Cemre’nin sesi kulaklarımı tırmalarken, elimdeki çatalı bıraktım. Masaya fırlattığı kağıtları gördüğümde içimde garip bir his belirdi. O an sanki her şey yavaşladı, herkesin yüzündeki ifadeyi tek tek seçebiliyordum. Baran’ın oturduğu yerden kalkışı, gözlerindeki o tehlikeli parıltı… Cemre’nin öfkeyle titreyen elleri… Baran ona doğru bir adım attı, dudağının kenarında o kendine has sinirli gülümsemesi vardı. Bunu tanıyordum. Bu, fırtınadan önceki sessizlikti. “Bağırmayı kes ve konuş, Cemre,” dedi buz gibi bir sesle. ''Ne demeye çalışıyorsun?'' Ömer Ağa homurdanarak; ''Bu densizlik de nedir böyle? Böyle girilir mi eve? Derdin ne söyle?'' Cemre dişlerini sıktı, gözleri alev alev yanıyordu. “Sen kim oluyorsun da benim aileme gidip her şeyi anlatıyorsun, ha?!” diye hırladı. “Ne haddine?!”

