Yerimde huzursuzca kıpırdanıp gözlerimi açtım. Koltukta ilk kez yatmıyordum ama yine de belimin ağrıması rahatsız etmişti. Yavaşça doğrulup dağılan topuzumu açıp elimle saçlarımı düzeltip ayağımı aşağı indirdim. Bir şeye bastığımda bir inilti duyup kafamı çevirdim. Yağız'ın bacağına bastığımı fark edip hızlıca ayağımı çektim. "Ayy, özür dilerim. Unutmuşum."
"Sorun değil. Bu işe bir çözüm bulurum."
"Günaydın."
"Sayende pek aymadı." Ayağa kalkıp banyoya doğru gittiğinde ben de hızlıca çarşafı dürüp etrafı topladım. Çok dağınık yaşadığı gayet belliydi. Evi de küçüktü. Cidden polislerin maaşı az olmalıydı. Ya da beyefendi cimriydi.
Banyodan çıktığında dün ki odaya girdi. Ben de ihtiyaçlarımı gidermek için hızlıca banyoya girdim. Şansıma regl olduğumu öğrenmiştim. Ama şimdi ne yapacaktım ki? Bu halde dışarı çıkamazdım. Üzerimde doğru düzgün kıyafet de yoktu. Mecburen Yağız'dan isteyecektim.
Banyodan çıktığımda Yağız da giyinip odadan çıkmıştı. "Senin için bir kaç parça kıyafet alıp geleceğim. Dışarı çıkma."
Başımı salladım. "Çıkmam tabi ama bir şey isteyebilir miyim?"
Cüzdanını ve silahını yerleştirirken konuştu. "Ne isteyeceksin?"
"Ya ben, yani benim..." ayağımı yere sürtüp başımı eğdim.
"Kıvranma da söyle Mina."
"Özel günümdeyim." Bir çırpıda söyledim. "Bana ped alabilir misin?"
Çok utanıyorum, çok utanıyorum. Bir yanardağ olsaydım çoktan patlamış olabilirdim.
"Alırım, gerilmene gerek yok. Sen evden çıkma yeter."
"Tamam, teşekkür ederim."
Yüzüne bakmadan dışarı çıktığında mutfağa yöneldim. Uzun süredir açtım. Bir şeyler yememin hiçbir sakıncası olmazdı sanırım.
Dolaptan çıkardığım domates ve peynirle şipşak bir tost yapıp oturup yemiştim. Daha sonra da Yağız gelene kadar evini toplamak için az da olsa çalışmıştım. O da çok sürmeden gelmişti zaten.
"Bu kıyafetlerin sana olacağını düşünüyorum." elindeki iki poşeti bana uzattı. Diğer poşeti de uzattı. "Bu da istediğin şey. Evi istediğin gibi kullanabilirsin."
Elinden poşeti alıp gülümsedim. "Teşekkür ederim."
"Şimdi gitmem gerekiyor. Akşam eve geç gelebilirim. Beni bekleme uyu."
"Konuşmayacak mıyız? Şu an buradayım çünkü gerçek suçluyu bulmak istiyorum. Boş boş oturmak için yanında duramam."
"Katili bulmak polisin işi Mina. Sen sadece otur. Bugün değilse de yarın konuşuruz. Bütün bildiğini anlatırsın, olur biter."
"Bunu yapmak istemiyorum. Ben de sana yardım etmek istiyorum."
Elini saçından geçirdi. "Yapma Mina. Zorlama şansını. Dışarıda bir katil var. Onunla uğraşmamalısın. Biz hallederiz. Sana yardım ettim çünkü suçlu olmadığını düşünüyorum. Gözlerin masum olduğunu söylüyor bana."
"Masumum zaten, burada boş boş oturmak istemiyorum ama. İzin ver ben de bir şeyler yapayım."
"Hayır dedim Mina. Bu konu burada kapanmıştır. Akşam erken gelmeye çalışırım, konuşuruz. Kapıyı kilitle kimseye de açma."
Lafları ağzıma tıkıp kapıyı çarpıp çıkmıştı. Ama o kadar kolay pes etmeyecektim. Önce aldığı kıyafetleri ayarlayıp banyoya geçtim. Hızlıca duş alıp aldığı kıyafetleri giydim. İç çamaşırı bile almıştı ve ne hikmetse bedeni bile doğruydu. Göğüs ölçülerimi nasıl bilebilirdi ki bu adam? Bakmamıştır herhalde ya. Bakmamıştır, yok tahmindir.
Daha fazla düşünmeyip banyodan çıktım. Islak saçlarımı kurulayıp siyah bir şapka taktım hızlıca. Alınan kıyafetlerin siyah olması benim şansımaydı. Burada oturmayacak ve bir şeyler bulmaya çalışacaktım. Nereden başlayacağımı bilmiyorum ama katil olarak anılırken burada oturamazdım.
Hem akşam Yağız gelmeden geri dönerdim. Evdeki yedek anahtarı alıp dışarı çıktım. Anahtarı cebime atıp binadan çıktım.
İlk durağım evim olacaktı. Polisler artık orada değildir. Bunu gizlice yapabilirdim. Zaten evin arkadan girişi de vardı. Rahatça girebilirdim.
Evimin sokağına girdiğimde yavaşladım. Etrafı kolaçan edip arka sokağa saptım. Eve arka kapıdan girecektim. Tek tek arabaların içini kontrol edip kimsenin olmadığına emin olduktan sonra bahçeye girip mutfağın kapısını zorladım. Kapıyı açıp içeri girdiğimde derin bir nefes aldım. Bir kaç parça kıyafet ve para alacaktım. En azından bir süre beni idare edebilecek kadar. Yağız'a muhtaç yaşamak istemiyordum.
Okul çantamı çıkarıp içine giyebileceğim kıyafetleri yerleştirdim. Yarı zamanlı çalıştığım işlerden kazandığım parayı da çantanın küçük bölümüne koyduktan sonra kitaplığa yöneldim. Önemli bir hukuk kitabı vardı. O bana yardımcı olabilirdi. Okulun bitmesine yarım dönem kalmıştı. İyi bir öğrenci olduğumdan emindim ama yine de ikilemde kalırsam bu kitap bana yardımcı olabilirdi.
Çantayı kapatıp evden dışarı çıkmadan önce tekrar dışarıyı kolaçan ettim. Kahretsin, Yağız ve yanında başka bir adam daha oradaydı. Eve neden tekrar gelmişlerdi ki?
Bilmiyorum ama Yağız beni burada görürse çok kötü olurdu. O yüzden saklanmam lazımdı. Banyo. Orayı kontrol etmezdi. Banyoda ne bulacaktı ki sanki? Hızlıca banyoya doğru yürüdüm. Kapıyı kapatıp sessizce bekledim. Ev küçük olduğu için konuştukları şeyleri rahatça duyabiliyordum.
"Amirim neden geldik buraya? Bu kız salak değil ya, neden aranıyorken evine gelsin ki?"
"Gelmez Mehmet, sadece onun kim olduğunu iyice öğrenmek istiyorum."
"Hakkında her şeyi öğrendik amirim. Dosyasında her şey yazıyor."
"Daha başka şeyler lazım. Karakterini bilmemiz lazım."
"Soğukkanlı bir katil olabilir mi onu öğrenmeye çalışacağız yani?"
"Aynen öyle Mehmet."
Sesler kesildi. Şu an etrafı karıştırıyor olmalıydılar. Benim hakkımda ne bulabilirdiler ki?
"Kız bütün klasikleri okumuş sanırım amirim. Baksanıza her kitabın bir köşesine not bile almış."
Ah o notlar... Lisede ders dinlemek istediğim zamanlarda kitap okurdum. O notlar da hoca fark etmesin diye aldığım küçük ders notlarıydı. Tabi ki daha sonra dönüp hiçbirini kontrol etmedim.
"Yani Mehmet, çok kitap okuyan kişiler katil olamaz mı?"
"Aksine amirim. Kitap okuyandan korkacaksın asıl. Sessiz olandan korkarım ben en çok."
Yağız güldü. "Senin korkmadığın kim var ki?"
"Aşk olsun amirim. Öyle mi olduk şimdi?"
"Şaka yaptık alınma hemen."
Konuşma tekrar kesildi. Bir süre ses gelmedi. Aramaya devam ediyor olmalılardı. Yağız'ın bana güvendiğini sanmıştım. Kendince haklıydı ama hakkımda araştırma yapmasına da kırılmıştım. Gerçi kendimi onun yerine koyunca ben de aynısını yapardım. Haksız sayılmazdı.
"Ben banyoyu kontrol edeceğim amirim."
"Ben ederim. Sen şu kutudaki ıvır zıvırlara bir bak."
Eyvah, Yağız buraya geliyordu. Şimdi ne yapacaktım? Beni burada görürse biterim. Kaçamam da. Kapı açılmadan önce kapının arkasına geçtim. Nefesimi tutup bekledim. Neyse ki kapıyı kapatmamıştı da beni göremiyordu. Lavabonun üstündeki dolabı açıp makyaj ve bakım malzemelerime bakındı. Parfümümü eline alıp kokladı.
"Ne kokuyor amirim?"
Yağız hızlıca bıraktı parfümü. "Çiçek."
"Amirim sizce de bu kız katil olamayacak birine benzemiyor mu? Baksanıza notları çok yüksek olan bir hukuk öğrencisi. Üstelik burs alıyor. Bir kez bile disipline gitmemiş. Evi düzenli, pırıl pırıl bir üniversite öğrencisi."
"Hiç kimse göründüğü gibi değildir Mehmet. Bunu asla unutma."
Yağız arkasını döndü. "Amirim, hazır gelmişken ben bir su döksem olur mu? Merkeze kadar tutamam da." Hayır hayır hayır. Olmaz.
Neyse ki Yağız da buna izin vermedi. Elini kapıya yerleştirip konuştu. "Git bir ağaç kenarına yap. Burası olmaz." diyip kapıyı kapadı. Bana doğru dönüp yüzüme baktığında hızlıca bakışlarımı kaçırdım. Sessizce konuştu.
"Sana evden çıkma demiştim."
"Ben... Evde duramadım. Bir kaç parça kıyafet almak istedim."
"Bilmiyorum farkında mısın ama polisler hala seni arıyor."
"Evet, ama ben de sana evde oturamam dedim değil mi?"
Derin bir nefes aldı. "Ya sabır, beni burada bekle. Mehmet'i gönderip geliyorum yanına. Sakın bir yere ayrılma."
Başımı salladım. "Tamam."
Yağız kapıyı açıp çıktığında banyodaki tabureyi çekip oturdum. Belki de bugünlük bu kadar yeterdi. Olay hala tazeyken dışarı çıkmasam daha iyi olacaktı. Ama sabırsızlığım yüzünden de dayanamıyordum işte.
Çantamı kucağıma aldığımda banyodaki cam kırıldı. Korkuyla o tarafa döndüğümde kafama orta boylarda bir taş yedim. Elimle kafamı tutarken yere düşen taşa sarılı kağıta baktım. Biri bunu bilerek atmıştı.
Kafamdan elimi çekip yere eğilip taşı aldım. Kağıdı açıp taşı tekrar yere bıraktım. Elimle kağıdı iyice düzelttikten sonra yazıyı okumaya başladım.
"Sadece sen değil, çevrendeki herkes tehlikede Mina. En son seni öldüreceğim. Fakat bundan önce yanındaki herkesin ölümünü izleyeceksin."
Elimdeki kağıdı buruşturdum. Kim benim peşimde olabilirdi ki? Kimseye bir zararım yokken üstelik. Kimdi bu kişi? Çevremdeki herkese zarar verecek kadar gözü dönen kişi kimdi? Çevremdeki herkes...? Yağız? O da tehlikede miydi? Gerçek katil onunla olduğumu biliyor olabilir miydi? Bunu riske atamazdım.
Banyonun kapısını açıp koşarak çıktım. Ön kapıyı açıp hızlıca dışarı çıktım. Etrafı tarayıp Yağız'ı aradım. Yoktu. Arabası oradaydı ama o yoktu. "Yağız!"
Bahçe kapısını açıp dışarı çıktım. "Yağız!"
Biri omzumdan tutup kendine çekip ağzımı kapattığında elini ısırmaya çalıştım. Elini çektiğinde koşmaya başlamıştım ama çok kısa sürdü. Kolumdan tutup beni kendine çevirdi. Bu Yağız'dı.
"Neden dışarıda avaz avaz bağırıyorsun?" gözleri alnıma kaydı. "Başına ne oldu senin?" elini kanayan yere getirdi. "Yarılmış kafan. Bir yere mi çarptın?"
Başımı olumsuzca salladım. "Hayır, gerçek katil yaptı."
"Ne?" omuzlarımdan tutup kendine çekip arkama bakındı. Daha sonra sağına soluna bakındı. "Arabaya gidelim."
Elini omzuma atıp arabaya doğru yürüdük. "Gir içeri." kapıyı açıp dikkatlice içeri soktu beni. Arabanın etrafını dönüp sürücü koltuğuna yerleşti ve bana döndü. "Ne oldu, sakince anlat."
"Seni bekliyordum. Biri banyonun penceresine taş attı. O da kafama geldi."
"Nereden anladın katil olduğunu?"
"Nottan."
"Ne notu?"
Elimde sıkıca tuttuğum notu açmaya çalışırken elimden çekti. Düzeltip okumaya başladı. "Selin senin yüzünden öldü demek ki?"
"Bu şekilde söylemesen olmaz mı? Birinin benim yüzümden öldüğünü duymak istemiyorum."
"Kim senden bu derece nefret ediyor olabilir ki?"
"Bilmiyorum. Benim kötü geçindiğim biri hiç olmadı. Onu geçtim ben birisine kötü söz bile söylemedim hiç."
"Bu işin içinde bir iş var." Yağız çenesini sıvazlayıp torpidoyu açtı. Küçük bir ilk yardım çantası çıkarıp kucağına yerleştirdi. İçinden pamuk ve batikon çıkarıp pamuğa döktü. "Bu biraz yakar ama yaranı temizlemek zorundayız.
"Sorun değil." elimi uzatıp pamuğu almaya çalıştım. Elini geri çekti.
"Ben yaparım."
"Ne gereği var, ben hallederim işte."
Umursamadan bana doğru yaklaşıp yavaşça kanayan yere pamuğu değdirdi. Canım yandığında gözlerimi kapatıp başımı geriye doğru çektim.
"Kıpırdama."
Tekrar elinde pamukla yaklaştı. Bu kez daha yavaş bastırdı. Aynı zamanda üflemeye başladığında daha az acımıştı. Gözlerimi açtığımda ne kadar yakın olduğumuzu fark ettim. Dikkatle yaraya pansuman yapıyor bir yandan da üflüyordu. Bir an için her şey dursun istemiştim. Bir insan pansuman yaparken bile nasıl bu kadar çekici olabilirdi ki? Ondan etkilenmemek elde değildi. Belki başka şartlar altında tanışmış olsak ondan hoşlanabilirdim.
Ne kadar uzun süre ona baktığımı fark etmemiştim bile. İsmimi seslendiğinde gözlerimi gözlerinden çektim.
"Bir şey mi dedin?"
"Bitti." başımı salladım.
"Teşekkür ederim."
"Şimdi daha fazla bir şey olmadan eve gidiyoruz. Sen de bir daha bana sormadan evden çıkmıyorsun."
"Katil sence seni biliyor mudur?"
"Bilse kaç yazar? Polisim ben unuttun mu?"
"Biliyorum ama... Sana da bir şey olmasına izin veremem."
"Yani? Ne olsun istiyorsun?"
"Benden uzak durmalısın. Çevremdeki kişilere zarar veriyor. O halde tek başıma olursam kimseye zarar veremez."
"Sana zarar verir."
"Benim yüzümden birilerinin ölmesindense benim ölmem daha iyi."
"Artık kimse ölmeyecek. Sen de."
"Sen de."
Gülümsedi. "Beni kimse öldüremez Mina. Korkma artık."
Başımı salladığımda önüne dönüp arabayı çalıştırdı. Eve vardığımızda saat neredeyse on iki olmuştu. Yağız'ın ise karakola geri dönmesi gerekiyordu.
"Akşam yemeği için gelirken bir şeyler alırım. Hazır yemek yiyebilirsin değil mi?"
"Ben yemek yaparım, neden dışarıdan alıyorsun ki?"
"Dolapta yemeklik bir şey yok da ondan."
"Gidip marketten bir şeyler..."
İşaret parmağını kaldırıp susturdu beni. "Hala market diyorsun Mina. İstersen direkt ben kaçağım diye bağır."
Mahçup bir şekilde gülümsedim. "Haklısın. Unutmuşum."
"Madem öyle ben gelirken bir şeyler alırım. Ama bana güvenme. Hiç de iyi bir aşçı değilim."
Başımı salladım. "Ben yaparım."
"Kendine dikkat et, kapıyı kimseye açma. Erken döneceğim."
Başımı sallayıp kapıyı kapattım. "Görüşürüz."
~
Akşama kadar defalarca kez evi temizlemiştim. O kadar sıkıcıydı ki her şey. Kabullenemiyordum. Üzerime atılan katil damgasını kabul edemiyordum. Kaçmayı, saklanmayı, korkak gibi yaşamayı kabullenemiyordum. Okulumu ne zaman bitireceğim bile şüpheliydi. Savcı olmak istiyordum ama şu yaşadığım duruma bak. Bundan kurtulabilecek miydim acaba?
Kapıdan sesler geldiğinde ayağa kalkıp o tarafa doğru yürüdüm. Gelen Yağız'dı. "İlk defa bu ev için bu kadar çok alışveriş yapıyorum."
Elindeki poşetlere uzandım ama elini geri çekti. "Ben hallederim."
Mutfağa geçip hepsini masanın üzerine koydu. Tek tek poşetleri açıp önce sebzeleri yerleştirdi. Bir süre onu izledikten sonra önüme bir poşet çekip içindeki makarnaları kilere dizdim. Alınan diğer bakliyat ve yağları da dizdikten sonra diğer poşete elimi uzattım. Yağız da aynı anda elini uzattığı için elimi tutmuştu. Bakışlarım bir anlığına yüzüne kaydıktan sonra hızlıca elimi çektim. "Sen hallet, ben de yemeğe başlayayım."
Yağız başıyla onayladıktan sonra aldığı mantarları güzelce temizleyip doğradım. Soğanla güzelce soldurduktan sonra üzerine Yağız'ın doğradığı tavukları da ekleyip güzelce sotelenmesi için altını kıstım.
"Çok güzel kokuyor."
Yağız'ın tabağını doldurup sağındaki sandalyeye oturdum. "Afiyet olsun."
"Sana da. Eline sağlık." başımı sallayıp yemeği yemeye başladık. Bittiğinde bulaşıkları da halledip koltukta yanına oturdum.
"Benim davamda bir gelişme var mı?"
"Polisler seni aramaya devam ediyor."
"Onun dışında? Başka bir kanıt bulamadınız mı? Selin'in evinde katile ait parmak izi falan yok mu hiç? Ya da ne bileyim DNA falan?"
"Hayır. Katil profesyonel olmalı. Senin parmak izinden başka hiç iz yok."
Başımı eğdim. "Artık bana tamamen güveniyor musun?"
"Katil olmandan şüphelenip şüphelenmediğimi mi soruyorsun?"
"Evet."
Vücudunu tamamen bana doğru çevirdi. "Katilin sen olmadığından eminim Mina."
Gülümsedim. "Bana inanan tek kişi sensin."
"Sana güvenmem için bir sürü sebebim var. Yakında herkes sana inanacak. Emin ol."
"Teşekkür ederim Yağız."
"Hadi, eşyaları getireyim de uyu artık." başımı sallayıp onunla beraber eşyaları getirip koltuğu hazırladım. Yağız yine yastığını yere atmıştı.
"İyi geceler Mina."
"İyi geceler amirim."
Gözlerimi kapatıp kendimi rahat bir uykuya bırakmak istedim. Hiç düşünmeden rahat bir şekilde uyumak istedim. Ama peşimde bir katil olduğunu bilirken bu hiç de mümkün değildi.