BARAN BEY
Bacağımdan yükselen sızıyı bastırmaya çalışırken dişlerimi sıktım. Yaraya dokunmamaya özen göstererek battaniyemi üzerime çektim. Gecenin sessizliğinde odaya yansıyan güneş ışığı sinir bozucu bir şekilde üzerime vurmuştu o yüzden gün ışığında biraz da olsa kendime gelebilmiştim. En azından dünü unutmaya çalışmıştım. Dünü hatırlamak bir cehennemdi. Ben vurulmuştum, sonra ise Baran Bey’in hafif şakacı tavrıyla karşılaşmıştım. Her şey bir anda zihnime geldi. Dün akşam bana soyun dedikten sonra şaka yapıyorum deyip gitmesi çok acıydı. Ayrıca bunların hepsi birkaç saniyede olmuştu.
Son birkaç saatte olanları düşündükçe de sinirim bozuluyordu. O karmaşanın içinde, bir an bile geri adım atmamıştım ama şimdi bedenim ihanet edercesine acıyla kıvranıyordu.
Derin bir nefes aldım. Tam gözlerimi kapatacakken kapının gıcırdayarak açıldığını duydum. Başımı yana çevirdiğimde beklediğimden çok daha rahat bir şekilde içeri giren Baran Bey’i gördüm.
Elinde kahverengi bir şişe vardı. Muhtemelen antiseptik bir solüsyon ya da başka bir şey… Ama daha önemlisi, yüzündeki ifadeydi. İlk kez onu böyle görüyordum Sağ elinde de poşet vardı. İlaçları poşetten çıkardıktan sonra Arveles olduğunu fark ettim. Genelde arvelesi direkt olarak poşetinden bile tanıyabiliyordum.
Endişeli.
Gözlerinde her zamanki umursamaz ve tehlikeli parıltı yoktu. Derin bir nefes alırken gözlerini üzerimde gezdirdi. Bir şey söylemeyecekmiş gibi duruyordu, ama sonra içini çekip kapıyı kapattı.
“İzin almadan girdiğinizi fark ettiniz mi, Baran Bey?” dedim ona her zamanki mesafemi koruyarak çünkü dün akşam beni sinir etmişti. En sinir olduğum şeyi yapmıştı. Her şeyi bu şekilde şakaya vuramazdı.
Hiç istifini bozmadı. Elindeki şişeyi havaya kaldırdı. “Senin kadar inatçı biriyle uğraşırken izin istemek zaman kaybı olur.”
Gözlerimi devirdim.
Kaşlarımı çattım ama o çoktan yatağın ucuna oturmuştu bile. Yavaş ve kendinden emin hareket ediyordu. Oysa biraz olsun dünün açıklamasını yapabilirdi. En azından bana bir açıklama borçluydu.
“O yatağa oturmanızın bir sebebi var mı?”
Baran hafifçe başını eğdi, gülümsemesini saklamaya bile çalışmadan. “Ah, buranın senin yatağın olduğunu bilmiyordum. Rahatsız mı oldun?” diye sordu. Oysa bu yatak ve bu oda onundu.
Odadaki her şey ona aitti, ben hariç.
Kollarımı göğsümde kavuşturdum. “Şaşkınım. Genelde bu kadar rahat davranmazsınız.”
İlk kez onun gözlerinin içinde saklanmış farklı bir şey gördüm. Sanki kafasının içinde başka bir düşünce vardı ama bunu dile getirmek istemiyordu.
“Efsun Hanım,” dedi sesinde alışılmadık bir yumuşaklıkla. “Ne zaman bu kadar umursamaz oldunuz?” Dudaklarının kenarı kıvrılınca kaşlarımı çattım. “Dün akşam biraz sana haksızlık mı ettim acaba?”
Yok canım alt tarafı soyun demiştin.
Gözlerimi kırptım. “Ne?”
Elini başının arkasına götürüp geriye yaslandı. “O kadar kan kaybettin, vuruldun, ama şu an en büyük derdin benim burada oturmam mı? Oysa ben sadece senin iyiliğini düşünüyorum. Kötü bir şey yapmıyorum ki.”
Tam cevap verecekken, başını yana eğip ince bir kahkaha attı. Şaşkınlıktan dona kaldım.
Baran Bey… Gülüyordu. Alaycı, kendini beğenmiş gülümsemelerini saymazsak, gerçekten içten gelen bir gülüş…Tekrar dün gece ki haline döndü. Dün dudaklarında böyle bir gülümseme vardı. Sinirim tamamen bozulmuştu. Benimle dalga mı geçiyordu? Bu şekilde gülemezdi.
“Beni korkutuyorsunuz, Baran Bey.”
Gülümsemesi biraz daha derinleşti. “Korkutmak mı? Hayır, hayır, Efsun Hanım. Korkmanız gereken şey ben değilim. Asıl mesele…” Duraksadı, sonra gözlerini hafifçe kıstı. “Bu kadar sakinsin çünkü benim yanımda olduğunu biliyorsun.”
Kaşlarımı çattım. “Ben mi?”
“Evet.” Eğilip dirseklerini dizlerine dayadı. “Çünkü biliyorsun ki, seni korurum.”
Boğazım kurudu. O kadar emindi ki… Sözlerindeki hafif oyunbazlık ve alaycılık bile gerçeği değiştirmiyordu. O kadar uzun süredir kendimi yalnız savaşmaya alıştırmıştım ki, birinin beni koruyabileceğini düşünmek garip geliyordu.
Başımı iki yana salladım. “Bana ne olduğunu ve nasıl hissettiğimi benden iyi bilemezsiniz, Baran Bey.”
Başını yana eğdi. “Emin misin?”
Elimi kaldırıp gözlerimi kapattım. “Siz bugün gerçekten farklısınız.”
Baran Bey güldü. “Belki de her zaman böyleydim, sen fark etmedin.”
Gözlerimi açtım, onun rahat bir şekilde oturuşunu, gözlerindeki hafif parıltıyı inceledim.
“Hayır,” dedim. “Bu farklı.”
Beni birkaç saniye süzdü sonra bir elini uzatıp yatağın kenarına vurdu. “Yaralarına bakmam lazım.”
Yaralarım…Sadece bacağım yaralanmıştı o kadar.
“Gerek yok.”
Derin bir iç çekti. “Beni uğraştırma, Efsun.”
İçimde bir şeyler kıpırdandı. Onun bu kadar rahat, aynı zamanda endişeli oluşu beni şaşırtıyordu. Çünkü normalde Baran Bey asla böyle davranmazdı. O her zaman mesafesini korurdu. Benden uzak durmaya çalışırdı. Onun duygularını her zaman anlamak imkansızdı.
“Endişeleniyor musunuz Baran Bey?”
Gözleri hafifçe kısıldı. Sonra alaycı bir ifadeyle başını salladı. “Senin için mi? Hayır, tabii ki. Sadece, seni kurtardım diye gereksiz bir ölüm yaşamamanı istiyorum.”
Gözlerimi devirdim. “Ne kadar da düşüncelisiniz.” Oysa sizin yüzünüzden vuruldum Baran Ağa, daha doğrusu Baran Bey.
“Elimden geleni yapıyorum.”
Baran Bey eğilip elindeki şişeyi açtı. Yarası olan ben olmama rağmen, onun bu kadar dikkatli oluşu garip bir his uyandırıyordu.
Bir an için sessizlik oldu. Solüsyonu pamuğa dökerken, farkında olmadan onu izlediğimi fark ettim. Alışılmışın dışında bir nezaketle hareket ediyordu. İlaç kutusunu da komedinin üstüne bırakmıştı.
Pamuğu yarama bastırdığında bir anlığına nefesimi tuttum.
“Acıyor mu?”
O kadar yumuşak sormuştu ki, onun bu ses tonunu daha önce hiç duymamış olabilirdim.
Derin bir nefes aldım. “Hafif.”
Başını salladı ama elini çekmedi. “Efsun, sana bir şey soracağım ama dürüst olmanı istiyorum.”
Gözlerimi ona diktim. “Sorun.”
“Sana zarar gelmesinden korktuğumu söylesem, bana inanır mısın?”
Sözleri, odadaki havayı değiştirdi.
Birkaç saniye boyunca ona baktım ne diyeceğimi bilemeden. Ciddiydi. Belki de ilk kez.
“Bana güvenmediğin için mi şaşkınsın, yoksa bunu hissettiğim için mi?” diye sordu başını hafifçe yana eğerek.
Yutkundum. “İkisi de olabilir.”
Baran Bey derin bir nefes alıp arkasına yaslandı.
“Demek ki ben de sürpriz yapabiliyorum.”
Kendi söylediklerine gülerek başını iki yana salladı. Ama bu sefer gülüşü biraz daha… farklıydı.
O an fark ettim ki, Baran Bey göründüğü kadar basit biri değildi. Ve bu sabah , ona dair bildiğimi sandığım her şeyin değişmeye başladığı sabahtı. Aslında Baran Bey sadece Baran Bey değildi. Onda farklı bir şeyler de vardı. Bu ise kalbimi heyecanlandırıyordu çünkü onun bu şekilde olması hoşuma gidiyordu. Aslında ben Baran Bey’i artık farklı görmek istiyordum.
Baran Bey’in gülüşü odasının içinde yankılanırken, zihnimde bir karmaşa vardı. Onu böyle görmeye alışkın değildim. Her zaman soğukkanlı, mesafeli ve ne düşündüğünü asla tam olarak belli etmeyen adam… Şimdi ise yatağımın ucuna oturmuş, bana değişik şeyler sürüyor ve her zamanki alaycı tonuyla konuşmasına rağmen ilk kez gözlerinde gizli bir endişe var.
Nedenini bilmiyordum ama bu durum beni daha çok rahatsız ediyordu.
Gözlerimi kaçırarak derin bir nefes aldım. “Bu sabah size ne oldu, Baran Bey?”
Aslında dün geceden sonra böyle olmuştu.
Kaşlarını hafifçe kaldırarak başını bana çevirdi. “Ne olmuş?”
“Elimde olmadan farklı hissediyorsunuz. Genelde daha…” duraksayıp onu süzdüm doğru kelimeyi ararken. “Daha gizemlisiniz. Şimdi ise gereksiz derecede konuşkansınız.” Dediğimde boğazımda bir yutkunma hissettim. Onu böyle görmek istiyordum.
Güldü. Hafifçe başını öne eğdi, sonra bana baktı. “Gizemli olmak benim için doğal, Efsun Hanım. Ama bazen bazı şeyleri saklamaya gerek görmüyorum.” Dediğinde mesela neyi diye sormamak için zor tuttum kendimi. Çok sonra söylemeye karar verdim.
Kaşlarımı çattım. “Neden?”
Omuz silkti. “Çünkü çoktan vuruldun. Bu saatten sonra ne saklasam ne fark eder?”
Gözlerimi devirdim. “Ne kadar ince bir düşünce tarzı.”
“Elimden geleni yapıyorum.”
Cevabıma karşılık hiç istifini bozmadı. Yarası olan ben olmama rağmen, tüm kontrolün onda olduğunu hissettiren bakışlarıyla bana odaklanmıştı. Elindeki pamuğu hafifçe yana koyarken, gözleri hâlâ bende geziniyordu.
Bir süre sessizce bakıştık. O, sabırla bir şey söylememi bekliyordu. Ben ise bu tuhaf hali anlamaya çalışıyordum. Aslında bir bakıma da anlamıyordum. Yine de aptala yatmak iyi geliyordu çoğu zaman.
Sonunda içini çekip başını yana eğdi. “Beni düşündüğüne sevindim, Efsun.”
Gözlerimi kırpıp ona baktım. “Ne?”
Gözlerini devirerek hafifçe gülümsedi. “Beni sorguluyorsun, garip davrandığımı söylüyorsun. Yani fark ediyorsun.”
Cevap vermedim. Çünkü haklıydı.
Odasında, yatağının ucunda oturmuş, her zamankinden daha konuşkan ve rahat bir Baran Bey vardı. Üstelik fark ettiğim bir şey daha vardı. Onu ilk kez gerçekten gülerken görüyordum.
“Size bir soru soracağım,” dedim kaşlarımı hafifçe kaldırarak.
“Buyurun, Efsun Hanım.”
Sesi her zamanki gibi alaycıydı, ama gözleri o kadar dikkatliydi ki, vereceğim cevabı gerçekten önemsiyor gibi görünüyordu.
“Neden buradasınız?”
Bir an duraksadı. Sanki kelimeleri dikkatlice seçmek istiyor gibiydi. Sonra hafifçe içini çekip başını arkaya yasladı.
“Çünkü gitmek istemedim.”
Beklediğimden çok daha basit bir cevaptı. Oysa ben biraz daha detaylandırmasını bekliyordum. Çok şey istemiyordum ki? Tamam onun yüzünden vurulmuş olabilirdim fakat yine de bu tamamen onun suçu değildi.
“Neden?”
Başını yana çevirip bana baktı. “Sence neden?”
Bu oyunu oynayacak gücüm yoktu. Vücudum zaten yeterince ağrıyordu, bir de Baran Bey’in gizemli tavırlarıyla uğraşmak istemiyordum.
“Baran Bey, kelimelerinizle dans etmeyi bırakıp doğru düzgün cevap verir misiniz?”
Güldü. Yine o içten, hafif, alaycı gülüşlerinden biri…
Sonra yavaşça bana yaklaştı. Fazla yakın değildi, ama o kadar yaklaşıp bakışlarını üzerime sabitledi ki, odadaki hava bir anda değişti.
“Endişelendim,” dedi sonunda.
Sözleri o kadar net ve dolaysızdı. Tam bir şey söyleyecekken kapı çaldı. Baran ilaç kutusunu gösterip ayağa kalktı. Şişeden damlayan sıvı da hafif bacağıma dökülmüştü. Bu durumu unutmadım. Direkt olarak kapıya baktığımda Asıf kapının dışında, Baran’a bakıyordu.
“Saime Asilsoy geldiler.” Dedi Asıf. “Ve yalnız değil.”
Baran’ın büyükannesiydi.
“Kimle geldi?” diye sordu Baran.
Bacağımı düzeltip ayağa kalktığımda biraz dengede durmakta zorlanmıştım ama konuşmaları da merak ediyordum.
“Nişanlınla…Daha doğrusu sizi nişanlandıracağı kızla birlikte geldiler..”