Gecenin karanlığında, ümitlerimin tükendiği anda yalnızlığıma bir tek kişi istiyorum.
*
Bir ses duyarsın, arkanı döner bakarsın. Bir ışık görürsün, nereden geliyor diye bakarsın. Kalp atışlarımı duydun. Ama bakmadın. Sen, beni görmeyen sen, dön ve bir sesmişim gibi bana bak.
**
Duydun mu hiç sana bağırışlarımı? Duydun mu hiç seslenişlerimi, söyle bana.
Yatakta uzanmış bekliyordum, aklıma dün geliyordu. Hiç gitmeyen bir dün. Hiç bitmeyen bir dün. Kurtuluşum yoktu. Ama ben kurtuluş yolunu bulacaktım. Beni esir eden adamı bitirecektim. Ayla'nın dediği planı uygulayacaktım. Abisine güvenmek zorundaydım.
Ayla'nın abisini hiç görmemiştim ve kim olduğunu bilmiyordum. Kimdi, kimin nesiydi bilmiyordum. O da beni Kutay gibi esir tutar mıydı? Hiçbir erkeğe güvenim kalmamıştı. Hayatımda bir erkek istemiyordum. Kendi ayakları üstünde duran bir kadın olmak istiyordum.
Ben hep bunu istemiştim; her zaman kendi ayaklarımın üstünde durup kendi paramı kazanmak, kendi paramla kendime ev, araba almak istemiştim.
Ama bana hiçbir zaman bunlar için bir şans vermemişlerdi. Ben de kendi şansımı kendim yaratırdım. Size de mi şans vermiyorlar? Siz de kendi şansınızı kendiniz yaratın. Ben, kendi şansımı kendim yaratacaktım.
Hiçbir zaman çok fazla özgüvenli olamamıştım. Kendimi korumak zorunda kalmamıştım. Çünkü benim düşmanlarım dibimdeydi. Kendi ailem benim düşmanımdı. Beni istemeyen ailem, benim ölümümü istiyordu. Beni sevmeyen ailem, benim yaşamamı istemiyordu.
Ama ben, inat ederek onlara rağmen yaşayacaktım. Hiç olmadığı kadar yaşayacaktım. Ben kendim için yaşayacaktım. Gözümden yaşlar akıyordu. Eğer Ayla gelmeseydi nasıl bir halde olurdum, bilmiyorum. Bana tecavüz edecekti. O, bana “Seni seviyorum,” diyordu ama sevmek böyle olamazdı.
Sevmek, sevdiğine zarar vermek değildi. O bana yeterince zarar vermişti. Bana gün yüzü göstermemişti. Beni bir bodrum katına hapsetmiş, yetmemiş beni dövmüştü. Onunki sevmek değildi; elde etme duygusuydu.
Ama bana yapılan cezasız kalmayacaktı. “Ne yaşattıysan onu yaşarsın,” diye bir kelime okumuştum bir gün, bir kitaptan. Ben de ona, bana yaşattıklarını yaşatacaktım. Bitmeyen çilemi onu öldürerek bitirecektim. Ama Ayla'ya da o kadar güvenmiyordum.
Bana Kutay’la birlikte oyun oynuyor olabilirlerdi. Kimseye çok fazla güvenmemem gerekiyordu. Kendimi buradan kurtarmam gerekiyordu. Benim özgür olmam gerekiyordu.
Benim okuyup bir çizer olmam gerekiyordu. Bana sevgi vermeyen annemi, saçımı okşamayan babamı ve beni seven bir abim olmadığı için onları silecektim.
Bana zarar veren herkesi silecektim. Beni görmeyen herkese kendimi gösterecektim. Kendimi her konuda geliştirecektim.
Yataktan hızlıca kalktım ve banyoya ilerledim. Kendime gelmem gerekiyordu. İntikam almam gerekiyordu. Beni bitirmek isteyen herkesi bitirmem gerekiyordu. Banyoya girdim, aynanın önüne geçerek yüzüme baktım. Gözlerim kan çanağına dönmüştü. Hâlâ gözümden birkaç damla yaş akıyordu.
Onları umursamadan musluğu açarak yüzüme suyu çarpmaya başladım. Kendime gelmem gerekiyordu. Musluğu kapattıktan sonra elime kullanılmamış havlulardan birini alarak yüzümü sildim. Saçım darmadağınık olmuştu, toplamam gerekiyordu. Tokama baktım ama etrafta yoktu. Yeniden içeriye döndüm, etrafıma baktım; toka çalışma masasının üstündeydi.
Oraya ilerleyerek tokayı alacaktım ama bir mektup gibi bir kâğıt vardı. Elime alarak ne olduğuna baktım. Üstünde "Beste’ye..." yazıyordu. El yazısıyla yazılmıştı. El yazısı o kadar düzgün değildi. Okumaya başladım.
“Sevgili Beste, ben Ayla’nın abisi Acaralp Soykan. Ben Kutay’ın en büyük düşmanı, ailesini öldürdüğü adamım. Kutay, anne ve babamı öldürdü. Kardeşimi onun yanına göndererek çok büyük hata yaptım ama yine de değerdi; senin tecavüze uğramanı engellemiş. Şimdi asıl konuya gelelim, bana yardım etmeni istiyorum Beste. Benim Kutay’dan intikam almam gerekiyor. Bunun karşılığında ondan kurtulmanı ve sana gereken her türlü desteği vereceğimi bilmeni isterim. Senden sadece şunu istiyorum: Sana yapılanları unutma ve içini kinle doldur."
"ACARALP SOYKAN...”
Yazılanlardan dolayı şaşkındım. Kimdi bu Acaralp Soykan? Bu adama tamamen güvenemezdim. Tek derdi Kutay’da olmayabilirdi. Dikkatli olmam lazımdı ve Ayla’yla konuşmam lazımdı. Mektubu elime alarak nereye koyacağıma baktım. Kutay’ın görememesi lazımdı. Etrafta koyacak bir yer bulamayınca, kağıtları okunamayacak şekilde yırttım ve klozete attım.
Artık yoktu, tehlikede değildim. Elime tokayı alarak lavaboya tekrar girdim ve saçımı sıkı bir şekilde at kuyruğu yapmak istedim, ama ilk önce güzel, sıcak bir duş almam gerekiyordu. Lavabodan çıkarak yeniden odaya girdim, dolaba ilerledim. Kapağını açarak içine baktım.
Her türlü kıyafet vardı ve bedenime göreydiler. İçinden en dikkat çekmeyen parçaları alarak alt çekmeceyi açtım; iç çamaşırı almam gerekiyordu ama hepsi çok dikkat çekici şeylerdi. Jartiyer bile vardı. Jartiyere iğrenerek baktım.
En sade siyah takımı alarak banyoya ilerledim. Kıyafetlerimi yavaşça çıkardım. Hiç hâlim yoktu, yataktan bile çıkamayacak durumdaydım. Ama yine de bana sıcak bir duşun iyi geleceğini biliyordum.
Üstümde hiçbir kıyafet kalmamıştı. Yavaşça duşakabinin içerisine girdim. En sıcak suyu açarak bekledim. Soğuktan yavaşça sıcak suya dönüşen su, beni rahatlatmaya başlamıştı.
Su çok sıcaktı ve hassas olan cildim şimdiden kızarmıştı. Su çok sıcaktı ama altından çıkmadım, elime lifi aldım. Üstüne vücut şampuanından sıktım. Köpürttüm. Kutay’ın elinin değdiği yerlere öyle sertçe sürtüyordum ki lifi, o bölgeler daha fazla kızarmıştı.
Lifle işim bittiğinde yeniden yerine koydum. Vücudumu yıkadım. Elime çikolata kokulu bir şampuan aldım. Bu şampuan buraya nasıl geldi, bilmiyorum ama kaçırılmadan önce bir markette görmüştüm. Çok güzel kokuyordu. Bana uyan bir şampuan bulduğumu düşünüyordum ama çok pahalıydı. Değmeyeceğini düşünerek yeniden yerine koymuştum.
"Kesin Kutay koymuştur," dedim. Başka şampuan var mı diye baktım ama yoktu. Mecburen kullanmak zorundaydım. Elime sıkarak saçımda köpürttüm. Çok güzel kokuyordu, bu şampuan parfüm gibiydi ama parfümden daha güzeldi.
Çikolata en sevdiğim yiyecek olsa da kokusuna daha çok bayılıyordum. Saçım çok fazla köpürmüştü. Yavaşça saçımdan köpüklerin gitmesi için suya daha çok yaklaştım. Canım yanıyordu ama hissetmiyor gibiydim. Artık alışmıştım acıya.
Saçımda kalan köpükler gittikten sonra bir süre daha bekledim. Sıcaklık çok güzeldi. Ama daha fazla duramazdım. Suyu kapatarak duşakabinden çıktım. Çekmeceden iki havlu alarak birisiyle saçlarımı, diğeriyle de vücudumu kuruladım. Kirliliğimden azıcık da olsa arınmıştım.
Bana değen ellerden arınmıştım. O eller hiç gitmiyordu beynimden. Artık Kutay’dan korkuyordum. Onu görmek istemiyordum. Bu düşüncelerimi biraz daha sürdürürsem soğuk alıp hasta olacaktım. Üstümdeki havluyu yere atarak kıyafetlerimin olduğu yere doğru ilerledim.
Diğerlerinden sade olan siyah iç çamaşırını hemen giydim. Kıyafetleri yavaşça giyerek aynanın önüne geçtim. Saçlarım hâlâ ıslaktı; kurutmam lazımdı. Kurutma makinesini çekmecelerde aradım ama bulamadım.
Banyodan çıkarak odaya girdim. Ama görmek istemediğim kişi karşımda bekliyordu. Yüzüne bile bakmadım çünkü bakılacak yüzü yoktu.
Yanından yavaşça geçerek çekmecelere baktım, ama kurutma makinesi yoktu. Neredeydi bu lanet şey? Kutay arkamdan yavaşça gelerek kıyafet dolabından kurutma makinesini çıkarıp bana verdi. Hiç konuşmuyorduk.
Konuşmadan anlaşabiliyorduk. O sessizliği bozarak, “Baktığın yerde görmedin. Oraya tam olarak dört kez baktın,” dedi. Bunu gülerek söylemişti. Ben gülmüyordum. Gülecek hiçbir şey yoktu.
“Çıkar mısın odadan? Seni görmek istemiyorum.” Kutay’ın kaşları çatılarak bana baktı. O gözlerde özlem ve kirli bir sevgi vardı. Onunki sevgi bile değildi. “Konuşmamız gerekiyor.”
“Seninle konuşacak hiçbir şeyim yok benim. Benden uzak dur, anladın mı?” Buna sadece güldü, hiçbir şey yapmadı. “Senden uzak durmayacağım küçüğüm. Dün altımda tir tir titriyordun. Ağzını açamıyordun.” Bu adam bana tecavüz etmeye kalkıyordu, en büyük korkularımdan birini. Bunu bana gülerek anlatıyordu.
“Senin de bir kardeşin olsa, bana yaptıklarını ona da yapılsa ne hissederdin? Sen bana dün tecavüz edecektin. Benim istemediğim şeyi bana yapacaktın. Eğer o kapı çalmasaydı, şu an intihar etmiş olacaktım.” Kutay konuşmadı ya da konuşamadı. Yaptığının iyi bir şey olmadığını biliyordu. Ama odadan çıkmadı.
Yanıma geldi, elimden tuttu. Elimi zorla elinden çekmeye çalışıyordum ama izin vermiyordu. Beni yatağa oturttu, elimdeki kurutma makinesini alarak yatağın yanındaki fişe taktı. Yavaşça saçımı kurutmaya başladı. “Seni çok seviyorum, Beste. Çok güzelsin.” Bu kelimeler iğrençti. Onu sevmiyordum, nefret ediyordum. Kin doluydum. Ama hâlâ vazgeçmiyordu benden.
Saçımı kuruttuktan sonra, saçıma bir öpücük bırakarak odadan çıktı. Yeniden banyoya girmek istiyordum. Hasta olmayı göze alamazdım. Saçımın öptüğü yeri hemen sildim. İğreniyordum bu adamdan. Acaralp’i bekleyecektim. Beni kurtarabilirdi o adam. Sadece yeni bir yangına girmek istemiyordum. Beni yakmazsın inşallah Acaralp, yoksa ben seni yakacağım.