Bir Ağa, Bir Çingene ve Bir Yalan

1958 Words
🔮 Güne tedirgin ve sinirli bir şekilde başlamıştım. Bütün gece ağa bozuntusu ve bir anda ortaya çıkan beşik kertme olayı, beynimi kurt gibi yemişti. Onunla tanışmamızın ve anlaşmamızın tesadüf olduğunu sanmıştım ama içimdeki ses çok büyük bir oyunun içine düştüğümü söylüyordu. Demhat Şanlı beni kandırmıştı. Bunun başka bir mantıklı anlamı olmazdı. Bu kadarın tesadüf olabileceğine inanmıyordum. Saçıma bağladığım, kırmızı gül desenli fuları düzelterek çantamı boynuma takarak valizimi aldım. Bugün kısa giyinmek yerine, kot pantolon ve tişört tercih etmiştim. Odadan dikkatlice çıkarken oldukça sessiz olmaya çalışmıştım. Merdivenlerden yavaşça inerken güneş henüz doğmamıştı. Konağın kapısından dışarıya çıktığımda, kapıda adam olmaması beni rahatlattı. Zor olanını başarmıştım. Geriye sadece biraz ötede bekleyen taksiye binmek olacaktı. Ardından ise bu kertme saçmalığı durulana kadar buraya gelmemek olacaktı. O ağa bozuntusuyla evlenmeyecektim. Derdim onunla değildi. Ağa ve Aşiret'ten olmasıydı. Çünkü ben aşiretlere bağlı kişiyle evlenmek istemiyordum. Biz çingeneleri sürekli ezen insanların arasına karışmayacaktım. Dedem onca yaşadıklarına rağmen aşirete bağlı olmadığı için hiçbir zaman söz sahibi olamamıştı. Oysa en büyük kavgaları ve düşmanlıkları dedem çözerdi ama yine de hatırı hiç yoktu. Babam, annemle evlendikten sonra aşiretler bize karşı daha sert olmuşlar. Hatta bizi buradan sürgün etmeyi bile düşünmüş ama halamı berdel olarak vermişler. Zaten bu berdel altı yıl sürmüş ve halamı tekrar dedemin yanına göndermişler. Üstelik çocuklarını almak istemişler. Ama dedem ve babam Fırat ile Dicle'yi vermemek için elinden geleni yapmışlardı. Sonunda ise kuzenlerimi onlara vermemişler. Sokağın başında beni bekleyen sarı taksiye bindiğimde, yakalanmadığım için derin bir nefes aldım. Hava alanına kadar süren yolculuğumda, Baran'a kısa bir mesaj atarak telefonumu uçak moduna aldım. Baran'la vedalaşmadığımız için içim buruktu. Ama onunla vedalaşamayacağımı bildiğim için bunu yapmamıştım. Çünkü zor ayrılırdık. Ya da o da benimle gelirdi. Ama gelmesini istemiyordum. Taksiden inip, valizimi alarak hava alanının yolcu bekleme salonunda uçağı beklemeye başladım. Buraya geldiğimde her şeyi değiştireceğimi düşünmüştüm. Ama hayat bana çok saçma bir şekilde sürpriz yapmıştı. Arada bir etrafıma bakınıp, tekrar önüme dönüyordum. Çünkü birden takip edildiğimi hissetmiştim. Hava alanındaki yüzlere dikkatlice bakarken kahverengi irislerle bakışlarımız kesişti. Kaşlarım birden çatılırken, hızla bedenimi saran öfkeyle ayağa kalktım. Koyu pantolon ve tişört giymişti. Saçları dağınıktı. Yüzünde oluşan silik tebessümle bana doğru ilerlediğinde, kaçmak için hareketlendim. Tam arkamı dönüp gidecekken, "Hazal!" diye seslendi, arkamdan. "Sadece konuşalım." Etrafımızdaki, insanlar birden bana baktıklarında daha çok sinirlendim. Her şeyi mahvetmişti. Beni tanıyan olmuştur ve dedemin gelmesi an meselesiydi artık. Hışımla ona döndüğümde, "Allah seni kahretsin emi?!" diye bağırdım. Dudağının kenarındaki silik gülümseme büyüdüğünde yüzümdeki kızgınlık da aynı anda büyüdü. Tam önümde dururken, bakışları bedenimi hızla süzerek gözlerimde durdu. Keyfi daha çok yerine geldiğini gördüm. "Bu kadar çabuk pes edeceğini düşünmemiştim. Savaşçı bir havan vardı oysa." Kaşlarım mümkünmüşçesine daha çok çatılırken, burnumdan soluyordum. "Boş ve saçma savaşlara girmem ben!" Dedim, sertçe. Omuzlarını silkerek etrafına bakındı. "Seninle savaşmak istemiyorum. Bu yüzden birazcık konuşalım mı?" diye sorduğunda, beni ikna etmeye çalışacağını biliyordum. "Seninle evlenmem ben. Beni ikna etmek için geldiysen geri git." Dedim, kararlı bir ses tonuyla. "Sadece konuşalım. İkna etmeyeceğim," gözlerime ısrarla baktığında, "Haydi konuş." Dedim, sertçe. Hava alanının tenha bir köşesinde oturduğumuzda, konuşmasını bekledim. İkna olmam gereken hiçbir konu olmayacağı için rahattım. Demhat'ın az önceki rahat tavrı gitmiş, yerine oldukça ciddi bir yüz ifadesi almıştı. "Evlen benimle çingene kızı." Yalvarış dolu ses tonuyla şaşkınlıkla dudaklarım aralandı ve göğsümde küçük esintiler meydana geldi. Ses tonu o kadar güzel gelmişti ki kulaklarıma. Çok başarılı bir müzisyenin yeni keşfettiği melodisi gibiydi. Kahverengi gözlerindeki umut ışığı tenime küçük heyecanlı çizikler attı. Ama yine de yalan söylediği gerçeğini değiştirmiyordu. Koca bir yalancıydı. "Ne saçmalıyorsun! Ne saçmalıyorsunuz siz ya! Evlenmeyeceğim, şimdi çekil yolumdan!" Diyerek hareketlendim. "Bilmediğin şeyler var Hazal, benimle evlenmek zorundasın." Olduğm yerde durarak sinirle soludum. "Ne saçmalıyorsun sen? Kaçıncı yüzyıldayız biz acaba! Ne demek zorundayım!" Ona doğru yaklaşıp sertçe göğsünden ittirdim. "Kendini ne sanıyorsun sen!" Tekrar göğsünden ittirecekken bileğimden tutarak bunu durdurdu. Önce etrafına, ardından gözlerime baktı."Hemen hiddetlenme, önce sakinleş ve söyleyeceklerimi dinle. İstemezsen herkesin karşısına çıkar istemiyorum derim." Gözlerine öfkeyle bakarken alayla gülümsedim. "Ama istiyorsun," diyerek kolumu sertçe çektim. "Üzgünüm ağacık, rededildin." Demhat da gülümsediğinde, bakışları yüzüme düşen saçıma kaydı. Ellerini yavaşça kaldırıp saçımı kulağımın arkasına itekledi. Bundan rahatsız olmadım. "Benimle neden evlenmek istiyorsun?" diye sordum. "Dedelerimiz biz küçükken kaderimizi birleştirmişler ve buna uymak zorundayız. Eğer evlenirsek, çingeneler de aşiret toplantılarında söz sahibi olacaklar. Dedelerimiz bütün bunları düşünmüş. Bize ise sadece onlara gerçek bir evliliğimizin olduğunu göstermek düşüyor." Kaşlarım çatılırken, yine sinirlendim. Duyduklarım beni duygudan duyguya geçiriyordu. Onunla gerçek bir evlilik yapamazdım. Sevmediğim bir adamın koynuna girmezdim. Girmeyecektim! "Koynuna girmeyeceğim!" dedim, sertçe. Demhat'ın kaşları birden çatılırken etrafımıza bakarak bana daha çok yaklaştı ve aramızda bir adımlık mesafe bıraktı. "Sana zorla sahip olmayacağım," durdu, derin bir nefes aldı. "Bana güven lütfen." Ona güvenmiyordum. Lanet olası bu yerde neler dönüyordu bilmiyordum! "Birbirimizi sevmiyoruz." Dedim. Konuşmak için dudaklarını aralarken, hızla araya girdim. "Bu, bu çok saçma bir plan. Kabul etmiyorum." Deyip, valizimi arkamda sürükleyerek hızla yürümeye başladım. Birbirimizi sevmiyorduk ve bunu sadece bazı şeyleri değiştirmek için kabul edemezdim. Bu işin ilerisi de vardı. "Hazal!" arkamda duyduğum sese aldırış etmeyip, adımlarımı hızlandırdım. "Hazal!" Hoparlörden duyduğum ses ile Demhat'ın sesi birbirine karıştığında, bir an durdum ve gözlerimi sıkıca yumarak derin bir nefes aldım. "Hazal, lütfen." Demhat'ın arkamdaki, sesiyle ona döndüm. Nefes nefese kalmış bir şekilde gözlerime bir cevap istercesine bakıyordu. "Bu kadar katı olma, herkesin hayatı sana bağlı neden anlamıyorsun!" Öfkeden delirecek gibiydim. Herkes dediği kimdi? Neler oluyordu burada? "Herkes kim oluyor tam olarak? Nasıl bir şeyin içine düştüm ya! Dedem bu yaptığınızı duysa hepinizi hapse atar." Diyerek tontiş Eşref dedemi ima ettiğimde, tuttuğu nefesini dışa savurup gülümsedi. Başını hafifçe salladı. Anonsun sesiyle uçağın kalktığını anladığımda sabır dilercesine Demhat'a baktım. "Hayır ya! Senin yüzünden uçağı kaçırdım!" Demhat odun gibi sadece gözlerime bakmakla yetinirken öfkem katlanıyordu. Ona yaklaşarak, sessizce, "Şimdi bana ne haltlar karıştırdığınızı söyle." Dediğimde, kafasıyla onayladı. "Bana bu saçmalığın hepsini anlatacaksın!" "Her şeyi anlatacağım." Diyerek omzunu düşürdüğünde gergince soludum. Uçağı kaçırmıştım ve bu lanet olası olaydan hiçbir şey anlamıyordum. Demhat'ın arabasına bindim. Valizimi bagaja yerleştirdikten sonra arabaya binerek konağa doğru yol aldık. Baran'a attığım mesajı hatırlayınca hızla telefonumu çantamdan çıkartarak, uçak modundan çıkarttım. Mesajı henüz görmemişti, bu yüzden mesajı her ikimizden silerek telefonu tekrar çantama koydum. Demhat'ın iç çekmesiyle bakışlarım yüzüne kaydığında, aynı anda birbirimize baktık. Bakışlarındaki mutluluk bariz bir şekilde belli oluyordu. "Neden bizi kertmişler? Bu saçmalık da neyin nesi?" diye sordum, merakla. Bakışlarını birkaç saniye yüzümde gezdirip yola baktı. "Geçmişten günümüze gelen büyük bir sorun var Hazal. Sana bunu şimdi detaylı anlatamam ama kısaca, çingenler ve aşiretler arasında hiçbir zaman kız alıp verilmemiş. Bir şekilde sizden biri bizim aşiretten birini kaçırmış ve buna büyükler karşı çıkmış, dedelerimiz bu sorunu çözmek için ise baban ve benim halamı küçükken beşik kertme yapmışlar ama baban bunu kabul etmeyip annenle evlendi." "Bu böyle olunca da dedelerimiz bu sefer bizi beşikkertme yapmışlar." Sinirim bozulmuştu. "Saçmalığa bak ya! Sen de bunu biliyordun ve bu yüzden dört yıldır görünüp gidiyordun. Yalancı pislik!" "Evet biliyordum." İtiraz etmeden kabul ettiğinde pişkinliğine öfkelendim. "Seninle evleneceğimi düşündürten ne oldu peki bay yalancı ağa!" Arabayı sağa çekerek gözlerime baktı. "Bakışların," diyerek bir süre gözlerime uzunca baktı. "Bakışların bana her şeyi düşündürttü." "Yalancı!" Diye homurdanarak önüme döndüm. Kollarımı göğsümde birleştirip sinirle soludum. "Bu çok saçma! Çok saçma! Buraya neden geldim ki? Annem beni buraya göndermemekte gayet haklıy-" Bir an yaşadığım aydınlamayla şaşkınlıkla Demhat'a baktım. "Annem bunun olacağını biliyordu," diyerek fısıldadım. Demhat, kafasını belli belirsiz salladı. "Biliyordu ve bu yüzden beni ısrarla buraya göndermiyordu." "Annen doğum yapar yapmaz bu kararı dedelerimiz vermiş ama annen bunu ısrarla kabul etmemiş. Bu yüzden babanla boşandılar." "Siktir!" Diyerek seslice tepki verdim. "Gerçekten siktir! Bu aşağılık yerde ne haltlar dönüyor!" "Sana her şeyi anlatacağım, önce sakin olup bana güven Hazal." Kahkaha atarak bir süre gülmemi bastırmaya çalıştım. Sakin olmalıydım. Sakin olmalı ve bu aşağılık yerde her ne dönüyorsa öğrenmem lazımdı. "Sana güvenmek mi?" Demhat buna pek takılmadı. "Herkesin bundan haberi var mı?" "Evet." Dediğinde hayal kırıklığıyla yüzüm asıldı. Baran bunu biliyordu ve bu yüzden mi buraya gelmem için ısrar etti? "Asma yüzünü," Sanki neden yüzümü asmışım gibi biliyormuş gibi konuşmaya devam etti. "Dedelerimiz ve anne babalarımız biliyor." "Ne olacak şimdi?" diyerek sorduğumda göz göze geldik. "Seninle evlenirsem ne olacak?" Demhat bunu sormamı bekliyormuş gibi iç çekrek bana döndü. "Bilmiyorum," umutsuzca gözlerime baktı. Aklı karışmış gibiydi. "Yıllar önce verilmiş bir kararın bize ne faydası olacak bilmiyorum. Zaman değişti, insanlar değişti. Katı kurallar değişti ama bunu ne dedem ne de deden anlamak istemiyor." "Başkasıyla evlenseydin ya sende. Belki sevdiğin bile vardır. Dedelerimizin yaptığına bak ya!" Ne yapacağımı bilmiyordum. Saçma sapan bir oyunun içine düşmüş gibiydim. "Yok," Demhat'la göz göze geldiğimizde direksiyondaki elini çekerek boynunu ovdu. "Sevdiğim falan yok, olmadı." Aramızda kısa bir sessizlik oluştu. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Bakışlarımı gözlerinden çekerek saçımı düzelttim. "Bu evlilikte ikimizin de bir çıkarı olmalı, aksi taktirde ikinci uçağı bu sefer kaçırmam bilesin." Anneme ve babama bunun hesabını soracaktım. Zihnimdeki soru işaretleri birer birer aydınlanıyordu. Annem hiçbir zaman benim buraya gelmemi istememişti. Tıpkı annem gibi babam da hiçbir zaman buraya gelmemden hoşnut olmamıştı. Ne zaman gelsem gitmem için gün sayar, hatta bir hafta kalmama bile güç bela izin verirdi. Babam bu konuda ne düşünüyordu bilmiyordum ama annemin istemediğini anlamıştım. Demdat birkaç saniye önüne dönüp tekrar bana baktı. "Bak Hazal, açık konuşacağım. Evlenirsek babamın bütün işlerinin başına ben geçeceğim. Beni bununla tehdit ediyorlar. Evlenmezsem dedem yıllardır kendi emeğimle geldiğim bu noktadan beni acımadan siler. Şayet evlenirsek, aşiret'in en büyük söz sahibi ben olacağım. Bunu istiyor muyum? Hayır, ama mecburum. Seninle evlenmeye mecburum." "Tamam." Diyerek sakin kalmaya çalıştım. "Tamam, sen işlerin başına geçip, sizin deyiminizle en büyük ağa olacaksın. Peki ya benim ne çıkarım olacak?" "Hanım ağa olacaksın, benimle evlenirsen istediğin her şeyde özgür olacaksın. Seni kısıtlamam, sana karışmam." Bu adamın ne dediği kulağı duyuyor muydu acaba? "Pardon!" Diyerek hareketlendim. Demhat'a tamamen dönerek ona öfkeyle baktım. "Zaten özgürüm, kimsin ki beni kısıtlayıp bana karışabilirsin ki." "Bir süre bana zaman tanı, bu sorunu çözene kadar benimle birlikte rol yap yeter." "Hayır!" Diyerek kestirip attım. "Hazal, sadece küçük bir oyun olacak. Herkes bizi nişanlı bilecek bu sırada bir şekilde ipleri elime alıp nişanı bozduğumu söyleyeceğim." "İstemiyorum!" Diyerek omuz silktim. "Tanımadığım birine güvenemem, üstelik bu koca bir yalancıysa asla." "Hazal," Demhat sabırla soluyup omuzlarımdan usulca tuttu. Yüzüne bakmam için bir eliyle çenemi tutup ona bakmamı sağladı. "Hazal seni zor durumda bırakmak istemezdim ama dans ettiğimizi herkes gördü ve birbirimize aşık olduğumuzu düşünüyor. Eğer buradan gidersen bütün itibarımı kaybederim." "Yalancı." Diyerek homurdandım. "Şimdilik sadece bana ayak uydur, söz veriyorum bunu çözeceğim." "Ya çözemezsen? Ya seninle evlenirsek? Bi de bebek isterlerse?" Zihnime üşüşen görüntülerle irkilerek Demhat'a kararla baktım. "Hayır, seninle evlenip de çocuk yapmayacağım." "Hazal, Hazal, Hazal." Diye sayıklarken omzumu silktim. "I ııı, hayır, kabul etmiyorum." "Hazal, kafanda kurup durma. Evlenmeyeceğiz, bir süre nişanlı rolü yapacaksın sadece." "Yalvar." Dedim Demhat'a. Burnundan soluyup güler gibi oldu. "Abartma Hazal." "Yalvarırsan kabul ederim." Bu işin içinden çıkana kadar kabul etmekten başka yapacağım bir şey yoktu. "Yalvarırım." Dediğinde sesi sona doğru kısıldı. "Yalvarırım Hazal, nişanlan benimle de." Dedim. Sabır dilercesine boynunu ovalayıp bana döndü. Yanaklarımdan tutarak yüzüme eğildi. Gözleri gözlerime kilitlendi. "Yalvarırım Hazal, nişanlan benimle." Bakışları, ses tonu tüylerimi ürpertti. Bu adam kimdi ve neydi bilmiyorum ama etkisi altına almak istiyor gibi bakıyordu. Büyüleyici etkisinden sıyrılıp kirpiklerimi kırpıştırdım. "Biraz düşüneceğim." Diyerek geri çekildim. Emniyet kemerini takarak önüme döndüm. Demhat, sinirleri bozulmuş gibi gülerek aracı çalıştırdı. "Öyle olsun çingenem." Mırıltısını pek de takmayıp yine omuz silktim. Dakikalar sonra konağa yaklaştığımızda arabayı durdurdu. Demhat beklentiyle bana baksa bile aldırmadım. Kemerimi çözerek kapıyı açtım. Arabadan inmeden hemen önce, "Tamam, kabul ediyorum. Ama bu oyunda benim de çıkarım olacak, bir süre düşünüp sana söylerim." Dedim, dudaklarının arasından sızan kıkırtılarla arabadan inerek, kapıyı kapattım. Demhat da arabadan indikten sonra, valizimi çıkartıp bana uzattı. "Görüşürüz." "Görüşürüz..." Durdu ve etrafına bakarak dibimde durdu. Üstüme hafifçe eğilirken, "Hanım ağam." Deyip, göz kırparak geri çekildiğinde dudaklarıma konan gülümsemeyi büyüttüm. "Hazal demen daha güzel olur." Deyip, çantamı boynuma geçirip, arkamı dönerek valizimi arkamda sürüklemeye başladım. Konak kapısına yaklaştığımda, yukarıdan üstüme düşen gölgeyi fark etmemle, başımı kaldırıp yukarı baktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD