15.BÖLÜM

1499 Words
⛓️ Bölüm şarkımız I've spent all of the love I saved (Kurtardığım tüm sevgiyi harcadım.) We were always a losing game (Her zaman kaybeden bir oyunduk) Small-town boy in a big arcade (Büyük bir arcade küçük kasaba çocuğu) I got addicted to a losing game (Kaybedilen bir oyuna bağımlı oldum) Duncan Laurence - Arcade ••• Kaybolan ruhumu bana geri ver. Seninle yok oluyorum görmüyor musun? Beni parmaklıklar ardından çıkarma vakti gelmedi mi? Beni azat et. Yok oluyoruz. Beni de yok ediyorsun. Esirliğime bir son ver. Artık yollarımız ayrılmalı. Artık yok olmalıyız. Sessiz çığlıklarımı duy artık. Duy beni ey sevgili... Bir savaş veya bir yok oluş. Kimler ölecek, kimler hayatta kalacak. Belki de hepimiz ölecektik. Bizi bitiren biz miyiz? Yoksa duygularımız mı. Biz bizi bitirecek bir savaşa adım atıyorduk. Kayıplar vermiştim. En başta da masumluğumu kurban etmiştim. Sıra kimdeydi. Yere çökmüş olacakları bekliyordum. Neler olacağını bekliyordum. Belki de bende ölürdüm. Kimse bilemezdi. Yavaşça çömeldiğim yerden kalktım ve ayakta duran Ayla'nın yanına gittim. Benim gibi o da korkuluydu. Abisinden yana endişeleniyordu. Bana sarılarak. "Ya abime bir şey olursa Beste. O benim her şeyim ben onsuz hiçim." Yine değer verdiği birileri vardı. Ben sadece kendimi düşünmek zorundaydım. Aylayanın sarılmasına karşılık vererek. "Abini tanımıyorum ama çok güçlü birisine benziyor Ayla. Abin herkesten güçlü gibi. Acaralp'i hiç görmedim ama çok cesur ve cesaretli birsi gibi. Sen tanıyorsun abini. Benden çok herkesten çok tanıyorsun. Buradaki adamların iki katıyla geliyor dedin. Abin bizi kurtaracak ." Ayla söylediklerimle biraz bile olsa yüzü gülmüştü. Şimdi benim yüzümü kim güldürecekti. Kimse. Acaralp beni kurtaracaktı. Beni özgür yapacaktı. Beni bir çok dertten kurtaracaktı. Beni okutacaktı. Ayla yüzü gülerek konuştu. "Beste abim bir doksan boylarında cesur mu cesur, cesaretli mi cesaretli birsi. Abimde mafya gibi bir şey bende anlamış değilim ama ailemizden kalan şirketi baya büyüttü ve şuan yabancı ülkelerde bile şirketimiz var." Aylanın dedikleriyle biraz yüzüm düşmüştü. Biraz kıskanmıştım. Boş vererek yere baktım. Neler olacaktı bilmiyordum. Ayla birden "Beste, sen yat dinlen biraz abimin gelmesine daha vardır. Biraz enerji toplaman gerekiyor. Bende buradaki bazı işlerimi halletmem gerekiyor. Hadi görüşürüz sonra. Silah sesi falan duyarsan odadan adımını atma sakın." Diyerek odadan dışarıya hızlıca çıkmıştı. Şimdi ben ne yapacaktım. Odada biraz dolaştım. Yaptığım resmi biraz inceledim. Bir on beş dakika bir şeylerle uğraştım ama uykum gelmeye başladı. Yavaşça yatağa doğru oturdum. Cenin pozisyonunda uyumaya çalıştım. Bir kaç dakika sonrada uykuya dalmıştım. 2 SAAT SONRA... Bağrışmalar ve silah sesleriyle korkuyla yattığım yerden kalkmıştım. Kalbim patlayacak gibi çok hızlı atıyordu. Neler oluyordu böyle burada. Silah sesleri ve bağrışmalar artmıştı. Yataktan kalkarak pencereye doğru ilerledim. Pencereden dışarı baktığımda ortalığın cehenneme döndüğünü gördüm. Her yer ölülerle doluydu. Her yer kandı. Çok fazla kan vardı. Neler olmuştu böyle. Bazı yerlerden ateş çıkmıştı. Siyah takım elbise giyimli ve maskeli adamlar etrafı sarmıştı. Her yerde onlar vardı. Korkmuştum. Odadan hızlıca çıktım. Koridorların ışıkları yanıp yanıp sönüyordu. Daha çok korktum. Hızlıca kaçmaya başladım. Koridorların bitmesine az kala üç adam belirdi. Hepsi siyah giyimliydi ama arkada duran iki adamda maske varken öndeki adamda maske yoktu ve bir elinde silah diğer elindekini çözememiştim. Korkuyordum da. Beynim işlevini yitirmiş gibi oldum. Hiçbir şey düşünemiyordum. Ne yapacaktım. Paniklemiştim. Ne olacaktı şimdi bendemi ölecektim. Bu kadar mıydı? Çektiklerim bu kadar mıydı? Üç adam adımlarını aynı hizayla atarak yanıma gelmişlerdi. Üçü de bir doksan gibiydi ama öndeki adam daha uzundu. Kafamı kaldırarak öndeki adama baktım. Ama o anda ışık sönüp bir beş saniye gelmedi. O sırada adam daha çok yaklaşmıştı ve önümde durmuştu. Nefes alış verişlerim hızlanmıştı. Adam karanlıkta elini kaldırarak önümde duran saçlarımı kulağımın arkasına koymuştu. Eli belime inerek beni kendine çekti. Burunlarımız aynı hizadaydı. Gözlerim kapkara olan gözlerine çıktı. Bana çok derin bakıyordu. Bana sevgiyle bakıyordu. İlk defa bana birsi saf bir sevgiyle bakıyordu. Boyum onun yanında çok ufak kalmıştı. Bu adam iki metre vardı ve çok kaslıydı. Bir süre öyle bakıştık bana bir ömür gibi gelmişti. Ama arkadan bir adam konuştu. "Efendim, Kutay bey arka kapıdan ablasıyla kaçarken durdurulmuş ve şuanda dışarıya götürüyorlarmış." Kutay yakalanmış mıydı? Bu adam Acaralp miydi? İnanamıyordum o şimdi benim yanımda mıydı? Acaralp'e şaşkın şaşkın bakarak ve birazda sesimin titremesiyle "Sen Acaralp misin?" sorumla bütün gözler bana döndü. Hepsi de şaşkındı. "Acaralp kulağıma yaklaşarak şunları fısıldadı. "Sen beni tanımadın mı. Ah özür dilerim beni hiç görmedin ki. Sana mektuplarla bir de resmimi göndermem gerekiyordu." Bunları söyledikten sonra ben kıkırdamıştım. Bilmiyorum komik geldi. Kıkırdamamla gözleri dudaklarıma düşmüştü. Utanarak biraz geriye çekildim. Çok yakındık zaten kafamı kaldırarak yüzüne bakıyordum. Boyu çok uzundu. Uzaklaştığımda buna izin vermeyerek beni yanına çekerek belimden tutarak. "Şimdi dışarıya çıkıyoruz ve bir film izleyeceğiz." Bunları dedikten sonra korkudan yutkunamamıştım. Kutay'ı öldürecek miydi? Hiç acımadan vuracak mıydı? Beni diğer tarafa döndürerek ve iki adamına da gözleriyle arkamızı gösterdiğinde. Adamlar arkamıza geçerek yürümeye başladık koridor da. Belki de bu adam benim kurtarıcımdı. Koridoru bitirerek merdivenden inemeye başladık. Hiç ama hiç belimi tutuşunu bırakmayarak beni yanı başında götürüyordu. Tutuşu biraz sertti sanki kaçabilirmişim gibi. Ama ben ondan kaçmayacaktım. Beni esirliğimden kurtarıyordu. Nasıl kaçardım. İki katın merdivenlerini bitirerek aşağıdaki kapıya varmıştık. Kapıya elini bile vurmadı. Ayağıyla yitti ve açıldı. Dışarısı zifiri karanlıktı etrafı sadece yanan ateşler aydınlatıyordu. Her yerde siyah maskeli adamlar vardı. Gerçekten de buranın iki katı adamla gelmişti buraya. Beni belimden tutarak arka tarafa yürütmeye başladı. Arka tarafta bahçe vardı galiba. Pencereden öyle görmüştüm. Bahçeye vardığımızda, burada daha fazla adam vardı ve yuvarlak yaparak ortada bir boşluk bırakmışlardı. O tarafa doğru ilerledik. Bizim geldiğimizi gören adamlar biraz çekilerek daireyi bozmuşlardı. Siyah maskeli adam, dairesinin içerisine girdiğimizde adamlar yine aynı yerini almışlardı. Gözlerimi önüme çevirdiğimde şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilmiyordum. Kutay ve ablası yere çökmüş ve elleri arkadan bağlanmış bir şekilde duruyordular. Başlarında dikilen adamlarda ellerindeki çok uzun olan silahları kafalarına dayamıştı. Silahın adını bilmiyordum. Daha önce hiç bu kadar çok silah görmemiştim. Acaralp beni bırakarak Kutay'a doğru ilerledi. Yaklaştığı zaman yumruğuyla o kadar sert vurmuştu ki Kutay'a bir çıt sesi gelmişti. Galiba burnu kırılmıştı. Burnundan kanlar geliyordu. Acaralp gülerek konuştu. "Demek dünyalarca ünlü mafya adamımız Kutay bey korkudan ablasını bile arkada bırakarak kaçıyordu." Bunları söyledikten sonra kahkaha atmaya başladı. Adamlarına bağırarak "Sizde gülün." Etrafımdaki herkeste Acaralp gibi kahkaha atmaya başladı. Herkes gülüyordu ama ben donuklaşmış bakışlarla Kutay'a bakıyordum. Burnundan akan kanın yere düşüşüne bakıyordum. Acaralp'in gülmesi bittiğinde bütün adamlarda gülmeyi bırakmıştı. Kutay birden bana bakarak konuştu. "Demek benim orusbularıma göz koydun. Söyleseydin sana verirdim. Hiç bu kadar taşkalaya gerek yoktu." Bu adam bana nasıl Orusbu derdi ya. Kafamı yere eğmiştim. Acaralp bana bağırarak "Beste o kafan yerde olmayacak sen utanılacak bir şey yapmadın. Anladın mı." Gözlerim onun gözleriyle buluştu. Gözleri çok netti öldürme arzusu ve intikam vardı. Kutay bu gün ölmüştü. Onun bu gün ölüm günüydü. Acaralp sinirlenerek "Bu saf ve masum kızı kaçırdın ve ona tecavüz etmeye kalktın. Onu bir bodruma kilitledin. Ona vurdun. Şimdi bu kız mı Orusbu oluyor. Burada şerefsiz ve orusbu çocuğu olan sensin. Sen takıntılı bir adamsın Kutay o kadar kızın kanına girdin lan. Hala Orusbu diyor piç." Nasıl yani Kutay benden önce birçok kız mı kaçırmıştı. Diğer kızlarda mı benim yaşadıklarımı yaşamıştı. Peki ya onlara ne olmuştu. Acaralp beni bu adamın ellerinden kurtarmıştı. Acaralp'in gözlerine baktım. Sanki ne sorduğumu bilerek konuştu. "Biliyor musun Beste eğer ben gelmeseydim. Bu adam seni tecavüz ederek öldürecekti. Aynı diğer yirmi dokuz kız gibi. Sen otuzuncu olacaktın. Bu adam bir deli her kızı kaçırıp bu yere getiriyor. Bu yerde kızları demir parmaklıkları olan bir bodruma kapatıyor. Kızlara eziyet ediyor. Bunları da kameralarla çekiyor. Kızları sevdiğine inandırmaya çalışıyor. İnananları kafalarından vurarak öldürüyor. İnanmayanları ise tecavüz ederken boğuyor. Bu adam canilikte çığır açmış birisi. Şuan arkandaki mezarlar ona inanmayan kızların mezarları. Onları kendi elleriyle gömüyor." Gözlerimden yaşlar akarak dinlemiştim bütün konuşmasını. Arkamı dönerek gösterdiği yere baktım. Gerçekten de orada mezarlar vardı. Tam dikkatli baktığımda bir mezar daha açılmıştı. O mezar benim mezarımdı. Eğer şimdi Acaralp gelmeseydi ben o mezarda ölü bir şekilde olacaktım. Ben otuzuncu kız olacaktım. Benim mezarım bile kazılmıştı. Bu adam bir caniydi. Kutay gülerek konuştu "Acaralp sende ne anlatıyorsun özelimizi ya. Benim hobimde bu yani." Kutay'a kinle ve o diğer kızların gözlerindeki korkuyla baktım. Hobi diyordu bir kızın hayallerini çalmaya. Sevdiklerinden almaya hobi diyordu. Kutay'a yaklaşarak yüzüne tükürdüm. Herkes bana şaşkınlıkla bakıyordu. Bunu yapacağımı kimse düşünmemişti. Kutay ise ban gülerek yüzündeki tükürüğümü yaladı. Ona iğrenerek baktım. Oda bana bakarak konuştu. "Bestecim daha tadına bakacaktım da kurtarıcı prensin geldi." Bu adam gerçekten de deliydi. Kafayı sıyırmıştı. Bu söylediklerinden sonra ablasıyla beraber kahkaha atmaya başladılar. Onlardan biraz uzaklaştım. Acaralp ise bağırarak ve Kutay'a vurarak konuşmaya başladı. "Sen o kadar kızın kanına girdin. Anne ve babamı boğarak öldürdün. Şimdi ise senin ölme sıran. Sen bir dakika bile nefes almayı hak etmiyorsun. Şimdi ölme zamanı Kutay her şey bu kadarmış. Öbür tarafta görüşürüz." Acaralp Kutay'ın ağzına namluyu soktu. Ayla ise adamların arasından geçerek Ferdanın önünde durdu. O da belinden silahı çıkararak Ferdanın ağzına namluyu soktu. Acaralp'le Ayla göz göze gelerek ikisi de tetiğe bastı. İki kardeş intikamlarını almışlardı. Kutay ve Ferda yere yığılmışlardı. İkisinin de kanları birbirine bulaştı. Can alanların canları alınmıştı. Bir tetiğe basarak. O kızların intikamları alınmıştı. Yirmi dokuz kız mezarlarında rahatça yatabileceklerdi. Birisinin sonu diğerinin başlangıcı olurdu. Buda benim başlangıcım. Hoş geldiniz yeniden doğmama.... •••
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD