyordu.
"Sevdiğini biliyordum..." dedi ve yanağıma ufak bir buse kondurup yüzümü serbest bıraktı.
"Oğlumuz bizi bekliyor Karaca. İnat etme, teslim ol. Boşanma avukatı bile tutamıyorsun. Vazgeç inadından sevgilim. Arada ezilen Alp oluyor. Çocuk ortada kalmaktan yoruldu. O küçük kalbinin tek arzuladığı şey anne ve babasını yeniden yan yana görmek."
"Eğer izin verirsen düşünmek istiyorum." dedim.
Hemen karara bağlayacağım konu değildi. Madem gerçekten pişman olduğunu söylüyordu, kanıtlaması lazımdı ama şimdi değildi...
"Tamam!"
Heyecanı anında hareketlerine yansıdı.
"T-Tamam! Düşün aşkım, düşün sevgilim!"
"Düşünme aşamasındayken oğlum benimle olacak, kesinlikle bizi rahatsız etmeyeceksin."
"Etmem! Size daire ayarlarım, oraya geçersiniz."
Tek kaşımla anlattım derdimi.
"Rahatsız etmeyeceğim! Sadece ikiniz olacaksınız ama benim gözetimim altında."
"Tamam..." dedim.
Bu kabulleniş yenilginin ortaya çıkan ilk sinyaliydi. Erkekle başa çıkmak zordur ama Tolga'yla başa çıkmak imkansızdır. Ben imkansızı denemeye çalıştım, başarısız oldum...
"Seni çok seviyorum Karaca..."
Tek hareketiyle lüks aracı ayak ucumuza kadar geldi.
"Buyur güzelim..."
Açtığı kapımdan içeri girerek oturdum. Yaptığım doğru muydu yoksa yanlış mı bilmiyordum. Neyseki daha karar vermiş değildim.
Tolga'da hızlıca öteki taraftan binip şoföre talimat verdi ve araç hareket etmeye başladı.
"Seni asla pişman etmeyeceğim. Hayattaki en değerli varlığım, seni seviyorum..."
Son zamanlarda ne de sık söyler olmuştu seni seviyorum kelimelerini. Önceden ayda bir ya söylerdi ya söylemezdi...
"Kararımı daha vermedim Tolga."
"Olsun, düşüneceğim dedin ya, o bile yetti bana."
"Alev'le ne zamandır birliktesiniz?"
Madem affedilmek isteniyorsun o zaman zihnimde yanıtsız kalmış soruları cevaplayacaksın.
"Bunları konuşup da moralimizi bozmayalım."
"Cevap verecek misin yoksa ben fikrimden cayayım mı?"
Ciğerlerine nefes doldurdu.
"2.5 yıl." dedi.
2 biliyordum, meğersem buçuğu da varmış...
"Pekiyi..."
Cümleler boğazıma düğüm olurken konuşmak zordu ama sormam gerekiyordu...
"Karaca..." dedi elimi tutarak.
"Bunları baş başa mı konuşsak?"
Şoförü kast ediyordu ama şoförle aramızda zaten perde vardı.
"Bizi duymaz Tolga. Ya şimdi sormama izin ver ya da sonsuza kadar susayım."
"Tamam..." dedi elini ağzına koyup kafasını camdan dışarı çevirerek.
"Alev'i... Ben evde yokken, yani Alp'le biz evde yokken hiç... Bizim eve getirdin mi?"
Soruların en zoruydu. Bizim anılarımızla kaplı olan evin duvarlarında başka kadının kahkaha sesleri yankılansın istemiyordum.
Cevap gelmedi, Tolga'nın sessizliği uzun sürdü.
"Cevap..." dedim. Oysa ben cevabımı almıştım ama yine de bir umut soruyordum işte...
"Karaca bunlar çok saçma sorular! Geçmişi konuşmayalım lütfen!"
"Tolga ya evet diyeceksin ya hayır! Niye uzattın bu kadar?"
Yine sustu.
Sokmuş...
Benim evime ben yokken o kadını sokmuş.
"Benim yatağıma-..." dedim sesim titriyorken.
"Yeter!" dedi eliyle ağzımı kapatıp.
"O kadar da değil tamam mı, yeter! Sordun, cevap verdim ve bitti! Eğer bize şans vereceksen bunların hepsini düşünüp öyle ver Karaca. Konuyu kapatacaksan yeniden deneyelim de. Her gün bana şüpheyle yaklaşırsan zaten sürmez bu evlilik."
"Sen, benim evime o kadını ben yokken sokmuşsun!"
"Karaca..."
"Sen, benim evime ben yokken o kadını sokmuşsun!"
"Karaca yapma..."
"SEN, O KADINI BENİM EVİME SOKMUŞSUN!"
Göğsüne sert bir yumruk vurdum. Hadi beni düşünmedin, bunu oğluna nasıl yaptın? Onun yaşadığı eve o kadını getirdin! Benden geçtin, Alp'ten de mi utanmadın?
"ÖZÜR DİLERİM!"
Kollarımı kavradı ama ben duramıyordum. Bunu yapmamıştır ya dedim kendime hep. Bu kadar ileri gidememiştir diye avuttum kendimi ama adam onu da yapmış!
"ÖZÜR DİLEME BENDEN! ÇAY İÇMEYE Mİ GELDİ O K.LT.K BİZE!"
"Bağırma! Şoföre rezil olduk, bağırma!"
Tek eliyle kollarımı tutmaya çalışırken öteki eliyle de ağzımı kapatmaya gayret gösteriyordu.
"ÇAY MI İÇTİNİZ OTURUP! NASILDI, DEMLİ MİYDİ BARİ!"
"Sus Karaca! Şoför duyacak diyorum sana dimi!"
"Derhal beni oğlumla bırakacağın eve bırak, sonra defol!"
"Tamam! Yeterki sakinleş, bizzat kendim bırakacağım."
Tartışmaya mecalim kalmamıştı. Yol üstünden oğlumu da alıp bir kaç gün vakit geçireceğimiz eve varmıştık.
Tolga bizi yerleştirmişti. Her hareketinde gözümün içine panikle bakıyordu. Neyimden korkuyorsun Tolga? Daha boşanma avukatı bile tutamayan karından mı korkuyorsun?
"Ben gidiyorum Karaca..."
Cevap vermedim.
"Oğlum baba gidiyor. Sarılmak ister misin?"
"Görüşürüz baba. Akşama gelecek misin yine?"
Tolga gözlerimin içine baktı. Onay versem hiç gitmezdi bile... Kaşlarımı yukarı kaldırdım.
"Yarın söz gelirim." dedi. Alp'i öperek gözünü benden ayırmadan dışarı çıktı.
Ne kadar bilincinde olursa olsun Alp hâlâ çocuktu ve her çocuk gibi anne, babasını yan yana görmek istiyordu, ayrı yerlerde değil...
Zaman hızla akıp giderken düşüncelerimin içinde boğuşmaya devam ediyordum.
Kalbim boşan derken beynim şans ver diyordu.
Telefon bildirimleriyle kendimi toparlayıp burnumu yukarı çektim.
Tolga olduğunu düşünmüyordum çünkü beni bilir ki kafamı dinlemek istediysem ve rahatsız ediliyorsam işi inada bindiririm.
Acaba Derya mıydı?
Alp'e göz attım ilk baş. Babasının 1 saat önce yollattırdığı arabalarıyla oynuyordu.
Kilidi açtım, bildirim çubuğunu aşağı çektim.
Mert...
Derya'nın eşi Mert.
"Avukat paranı karşılayabilirim Karaca." yazmıştı.
Acaba Derya mı eşinden yazıyordu?
"Derya sen misin?" yazdım.
"Yok, ben Mert. Boşanma konusunda kararlıysan eğer paranı seve seve ayarlarım."
...