LEYLA’NIN ANLATIMI
Ertesi sabah saat 05:30.
İstanbul henüz uyanmamış, gecenin o çiğli karanlığı tam olarak dağılmamıştı. Körfez Pisti’nin devasa kapılarından içeri siyah Kawasaki'mle süzüldüğümde, havadaki o tanıdık, insanın kanını kaynatan yüksek oktanlı benzin ve ısınan kauçuk kokusu ciğerlerime doldu. İki yıl olmuştu. İki uzun, sessiz, karanlık yıl... Oysa şimdi, o steril ve sessiz pit alanına yaklaşırken kalbim sanki hiç ara vermemişim gibi, motorumun devriyle aynı ritimde atıyordu.
Motorumu pit alanının dışındaki boşluğa çektim. Kaskımı çıkarıp dalgalı saçlarımı serbest bıraktığımda, sabahın o soğuk rüzgârı yüzüme çarptı.
Kırmızı-siyah renklerin hâkim olduğu Veloce garajından içeri adımımı attığımda, içerisi adeta bir uzay üssünü andırıyordu. Onlarca mekaniker, lastik ısıtıcıları, devasa telemetri ekranları... Ve bütün bu mekanik ordusunun tam ortasında, elindeki espresso bardağıyla pit duvarına yaslanmış, gözlerini girişten bir an bile ayırmayan o adam dikiliyordu.
Aslan Engin.
Yine o kusursuz kesim siyah takımı, sarsılmaz duruşu ve her şeyi kontrolü altında tutan o soğukkanlı haliyle beni bekliyordu. Yanında ise yaşlı ama gözleri bir kartal gibi keskin bakan, Veloce’nin efsanevi İtalyan baş mühendisi Marco duruyordu.
"Tam zamanında, Karadağ," dedi Aslan, bana doğru yürüyerek. Bakışları üzerimdeki siyah deri kıyafetlerde bir salise takıldı, o bal rengi gözlerimdeki ateşi ölçtü ve hafifçe başını salladı. "Marco ve ekibi yeni Superbike prototipini senin için hazırladı. Veloce V4-R."
Garajın kapısı mekanik bir vızıltıyla açıldı.
İçeriden çıkan kırmızı ve karbon fiberin kusursuz birleşimi olan canavar, kelimenin tam anlamıyla bir mühendislik harikasıydı. Yırtıcı, aerodinamik hatları ve saf gücü temsil eden o devasa motor bloğuyla adeta bana meydan okuyordu.
Marco yanıma yaklaştı, gözlerinde bana dair büyük bir merak ve haklı bir şüphe vardı. "Geçmişini biliyoruz Leyla," dedi akıcı bir İngilizceyle. "Ama iki yıldır pistte yoksun. Bu canavar 240 beygir gücünde, tamamen kontrolsüz saf bir güç. İncitmene, hata yapmana izin vermez."
Hafifçe gülümsedim. Bu tebessüm, Balat'taki o dükkânda Aslan'ın gördüğü acı tebessümün ta kendisiydi.
"O beni incitmeye çalışsın Marco," dedim, kendi kaskımı elime alarak. "Ben makinelerle pazarlık etmem. Onlara ne yapmaları gerektiğini söylerim."
Pist tulumunu üzerime çekip V4-R’ın üzerine bacak attım. Depoya yattığım, o karbon fiber gövdeyi dizlerimin arasına aldığım an... O iki yıllık özlem, abimin hayali ve damarlarımdaki o katil yarışçı ruhu aynı anda patladı. Ben bu dünyaya aittim. Balat'ın tozlu dükkânına değil, bu asfaltın üzerine aittim.
Pitten çıkış ışığı yeşile döndü.
Gaza yüklendim. V4-R’ın yırtıcı kükremesi pisti zangır zangır titretti. Garajdan bir mermi gibi fırladım. İlk viraja saatte 200 kilometreyle girerken, gövdemi asfalta sıfırladım. Dizliğim asfalta sürttüğünde çıkan o keskin sürtünme sesi, ruhuma bir terapi gibi geldi. İkinci viraj, üçüncü viraj... Rüzgârı yakalamıyordum; rüzgârın ta kendisi olmuştum.
İbre 280’i vurduğunda, pitteki mühendislerin ellerindeki tabletlere bakakalmış olduklarını biliyordum. Düzlüğe çıktığımda gaz kolunu sonuna kadar kökledim. Korku yoktu, tereddüt yoktu. Sadece saf hız ve abimin intikamına giden o yol vardı.
Dört tur boyunca pistin sınırlarını ve motorun sabrını sonuna kadar zorladım.
Pit alanına döndüğümde, arka tekerleği kasten hafifçe kaydırıp Marco ve Aslan’ın tam önünde milimetrik bir frenle durdum.
Kaskı çıkardığımda kan ter içindeydim, göğsüm hızla inip kalkıyordu ama gözlerimdeki o alev pitteki herkesi susturmaya yetti. Marco şaşkınlıkla önce bana, sonra Aslan’a bakıyordu.
"İnanılmaz..." diye fısıldadı Marco, elindeki telemetri ekranını indirerek. "İki yıl aradan sonra, hayatında ilk kez bindiği bir motorla ilk turda tur rekoruna 0.2 saniye yaklaştı!"
Aslan pit duvarından indi. Bana doğru yavaş adımlarla yürüdü. Yüzündeki o soğukkanlı maskenin arkasında beliren o tehlikeli hayranlığı ve içten içe büyüyen o karanlık çekimi gizleyemiyordu artık. Tam karşımda durdu, gözlerini gözlerimden ayırmadı.
"Sana söylemiştim Marco," dedi Aslan, sesi sadece benim duyabileceğim o derinden tınıyla çıkarak. "O bir usta."
Poyraz’ın fırlattığı siyah zarf, pitteki beton zeminde bir iki kez sekip tam ayaklarımın dibinde durdu.
O an, Veloce V4-R’ın henüz soğumamış motorundan yükselen o hafif çıtırtılar dışında pitteki bütün sesler bıçak gibi kesildi. Rüzgâr bile durmuştu sanki. Poyraz’ın güvenliklerin kollarında çırpınırken savurduğu o ağır cümle, zihnimde yankılanıp duruyordu.
“Kerem’i ölüme gönderen emri veren adam tam karşında duruyor!”
Kaskımı yavaşça depomun üzerine bıraktım. Bedenimdeki o az önceki yarış adrenalini, yerini kaskatı bir soğukluğa bıraktı. Yavaş adımlarla yere eğildim. Parmaklarım titriyordu ama o zarfı yerden alırken bakışlarımı tek bir salise bile Aslan Engin’den ayırmadım.
Aslan...
Yüzündeki o sarsılmaz, her şeyi kontrol altında tutan soğukkanlı maskede en ufak bir kırılma olmamıştı. Ne bir panik, ne bir tereddüt. Sadece kaşları hafifçe çatılmış, gözleri tehlikeli bir karanlığa bürünmüş halde doğrudan Poyraz’a bakıyordu.
Zarfı açmadım. Avucumun içinde sıkıca tutarak Aslan’a doğru bir adım attım. Aramızda sadece birkaç parmaklık mesafe kaldığında, bal rengi gözlerimdeki o alev doğrudan onun gözlerine çakıldı.
"Doğru mu?" dedim, sesim pitteki herkesi iliklerine kadar donduracak bir fısıltıyla çıkarak. "Abimin öldüğü o yarışın arkasındaki ana sponsor Veloce miydi?"
Aslan, gözlerini bir an bile benden kaçırmadı. Ellerini serbestçe ceketinin ceplerine soktu, göğsünü dikleştirdi.
"Veloce Sponzorluğundaydı, evet," dedi Aslan, sesindeki o çelikten tonu hiç bozmadan. "İki yıl önce o gece düzenlenen organizasyonun ana finansörü Veloce Holding’di. Bunu senden gizlemedim Leyla, dosyanın ilk sayfasında zaten yazıyor."
"Yalan söylüyor Leyla!" diye gürledi Poyraz, güvenlikleri geriye doğru itmeye çalışarak. Yüzü öfkeden morarmıştı. "O gece Kerem’in motorundaki ECU verilerini silen yazılım, Veloce’nin kendi mühendislik sunucularından yüklendi! Kerem kazanacaktı! Veloce’nin kendi fabrika pilotunu geçmek üzereydi diye o motoru kilitlediler! O adam seni kullanıyor, abinin katilinin ayağına kendin yürüyorsun!"
"Poyraz, kes sesini!" diye kükredi Aslan ilk kez.
Sesindeki o otoriter patlama pitteki bütün mühendisleri yerinde sıçrattı. Aslan, Poyraz’a doğru bir adım attı. Aralarındaki o gerilim elektrikli bir tel gibi gerilmişti.
"Eğer o geceye dair bir şey bildiğini iddia ediyorsan," dedi Aslan, Poyraz’ın gözlerinin içine buz gibi bakarak, "neden iki yıldır polis raporlarına 'mekanik arıza' diye imza atıp kenarda bekledin? Neden Leyla’yı Balat’ın o tozlu dükkânına gömüp, mahallede koruyucu meleklik oynamak dışında tek bir adım atmadın?"
Poyraz’ın çenesi kilitlendi. Şakaklarındaki damarlar fırlayacak gibiydi ama Aslan’ın bu sorusu karşısında gözlerinden çakıp geçen o anlık tereddüt... işte o detay, zihnimdeki fırtınayı ikiye böldü.
İkisi de bana bakıyordu. İki erkek, iki ayrı dünya, iki ayrı iddia... Ve ikisinin ortasında, abisinin cesedinin üzerindeki sır perdesini aralamaya çalışan ben.
Elindeki siyah zarfa baktım. Sonra başımı kaldırıp pitteki ekranlara, Veloce’nin o milyon dolarlık teknolojisine ve hemen yanımda duran Aslan Engin’e baktım.
"Zarfı açmayacak mısın?" dedi Poyraz, sesi bu kez yalvarır gibi çıkarak. "İçindeki belgeler her şeyi anlatıyor Leyla! Bırak şu motoru, dönelim mahalleye!"
Zarfın kenarını yavaşça yırttım. İçinden çıkan birkaç sayfalık teknik dökümü ve eski bir transfer belgesini çıkardım. Belgelerin üzerinde Veloce Holding’in mührü ve iki yıl önceki o yarışın tarihleri vardı. Ama en alt sayfadaki isim... Kerem’in motoruna son müdahaleyi yapan teknisyenin imzası karalanmıştı.
Bu belge bir kanıt değildi; bu belge, sadece şüpheyi besleyen yarım yamalak bir yemdi.
"Bu belgeyi sana kim verdi Poyraz?" diye sordum, gözlerimi dökümden kaldırmadan.
Poyraz duraksadı. "N-ne fark eder? Önemli olan yazanlar!"
"Önemli olan kimden aldığın!" diye bağırdım, elimdeki kâğıtları onun göğsüne doğru fırlatarak. "İki yıldır yanımdaydın Poyraz! Abimin en yakın dostuydun! Bu kâğıtlar ne zamandır elindeydi? Neden Aslan dükkâna gelene kadar bana tek bir kelime etmedin?"
Poyraz cevap veremedi. Gözlerini benden kaçırdı.
Aslan yavaş adımlarla yanıma geldi. Aramızdaki o elektrikli havada, parmaklarının ucu hafifçe deri ceketimin koluna teğet geçti. O temasla birlikte bedenimden garip bir ürperti geçti ama geri çekilmedim.
"Sana ne dedim Leyla?" dedi Aslan, sesini sadece benim duyabileceğim bir tonal alçaltarak. "Bu hikâyede herkes kendi çıkarının peşinde. Poyraz seni o dükkânda, kendi kontrolünde tutmak istiyor. Ben ise seni ait olduğun yere, pistlere getirip o geceyi kurgulayan asıl gölgeyi ortaya çıkarmak istiyorum. Seçim hâlâ senin."
Bakışlarımı Aslan’ın o soğukkanlı, büyüleyici gözlerine diktim.
"Sana da güvenmiyorum Aslan Engin," dedim, sesimdeki o katil kararlılığı koruyarak. "Sana da, senin holdingine de güvenmiyorum. Ama bu piste çıkacağım. Bu sezon o şampiyonluk yarışlarının hepsine katılacağım. O gizli verileri, o karartılmış imzaları tek tek kendi ellerimle söküp alacağım. Ve eğer o gecenin ucunda senin adın çıkarsa..."
Dudaklarımda acı bir tebessüm belirdi.
"...o zaman Veloce’nin o meşhur imparatorluğunu kendi ellerimle yakarım."
Aslan’ın gözlerinde en ufak bir korku belirmedi. Aksine, dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Aradığı, büyülendiği o tehlikeli ateş tam karşısındaydı.
"Pisti yakmana izin veririm Karadağ," dedi Aslan, gözlerindeki o tehlikeli hayranlıkla. "Yeter ki o direksiyonun, o motorun üstünde kal."
Poyraz güvenliklerin arasından hırsla sıyrılıp geriye doğru bir adım attı. Gözlerinde kaybettiği kontrolün ve kabileşmiş bir öfkenin izleri vardı.
"Bu burada bitmedi Leyla!" diye bağırdı Poyraz, arkasını dönüp giderken. "O pist sana mezar olacak, anlamıyorsun!"
Poyraz’ın gidişini izlerken, içimdeki o eski yara bir kez daha sızladı. Ama kaçış bitmişti. İki yıl sonra ilk kez kendimi bir kurban gibi değil, savaşmaya hazır bir yarışçı gibi hissediyordum.
Aslan bana doğru döndü. "İlk resmi test yarışı iki hafta sonra Körfez Pisti’nde. O zamana kadar V4-R ile yatıp kalkacaksın. Garajın anahtarı sende."
"Gerek yok," dedim, kaskımı tekrar elime alarak. "Ben makinelerimle nerede yatıp kalkacağımı iyi bilirim. Şimdi çekil önümden, daha kat edilecek çok yol var."
ASLAN’IN ANLATIMI
Poyraz’ın güvenlikler tarafından pistten çıkarılırken savurduğu o son tehdit, pit koridorunda ağır bir yankı bıraktı.
Leyla ise kaskı elinde, dimdik duruyordu. Yüzünde en ufak bir geri adım atma ibaresi yoktu ama o bal rengi gözlerinin arkasında fırtınaların koptuğunu görebiliyordum. Poyraz’ın getirdiği o sahte yarım yamalak belge, zihninde yeni şüphe tohumları ekmişti. Bana güvenmiyordu; bu gayet doğaldı. Ama önemli olan, o tohumların onu pistten uzaklaştırmak yerine o motorun üzerine daha da kenetlemiş olmasıydı.
"Çekil önümden, daha kat edilecek çok yol var," deyip yanımdan geçerken, deri ceketinin içinden yükselen o hafif rüzgâr ve benzin kokusu ciğerlerime doldu.
Arkasından bakarken dudaklarımda kontrol edemediğim bir tebessüm belirdi. Bu kadın sadece yetenekli bir pilot değil, pimi çekilmiş bir el bombasıydı. Ve ben, o bombayı kendi ellerimle Veloce’nin kalbine yerleştirmiştim.
"Aslan..." Marco yanıma yaklaştı. Yüzündeki endişe derin çizgiler oluşturmuştu. "Bu riskli. O çocuğun getirdiği kâğıtlar, iddialar... Basın bunu duyarsa Veloce’nin hisseleri—"
"Basın sadece iki hafta sonra Körfez Pisti’nde kırılacak rekorları konuşacak Marco," dedim, sesimdeki o soğuk netlikle lafını keserek. "Motoru teste hazır tutun. Telemetri verilerindeki her bir milisaniyelik gecikmeyi bile elenmenizi istiyorum. Leyla’ya sıradan bir pilot gibi davranmayacaksınız. O ne istiyorsa o yapılacak."
Marco başıyla onaylayıp pite doğru yürüdü.
Garajın üst katındaki cam kaplı ofisime çıktım. Deri koltuğuma geçip otururken bakışlarım aşağıdaki pit alanına kaydı. Leyla, V4-R’ın tepesinde, kaskını takmış, mühendislerin ayarlamalarını izliyordu. O an fark ettim; hayatım boyunca bütçeleri, lansmanları, şampiyonlukları yönetmiştim ama hiç kimse zihnimi bu kadar işgal etmemişti. Leyla Karadağ, soğuk ve kusursuz dünyamda kontrol edemediğim tek değişkendi.
Telefonumu çıkarıp Hakan’ı aradım.
"Efendim Aslan Bey?"
"Poyraz’ın az önce pite getirdiği o kâğıtlar," dedim, gözlerimi aşağıda V4-R’ın deposuna yatan Leyla’dan ayırmadan. "O belgeleri kimden aldığını bul Hakan. Poyraz tek başına o kadar teknik veriyi toplayacak zekâya sahip değil. İki yıl önceki kaza gecesinde Veloce sponsorluğunun arkasındaki gizli alt komite üyelerini tek tek incele. Biri Poyraz’ı yem olarak kullanıyor."
"Anlaşıldı Aslan Bey. Yalnız bir detay daha var..." Hakan duraksadı. Sesi her zamankinden daha temkinliydi. "Poyraz’ın son birkaç aydır Yeraltı Superbike bahislerini yöneten 'Siyah Kask' lakaplı bir grupla temasta olduğu duyumunu aldık. Kerem’in öldüğü o illegal gece yarışını düzenleyenlerle aynı yapı olabilir."
Kaşlarım çatıldı. Şakaklarımdaki damarların sıklaştığını hissettim.
"Poyraz’ı gölge gibi takip edin," dedim, sesim bir fısıltı kadar alçak ama bir kurşun kadar ağır çıkarak. "Leyla’ya yaklaşmasına izin vermeyin. Ama şimdilik müdahale de etmeyin. Bırakın piyonlar hareket etsin, asıl şahı ortaya çıkaracağız."
Telefonu kapattığımda pitten yükselen o yırtıcı V4 motor sesi camları titretti. Leyla tekrar piste çıkmıştı.
Aşağıdaki kırmızı-karbon fiber canavar, virajları bir jilet gibi keserek ilerliyordu. Telemetri ekranındaki rakamlar yeşile döndükçe Marco’nun ve ekibin hayret dolu nidaları yukarı kadar geliyordu. Leyla iki yıllık arayı sadece birkaç saatte kapatmamıştı; o acıyı, o nefreti yakıta dönüştürmüş, pistte adeta bir fırtınaya dönüşmüştü.
Ama biliyordum. Bu sadece başlangıçtı.
O gece Kerem’in motoruna sızan gölge, Leyla’nın dönüşünden rahatsız olacaktı. Leyla podyuma çıktıkça, gerçeklere yaklaştıkça o gölge ortaya çıkmak zorunda kalacaktı. Ve ben... o gölge Leyla’ya dokunmaya cüret ettiği an, Veloce’nin bütün gücüyle o eli kırmaya hazırdım.
Camdaki yansımama baktım. Dudaklarımda karanlık bir tebessüm belirdi.
"Pisti yakacağını söylüyordun Leyla..." diye fısıldadım, piste doğru. "Görünüşe göre o yangında ikimiz de yanacağız."