**Şimdi al yalnızlığımı ört üzerine. Belki o vakit bırakıp her şeyi, gerilirim bir yerlerden başlamak için yeniden.**
*(İSTİSMAR VARDIR.)*
Saçlarımın rüzgârda uçuşması gibiydi hayatım. Oradan oraya savruluyordum. Bilmediğim diyarlarda bilmediğim insanlarla.
**Bu karanlık odada, simsiyah çarşafların arasında Kutay’a bakıyordum. Gözleri çok derin bakıyordu bana. Ne beklediğini biliyordum. Ama ben ne yapacağımı bilmiyordum. Beni burada tek bırakabilirdi. Bırakmayacağını bildiğim halde bir umut ediyordum ama Kutay, bütün umutlarımı söndürüyordu.**
Kutay konuşmaya başladı. “Seni her zaman bu odada görmek istemiştim. Biliyor musun, seni, siyah çarşafların arasında çıplak bir şekilde.” Korkudan sesim çıkmıyordu ama konuştum.
“Beni ne zamandır tanıyorsun Kutay? Bu odadaki fotoğraflar ne demek oluyor?” Bu adam psikopattı. İki yıldır yaptığım her şeyin fotoğrafları vardı. Etrafımı bir kere daha süzdüm. Her yerdeydi fotoğraflarım. Ama bir tanesi farklıydı, bir fotoğrafım büyük çerçeve içindeydi.
Elimde meyve suyum vardı. O gün aklıma gelmişti; tek başıma bir kafeye gitmiştim. Dışarıda oturuyordum, bir arkadaşım beni görmüştü onun yanına gitmek için ayağa kalktığım anda çekilmişti. Tam olarak 2020 yılına ait bir fotoğrafımdı. Bu fotoğrafın diğerlerinden farkı neydi ki?
Kutay konuştu. “Beste, beni neden hatırlamıyorsun? Tam tamına iki yıl seni takip ettim, ama sen kafanı bir kere bile yerden kaldırıp bana bakmadın. Neden Beste, neden beni görmedin? Hep senin peşindeydim. Ne zaman okuldan çıktığını, ne zaman kafeye gittiğini bile ezberleyen birisini görmedin sen, kafanı kaldırıp bakmadın bana.”
Bu adam ne diyordu böyle? Ben hiç görmemiştim ki kendisini. Bu delilikti. Normal değildi Kutay; benden büyüktü ama beni sevmişti. Hayır, bu sevmek değildi, bu takıntılıktı.
Sevmek, sevdiğine acı vermek değildi. Ona sevgi vermekti. Ben böyle bilmiştim. Ailem hiç birbirlerine sevgi vermezlerdi. Ama ben biliyordum, sevmek sevgi vermekti.
“Kutay, sen beni sevmişsin ama bu sevgi değil. Bu bildiğin takıntılık. Sen beni sevmiyorsun. Bu oda da bir delilik. Anladın mı? Sen benim her gün fotoğrafımı çekmişsin.” Kutay’ın gözleri sinirden parlamaya başladı.
“Nasıl seni sevmem ve beni hatırlamıyorsun değil mi Beste? Ama ben sana hatırlatacağım. O gün bir yere yetişmem lazımdı ve arabayı çok hızlı kullanıyordum. Sen birdenbire önüme çıktın. Ben son anda frene basarak sana çarpmadım. Arabadan indiğimde korku dolu gözlerini gördüm, o ölü toprak rengi gözlerini gördüm Beste. Ben gözlerine âşık oldum o toprak rengine. Sen o gün kafanı yerden kaldırdın baktın, sadece yüzüme. Benden özür dileyip yoluna devam ettin. Ben o gün işim olduğunu unuttum. Seni arabayla takip ettim. Yürüyerek okula gittin. Okuldan çıkmanı bekledim. Okuldan çıktığında yeniden yürüyerek eve gittin. Ondan sonraki günlerde seni takip ettim ben Beste. Okula giderken hep mutluydun ama çıkış vakti, hep mutsuzdun sen. Evde bir sıkıntın olduğunu anladım ben Beste. Her gün seni takip ettim. Kafeye gidip kulaklık takıp kitap okuduğunda ben de arka masanda oturup seni izledim. Ama sen bir kez arkanı dönüp baksaydın beni görürdün Beste.”
Nasıl olabilir ya düşündüm biraz, o gün aklıma geldi annemle tartışmıştım. Annemden azar, abimden dayak yiyerek evden çıkmıştım. Çok dalgındım çünkü, abim seni okuldan alırım demişti.
O dalgınlıkla arabanın geldiğini görmemiştim ve fren sesiyle kendime gelmiştim. Korkudan sesim içime kaçmıştı. Arabadan inen adamı gördüğümde dilim tutulmuştu çünkü adam çok yakışıklıydı. Çok zengine benziyordu, kıskanmıştım.
Ne kadar şanslı olduğunu düşünüyordum. Ama sonra adamdan özür dileyerek okula doğru yürümeye başlamıştım. Ondan sonra o adamı hiç görmemiştim. Ama kıskanmıştım. Onun yerinde olsaydım her gün dayak yemezdim ve bir ressam olabilirdim.
O günden sonra hiç Kutay’ı görmemiştim ben. Yanıma gelseydi bile korkudan polise bile gidebilirdim. O beni sevmiyordu beni sadece, beyninde demir parmaklıklar arasına almıştı. Bu sevmek olamazdı. Bu sevgi hastalıklıydı. Buna sevgi diyemezdi.
Ona baktım ve konuştum “Bu sevgi olamaz Kutay, bu sevgi hastalıklı anladın mı? Sen eğer beni sevseydin bana vurmazdın Kutay. Sen eğer beni sevseydin arka masamda oturacağına gelip yanıma otururdun. Sen delisin anladın mı? Seni sevmemi bekleme. Sen sevgiyi hak etmiyorsun. Seni hiçbir zaman sevmeyeceğim. Sen beni bir bagaja koyup saatlerce orada kalmamı sağladın. Yetmedi, beni bir bodrum katına kilitledin, beni bir hayvan gibi parmaklıklar ardına koydun. Yetmedi, vurdun. Benden seni sevmemi nasıl beklersin sen? Sen, ne sevilmeyi hak ediyorsun ne de sevmeyi. Sen hiç kimseyi sevmemelisin.”
Kutay bunları duyduktan sonra çok fazla sinirlendi, ne olduğunu bile anlamadan kazağımı yırtmıştı. “Demek sevilmeyi hak etmiyorum lan. O zaman sen de masumluğu hak etmiyorsun Beste, anladın mı?” Bunu dedikten sonra ağlayarak, “Yapma Kutay, ne olur ben sana hiçbir şey yapmadım.”
Kutay durmadı, pantolonumun düğmelerini açmaya başladı. Durmayacaktı biliyordum. Masumluğumu alacaktı. Pantolonumu indirdiğinde külotumla ve sütyenimle kalmıştım.
Bacaklarımı aralayarak arasına girdi, ama bir şey oldu. Kapı açıldı ve içeriye Ayla girdi. Gözümde umut kırıntıları oluşmaya başlamıştı ama Kutay “Hemen dışarıya çık,” dedi. Sinirlice kelimeler ağzından öyle bir çıkmıştı ki ağlamam daha fazla arttı.
Ama Ayla dışarı çıkmak yerine konuşmaya başladı. “Kutay Bey, Ferda Hanım acil olarak sizi çağırıyor. Hemen gelmenizi rica etti.” Kutay bunu duyduktan sonra dişlerini sertçe birbirine sürttü, sesi bana kadar gelmişti. Ne olur giderdi lütfen Allah’ım gitsin, beni buradan kurtar. “Tamam geliyorum. Çık ve dışarıda bekle.”
“Tamam, Kutay Bey,” diyerek dışarıya çıktı Ayla.
Kutay üzerimden kalkarak bana sinirli sinirli baktı ve konuştu. “Kurtuldum sanma. O dediklerini sana yutturacağım tabii başka şeyleri de.” Kutay gömleğinin pantolondan çıkmış yerlerini yeniden pantolonuna koyarak odadan çıktı.
O çıkar çıkmaz daha çok ağlamaya başladım. Çıktıktan sonra içeriye Ayla girdi, bana üzgün gözlerle bakıyordu. Nefret ediyordum bu duygudan, bana acıyarak bakıyordu.
“Ben böyle olacağını bilmiyordum Beste, sana tecavüz edeceğini sanmıyordum. Sana sorar dedim isteyip istemediğini ama bu, bu yaptığı bir canilik.” Daha çok ağlamaya başladım. Ayla ayakta durmayarak yanıma geldi ve beni ayağa kaldırdı. “Beste, böyle çıplak dışarı çıkamazsın. Üstüne çarşafı al.” Hemen üzerime çarşafı aldım, çarşafta katran karasıydı aynı onun gibiydi.
Benim her gözyaşım için çok fazla canı yanacaktı, bunu ona gösterecektim. Bu lanetli gün hafızamdan hiçbir zaman silinmeyecekti. Üzerime siyah çarşafı sardım.
Ama ayakta duramıyordum. Ayla’nın koluna girmiştim. Ayla bana teselli lafları söylüyordu ama hiç dinlemiyordum. Dinleyemiyordum, artık dünyam karanlıktı, beni de karanlığına buluyordu. Nasıl odaya geldim, nasıl yatağa girdim bilmiyordum.
O siyah çarşafla o gün gözüme hiç uyku girmedi, hep ağladım. Gözümden yaşlar eksilmedi. Ne zaman uyudum bilmiyordum. Kutay, en büyük düşmanım. Onu bitirecektim, bunu biliyordum. Onu o karanlığa daha çok batıracaktım. Bunu da biliyordum.
"Her gözyaşı, dökülen her acı, insanın kalbinde bir iz bırakır. Ancak bu izler, bir gün zaferin ve iyileşmenin sembolü haline gelir. Beste, bu karanlık anlardan güçlenerek çıkacak ve Kutay'ı karanlığın içinde boğacak."