8.BÖLÜM

1086 Words
Beni ısıtan, beni sarıp sarmalayan, benim acılarıma ortak olan tek bir şey var: yalnızlığım. Gökyüzünde kaybolan yıldızları gördüm, beni karanlığıma bırakan yıldızları gördüm. Beni istemeyen yıldızlarım, kendi elleriyle beni karanlığa bıraktılar. Yok oluşumu kutladılar. Ben benlikten çıkarken bile parlamayan yıldızlar, ben ölürken gökyüzünden üstüme örtüldüler. Yaşarken bile ölü ruhluydum. Bir çarpışma sonucunda buralardaydım, o güne lanetler diliyordum. Ne kadar da saçma bir olaydı. Ama o çarpışma kaderimi belirledi, beni benlikten çıkardı. İçeriye giren kadına baktım. Bana acıyarak bakıyordu. Bana acınarak bakılmasından nefret ederdim. Sanki kendisi benden üstündü. Kadını süzdüm, kadın yanıma yaklaştı ve saçlarımı okşadı. Buradaki kadınlar da bana dokunmak için yer arıyorlardı. Bu yaşadıklarım bir saçmalıktı. Karşımdaki kadına konuştum: “Lütfen bana yardım et, buradan kurtulmama yardım et.” Gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı bile. Kadın üzgünce bana baktı ve konuştu: “Sen Beste’sin değil mi?” İsmimi nereden biliyordu bu kadın benim? “Evet, benim adım Beste. Lütfen bana yardım et.” “Beste’cim, ben Ayla. Kutay Bey, ilk defa buraya senin gibi bir kızı getirdi. Bütün çalışanlar şaşkın. Seni de diğer kızlar gibi zannettim ama kaçtığın gün Kutay Bey’in yüzündeki endişeyi gördüm. Sen, onun için önemlisin. Onun için neden bu kadar önemlisin, Beste?” Bu kadın ne saçmalıyordu? İlk defa gördüğüm adam beni nasıl önemseyebilirdi ki? Kesin polise falan giderim sandı, o yüzden. Kadının yüzüne baktım. Yeşil gözlerini görebiliyordum maskenin ardından. Güzel bir kadındı. Sorusuna cevap verdim: “Bilmiyorum, sadece ben kaçarken çarpıştık ve beni kaçırdı. Ne olduğunu bile anlamadım.” Gözlerimden yaş gelmeye başladı. Ayla yeniden konuştu: “Nasıl yani, sadece çarptığın için mi seni buraya getirdi?” Hemen “Evet” dedim. Ben de anlamamıştım, sadece çarpmıştım ve olanlar bunlardı. Ayla bayağı bir şaşırmıştı. Merak ettiğim bir soruyu hemen Ayla’ya sordum: “Neden buradaki kadınlar maske takıyor ve bu kadar kısa giyiniyorlar?” Ayla biraz düşündü ve konuştu: “Sen burasının ne olduğunu bilmiyor musun?” dedi. Neyi bilmiyordum ben, burası neresiydi hiç bilmiyordum. Hiç sorgulamamıştım da. Hep bodrum katta olduğum için yukarıda neler döndüğünü bilmiyordum. “Burası ne, burada neler oluyor, ben neyin içine düştüm?” Tam Ayla ağzını açmış konuşacakken içeriye o kadın girdi, Ferda. Kadının sarı saçları öyle bir parlıyordu ki insanın gözü kamaşıyordu. Mavi gözleri vardı. Aynı Kutay gibi ama Kutay’ınki daha koyuydu, bir okyanus gibi. Kadın ellilerinde olmasına rağmen mini etekle geziyordu. O topuklu ayakkabılarla nasıl rahat ediyorsa artık. Ben spor ayakkabısıyla zor yürüyordum. Kapının orada beklemeyerek içeriye girdi ve Ayla’ya “Dışarı çık” dedi. Bu insanlarda bir naziklik yok muydu ya? Ayla, kendisine verilen emire uyarak ayaklandı ve dışarıya çıktı. Cevapları öğreneceğim kişiyi de gitmişti. Kadın yanıma yaklaşarak yatağa oturdu ve yüzüme bakarak konuştu: “Çok güzelsin, aynı benim gençliğim gibisin. Sende gençliğimi görüyorum, Beste.” Yanağıma dokundu bunları söyledikten sonra. Ben anlamıyordum ya, bana dokunarak ellerine ne geçiyordu. Ben bu histen nefret etmiştim. Dokunmasalar olmuyordu zaten. Sonra konuşmaya başladı Ferda: “Kutay, sana teklifinden bahsetmiş olmalı. Bizim o bebeğe ihtiyacımız var, Beste. Senin de bize o bebeği vermen gerekiyor. Eğer baş kaldırmazsan Kutay’ın sana zarar vermemesini sağlarım ama Kutay’ın zıttına gidersen seni onun gazabından kurtaramam, anladın mı? Bu yüzden uslu bir kız ol ve bebeği doğurduktan sonra buradan git.” Ya ne kadar kolaydı, “bebeği doğurduktan sonra buradan git.” Sen kanından canından olan birisini nasıl bırakabilirdin? Ben bırakamazdım. Burada bir bebek dünyaya gelemezdi. Ben de doğuramazdım bunlara. Ne bir bebek verebilirdim ne de başka bir şey. Konuştum: “Siz kendi canınızdan kanınızdan olan birisini nasıl bırakıp gidebilirsiniz, Ferda Hanım? Ben tanımadığım bir adamdan bebek yapamam. Daha yaşım on sekiz. Sizin kardeşiniz beni kaçırdı, anlıyor musunuz? Beni kaçırdı. Kaç saat bir bagajda kaldım biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz tabii ki, çünkü siz yaşamadınız bunları. Bunların hepsini ben yaşadım.” Gözlerinden hüzün geçti ama oralı bile olmadı, sanki çok normal bir şeymiş gibi. Ben buradan kaçacaktım. Kim olursa olsun kaçacaktım ve okuyacaktım. Kimse beni durduramazdı. Kutay’ı bile tanımazdım, o kimdi ki. Ferda Hanım sözlerimden sonra ayaklandı ve tam dışarı çıkacakken: “O zaman Kutay’ın azabındasın, bunu bil. Sakın kaçmayı bile düşünme, başına Kutay’ı bela etme. Zaten bir cezan varken iki yapma.” Sözlerini söyleyerek dışarıya çıktı ve kapıyı kapattı. Yatağa uzandım, düşündüm. Acaba evden kaçmasaydım ne olurdu, başıma bunlar gelir miydi ki? Ferda’yla önceden karşılaşmıştık. Beni o kaçırtmış olabilir miydi acaba? Ama o da olmazdı ki. Kutay’la çarpıştığımızda ilk defa onu görmüştüm hayatımda. Derin düşüncelerimle uykuya dalmıştım. Ferda, topuklularının sesiyle kardeşinin çalışma odasına yürümeye başladı. Kardeşi bu kızı takıntı haline getirmişti ve kızdan bir varisi olmasını istiyordu. Kıza ilk başlarda onun hayatına alışsın diye bodrum katta koymuştu. Ferda kardeşine ne kadar bodruma koymaması konusunda ısrar etse de Kutay yine de bodruma koymuştu ve aslanın avıyla oynadığı gibi Beste’yle oynamıştı. Zavallı kızın hiçbir şeyden haberi yoktu. Bir çarpışma yüzünden burada olduğunu sanıyordu. Kardeşi Beste’den bahsettiğinde onu görmek istemişti ve 2 ay önce onunla hususi çarpışmıştı ve gerçekten de güzel kız olduğunu görmüştü. Ferda kardeşinin odasının önüne geldiğinde tam üç kere kapıyı çaldı. Bu, Ferda ve Kutay’ın arasında ‘Ben Ferda’ anlamına geliyordu. Kapının ardından Kutay’ın sesi gelmişti: “Gel.” Ferda hemen içeriye girdi ve kardeşinin oturduğu koltuğun hemen yanına oturdu. Kutay, ablasının geldiğini anlamıştı çünkü ablası her geldiğinde üç kere kapıya vururdu. Ablası kesin yeniden Beste için gelmişti. Kutay, Beste’yi 2 yıldan beri tanıyordu. Tam Beste 16 yaşındayken. Acil bir toplantısı olduğu için arabayı hızlı sürüyordu ve karşıdan karşıya geçen Beste’yi görememişti, Beste de arabayı fark edememişti. Kutay, arabanın frenine basarak zor da olsa Beste’ye çarpmadan arabayı durdurabilmişti. Arabadan Beste’ye bakmak için indiğinde ise Beste’nin korku dolu büyük gözlerini görmüştü. O gözlerdeki korkuya aşık olmuştu. O zamandan beridir Beste’yi takip etmiş ve her gün adamlarına onun fotoğraflarını çektirmişti. Tesisteki bir odada Beste’nin 2 yıllık fotoğraflarının hepsi vardı. Sakinleşmek için hep o odaya girerdi. O gün, ona çarptığı gün bir adamı öldürmüştü çünkü kendisine kafa tutmuştu ve malın parasını vermemişti. Ve adamı orada öldürmüştü hem de kör bir bıçakla, acı çektirerek. Tam adamlarını arayıp adamı yakmalarını isteyecekken birisi ona çarpmıştı. Tam dönüp yumruk atacakken, Beste’nin büyük korku dolu gözlerini görmüştü ve sadece kokusunu içine çekebilmişti. Kokusu uyuşturucu gibiydi, insanı bağımlı yapıyordu. Beste kendisine çarptıktan sonra özür dileyerek arkasına bile bakmadan koşmaya başlamıştı. O koşarken arkasında babası bildiği adam gelmişti. Nefes nefese dudaklarının arasından “Orospu, bende seni bulmaz mıyım?” demişti. Kutay da sinirlenerek elindeki bıçakla adama doğru yaklaşarak “Orospu kim?” dedi. Adam dert yanarak “Benim kız, evden kaçtı, yakalayamadım.” dedi. Kutay da boş durmayarak elindeki bıçağı adamın karın boşluğuna soktu, adamın ağzından tiz bir çığlık kopmuştu. Boş ve izbe sokak çok karanlıktı ve kimse görmemişti. Adamı orada bırakarak küçük kızını bulmaya gitmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD