Tataroğlu❤️‍🔥

2244 Words
İyi okumalar canlarım inst:gunes_li2 Kadın, Sude’nin ölçülerini aldıktan sonra kısa süreliğine odadan çıktı. Sessizlik, yeniden o kasvetli havayı odaya doldurmuştu. Sude bir köşede oturmuş, ellerini birbirine kenetlemişti. Dakikalar geçmek bilmiyordu. Her saniye onu aşağıya, Yaman’ın yanına biraz daha yaklaştırıyordu. Kapı aniden açıldığında, kadın bu kez elinde bir paketle içeri girdi. " Hadi bakalım, artık hazırlanma vakti. Yemeğe dakikalar kaldı " dedi soğuk bir ses tonuyla. Sude başını hafifçe kaldırdı, içinde fırtınalar kopsa da belli etmedi. Planını aklından geçirdi: Ne olursa olsun, bu oyunu sürdüreceğim. Aşağıya inmeliyim. Etrafı görmeliyim. Kadın paketi yatağın üzerine bırakırken " Giy şunu, dedi sertçe." Sude tereddüt etmeden elbiseyi aldı. İstemeyerek de olsa üzerindekileri hızla çıkarıp kırmızı elbiseyi giydi. Kumaş vücuduna tam oturmuştu; o kadar gösterişliydi ki, elbisenin içinde nefes almak bile ağır geliyordu. Kadın Sude’ye bakarken gözleri parladı. " Çok güzel görünüyorsun! Yaman’ın aklını başından alacaksın ayol ! " dedi kahkahasını bastıramayarak. Sude hiçbir şey söylemedi, sadece gözlerini devirdi. Kadının kahkahası odada yankılanırken, o içinden sadece bir cümleyi tekrarlıyordu " Bu bir oyun. Sakin ol. Zamanı gelince kurtulacaksın." Kadın ardından Sude’nin saçlarını taradı, dalga dalga şekil verdi. Hafif bir makyaj yaptı, allık, ruj, biraz far... Ardından parfüm şişesini eline alıp Sude’nin boynuna sıktı. " İşte şimdi hazırsın. Hadi aşağıya in, seni bekliyor " dedi gülümseyerek. Sude aynaya bakarken, gördüğü kadın kendisi gibiydi ama değil gibiydi de... O kırmızı elbisenin içinde, korkunun yerini kararlı bir soğukkanlılık almıştı. Derin bir nefes çekti, sonra başını dikleştirip kapıya doğru yürüdü. Artık aşağıya inecekti. Ama bu sadece bir yemeğe gitmek değildi bu, kaçışa giden ilk adımı olabilirdi. Kapıdan çıkar çıkmaz, Sude içgüdüsel bir şekilde etrafa göz gezdirmeye başladı. Her köşeye, her kapıya dikkatle baktı. Duvarların rengi, merdivenlerin dönüşü, koridordaki kapıların sırası... hepsini aklına kazıyordu. Merdivenlerden ağır adımlarla inerken bir yandan da içinden sayıyordu: Üç basamak… sonra dönüş… solda büyük bir kapı, sağda pencere… Kalbi hızla atıyordu ama ifadesini sakin tutarak belli etmemeye çalıştı. Sanki odaya hapsolmuş korkak bir kız değilmiş de, bu eve aitmiş gibi davranmalıydı. Planı buydu dikkat çekmeden öğrenmek, sonra fırsatını bulduğunda kaçmak. Fakat gözleri merdivenin sonuna geldiğinde bir anda durdu. Aşağıda, salonun ortasında Yaman duruyordu. Ellerini cebine sokmuş, başını hafif yana eğmişti. Gözleri, bir an bile Sude’nin üzerinden ayrılmıyordu. O bakışlar soğuktu… ama aynı zamanda tehlikeli bir tutkuyla yanıyordu. Sanki Yaman, avını bekleyen bir aslan gibiydi sabırsız ama emin. Dudaklarının kenarında beliren belli belirsiz bir gülümseme, her zamanki o kibirli ifadesini tamamlıyordu. Sude, adımlarını durdurmadı. İçinde korku dalga dalga yayılırken bile başını dik tuttu. Ama o an çok iyi biliyordu Yaman’ın bakışları, onun derisinin altına kadar işliyordu. Her adımında Yaman’ın gözleriyle adeta bir düelloya giriyor, korkmuyorum dercesine yürüyordu. Yaman ise, gözleriyle onu baştan aşağı süzerek kendi sessiz cümlesini kurdu: " Kaçmak mı istiyorsun küçük kuş? Henüz kafesin kapalı değil, ama uçmaya kalkarsan… kanatlarını ben kırarım." Sude başını hafifçe yana çevirdi, gözlerini kısmıştı. Yaman’ın bakışları üzerinde bir bıçak gibi geziniyordu ama o, korkusunu gizlemeyi başardı. Soğuk ve duygusuz bir ses tonuyla konuştu: " Sadece nerede tutulduğumu merak ettim " dedi. Yaman dudaklarının kenarını belli belirsiz kıvırdı, o tanıdık alaycı gülümsemesiyle yanıt verdi: " Merak etme, çillim… bu bilmek istediklerinin hiçbiri senin işine yaramayacak "dedi kendinden emin bir tavırla. Ardından yavaşça bir adım attı. Her adımında Sude’nin kalbi biraz daha hızlandı. Yaman, neredeyse nefes mesafesine kadar yaklaşmıştı. Başını hafif eğerek, Sude’nin boynuna doğru uzandı. Bir an durdu. Gözlerini kapadı. Sonra derin bir nefes aldı kokusunu içine çekti. — Tenine çok yakışmış, dedi fısıltıyla. Sözleri, Sude’nin derisinde yankılanırken Yaman’ın nefesi tenine değdiği anda bütün tüyleri diken diken oldu. Vücudu istemsizce titredi ama kendini hemen toparladı. Dişlerini sıktı, yumruklarını gizlice kenetledi. Konuşmak istese bile dili dönmedi çünkü her kelime, onu daha da zayıf gösterebilirdi. Bu yüzden sustu. Sadece nefesini tuttu, gözlerini kapadı. Yaman eliyle salonu işaret ederek. " Hadi gel, dedi kendinden emin bir sesle." Sude tereddütle birkaç adım attı. Salonun ortasında büyük, şık bir masa kurulmuştu. Gümüş çatal bıçaklar, zarif tabaklar, masanın ortasında titrek alevleriyle dans eden mumlar… Çeşit çeşit yemeklerin kokusu havayı dolduruyordu. Sude, masaya yaklaşınca istemsizce yutkundu. O kadar gündür doğru dürüst bir şey yememişti ki midesi adeta isyan ediyordu. Fakat kendini dizginlemeye çalıştı açgözlü görünmemek için ağır hareketlerle sandalyeye oturdu. Yaman, onun tam karşısına geçti. Sandalyeyi çekip oturdu ama tek kelime etmedi. Gözleri, masadaki yemeklerde değil tamamen Sude’deydi. Sude, önündeki tabağa yavaşça uzandı. Çatalı eline aldı, nazikçe yemeğe başladı. Her lokmada biraz nefes alıyor, biraz da kendi gururunu yutuyordu sanki. Yaman hâlâ susuyordu dudaklarının kenarında o tanıdık, rahatsız edici sırıtışıyla sadece onu izliyordu. Tatlılar geldiğinde Sude hafifçe arkasına yaslandı. Odayı dolduran sıcaklık yüzüne vurmuştu. " Burası… biraz sıcak oldu galiba, diye mırıldandı " kendi kendine. Yaman, bu sözü duyunca alaycı bir tebessümle başını yana eğdi. " Öyle mi ? dedi " gülümsemesini bastıramadan. Sonra başını çevirip köşede bekleyen adama kısa bir bakış attı. Hiçbir şey söylemeden, yalnızca bir işaret yaptı. Adam hemen harekete geçti. Saniyeler içinde masa toplandı, tabaklar, bardaklar, mumlar sessizce kaldırıldı. Sude olan bitene şaşırmıştı; bu kadar hızlı ve sessiz bir hareket, evin düzenini ve disiplinini açıkça gösteriyordu. Yaman ise koltuğuna yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş halde hâlâ onu izliyordu. Gözlerinde, “Artık sıra bende,” der gibi bir ifade vardı. Sude ayağa kalktı ama sendeleyince yeniden sandalyeye oturdu. Başını iki yana sallayıp nefesini dengelemeye çalıştı. " Ben… odaya gitmek istiyorum " dedi, sesi güçlükle çıkıyordu. Bedenini bir sıcaklık kaplamıştı parmak uçlarından boynuna kadar yayılan bir karıncalanma hissediyordu. Kalbi hızlı atıyor, nefesi daralıyordu. Yaman yerinden kalkarak, ağır adımlarla ona doğru yaklaştı. " Yeni geldin, hiçbir yere gitmek yok çillim, dedi alaycı bir tonda. Sude başını kaldırıp ona bakmak istedi ama gözleri bulanıktı. Yaman bir elini uzatıp onun boynuna dokundu, parmaklarını yavaşça aşağı doğru gezdirdi. " Kendini niye böyle hiss ettiğini merak ediyor musun? "diye fısıldadı kulağının dibinde. Sude, nefesi kesilerek geri çekilmeye çalıştı ama bedeni itaat etmiyordu. Gözlerindeki korkuyu saklamaya çalışsa da Yaman bunu fark etti. Dudaklarının kenarı kıvrıldı, sanki bundan zevk alıyordu. " Ne… ne yaptın bana? " diye zorla sordu Sude. Yaman sessizce güldü, parmaklarını çekmeden gözlerinin içine baktı. " Sadece biraz rahatlamanı istedim " dedi. O anda Sude’nin içini tarif edilmez bir korku kapladı. İçinden bağırmak, kaçmak istiyordu ama vücudu sanki uyuşmuştu. " Hayır pislik yine o ilaç…" diye mırıldandı, gözleri kapanmadan önce. Bir anda soğuk viski'nin göğsüne dökülmesi ile irkildi Sude. Nefesi kesilmişti ama bu serinlik, içini yakan ateşi biraz olsun dindirmişti. Gözlerini araladığında Yaman’ın elinde bardağı tuttuğunu gördü. Dudaklarında o tanıdık, tehlikeli gülümseme vardı. " Ne yapıyorsun sen…" diye fısıldadı, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. Yaman başını yana eğdi, gözlerini onun gözlerine kilitleyerek konuştu. " Sadece seni kendine getiriyorum " dedi alaycı bir tonda. Ama gözlerindeki karanlık parıltı, söylediklerinden çok daha fazlasını anlatıyordu. Sude yerinden kıpırdanmaya çalıştı ama Yaman bir adımda ona ulaştı. Parmağını Sude’nin çenesine koyup başını kaldırdı, nefesi dudaklarına değecek kadar yakındı. " Bu halinle bile güzelsin… dedi, sesi bir fısıltıdan ibaretti. Sude kalbinin ritmini bastırmaya çalıştı ama artık nafileydi. Direnmek istese de, vücudu onu ele veriyordu. Gözlerini kapattı, nefesini tuttu. " Nefret ediyorum senden " dedi sessizce. Yaman, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle, " Emin misin? " dedi, sesi yumuşak ama meydan okur gibiydi. Yaman bir çırpıda kolundan tutarak masaya dayadı Sudeyi.Kızın bu güç karşısında yapacak hiç birşeyi yoktu.Üzerindeki kırmızı elbiseye göz gezdirerek.. " Yazık olucak güzelim elbiseye " dedi ihtiras dolu ses tonuyla. Ardından iki eliyle elbisenin yakasından tutarak parçaladı artık göğüsleri meydandaydı.Şişenin dibinde kalan son votkayı tekrar göğüs uçlarına dökerken votka damlaları bütün bedenine süzülüp yayiliyordu.Aç gözlerle göğüslerine bakmasıyla onlara yumulması bir anda oldu.Bir eliyle bir göğsünü tutarken diğer eliyle diğer göğsünü tutup yoğurur gibi yapıp ardından göğsünü yaliyordu.Bedenindeki votkanın bir kısmını yalayıp yuttuktan sonra başını kaldırıp sudeye baktı "Keşke bunu ilaçla yapmasaydık ve sen kendi iradenle isteseydin belkide... " sonra sözünü yarida brakıp kızı kendine çekip ardından yüz üstü olucak şekilde masaya dayadı. Elbisesinin eteğini yukarı çekip sert bir darbeyle erkekliyini girişine dayayıp içini doldurdu.Her sert darbesiyle sude tırnaklarını masaya geçirmiş inliyordu. içine hızla girip çıkarken kalçasına indirdiği sert tokatla daha da inlemesine sebep olmuştu O an aralarındaki mesafe yok olmuştu. Zaman durmuş, sadece nefesleri birbirine karışmıştı. " Bu sesi duymak için her şeyi yaparım. Bana ait olduğunu her haliyle hatırlatıyor." dedi kendinden emin şekilde. Sude çırpınıp boğuk bir sesle birşeyler anlatmaya çalışsa da duyulmamıştı. " Sesin... Bana kendimi kaybettiriyorsun çillim" Dudaklarını boynuna kaydırıyor, dişleriyle hafifçe cildini ısırırken eli belinde dolaşıyordu. " Daha fazlasını istediğini biliyorum seninde. Bugün hiç bitmesin istiyorum." Gözlerinde tehlikeli bir parıltı belirirken koltuğa doğru itip üzerine eğildi. " Kontrolun tamamen bende olması çok hoşuma gidiyor bundan zevk alıyorum. " Elleri kalçalarında gezinirken, sesi daha da derinleşti. "Senin hakkında en sevdiğim şeylerden biri. Ama daha yeni başlıyoruz, çillim. Gözleri karanlıkta iyice parlarken, kalçasını daha sıkı kavrayarak. "Beni çıldırtıyorsun. Hiç kimse senin gibi içimdeki bu vahşi yanı ortaya çıkaramazdı. Senin her zerreni istiyorum."dedi. Elini saçlarına dolayıp başını hafifçe geriye çekerken, boynuna sıcak nefesini üfleyip... "Bugün her şeyi unutacaksın. Sadece benim olduğunu hissedeceksin."dedi. İhtirasın tam doruk noktasında duyulan ayak sesleri, sessizliği bir bıçak gibi yarıp geçti. Kapının dışından gelen ses, Yaman’ın dikkatini dağıtmıştı. Adamlarından biri içeri girmeye cesaret edemeden, kapının yanında dururken. Nefesi hızlı, sesi titrek çıktı: " Efendim… bir bakabilir misiniz? " Yaman’ın yüzü bir anda karardı. Kaşları çatıldı, bakışları sertleşti. Zorla da olsa Sude’den ayrıldı, doğrulurken içindeki öfke sesine karıştı. " Beni kimse rahatsız etmesin demedim mi ben? Bu ne cüret! " Adam, korkuyla yutkunurken. " Efendim, çok üzgünüm… ama önemli. Tataroğlu’yla ilgili." Bu cümle, Yaman’ın damarlarında dolaşan bütün kanı dondurdu. Yüzündeki öfke yerini sessiz bir ciddiyete bıraktı. Hızla üzerini düzeltti, gömleğinin yakasını kapattı, ceketinin önünü çekti. Kapıya yönelirken adımlarında kararlılık, bakışlarında fırtına vardı. Sude, adamdan kurtulmanın hafifliğini hissetmişti ama içeride dönen konuşmanın tonu yüreğini sıkıştırdı. Kalbi hızlı atıyor, merakı korkusuyla yarışıyordu. Başını hafifçe çevirip dinlemeye çalıştı. Yaman, sert bir ses tonuyla sordu: " Ne oldu lan, anlat bakalım? " Adam telefonu uzattı, elleri ter içindeydi. " Efendim… Tataroğlu, sınırdan geçen tırlarımıza saldırmış. Hepsini yakmış… Bir de bu var, isterseniz bir bakın." Telefonun ekranında alevlerin parıltısı, karanlığı kızıla boyuyordu. Tataroğlu, yanan malların önünde dikiliyordu. Gözlerinde zaferin, sesinde meydan okumanın tonuyla konuşuyordu: " Cesaretin varsa karşıma çık! Seni de bu getirip insanları zehirlediğin toz mallarınla birlikte yakacağım! Bu tırın arkasına bağlayıp, el âleme ders olsun diye sürüm sürüm süründüreceğim! " Sude’nin nefesi kesildi. Dizlerinin bağı çözülürken rengi bembeyaz oldu. “Ben nereye düştüm?” diye geçirdi içinden. Bu adamların dünyası kan ve kinle örülmüştü. Kaçmak istiyordu ama ayakları yere kök salmış gibiydi. Yaman’ın gözlerinde kıpkırmızı bir öfke çaktı. Elindeki telefonu öyle bir kavradı ki parmak kemikleri bembeyaz kesildi. Bir anda telefonu tüm gücüyle duvara fırlattı. Ekran paramparça olurken sesi odada yankılandı. " Hadi! Hazırlanın, gidiyoruz! "diye kükredi. Ardından içeri yöneldi, çekmeceden silahını aldı. Elinin titremediği tek andı bu. Mermiyi şarjöre yerleştirip kapağı sertçe çekti, kapıya doğru yürüdü. Ancak eşiğe geldiğinde adımlarını durdurdu. Bir an dönüp Sude’ye baktı. Gözleri baştan aşağı onu süzdü; bu bakışta hem ihtiras, hem öfke, hem de kararın keskinliği vardı. Çene kasları gerildi. Sessizliği delen ses buydu: " Yukarı çıkarın kızı." Adamlarından biri “Emredersiniz” deyip Sude’ye doğru ilerledi. Sude’nin kalbi boğazına tırmandı. Gözleri Yaman’ın arkasından giden siluetine takıldı. Kapı kapanırken, içerde bir sessizlik çöktü ama bu sessizlik, fırtınadan önceki sükunetti. Yaman’ın ayak sesleri koridorda yankılanırken Sude’nin içindeki korku büyüdü. Adam onu kolundan tutup yukarı sürükledi. Merdivenlerin her basamağı, onun için yeni bir tutsaklık anlamına geliyordu. Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. Sude kolunu çekmeye çalıştı sesi titremiyor, aksine kararlıydı. " Duş almam lazım " dedi, nefesi düğümlü ama belli ki vazgeçmeye niyeti yoktu. Adam alaycı bir kahkaha atarak, eliyle itekledi: " Eee, seninle mi uğraşacağım? " dedi, sesinde hem sabırsızlık hem de küçümseme vardı. Sude gözünü kırpmadan karşılık verdi, dudakları buz gibi: " Benimle böyle davrandığını sahibin öğrenirse ne olur, düşün bakalım," dedi. Sesindeki tehdit ince ama keskin bir bıçaktı ardında saklı bir şeyler vardı, teslim olmayacağını fısıldıyordu. Adam bir an durdu gözlerinde tereddüt belirdi. Ardından kafasını çevirirken, kısa bir “tamam” dedi ve Sude’yi birkaç adım ötedeki banyoya kadar götürdü. Koridorun halısı ayaklarının altında eziliyor, dışarıda motorların ve uzak bir müziğin ritmi evin içine sızıyordu. Banyoya girdiği an Sude kapıyı arkasından kilitledi tok ve soğuk bir tık sesi odayı doldurdu. Sude, kapının ardından gelen sesi duyar duymaz kalbinin bir an durduğunu hissetti ama hemen etrafa bakmaya başladı. Küçük bir pencere gördü: daracık, demir parmaklıklı, ama dışarıya açılıyordu. İçinde bir umut kıvılcımı yandı. Eğer biraz zorlarsa, o pencereden dışarı çıkabilirdi. Pencereye yaklaştı; parmak uçlarıyla camı yokladı. Soğuktu; dışarıdaki sisle buluşan gece, camın arkasında sessiz bir tehdit gibiydi. Pencere dar olduğu için vücudun sığmayacağını hesapladı ama eğer zayıflığı bir avantaja dönüşseydi belki, belki... O an gözlerinin içinde bir kaçış planı şekillendi: önce ayakkabıları çıkar, sonra elbiseyi sıyır, eğil, it, sıkış, dışarı... Her adımı zihninde prova etti. Tam umut bir nebze artmışken, kapı tekrar tıklandı; adam öfkeyle seslendi: " Hadi çık artık! İşimiz var! " Sude pencerede birkaç saniye daha durdu; parmakları camın soğuk yüzeyinde karalıp kaldı. Adamın ısrarı yorucu, dışarıda geçen her saniye acımasızdı. Kaçış için uygun günün bugün olmadığını, belki de yarın denemesi gerektiğini düşündü. Umutla gerçeği tarttı; bedeni titremeye başladı ama zihni soğuk kaldı. Sonra hızla lavabonun musluğunu açtı. Soğuk su yüzüne çarpınca derin bir nefes aldı; su damlaları gözlerinin çevresinde parlak noktalara dönüştü. Yüzünü, gözünü, saçını hızla ıslattı su, hem temizliğin hem de bir tür güç toplamanın sembolü oldu. Aynaya baktığında kendi gözlerinde hem korku hem de inat vardı. Derin bir soluk daha alırken, havayı içine çekti ve sessizce kapıya doğru yürüdü ve kapıyı açtı. Dışarı çıktığında, adımlarının sesi merdiven boşluğuna doldu; her basamak ona doğru atılmış bir adım gibiydi. İçinde bir yerde, pencereden sızan soğuk gece havasının verdiği küçük umut hâlâ yanıyordu ama o umut, şimdi sabırla saklanacak, yarına ertelenecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD