İlaç❤️‍🔥

1708 Words
İyi okumalar canlarımm inst:gunes_li2 Kemal’in ölümünün üzerinden birkaç yıl geçmişti. Zaman, Gönül’ün yarasını sarmamış, sadece kabuğunu inceltmişti. Her sabah erkenden kalkıyor, Sude’yi öpüp bir lokma ekmekle evden çıkıyordu. Ne iş olsa gider yapardı; temizlikse temizlik, dikişse dikiş… Eline geçen üç beş kuruşla evi döndürmeye çalışıyordu. O eller ki bir zamanlar Kemal’in sevgiyle öptüğü ellerdi… Şimdi o eller buz gibi suların içinde, merdiven siliyor, paslı kovalar taşıyordu. Bazen temizlik yaptığı evin penceresinden dışarı bakarken, kocasının geçmişte söylediği o sözler kulağında yankılanıyordu: “Ben bu ellere nasıl kıyarım Gönülüm… Ben size bakarım.” O an gözleri doluyor, ellerini önlüğüne silip sessizce ağlıyordu. — Ah Kemalim… Sen gittiğinden beri hayat beni çok yordu… diye içinden geçirirdi. Ama ağlasa da, sızlasa da ayağa kalkar, çalışmaya devam ederdi. Çünkü küçük bir kızı vardı; Sude. O, Gönül’ün yaşama sebebiydi. Her akşam eve yorgun adımlarla döner, Sude’yi kucağına alır, saçlarını koklardı. — Sen olmasan dayanamam yavrum, sen olmasan bu hayatı çekemem, derdi. Küçük kız da annesinin yüzünü siler, minicik elleriyle “ağlama anne” derdi her defasında. Ama Sude ne kadar küçük olsada bazı şeyleri anlıyordu. Evde artık ne kahkaha vardı, ne baba sesi… Sadece geçmişin gölgesi ve geleceğin belirsizliği. Gönül, yorgun bedenini yatağa bıraktı. Gün boyu temizlik yapmaktan beli ağrımış, elleri deterjandan nasır tutmuştu. Küçük kızı Sudeye sarıldı; onun nefesini duydukça biraz olsun huzur buluyordu. Ama gözlerini kapatsa da aklındaki düşünceler susmuyordu. Ayın sonu gelmişti, kirayı yine verememişti. Ev sahibinin yüzünü görmeye bile çekiniyordu artık. “Biraz daha sabret, haftaya veririm,” demişti defalarca ama haftalar geçtikçe sözleri havada kalıyordu. Tavandaki çatlaklara dalıp gitti, iç çekti. “Kemal, sen olsaydın şimdi hiçbir şey böyle olmazdı… Bizi nasıl bıraktın?” diye fısıldadı karanlığa. Sudenin minik elleri annesinin gömleğini kavramıştı, sanki o da annesinin içindeki korkuyu hissediyordu. Gönül, kızının başını okşadı, gözlerinden yaşlar süzülürken içindən dua etti: “Yarın... yarın her şey belki düzelir.Çalıştığım yerden biraz borç ala bilseydim keşke o zaman biraz rahat nefes ala bilirim hem evinde kirasını verirdim.” Umud etsede biliyordu yarında dünden iyi geçmeyecekti. Düşüncelerle boğuşa boğuşa sonunda uykuya dalmıştı Gönül. Uykusunun en derin yerinde birden kapıya vurulan sert darbelerle yerinden sıçradı. Kalbi güm güm atıyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yanında yatan küçük kızı Sude de korkuyla doğruldu, gözleri kocaman olmuştu. “Anne, ne oldu?” diye fısıldadı ürkekçe. Gönül kızını sakinleştirmeye çalışarak, “Korkma kuzum, komşudur belki... Sen burada dur, ben bakıp geliyorum,” dedi. Fakat içini saran kötü his bir türlü dinmiyordu. Sabahın daha kör karanlığıydı; bu saatte kim kapıya vururdu ki? Titreyen elleriyle kapıya yöneldi. Kapıyı araladığında karşısında kaşları çatık, yüzü öfkeyle gerilmiş ev sahibini görünce yutkundu. Adam sert bir sesle, “Yeter artık Gönül Hanım! Aylardır evin kirasını ödemiyorsunuz. Benim de geçimim buradan, bu evi boşaltacaksınız,” dedi. Gönül’ün dudakları titredi, gözleri doldu. “Ne olur... bu soğukta nereye gideriz? Küçücük kızımla ortada kalırım. Söz veriyorum, bugün çalıştığım yerle konuşacağım, bana para versinler, hemen ödeyeceğim. Lütfen, biraz insaf et...” Adam dişlerini sıkarak, “Ben insaflıyım da, sabrımın da bir sınırı var kadın! Yeter artık!” diye kükredi. Ardından yanındaki iki adama dönüp, “Gir içeri! Ne eşyası varsa dışarı atın,” dedi. Gönül bir anda donakaldı. Elleriyle kapıya sarıldı, “Yapmayın, ne olur! Sude korkuyor, n’olur bu geceyi bari bekleyin!” diye yalvardı ama kimse dinlemedi. Adamların ayak sesleri evin içine doldu, birkaç dakika içinde her şey darmadağın olmuştu. Battaniyeye sarılmış küçük Sude ağlıyordu, annesine koştu. Gönül onu kucağına alıp sımsıkı sardı. Soğuk sabah rüzgarı içeri dolarken, adamların son eşyayı da dışarı atmasıyla evin kapısı gürültüyle kapandı. Artık ne başlarını sokacak bir evleri, ne de dayanacak güçleri kalmıştı. Gönül, çaresizce kızının alnına bir öpücük kondurdu. “Üzülme annecim,” dedi gözyaşları içinde, “bir yol bulacağız... her şeye rağmen ayakta kalacağız.” Ama kendi söylediğine bile ona inanmıyordu. Çaresizce Fatma’nın kapısını çaldı. Titreyen parmaklarıyla kapıya vurdukça içi biraz daha daralıyor, Sude’nin korkudan sıkıca tuttuğu elinin sıcaklığı kalbine işliyordu. Birkaç kez çaldıktan sonra kapı aralandı. Fatma, uykulu gözlerle dışarıya baktı — ama karşısındaki manzara uykusunu bir anda silip süpürdü. “Ne oldu kız, bu saatte niye geldin böyle?” diye sordu endişeyle. Gönül’ün dudakları titredi, boğazına oturan düğüm yüzünden konuşamıyordu. Sonunda gözyaşlarıyla birlikte kelimeler döküldü dudaklarından. “Fatma abla… ev sahibi bizi dışarı attı,” dedi, sesi neredeyse fısıltı kadar zayıftı. Fatma bir anda dışarı adım atıp başını çevirdiğinde, kaldırımlara saçılmış birkaç parça eşya, devrilmiş bir battaniye ve yorgun bir çocuk gördü. Yüzü bir anda öfkeyle kasıldı. “Vay vicdansız vay! Bu soğukta kadınla çocuğu sokağa mı atar insan?” dedi sert bir sesle. Sonra Gönül’ün kolundan tutup içeri çekti. “Hadi, geçin içeri. Çocuk donacak.” Soba tütüyor, odanın içine sıcak bir koku yayılıyordu. Fatma hemen bir battaniye getirip Sude’nin omuzlarına sardı. “Bak kızım, şimdi ısınacaksın. Korkma, buradasınız artık,” dedi yumuşak bir sesle. Gönül gözyaşlarını silmeye çalıştı, ama elleri titriyordu. Eşyaları da birlikte eve taşıyıp kenara yerleştirdiler. Fatma sonra kadının yanına oturdu, onun yorgun yüzüne baktı. “Bu dünyanın insafı kalmadı be Gönül… Ama sen güçlü kadındın hep. Yine ayağa kalkarsın,” dedi. Gönül başını öne eğdi, kısık sesle fısıldadı: “Ben dayanırım Fatma abla… ama kızımın böyle perişan olmasına yüreğim dayanmıyor.” Fatma onun elini tuttu, sıkıca kavradı. “Merak etme,” dedi kararlılıkla. “O küçük kız bir gün bu günleri hatırlamayacak. Senin gibi dimdik bir anneyle büyüyen kimse düşmez, Gönül.” Gönül, minnet dolu bakışlarla Fatma’ya baktı. Gözleri hâlâ yaşlıydı, ama bu kez o yaşların içinde hem şükran hem de yorgun bir teslimiyet vardı. “Abla… sen olmasaydın, ben ne yapardım bilmiyorum,” dedi titrek bir sesle. “Çok teşekkür ederim. Bir yer bulur, giderim. Sana da fazla rahatsızlık vermek istemem.” Fatma hemen kaşlarını çattı, elini beline koydu. “Kız deli misin sen?” dedi kararlı bir tonla. “Nereye gideceksin bu soğukta, hem ortalıkta kalacak hâlin mi var? Sude’ye de yazık. Merak etme, sabah olunca oturur konuşuruz, bir çaresine bakarız.” Gönül, Fatma’nın sözleri karşısında gözlerini kaçırdı. Yutkundu, sonra başını hafifçe eğip “Allah senden razı olsun abla…” diyebildi sadece. Fatma usulca onun omzuna dokundu. “Şimdi dinlen biraz, düşünmek için yarın da var. Bugünlük olanları unut dinlen. Soba yanıyor, çocuk da ısındı. Hadi, biraz uyu,” dedi yumuşak bir sesle. Gönül, Sude’nin yanına uzandı. Kızının küçük bedeni ona sokuldu, annesinin kollarında huzur arar gibi. Gönül, tavana boş boş baktı bir süre. Hayat bir kez daha sınamıştı onu ama içinde sönmeyen bir anne gücü vardı. O gece, dışarıda kar taneleri sessizce düşerken, Gönül’ün içindeki fırtına da yavaş yavaş diniyordu. Sabah olduğunda her şey biraz daha farklı olacaktı ya da o, farklı olmaya mecbur kalıcaktı. *** Günümüz… Sude, yan odadan gelen boğuk inleme seslerini duydukça yüreği sıkışıyor, içini bir korku kaplıyordu. Elleriyle kulaklarını kapattı ama o sesler sanki duvarların arasından süzülüp beynine işliyordu. Her inilti, her fısıltı, yaşadığı kabusun gerçeğe dönüştüğünü hatırlatıyordu ona. Gözleri dolmuştu. Karanlık odada dizlerini karnına çekip duvara yaslandı. “Buradan çıkmalıyım…” diye geçirdi içinden. Ama nasıl? Kapının önünde iki adam nöbet tutuyordu; ağır ayak seslerini her birkaç dakikada bir duyabiliyordu. Pencereye döndü. Tül perdelerin arasından süzülen ay ışığı camın soğuk yüzünü aydınlatıyordu. Kalktı, yavaşca yaklaşıp dışarı baktı aşağısı karanlıktı ama yüksekten aşağıya bakan gözleri, düşerse ne olacağını tahmin etmekte zorlanmadı. “Bu yükseklikten atlarsam kesin bir yerim kırılır…” diye düşündü. Titreyen nefesini bastırmaya çalıştı. Kaçmak imkânsız görünüyordu. Ama yine de pes etmedi. Duvarda asılı duran küçük bir aynaya baktı yüzündeki morluklar, korkuyla karışık çaresizlik, onu tanınmaz hale getirmişti. “Korkma Sude…” diye fısıldadı kendi kendine. “Bir yol bulacaksın. Bulmak zorundasın.” O sırada dışarıdan bir kapı gıcırtısı duyuldu. Sude hızla yatağa dönüp battaniyenin altına girdi. Ayak sesleri yaklaşıyordu… Her adım, kalbinin atışına karışmıştı. Kapı ağır ağır açıldığında loş odanın sessizliği bozuldu. Koridordan gelen ışık, kapının önünde duran adamın siluetini netleştirdi. Yaman’dı. Sude’nin kalbi hızla atmaya başladı. Battaniyeye sarılıp kendini yatağın köşesine gizlemişti, sanki o kalın kumaş parçası onu koruyabilirmiş gibi. Ama Yaman onu hemen fark etti. Adamın dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı; boğuk bir kahkaha attı önce, sonra bu kahkaha histerik bir hale büründü. “Gerçekten mi?” dedi küçümseyici bir tonda. “Hâlâ saklanabileceğini mi sanıyorsun?” Adımlarını yavaş yavaş attı, her adımı odada yankılandı. “Bu odada kaçacak yerin yok, hayatım,” diye devam etti alaycı bir sesle. Sude battaniyenin altından başını kaldırdı, gözleri korkudan büyümüş ama aynı zamanda öfkeyle parlıyordu. “Benden ne istiyorsun?” dedi titrek ama kararlı bir sesle. Yaman gülümsedi, gözleri Sude’nin yüzünde gezinirken başını yana eğdi. “Seninle konuşmak istiyorum sadece,” dedi, ama sesindeki tehlikeli sakinlik Sude’nin tüylerini ürpertti. Sude’nin içi yanıyordu. Kaçmak neredeyse imkânsızdı, ama o yine de bir yol arayacaktı. Çünkü biliyordu: bu adamın yanında kalırsa, bir daha asla özgür olamayacaktı. Sude yerinde doğruldu, elleriyle yatağın kenarını kavradı. Yaman yavaş, hesaplı adımlarla yaklaşırken odadaki hava ağırlaşmıştı. Adamın gözleri Sude’nin yüzünde gezindi; sonra elini uzatıp kızın alnına düşen bir tutam saçı kenara itti. Sude, onun dokunuşundan iğreniyormuş gibi yüzünü buruşturdu, hızla başını çevirdi. Arkaya doğru yaslanarak aradaki mesafeyi korumaya çalıştı. Yaman bu tepki karşısında sanki daha da keyiflenmişti. Gözlerinin içi parladı, dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. “Geçen geceden beri yan odadan gelen sesleri duydun mu?” dedi alaycı bir tonla. Bir adım daha attı, sesi soğuk ve rahatsız ediciydi. “Hoşuna gitti mi? Doğruyu söyle.” Sude’nin yutkunduğunu fark etti. Genç kızın gözlerinde korku vardı ama aynı zamanda öfke de parlıyordu. Derin bir nefes alıp cesaretini topladı, sesi titrek ama meydan okuyan bir şekilde konuştu: “Senin oyunlarının parçası olmayacağım. İstersen günlerce burada tut… Ama ben senden korkmayacağım.” Yaman’ın yüzündeki gülümseme silindi. O an, odada sessizlik çöktü. Aralarında sadece gerilimin sesi vardı biri gücüne güveniyordu, diğeri ise inancına. Yaman geri çekilmeden önce, kısık bir sesle fısıldadı: “Bakalım ne kadar dayanacaksın, hayatım.” Ayağa kalkıp kapıdan çıkarken adamına “ İlacı bir saat içinde verin geri döneceğim” dedi. Sudenin göz bebekleri büyüdü “Ne ilacından bahs ediyor bu ?" Diye düşündü içini korku ve endişe sarmıştı.Çıkılmaz bir labirentde gibi hiss ediyordu kendini.Aradan bir kaç dakika geçmiştiki kapı açıldı ve içeriye iki adam girdi.Sude geri geri çekilip “Ne istiyorsunuz benden ? " Diye bağırdı.Adamlardan biri diğerine işaret ederek kızı tutmasını söyledi.Kız ne kadar çırpınsada bu iri yarı adama gücü yetmiyordu.Karşısındaki adam ise cebinden bir şırınga çıkarıp kıza sapladı.Birkaç dakika içinde etrafı bulanık görmeye başlamıştı başı dönüyor kendini kontrol edemiyordu.Anlaşılması zor bir şekilde “Ne yaptınız bana ?" Diyordu tekrar tekrar.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD