ALFA MİĞFER TİMİ

1030 Words
Geçmişten günümüze özet. “O bir efsane işte! Harp okulunun birincisi, incisi Zenan Hanım geliyor!” Nereden buluyorlarsa kırmızı bir halı bulup önüme seriyor, onun üzerinden yürümemi bekliyorlardı. “Asker kendine gel! Burası podyum mu? Laubalilik istemem! O halıyı bir tarafınıza…” “Tamam hanım ağam, sustuk! Bizi komutana şikâyet etme lütfen…” Ekip beni seviyor mu yoksa dalgaya mı alıyor, bazen anlayamıyordum. Bu sözlerle şımarsam da onlara yüz vermiyordum. Zira bir kadın olarak daha sert, daha dikkatli olmak zorundaydım. Herhangi bir dedikoduya prim vermemem gerekiyordu. Mezun olduktan sonra kurulan gizli timin başı olmak için ilk adaydım; ancak komutanlarımız kendilerince gerekçelerle istememişlerdi. Erkek bir lider daha uygunmuş. Okul birincisi olmam çok önemli değildi. Her neyse… Umursamadım. Burada bulunuş amacım, bize verilen en gizli ve tehlikeli görevleri yapmaktı. Gerisi hikâye… Tim ismi: Alfa Miğfer. Kod adı: A-MF. Alfa lider demek… Miğfer ise koruyan, gerektiğinde saldıran demek. Tim, devlet içi ve dışı sızmalara ve tehditlere karşı kurulmuştu. Bu ekipte gönüllülük esastı. Hayatını riske atabilecek kişiler özenle seçiliyordu. Ya ailesi olmayan ya da ailesinden vazgeçebilecek kişilerden oluşuyorduk. Ben ise mükemmel adaydım. İlk teklif edildiğinde en ufak tereddüt göstermeden kabul etmiştim. Geride bir tek abim vardı. Yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyordum. Hayatta kaybedecek bir şeyi kalmayan biri için bundan daha iyi bir seçenek olamazdı. En azından hayatım yüce bir amaç uğruna feda edilebilirdi. Babamla öbür tarafta kavuşup “Ben senin istediğin gibi güçlü bir kız oldum baba. Bana verdiğin ismi nihayet hak ettim.” diyebilmek en büyük hayalimdi. Ta ki kulun düşlediğini kader bozana kadar… Önce ufak tefek görevlerle timin deneyim kazanması sağlandı. Hatta bazen sahte hedefler konularak peşine düşmemiz istendi. Hızlı oluşum ve ufak yapım sayesinde her deliğe girip en sarp yerlere tırmanabiliyordum. Hedeflere ilk ulaşan hep ben oluyordum. Bu başarıların ödülü ise bir kova suyun başımdan aşağı boşaltılmasıydı. Ekipteki çocukların kendilerince uydurduğu tatlı şakalardı bunlar. Ben ise oyunbozan ispiyoncu olmamak adına susuyordum. Lakin bunu onların yanına da bırakmıyordum. Kimi zaman yataklarında zehirsiz yılan, kimi zaman ölü hayvan kafası ile karşılaşmaları beni gülmekten öldürüyordu. Eee… Hak ediyorlardı. Kadın olduğum için ne dokunabiliyorlar ne de bir şey diyebiliyorlardı. Oysa birbirlerine yaptıkları daha beter şakalarla neredeyse birbirlerini boğacak kıvama geliyorlardı. Kadın olmanın avantajı buydu. Her zaman birbirlerini tutmuyorlar elbette. Bazen de benim yaptığım şakalar sebebiyle beni komutanlardan korudukları oluyordu. En komiğini söyleyeyim… Ki daha fenaları vardı ama en masumu buydu. Berk denen şahıs—ki grubun en fenasıydı—karavanıma girip yatağıma şaka olsun diye su dökmüştü. Sabahına sanki çiş yapmışım gibi muamele yapmıştı aklınca. Ben çarşafı dışarı asarken ekip de karınlarını tutarak gülmüştü. Ben ise bunun intikamı olarak yemeğine müsil ilacı katmıştım. Herkes sessizce yemek yerken Berk’in karnından yükselen guruldamalar neticesinde asker tuvalete koşturmuş, diğerleri durumu anlayıp kıkır kıkır gülmeye başlamıştı. Hepsi bana bakarken ben gururla gülümsüyordum. Tabii durumu komutanımız fark etmişti. “Asker! Ne oluyor burada? Anlatın da biz de gülelim!” “Yok bir şey komutanım. Arkadaş cır cır olmuş da…” Arkasından herkes kahkahayı basmıştı tabii. Her şeye rağmen seviyordum onları. Ailem gibiydi hepsi. Serdar, Uğur ve Kadir en yakın dostlarım; Göktuğ, Berk ve Can ise grubun biraz daha elit tipleri. Havalarından geçilmiyordu. En çok benimle uğraşanlar da onlardı. Ama hepsi de abim kardeşim gibiydi. Ben ayrım yapmıyordum. Bir gün bir haber geldi. Gerçek bir göreve çıkacaktık. Yakınımızdaki bir köyde kimliği belirlenememiş cesetler bulunmuştu. Ormanlık alanda bulunan bu cesetlerin ölüm sebebinin araştırılması istenmişti. Bölge jandarması katilleri tespit edememiş. Görev bize düşmüştü. Benim canıma minnetti; nihayet gizemli bir mecraya çıkacaktık. Ancak kısa süre sonra hevesimi kursağımda bırakacak haber geldi. Katiller yakalanmıştı. Biz sadece etrafa bir göz atacak, başka ceset olup olmadığını kontrol edecektik. Sırf ekip heveslendi diye verilen basit bir görev… “Neyse, bir orman havası alırız. Sıkılmıştık buradan.” Serdar kendisini avutuyordu. Oysa bu haber hepimizin canını sıkmıştı. Benim yüzüm hepsinden daha fazla asılmıştı. Kadir gönlümü almak için omzuma şakayla karışık vurdu. “Üzülme yavru keçi. Orada belki ağaçlara tırmanıp stresini atarsın. Hadi hadi, düşürme yüzünü. Ölmek için bu kadar acele etme…” Omuzlarımı silkip dudak büktüm. Ertesi gün hepimiz hazırdık. Saçlarım neredeyse belime kadar uzamıştı. Düzgün kesemem korkusuyla dokunamıyordum. Aslında babamın saçlarımı kestirmemek için anneme direttiği günlerin hatrına kesemiyordum. Babam hep belime kadar uzamış halini seviyordu. Toplayıp beremin altına sokmak zamanımı alıyordu. Her zamanki gibi en son ben çıktım karavanımdan. Berk yine formundaydı. “Göreve giderken makyaj yapan da ilk kez görüyorum. Bir türlü çıkamadınız karavanınızdan.” Elim hâlâ beremdeydi; çıkan saçlarımı içine sokuşturmaya çalışıyordum. Öfkeyle üzerine yürüdüm. Birkaç santim kalana kadar yaklaştım. Berk utanıp gözlerini kaçırdı. “Kaçırma gözünü asker! İyice bak bakalım, yüzümde makyaj var mı?! Boş boş konuşup beni sinir etmeyin! Zaten gerginim!” Can, Berk’in kulağına sessizce ama benim duyacağım şekilde, “Adet olmuş galiba…” deyiverdi. Bakışlarım doğrudan ikisine çevrildi. Üzerlerine yürümeye kalkmamla Serdar ve Kadir beni tutması bir oldu. “Ulan öldürürüm sizi! Şakanın dozunu kaçırmayın gerizekâlılar! Görmüyor musunuz saçlarım uzadı?! Toplamakta güçlük çekiyorum! Elimde hiç toka kalmadı, hepsi koptu!” Zenan beresini çıkarınca sarı saçları dalga dalga süzülerek döküldü. Çok sık ve kalındı. Herkes sustu. Zenan’ın öfkesinin karşısında yapacak pek bir şeyleri yoktu. İlk kez saçlarını salmış şekilde görüyorlardı. “Zenan kadın mıymış?” Uğur, grubun en kısası ve en zayıfı… O da benim gibi kimsesizdi. Yaşça küçük olup bana abla demeye alışmıştı. Ona ve esprilerine kızamıyordum. “Uğur, lütfen. Sen bari yapma.” “Kusura bakma abla. Haklısın, özür dilerim.” Serdar timin lideriydi. Yaşıt bile olsak hepimizden daha olgundu. Tam bir liderdi. Ona herkes büyük saygı duyardı. Kadir sağ koluydu. Ben ise sol kolu sayılırdım. Genelde görevlere en hevesli olan üçlü bizdik. Berk’in yancıları Can ve Göktuğ ise biraz daha bize uzak karakterlerdi; ama görev sırasında hepimiz tek bir bütündük. Serdar o gür sesiyle ekibi hizaya getirdi. “Asker! Zatıalileriniz hazırsa göreve çıkalım diyorum?” “Hazırız komutanım!” Serdar bileğindeki esnek bandana bilekliği çıkarıp bana uzattı. “Şimdilik bunu kullan. Ben çocukları çarşıya yollarım.” “Sağ ol komutanım.” Serdar her zamanki gibi babacanlığını yapmıştı.Gerçekten onu çok taktir ediyordum. Bandana ile saçımı toplayıp beremi taktım. Ardından peşlerine takıldım. Öfkem yavaş yavaş sönerken beni bekleyen akıbete doğru yürüdüğümü bilmiyordum.Ekip neşeliydi . Bense arkada biraz kırgın bir üzgün şekilde ilerliyordum. Aklımda sadece bu basit görevi yapıp hemen geri dönmek vardı. Ben sadece keşfe çıkacağız sanıyordum… Meğer kaderimde Alaz Ağa’nın esiri olmak varmış.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD