“Ne boşanması, Baran?!” diye itiraz ettim anında. İçimden yükselen korku, öfke ve şaşkınlık birbirine karışmıştı. Ellerim yumruk oldu, adeta kendimi savunur gibi duruyordum karşısında. “Benim! Ben senin karınım! Böyle bir şey yok!” Baran gözlerini kıstı, derin bir nefes aldı. Yavaşça elimi tuttu. Sıcak ve güçlü elleri parmaklarımın etrafında kenetlenirken içimde bir şeylerin gevşediğini hissettim. “Bana biraz güven, Efsun,” dedi. Sesi yumuşamıştı ama hâlâ ciddiydi. Kaç kez duymuştum bu cümleyi ondan? Kaç kez güvenmem gerekmişti, kaç kez güvenmek istemiştim? Ama işte… çoğu şeyi hep sonradan öğreniyordum. “Sen çoğu şeyi bana sonradan söylüyorsun, Baran,” dedim. Gözlerim acıyla parladı. “Hep böyle oluyor. Önce öğreniyorum, sonra sen anlatıyorsun. Sen söylemeden önce bilmek istiyorum ben!

