---
**Boşuna mı yaprak gibi rüzgarına kapıldım ben?
Unutup kendimi bir divaneye takıldım ben...**
—Sezen Aksu
---
**Söylesene kalbim, seni parmaklıklar arasına alan adamı sever misin? Söyle kalbim, alır mısın seni üzen adamı kalbine? Bir daha söyle kalbim, sana acı çektiren adamı sever misin?**
---
Uyanalı epey olmuştu, ama yataktan kalkmak istemiyordum. Karnım ağrıyordu, günlerden ne olduğunu bilmiyordum ya da aylardan. Tıkmışlardı beni buraya.
Okul sevdam yüzünden düştüğüm yer beni güldürüyordu. Tavanı izliyordum şu an, beyazımsı ya da grimsi olan bu tavan bana hayatım gibi gelmişti; ne beyazdım ne siyah, ikisinin ortası.
Bir kahkaha attım, bir renk bile değildim. Neydim ya ben? Hiçbir şeydim. Tavanı seyretmekten bıkmıştım. Her şeyden bıktığım gibi. Battaniyeyi üzerimden iterek yataktan kalktım.
Banyo kapısına doğru yürüdüm. Kapıyı açtım, içeriye girdim. İçerisi de bembeyazdı. Bunların beyazla sorunları neydi? Psikolojimi bozuyorlardı. Lavaboya ilerleyerek işlerimi hallettim ve ayağa kalkarak musluğa doğru ilerledim ve açtım.
Elimi ve yüzümü yıkadım. Aynada kendime baktım, yaşım on sekizdi ama ben yirmi beş gibi duruyordum. Çökmüştüm. Hayat benim omzuma bırakmıştı bütün yükleri.
Sırtım o yükleri taşırken çökmesin, dik durayım diye her şeyi yapmıştım. Ama yavaş yavaş çöküyordu. Beni bana bırakmıyorlardı. Bir kere daha kahkaha attım masumiyetime.
Oda kaldı mı bilmiyorum. Banyodan çıkarak yeniden yatağa doğru ilerledim ve oturdum. Bekledim, birazdan Ayla'yla kahvaltımı göndereceklerdi. Ayla burada ajan gibi bir şeydi. Kutay’ın en büyük düşmanının kardeşiydi.
Üç gündür bana kahvaltıyı o getiriyordu ve iyi anlaşmıştık. Ayla'ya her şeyi anlatmıştım. Ama o, Kutay’ın böyle bir şey için beni kaçıramayacağını söylemişti.
Bende neden dedim, o ise “Bu kadar küçük bir şey için seni kaçıramaz” dedi. Şaşırmıştım. İlk gün sorduğumda benim çarpmam sonucunda beni kaçırdığını söylemişti. Ben de saçma bulmuştum ama neden kaçırsın beni, bende ne bulmuş olabilirdi?
O kadar güzel birisi değildim. Annem bile bana iğrenerek bakardı. Abim ise bana herkesin yanında çirkin derdi hep. Annem beni hiç sevmezdi, bana iğrenerek bakardı. Abim ise onun baş tacıydı.
Acılarım sayesinde ayaklarımın üstündeydim. Onlar bana dik durmayı öğretmişti. Acılarımı seviyordum. Gururum hep benden bir adım ötedeydi. Ayla kapıyı çalarak içeriye girdi yine güler yüzüyle.
Hiçbir zaman bu odaya mutsuz girmezdi. Hep gülerdi, benim tersim gibiydi. “Selam Beste’cim, ne yapıyorsun bugün?” Bu kız kör müydü, yatakta oturuyordum yine. “Sen kör müsün Ayla, her günkü gibiyim. Beni bir odaya tıktılar ve benden bir varis istiyorlar. Kutay çok sessiz, bu sessizliğin altında bir şeyler yatıyor.”
Ayla ise “Bilmiyorum, Kutay hiçbir şey söylemedi. Beni görevlendirdi senin kahvaltını getirmem için, ben de şaşırdım.”
Kutay bana çok kötü şeylerle gelecekti, bunu biliyordum. O kötü şeyler, benim gururumu incitecekti, bunu da biliyordum. Ayla kahvaltı tepsisini dizlerimin üstüne koydu, kendisi de yatağa oturdu benim gibi. Yemekleri yemek zorundaydım. Üç gün önce gün boyu yemek yememiştim ve bunun sonucunda bayılmıştım.
Kendimden başkasına zarar vermiyordum ben de, yemekleri düzenli olarak yemeyi seçmiştim. Kutay da bu durumdan memnundu, ona zorluk çıkarmadığım için varis olayını kabul ettiğimi sanıyordu. “Hadi Beste, ye yemeğini ve sana anlatacaklarım var.”
Ne heyecanlanmıştım. Ne diyecekti ki? Acaba kurtulma yolumu mu bulmuştu? Allah’ım ne olur bulmuş olsun. Hemen atıldım ve “Ne, ne söyleyeceksin, yoksa kurtulma yolumu mu buldun, hadi söylesene Ayla.” Ayla’nın yüzü düşmüştü biraz ama konuştu: “Hayır Beste ama abimin bir planı var.”
Ne, abisinin mi? Hiç abisini görmemiştim. Ayla'ya da tam güvenmiş de değildim, abisi nasıl birisiydi ki? “Ne planı var Ayla abinin?”
“Beste, abim diyor ki varis olayını kabul etmeliymişsin ve Kutay’ı oyalamalıymışsın Beste.” Bu kız bana ne diyordu böyle, delirmiş miydi? Ben bunu asla yapamazdım. Kendi gururumu yerler altına almış olacaktım.
Bu olamazdı. “Hayır Ayla, ben bir bebek dünyaya getirmem, anladın mı? Ben o adamdan bir bebeğim olsun istemiyorum.”
“Beste, eğer kabul edersen abim sana yardım edebileceğini söyledi. Kutay’ı bitirebileceğini de. Kutay çok güçlü Beste, Kutay o kadar güçlü ki sen buradan kaçtığın an seni kendisi koymuş gibi bulabilecek birisi. Ondan kaçman imkansız gibi bir şey, ama kabul edersen bir kurtulma yolun olacak.”
“Ayla, sen benden masumiyetimi istiyorsun.” Bunları ağlayarak söylemiştim. Ben sevmediğim adamla nasıl birlikte olabilirdim ki? Hep sevip evleneceğim bir adamla bebeğim olsun isterdim.
Hayallerim de elimden alınmıştı. “Beste, kurtulmak istiyorsan eğer vereceksin masumiyetini de, kendin için yapacaksın Beste.” Gözümden yaşlar akmaya başlamıştı.
Acı çekmek için doğmuştum. Annem beni dünyaya acı çekmem için getirmişti, bunu anlamıştım. Ayla sessizce bana sarıldı, onun boynunda ağlamaya başladım. Bu kız bana iyi geliyordu. Hiç doğmayan kız kardeşimdi sanki.
Ben küçükken annem hamile kalmıştı. Çok sevinmiştim. Ama annem kız olduğunu öğrendiğinde merdiven altı bir yere götürmüştü bizi. Birçok kadın oradaydı. Hepsi mavi hastane önlüğü içindeydiler. Annem sedyeyle gülerek gitmişti. Bana her zaman benim yüzümden aldırdığını söylemişti. Eğer erkek olsaymışım, babam onu daha çok sevecekmiş.
Diyemedim, anne, babam zaten seni sevmiyor diye. O gün şahidi olayım diye beni de götürmüştü. Annem o gün, daha oluşma aşamasında olan bir bebeği öldürmüştü, o gün yemin etmiştim. Sevmediğim adamdan çocuk yapmayacağım diye.
Ama sözümü tutamayacak gibiyim. Kendi sözünü tutamayan ne yapabilirdi ki? Ayla’nın omzunda daha oluşamamış kardeşim için de ağladım. Abim ve babamın beni her dövdüklerinde, ağlamadığım için daha çok dövdüklerini hatırladım. Onun için de ağladım ben o gün, içimdeki bütün ateşleri söndürmek için ağladım. Ama o ateşler ben ağladıkça daha çok harlandı ve beni de kül etmeye başladı.
O gün Ayla’nın omzunda ağlayarak uyumuştum ve Ayla da beni bırakarak gitmişti.
(Saatler sonra)
Vücudumda gezinen eller hissettim, birisi konuştu: “Küçük kızım ceza vakti. Hep ertelediğimiz cezayı alma zamanın geldi.” diyerek konuşmuştu. Gözlerimi açmadan beni kucaklamıştı ve kollarına almıştı. Beni nereye götürüyordu bu adam
Ben kucağındayken ayağa kalktı ve yürümeye başladı. Kapıyı açtı ve odadan çıktı. Koridor boyunca yürüdü, hiç durmadı. Gözlerimi hafiften açtığımda elini bir yere bastı ve kapı açıldı. İçeriye girdiğimizde çok şaşırmıştım. Nasıl olabilir?
Bu odada benim iki yıldır yaptığım her şeyin fotoğrafları vardı. 16 yaşındayken, okulla pikniğe gittiğimde top oynarken ki fotoğrafım bile vardı. Ağzım açık kalmıştı, nasıl böyle bir şey olabilirdi?
Beni simsiyah bir yatağa yatırdı. Uyanık olduğumu baştan beri biliyordu ama bir şey dememişti. Gözümü açtım ve okyanus mavileriyle karşılaştım. Kemikli yüz hatları ve dolgun dudaklarıyla çok yakışıklıydı ama içi katran gibiydi. Beni de o katrana çekiyordu.
"Yatakta otur ve arkanı dön," dedi. Bana dokunmayacaktı değil mi? Korkudan dediğini yaptım. O da arkamdan geçti ve topladığım saçlarımı açtı, dokundu, kokladı. Sonra saçımı örmeye başladı.
O kadar dikkatli örüyordu ki, sanki saçım kırılacak gibiydi. Mayışmıştım, saçımla oynanmasını çok severdim. Saçım uzun olduğu için örmesi biraz uzun sürmüştü. Bitirdiğinde elindeki tokamla saçımı bağladı.
Birden bire sinirlendi ve ördüğü saçımı öyle bir çekti ki, can havliyle öyle bir çığlık attım ki çığlığımı dudaklarıyla kapattı. Ona karşılık vermiyordum. Birden dudaklarımdan çekildi ve sinirli, sinirli "Karşılık ver," dedi. O kadar sinirli bakıyordu ki, beni öldürecek gibi. Karşılık verdim. Ayla’nın dediklerini düşünmüştüm ve kurtuluş yolumun bu olduğunu düşündüm. O ise karşılık vermeme gülümsemişti.
Ve işine devam etmişti, dudaklarım şişecekti, öyle bir emiyordu ki. Dudağımı ısırarak inlememi sağlamıştı. Ağzım açılmıştı ve boş durmayarak dilini ağzıma salmıştı.
Şimdi de dilimi emmeye başlamıştı. Adam illa bir yerimi emecekti. Yavaşça geriye çekildi ve yanağımı okşadı. Gözlerim kapanmıştı. Sevgiye o kadar açtım ki, ufacık dokunuşunda bile bunu belli ediyordum.