Çingene Kızına Düşen Ağa

1226 Words
Şarkılar: Ebru Gündeş Çingenem İndila Carrousel [Xezal ve Demhat ağanın asıl şarkısı] İstanbul, Taksim meydanını saran neşeli roman havası müziğiyle, dans eden grubu hayranlıkla izlemeye başlayan kalabalık neşeyle ortada oynayan genç kıza alkışlarla eşlik ediyordu. Son dört yıldır, her hafta sonu akşamı Taksim meydanında görülen manzaraya henüz alışan pek kişi yoktu. Kimi gruba kınayan bakışlar atarken, kimisi ise ayıplayarak onlara bakmadan yoluna devam ediyordu. Ama çoğu kişi bu gösteriyi hayranlıkla sonuna kadar izlemeyi tercih ederdi. Bugün grup her zamankine göre daha enerjik ve neşeliydi. Genç kız, giydiği trençkotu çıkartıp, içine giydiği şifon çiçek desenli mini elbisesini düzelterek, ayağındaki ayakkabılardan kurtuldu. Çantasındaki terliği çıkartarak giydikten sonra, yukarıda topladığı saçını açarak elleriyle kabarttı. Gruptaki iki arkadaşı hazırlanmasını gülümseyerek izlerken, etrafındaki insanlar heyecanla kızın yapacaklarını izliyordu. Kalçasına bağladığı yemeni son kez kontrol ettikten sonra, arkadaşına gülümseyerek, heyecanla, "Başlayalım Cenk." Deyip, saçını savurarak yerine geçti. Cenk, hoparlöre bağladığı telefonundan şarkıyı açarak sesini kontrol etti. Genç kız müziğin ahenkli ritmine uyarak kalçasını sağa doğru oynattı. Saniyeler geçtikçe müziğin ritmi yükselerek insanlarını dikkatini çekmeye başladı. kalabalık arttıkça genç kız etrafından soyutlanarak kendini sadece müziğin ritmine kaptırdı. Bugün Taksim sokakları son kez kızın dans edişine şahit olacaktı. Son oynayışı olmayacaktı ama özgürce son oynayışı olacaktı. Genç kız onu bekleyen hayattan bi haber dertsizce oynuyordu. Kıvrımlı vücudu müzikle uyumlu bir şekilde hareket ettikçe ona olan hayran bakışlar da artıyordu. Dakikalar içinde kalabalık o kadar arttı ki, kızın etrafı çember gibi örüldü ve her gören onu videoya alarak paylaşımlar yapmaya başlamıştı. Genç kız buna alışmıştı. Bu yüzden onun için sorun değildi artık. Kızı izleyen yüzlerin hepsi hayranlıkla dolmuşken tek bir yüz somurtarak genç kızı köşeden izliyordu. Onu yıllardır böyle görmesi bütün şarterlerini attırıyordu. Genç kızı her böyle görüşünde kolundan tutup çekmemek için kendini zor tutuyordu. Çünkü sevdiği kadının böyle oynamasını hiçbir zaman istememişti ama bunu yapacak hakkının olmadığını da biliyordu. Neyse ki artık onu böyle görmeyecekti. Çünkü bugün onun özgürce oynadığı son dansı olacağını biliyordu. Ve bugün onların da birlikte dans edeceği son gün olacaktı. Genç adam ona bakan bir çift siyah gözleri fark eder etmez çatık kaşlarını düzelterek gülümsedi. Genç adamın sırası gelmişti. Birlikte İstanbul'da yapacağı son danstı. Adam her yıl olduğu gibi bu yıl da oldukça heyecanlıydı. Genç kıza olan sevdası her geçen gün artıyordu. Tabi genç kız bundan habersizdi. O karşısındaki adamı tanımıyordu bile. Oysa adam onu o kadar iyi tanıyordu ki, her mimiğini özenle aklına kazıyarak ezberlemişti. Müzik bittiğinde, genç kız soluklanmak için arkadaşı, Emine'nin uzattığı su şişesini alarak kafasına dikti. "Hazal, bu son olacak değil mi?" diye sordu, gözleriyle karşısındaki adamı işaret ederek. HAzal, şişeyi Emine'ye uzatarak, genç adama baktı. "Bu gece son dansımız olacak. Bir daha karşılaşmak yok." Deyip, Emine'eye bakarak gözünü kırptı. "Cenk. Son kez aç bakalım." Dediğinde, Cenk onu başıyla onaylayıp, elindeki telefonundan istediği müziği aramaya başladı. Hazal bakışlarını genç adamın küçük kahverengi gözlerinden ayırmadan ona doğru ilerlediğinde, genç adam onu hayranlıkla inceledi. Sevdiği kadın kusursuzdu. Kocaman siyah gözleri ve gür kirpiklerine olan özlemini giderip, aşkını tazeledi. "Bu seferki şarkı benden olsun," dediğinde, Hazal kafasıyla onaylayıp, istediği şarkıyı açması için Cenk'e söyledi. Kısa bir süre sonra, Cenk şarkıyı açtığında Genç adam hafif dizini kırparak, sol elini arkasına alırken sağ elini uzattı. Bu hareketi Hazal'ın hoşuna gitmiş olacak ki, gülümseyerek nazikçe elini genç adamın avucuna bıraktı. "Indila," genç adam kızın söylediğiyle gözlerini kırpıştırarak bir adım öne attı. İki genç aynı anda, bir adım öne atıp, bir adım geriye attıktan sonra, bunu bir kez daha tekrarladı. Genç adam, genç kızı bir kere etrafında döndürüp, sol elini Hazal'ın beline yerleştirip bedenlerini yakınlaştırdı. Hazal, sağ elini genç adamın omzuna bırakıp halinden memnun bir şekilde gülümsedi. Dört yıl önce başlayan küçük bir anlaşmanın sonuna gelmişlerdi. Hazal bu dört yıl boyunca genç adamı sadece dans partneri olarak görmüştü ama adam dört yıldan fazla genç kıza divaneydi. "Son dansımız için güzel bir müzik seçimi," deyip, genç kızla birlikte adımlarını sağa attı. "Son dansımız olacak gerçekten," genç kız, yıllardır içinde olduğu bu durumu sevmişti. O yüzden içi biraz buruktu. "Belki de yeni başlangıcımızın ilk dansı olur." Dedi, genç adam, Hazal'ı döndürürken. Hazal, alayla gülümseyip, tekrar elini genç adamın omzuna yerleştirdi. "Bu son dansımız olacak yabancı." Dediğinde, bu sefer genç adam gülümsedi. Genç kızın aslında bu geceden sonraki tepkilerini çok merak ediyordu. Ona kızar mıydı? Yoksa umursamadan yoluna devam eder miydi? Genç adam, Hazal'ı tanıdığı kadar bütün tepkilerini tahmin edebiliyordu ama her şeye rağmen bu yolu seçmişti. Genç adam ile genç kız kendilerini izlemek için toplanan kalabalığı unutmuş bir halde dans etmeye devam ederken, herkes onları hayranlıkla izliyordu. Emine, arkadaşının bu hallerine tebessüm ederken içinde yarın ayrılacakları için bir burukluk vardı. Cenk ise imrenerek bakıyordu. Genç adam, Hazal'ı döndürüp, kollarının arasına alarak hafifçe yatırdı. Genç kız kendini güvenle adamın kollarına bıraktı. Dudaklarını genç kızın kulağına yakınlaştırıp, "Çingene kız... Yolumuz tekrar kesiştiğinde bu sefer kaçmana izin vermeyeceğim." Deyip, gözlerini kapatarak genç kızın kokusunu uzunca içine çekti. Kokusu ona huzuru getiriyordu. Oysa dört yıl önceye kadar gül kokusuna tahammül edemezdi. Ama şimdi o kokuyu her gün içine çekmek için her şeyini verirdi. Hazal bu hareket karşısında etkilenerek gözlerini kapattı. Yüzüne yerleşen sırıtışla tuttuğu nefesini dışa verdi. "Bir daha karşılaşmamız zor be yabancı." Yüzüne sahte bir burukluk yerleştirerek, eski pozisyonuna geçti. Bakışlarını birkaç saniye genç adamın bedeninde gezdirip, genç adamı süzdü. Genç adam oldukça şık giyinmişti. Dört yıl boyunca onu hep spor kıyafetlerle görmesine rağmen onun çok zengin olduğunu düşünüyordu. "Hem senin benim gibi bir çingene kızıyla ne işin olur?" tek kaşını kaldırdığında, genç adam küçük bir kahkaha attı. Yıllar öne kendine sorduğu soruydu oysa. Bir ağanın, çingene kızıyla ne işi olurdu değil mi? Ama Demhat Şanlı'nın gönlüne çingene kızın sevdası düşmüştü bir kere. Çıkması hiç de kolay olmayacaktı. Oluşan sessizlikle, iki genç kendilerini müziğin ritmine kaptırıp dans etmeye devam etti. Hazal, Demhat'ın irislerine anlamsızca bakarak geri çekildi. "Gözlerin hüzünlü bakıyor ama dudakların mutluluktan yırtılmak üzere. Ne oluyor sana be yabancı?" merakla vereceği cevabı beklerken duyduğu alkış sesleriyle, Hazal bir an irkilerek etrafına bakındı. Bu kadar kalabalığın arasında dans ettiğini unutmuştu. Bütün gözler onların üstündeydi. Bu yüzden genç adamdan ayrılıp kalabalığı saygıyla selamlayarak gösterisini bitirdi. Demhat, çingene kızı büyülenmişçesine izlemeye başladı. Hazal veda vaktinin geldiğini anlayarak Demhat'a yaklaştı. "Dört yıl boyunca seninle dans etmek güzeldi yabancı. Yolumuzun sonuna geldik. Anlaşma bittiğine göre ödeştik değil mi?" diye sordu. Demhat, gülümseyerek genç kızın yüzüne düşen saçını geriye iterek konuştu. "Anlaşma bitti çingene kızı... Bana olan borcun silindi." Deyip, kıza göz kırparak cebindeki katladığı kağıdı çıkartıp, Hazal'a uzattı. Hazal, kağıdı alır almaz yırtarak heyecanla gülümsedi. Artık yabancıya hiçbir borcu kalmamıştı. "Kendine iyi bak yabancı." Dedi genç kız, yırttığı kağıtları avucunda sıktı. "Kendine çok iyi bak çingene kızı." Dedikten sonra, Hazal arkasını dönerek arkadaşlarının yanına ilerledi. Genç adam arkasını dönerek, onu bekleyen kişiye baktı. Adımlarını arabasına doğru atarken, sırtını arabaya yaslayıp bekleyen kardeşi dikleşerek yanına gelmesini bekledi. Demhat, kardeşinin karşısında durduğunda, "Demhat Ağa. Bu yaptığın danslar milletin diline dolanırsa işin yaş olur," alayla konuşup kıkırdadı. "Neyse ki kimsenin diline düşmeyecek Rojhat!" Dedi, uyarır bir tonda. Rojhat dudaklarına gizli bir fermuar çekerek, kafasını aşağı yukarı salladı. "Bu aramızda kalacak ağam." Deyip, arabanın kapısını açarak arabaya bindi. Demhat, son kez Hazal'a uzaktan bakıp arabaya bindiğinde, Şanlıurfa'ya gitmek için hava alanına doğru yol aldılar. Şanlıurfa'nın en büyük aşiretinin veliahdı olan Demhat Ağa gönlünü, Şanlıurfa'nın çingene ailesinden olan Hazal'a kaptırmıştı. Onların kaderi doğmadan önce yazılmış, doğduktan sonra ise aileleri tarafından tamamen birleştirilmişti. Bu masal, sevdanın ve aşkın masalı. Bu masal çingene kızı ve ağanın masalı. Ne Şanlıurfa, ne de Doğu daha önce böyle bir aşka şahit olmamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD