Bommmm

1754 Words
Afag Hüseynova akşama doğru vücudundaki sızılara rağmen dün akşam yaşadıklarıyla yüzünde kocaman bir gülümsemeyle uyandı. Manyak adam tersini düzüne çevirmişti ama iyi yapmıştı.Kendini yıllardır böylesine kadın böylesine haz dolu hissetmemişti. Andreas canını yaksa da arada dokunuşlarındaki romantik hisleri hemen fark etmiş ve sanki kendinin de içinde bir yer kımıldamıştı. Bir şeyler oluyordu ama adını koyamıyordu. Kapının sesiyle sırt üstü dönüp üzerini örtüp "Gelll" diye bağırdı. Yardımcısı içeri girmiş başı önde karşısındaki kadına bakmıyordu. "Banyoyu hazırla sonrada kahvaltımı." deyip elini salladı. Kadın anladığı üzere hızla banyoya girdi ve suyu açtı. Bir süre bir şeylerin sesi geldi ve kadın dışarı çıkıp. "Hazır efendim" deyip dışarı çıktı. Üzerindeki çarşafı kenara fırlatıp salına salına banyoya girdi. Banyodaki kocaman aynada kendini gördüğünde dudağını ısırdı . Andreas belliki sağlam çalışmıştı.Akşam kendinden geçişleri boşa değildi. "Bu gece de benim olacaksın" deyip jakuziye adımını attı.Kapının tıklanması ve açılmasıyla elindeki tepsiyle yardımcı kadın beyaz şarabını ve meyveleri kenardaki sehpaya bıraktı. Göz göze gelmeden tekrar banyodan çıktı gitti. "Faruk bu gece büyük başlarla bir toplantı olacak sende benimle geleceksin." "Emredersiniz." "Emir değil artık sende bu ailenin bir parçasısan ve kendi işin. Ona göre sahip çık ." dedi. Ahmet başını eğip onayladı.Ertesi gün oluşacak olayları düşünüp neyse diye geçirdi içinden. Merdivenlerde gördüğü kadınla sırtından titreme geçti. Ne zaman bu kadını görse sinirden deliye dönüyordu.Afag Hüseynova şimdiye kadar gördüğü tüm kadınlar içindeki en arsız en utanmaz kadındı. Afag Hüseynova koltuğa oturup bacak bacak üstüne attı.Karşısındaki adamı süzünce Ahmet belli edemese de sinirle dışarı çıktı. Abi kardeş akşam ki toplantının kritiğini yaptılar. Andreas içeri girdiğinde Afag Hüseynovanın yanakları hafiften kızardı. Andreas Afagtan tarafa bakmayınca sinir oldu. Sanki sabaha dek kendisi sikmemiş gibi şimdide görmezden geliyordu. Andreas ise kendini süzen kadınla neredeyse sevinçten göbek atacak kıvamdaydı. "Bu gece toplantı sonrası odanda bizi bekle." deyip yanından geçip giden korumayla Ahmet başını eğdi. Hemen odasına girdi ve kendisi için yine yatağının üzerine bırakılmış takımı giyindi ve hazırlanıp dışarı çıktı. Merdivenlerden kol düğmelerini düzeltirken Hüseynova kardeşler gelen adama baktılar. "Hazırsan?" "Evet bu kez sizi bekletmek istemedim madem iş benim özen göstermeliyim." "İşte benim adamım." deyip ayağa kalktı . Elini omuzlarına kaldırıp sırtında gezdirdi ve etrafında döndü. Yüzyüze geldiğinde elini çenesine götürüp başını sola doğru itti. "Bekle beni." deyip kalçalarını kıvırta kıvırta merdivenleri çıktı. "Kadınlar tam bir baş belası." diyerek söylenen Agil Hüseynova damadı kabul ettiği Faruğun yanına gitti. "Afag delidir ama seni sever görürüm o yüzden kardaşımı üzme ben hep yanınızdayım." deyip omzuna vurdu ve oda yukarı çıktı. Ahmet iki tane çakamadığı adam ve kız kardeşine sinir oldu. "Sanki sen meleksin" deyip mırıldandı ve koltuğa oturdu. Hizmetlilerden birisi buzlu bir whisky kadehini önüne bıraktığında karşısındaki kıza baktı. Genç kız hemen bardağı bırakıp salondan çıktı. İçkiden bir yudum alan Ahmet gece ayık olması gerektiğinden içmedi. Yarım saatin sonunda her iki kardeşte giyinmiş aşağıya indiler. Agil Hüseynova tepeden tırnağa siyahlara bürünmüştü ve çok korkutucuydu. Topuklu sesiyle iki adamda merdivenlere baktı. Afag Hüseynova kırmızı saten straplez bir elbise giymiş bedenini saran kuyruklu elbise kasıklarına kadar uzanan yırtmaçla çok fena görünüyordu. Andreasın dün akşam bıraktığı her imzayı tek tek kapatıcısıyla kapamış ve uzun beyaz bacaklarını huzura sunmuştu. Ellerindeki beyaz saten eldivenler ve koca koca yüzükler boynundaki incili kolye ve koca incili küpeyle güzelse de abartılı idi. "Bu kadarına gerek var?" "Bu benim zevkim Agil lütfen sen karışma." "Tamam ben karışmam ama ya Faruk onu düşünmezsin?" "Neden düşünmem gerek?" "O bir erkek ve hiç bir erkek evleneceği kadını millete peşkeş çekmek istemez." kahkaha atan Afag Hüseynoav içeri giren Andreas ile ne diyeceğini unuttu. Bu gece oda gelecekti. "Benim adamım bana saygı duyar ve bir şey demez." dedi ve Andreasın tarafa baktı. Ahmet dün akşam Afag Hüseynovanın odasına giren Andreası görünce bir süre kapıyı dinlemişti. Arada geçen arsız konuşmalardan sonra geri odasına girmişti. Andreas karşısındaki güzel kadınla ne yapacağını şaşırdı ve sadece Afag Hüseynovaya baktı. "Her şey hazırr?" "Evet patron her şey hazır sizi bekliyoruz." "O halde çıkalım. Natalieeee!!!" Kızının yardımcısı koşa koşa yanına gelip elleri önde sordu. "Buyurun efendim bir emriniz mi vardır?", "Evet bu gece evde yokuz ve eve geç gelebiliriz.Bizi merak etmeyin ." "Tabii efendim." diyerek gerisin geri yukarı çıktı. Afag ve Agil Hüseynova önde Andreas ve Ahmet arkalarında evden çıktılar. Andreas Afag ile Ahmet'i yalnız bırakmak istemiyordu ama Agil Hüseynova varken de bir şey diyemiyordu. Afag ve Ahmet aynı arabaya binip hareket ettiler. Andreas patronunun kapısını açıp kendi de binde ve arapba hareket etti. Yine sıra sıra arabalarla yola döküldüler.Uzun sık ağaçların olduğu karanlık bir yoldan ilerlediler.Gecenin karanlığında ki gökyüzü sanki yeryüzüne fener tutmuş gibi etrafı aydınlatmıştı.Gökyüzündeki parıldayan yıldızlar elinizi uzatsanız tutacağız mesafede gibi görünüyordu.Yol bir ara ağaçların sıklığı nedeniy karanlık olmuş ve önden giden araba az önlerinde durmuştu. Agil Hüseynova Andreas'a "Gidip bak ne var?" diye sordu. Andreas arabadan indi ve dikkatli bir şekilde etrafı kolaçan etti. Kimseler görünmüyordu ama yolun ortasında bir ağaç sanki rüzgardan devrilmiş gibi görünüyordu. Hemen arabaya dönüp durumu açıkladı. "Hemen halledin." diye emir alıp adamlara seslendi. 5 6 adam yerdeki ağacı farklı noktalardan tutup kenara kaldımaya çalıştılar. Ahmet dışarı çıkmamıştı ve kulağındaki çınlama ile dikkat kesildi. "Komutanım hemen dışarı çıkın ve etrafa bakınır gibi yapın." dedi. Ali'nin sesiyle kendine gelen Ahmet hemen dışarı çıktı. Ağacı taşımaya çalışan adamlara bakmak için "Ne var bu kadar geciktiler." diyerek arabadan indi. "Gitme hallederler." desede Afag Hüseynovaya daha fazla tahammül edemeyen Ahmet duymaz gibi arabadan indi. Adamların yanına gidip "Ne var ?" diye sordu. "Dün akşam ki rüzgardan ağaç devrilmiş onu kaldırıyoruz " diyerek cevapladı içlerinden birisi. "Yardım lazım mı?" "Sen işine bak." diye Andreas çıkıştı. Ahmet ne tarafa gideceğini bilemeyerek etrafta dolanmaya başladı. "Komutanım arabalardan uzaklaşın az ama belli de olmasın." denmesiyle eli cebinde arabaların kenarında sanki sabırsız gibi volta atmaya başladı. Tam o sırada kulağına g 3 mermisinin rüzgarda çıkardığı ıslık benzeri bir ses yankılandı. Sağına döndüğünde ormanın içinden çıkan ışıklarla ateş açıldığını anlayıp hemen arabaların arkasına geçti. Agil Hüseynova ne olduğunu anlamayarak arabanın camını açtı ve " "ANDREASSSSSSSSS!!!" diye bağırdı. Andreas ve adamlar ellerindeki ağacı bırakıp siper aldılar ve Andreas patronuna seslendi. "Buyur patron?" "Burada neler oluyor?" "Bilmiyorum patron hemen bakıyorum." deyip arabanın arkasına dolandı ve etrafı taradı. Sol tarafta ki ağaçlık bölümden silahların çıkardığı ışıklar arada çıkıyordu. Sesleri takip edip ardı sıra dolanacakken ayağının ucuna sıkılan kurşunla hemen geri arabanın arkasına geçti. "Lanet olsun." "Faruk nerdedir?" diye bağıran Agil Hüseynovaya cehennemde dememek için kendini zor tutan Andreas bağırdı. "İleride arabaların orada efendim.." "Hemen onu bulup buraya getirin." diye emir verdi. Ahmet kulağındaki sese eşlik edip ağaçların arasına koşmuş ve durmadan devam ediyordu Ali onu yönlendiriyor ağaçların sonunda onu bir kamyonetin beklediğini ve o kamyonet ile önce Ermenistana sonrada Türkiyeye gireceğini söylüyordu. Ahmet öyle hızlı koşuyordu ki ağaçlar ip gibi dizilmişlerdi. "Hani evde yangın çıkacaktı ? Sen öyle demiştin." "Komutanım evdeki hücre açığa çıktı o yüzden plan değişti.Biz sizi şimdi alacağız ." demesiyle büyük bir patlamanın oluşu ve yerin sarsılmasıyla Ahmet durdu ve ardına baktı. Az evvel kendinin de olduğu yerden önce bir alev topu sonra da sarsıntıyla beraber dumanlar yükseldi. Ahmet bir kaç saniye durup etrafı dikkatle inceledi ve bağırışlar ve Afag Hüseynovanın sesiyle koşmaya devam etti. "Komutanım düşmanlarından biri gibi saldırdık ve siz öldünüz. Sizin yerinize birini bırakıyoruz. Daha doğrusu parçalarını mağlum parçalandınız." dedi. Ahmet hakkında yalanda olsa böyle bir ölüm hikayesi canını sıktı. Gerçi arkasından ağlayıp yas tutacak yoktu. "Tamam Ali şimdi ne yapacağım?" "Komutanım çok az kaldı biraz daha dayanın sizi bekleyen yabancı bir adam var ama türk kökenli . Onun kamyoneti en güvenli yer." "Tamam" deyip koşmaya devam etti.Bir süre yokuş aşağı ağaçların arasından inmeye devam etti. Az ilerde eski bir ford kamyonet vardı. Kamyonetten gelen koyun seslerini duyunca şaşırdı ve duraksadı. Yaşlı bir adam dışarı çıkmış elinde sigarası kamyonete dayanmış sigarasını içiyordu. Ahmet emin olmak için "Ali.." dedi.Ali hemen cevap verdi. "Buyur komutanım." "Ali kamyon yok." "Nasıl yok komutanım?" "Yok burada koyunlarla dolu bir kamyon var." "........" "Ben saklanmaya devam ediyorum." "Komutanım Dimitri bizden sizi bekliyor." "Lan Ali anladım da hayvan dolu bir kamyona mı bineceğim?" "Komutanım başka çaresi yok en güvenli yol o." "Aliii." "Komutanımm?" "Böyle işin ta amına koyayım." diyerek ağaçların ardından dikkatle dışarı çıktı. Bir taraftan etrafı kolaçan ediyordu. Dimitri gelen adamla hemen sigarasını yere atıp ayağıyla ezdi. "Şunu giy acele et birazdan burası adam kaynar." deyip kamyonetin açtığı kapısından gri bir tulum kazak ve şapka çıkardı. Kenardaki çizmeleri gösterip başıyla işaret edip şoför tarafına geçip oturdu. Ahmet hemen üzerindeki smokini çıkartıp kazağı başından geçirdi ve tulumu çizmeleri giyinip elbiseleri yerdeki poşete koyup kamyonetin içine attı. Tam kapıyı açmış içeri binecekken adam "Dur sen arkaya bineceksin." dedi. Ahmet şaşkınlık içinde "Nasıll?" dedi. "Burada yolculuk güvenli değil. Sen yukarı çık hayvanların arasında yat." dedi. Ahmet sinirle kapıyı kapayıp kamyonetin üstüne çıktı. Bir sürü koyunun ve ağır hayvan kokusu genzini yakarken koyunların arasına geçip kasaya sırtını dayadı. Kamyonet hareket etmişti. Koyunlar bağırıyor araba hızla gidiyordu. yarım saat sonra araba yavaşladı ve durdu. Ahmet kenardaki çatlaktan etrafı taradı. Siyah takım elbiseli adamlar arabaları durdurmuş arama yapıyorlardı.Galiba Agil Hüseynova buna sebepti. Kamyonetin yanına yaklaşmış adam camı aç diye eliyle işaret etti. Rusça bir şeyler söyleyip arkayı gösterdi. Şoför gayet rahat bir şeyler söyleyip güldü. Ahmet gerginlikle bekliyordu. Bir süre sonra kamyonetin arkasına yaklaşan adamlarla elindeki silahı karşıya doğrultup ateşlemeyi bekledi. Tam o sırada diğer arabaları arayan adamların sesleriyle adam aşağıya inip yanlarına koştu. Dimitri hemen kontağı çevirip devam etti. Tabii diğer arabalarda.Sessizce yolculuk devam ederken gece yarısını geçmiş hava iyice soğumuştu. Ahmet koyunların arasında o ağır kokuya rağmen üşüyordu. Araba dağ başı gibi bir yerde durdu. Şoför arabadan inip kamyonetin arkasına çıktı ve elindeki ceketi Ahmet'e uzattı.Ahmet ceketi alıp üzerine giyindi. Elindeki su şişesini de atan adam tekrar şoför koltuğuna geçip yola devam etti. Bu adam kimdi neydi bilmiyordu ama yolculuk şimdilik iyi gidiyordu.Sabaha kadar yol aldılar. Güneş doğduğunda Ermenistan sınırından geçmiş kontrollerde sorun olmamıştı. Araba ikinci kez durduğunda elindeki yarım ekmek arasına konmuş peynir ve turşuyu alıp yedi. Araba bir daha durmadı. Saatlerdir durmadan devam eden yolculuk ve uykusuzluk soğuk havayla birleşince vücudundaki uyuşukluk uykuya daha doğrusu donmaya yaklaşmıştı. Ahmet uyumakla donmak arasında gidip gelirken araba durdu. Kulağına çalınan kelimeler hemen kendine getirmişti Ahmeti. Türkçe konuşuyorlardı. Dimitri türkçe "Emaneti getirdim." dediğinde kamyonetin arka kapısı açıldı ve koyunlar kenara toplanıp köşede sızmak üzere olan Ahmeti kaldırmak üzere iki asker kamyonetin kasasına bindi. Kollarından çekerek ayağa kaldırdılar. "Hoş geldiniz konutanım" diyerek hep beraber kamyonetten aşağıya indiler. Ahmet ülkesine varmış olmanın mutluluğu ve huzuruyla kendine gelmişti. "Burası neresi?" "Komutanım burası Doğubeyazıt " "Ne zaman birliğime döneceğim?" "Helikopter sizi bekliyor." dendiğinde Ahmet gerçekten rahatlamıştı. İşte şimdi her şey bitmişti. Kamyonetin kasasına bıraktığı smokin ve diğer eşyaların olduğu poşeti kendine yardım eden personele verip atmalarını söyledi. Biraz ileri de çalışır haldeki helikopteri gören Ahmet çocuk gibi sevindi. Kısa süre sonra görev yerine dönecek ve sevdiği kadını görebilecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD