İstanbul Turu

2099 Words
İhsan bey hayallerindekinden bile iyi bir damat ve dünürlerle kabına sığamamış sabah uyanır uyanmaz Rahşan hanıma İstanbulu gezdirelim demişti. Rahşan hanımda eşine hak verip buralara kadar gelmişler madem gezelim demişlerdi. İhsan bey saat 9 gibi aşağıya indi. Saniye hanım ve Salih bey erken kalkmaya alışık olduklarından sabah namazından sonra yatamamışlardı. Sonuçta misafirlerdi ve evin düzenini bilmiyorlardı. Kimseyi rahatsız etmemek için odalarında oturmuş tıkırtı dinliyorlardı. İhsan beyin ayak sesiyle hah uyandılar deyip onlarda aşağıya indiler. "Hayırlı sabahlar İhsan bey" "Size de dünür günaydın." "Saniye hanım kalktı mı?" "Evet gelir birazdan." "Çocuklar uyansınlar da hep beraber kahvaltıya gidelim sonrada İstanbul'u gezelim." dedi. Salih bey başını salladı siz bilirsiniz der gibi. Merdivenlerden görünen iki dünür daha şimdiden muhabbet kuşu gibi bıcırdamaya başlamışlardı. "Muhabbetiniz bol olsun hanımlar sabah sabah ne bu enerji?" "Ne yapalım dünür işimiz başımızdan aşmış." "Kahvaltıyı söyledim Saniye hanıma ama gerek yok diyor." "Olur mu öyle şey hep beraber dışarı çıkalım kahvaltımızı yapıp İstanbul'u gezelim." "Haa o olu bak Eyüp Sultana gidelim mi? Bide bubasının esir ettiği bi gız avmış ya kulesi bişeyi oraya da gidelim. Bizim köyde bi Gülay va oğlunun askerliği bura çıktı. Yemin törenine geldiledin amanın annada annnada bitiriimedi. İçimde galdıydın gün geli gidesem diye ." "Olur tabii seve seve başka yerlere de gideriz." "Ayy Allah razı olsun sizden iş güç derken gezmeye vakit bulameyodum." "Aşk olsun anacım ben ne zaman tatile gidelim desem yok dersin." Ahmet anasının sözleriyle üzüldü. Hep derdi ama yok incir yok üzüm yok zeytin derken anası bir türlü boş vakit bulamıyordu. Kafasına yazdı ilk fırsatta anasını dinlemeyecek ve güzel bir tatil köyüne götürecekti. "EE o zaman hadi hemen hazırlanın da biran evvel çıkalım ." diye herkese alarmı İhsan bey verdi. Herkes gerisin geri odalarına dönüp ceketti çantaydı alıp bahçede buluştular. Rüya ve Ahmet Ahmet'in arabasında Saniye hanım ve Salih beyde İhsan beylerle beraber yola çıktılar. "Ahmet ben olanlara inanamıyorum." "Bende Rüyam bende şaka gini ama biz bir ay sonra evleniyoruz." "Saniye Teyzemi kutlamak istiyorum annemi nasıl ikna etti ? Annem normalde yaza demişti." "Hadi ya yaza ?" "Evet anca hazırlanırız demişti bana." "Yavrum vallahi kaçırır anlama ben yaza kadar sensiz kalama." "Bende Ahmet'im bende sensiz kalmak istemiyorum." İhsan beyin arabasını takip edip az uzak bir yere geldiler. Yeşillikler içinde deniz kenarı bir restoranttı. İhsan bey 6 kişilik bir masa deyince cam kenarını gösterip o tarafa doğru yürüdüler. Garsonlar İhsan beyi bildiklerinden etraflarında pır dönüyorlardı. İhsan bey Saniye hanıma bakıp "Dünür etrafına bak bakayım mbeğenecekisin? "deyince Saniye hanım mekanı taradı şöyle bir baktı tam başını sağa çeviriyordu ki "Anaaaa gıı bizi nere getimişin sen?" deyiverdi. "Siz Kız kulesini görmek istemiştiniz ya bende sizi Kız kulesi manzarasında kahvaltı yaptırıp sonra gezmeye götüreceğim. Normalde olsa içinde yapardık ama tadilatta olduğundan girilmiyor. İnşallah başka sefere." dedi. Saniye hanım gördüğü manzarayla sevinçle elini ağzını kapayıp kıkırdadı. Küçük bir kız çocuğu gibi sevinçle eşine oğluna gösteriyordu. Masadaki herkes sevinçle Saniye hanıma bakıyorlardı. "Ahmet fotorafımı çek bakem Rüya gee gızım sende yanıma hem buda olduma hemde gızıma gösünle biyo." deyip bir sürü fotoğraf çekildi. Kimi zaman Rahşan hanımla kimi zaman kızı gibi gördüğü Rya ve oğlu ile. Kahvaltılıklarla masa donatılınca iştahlar açılmış tabaklar bir bir eksilmeye başlanmıştı. Keyifle yenilen kahvaltı sonrası hesaplar sen ben diyerek İhsan beyin kızmasıyla kendisi tarafından ödendi ve hep beraber kalkıp biraz deniz kenarında yürüdüler. Kadınlar ve Salih bey kalmışlar Ahmet ve İhsan bey arabaları almaya gitmişlerdi. Şimdiki durak Eyüp Sultandı. Saniye hanım İhsan beye ve Rahşan hanıma dua ede ede bir kaldı. "Valla dünürüm Ahmet hep derdin de bizim bağ bahçe var gelince görürsünüz ya işten güçten vakit bulamadıydık. Şimdi deyom ki gezmek lazımmış isanın içi açılıyo. Hunlara bi everelim de gezem bari." dedi Rüya ve Ahmet'i gösterip. "Tabi Saniye hanımcım her zaman beklerim ister tek gelin isterseniz ailecek kapımız her zaman açık." "Canım dünürüm gelrim fari gelirim ama yalnız olmaz benim adam yımırta bile gırımaz. Ben olmasam aşlıktan ölü Allah korusun. Hem ben onnan çekişmiden durmam illi yanımde olcek." dedi. Rahşan hanım güldü. "Haklısınız arada bizi kızdırsalar da hayat arkadaşı bambaşka bir şey.Nasıl uygun görürseniz." "Hem sıra sizde siz buyrun gelin biyo . Bizim ola bek güzedir ama köydeyiz biz sıkılısınız deye biraz evham ediyom ben." "Olur mu öyle şey ne güzel doğanın içinde mis gibi temiz hava ." "Orası öle mis gibidir emme yazın gelin neden biliyon mu dalından incir yisigiz sona zebzile bol bol olu kışın yaşta yağmırda gezsen desen zor evde de gezmesen olmaz. Ondan dedim yanlış anlama eme." dedi. "Anlamıyorum dünürüm dedim ya sorun değil. İnsan sevdiklerinin yanında mutlu olur neresi olduğu önemli değil." "Hay ağzın bal yisig gı senin ne güzel dedin." "Teşekkür ederim." "DIITT DIITT" korna sesleriyle herkes arabalara geçti ve yolculuk tekrar devam etti. Kısa süren yolculuk hemen bitti. Eyüp Sultan’a gelindiğinde ilk fark ettikleri kalabalık insanlara rağmen büyük bir sessizlikti. Oysa etrafta insanlar vardı satıcılar çocuklar güvercinler. Saniye hanım heyecanla görmeyi istediği caminin bahçesinde kalbinin atışlarının yavaşladığını hissetti. Ama İşte Eyüp Sultan’ın ilk hediyesi buydu insanın içini yüreğini susturur dinlendirirdi. Burası sadece bir semt değil bir haldi... Yüzyıllardır buraya gelen herkes bir şeyler bırakıyordu bu bahçeye kimi bir dua bir gözyaşı bir niyet ve giderken mutlaka bir şey alıp giderdi. Kimileri için bu bir huzur kimileri için sabır kimileri içinse umuttu. Caminin avlusunun bazı yerlerinde Eyüp el Ensari hazretlerinin kim olduğu ve hayatı bilgilendirme levhalarında ziyaretçilere sunulmuştu. Saniye hanım merakla biraz bildiği şeyleri derinlemesine okuyup tekrar emin oldu. Oda resul aşığıydı. Eyyüb el-Ensarî peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in Medine’deki ev sahibi ve onu ilk ağırlayan ilk misafir eden insandı. Peygamberimize duyduğu sevgi öyle derindi ki yaşlılığında bile duramayıp İstanbul kuşatmasına katılmıştı.Bu topraklara gelirken niyeti elbette fetih değildi zira sağlığı ve ileri yaşı buna müsade etmezdi. Tıpkı karınca misali peygamber müjdesine yakın olabilmek o yolda ölmekti. Ve istediği oldu bu topraklarda vefat etti. "Beni surlara en yakın yere gömün" diye vasiyet etmiş ama mezarı sıradan bir mezarlıktaydı. Yıllar sonra Fatih Sultan Mehmet onu rüyasında görür ve kabri bulunur sonrasında naaşı tekrar şu anki mezarına defnedilir. Eski ama hala dimdik ayakta tarihi haykıran taşların üzerinde yürüyüp türbeye doğru adımladılar. Saniye hanımın dikkatini çeken kimsenin yüksek sesle konuşmuyor sanki kalpleriyle fısıldaşıyorlardı. Bir köşede yaşlı bir amca sessizce dua ediyor bir başka köşede genç bir kız elinde yasin kitabıyla gözyaşı döküyordu. Herkesin niyeti de duası da başkaydı ama kalplerinde hissedilen huzur hep aynıydı. "Ben yalnız değilim ve rabbim duamı duyuyor ve sevgili peygamber dostu da bana şahit diyordu." Türbeye yaklaşırken kadınlar saçlarını örttüler. ve kelimeler azaldı.Çünkü burada konuşan şey dil değil saf bir niyetti. Bir "Allah’ım"bile pek çok sözden daha değerliydi. Sahibine ulaşan duaları sıralandı ard arda. Rahşan hanım kızı mutlu olsun ömrü huzurla sağlıkla geçsin diye dua etti. Saniye hanımsa evlatlarının bir ömür sağlıkla birlikte olmalarını. Babalar ise rablerine şükrediyor ve düğünü hayırlısıyla halletmeyi diliyorlardı. Duvarlara sinmiş milyonlarca dua söz dilek türbenin içinde insanı huşu içinde bırakıyordu. Eller yüzlere sürülüp dualar bitince dışarı çıktılar. Rahşan hanım "Buraya kadar geldik isterseniz birde Pier loti tepesine çıkalım ne dersiniz? diye sordu. "Ama biraz yürümemiz gerekiyor ister misiniz? Yada teleferiğe binelim." Saniye hanım hemen atladı. Teleferik olmaz ben yüsekten kokarım yörüyelim ayaklarımızın suyumu çıktı? "dedi. Hep beraber gülüşüp yola düştüler. Eyüp Sultan’dan sonra başlayan yokuşlar ile şehir ayakları altında kalmaya başlamıştı. Sanki yokuşa atılan her adımda ruhları huzura eriyor ve hafifliyorlardı.Tepeye vardığında İstanbul tamamen ayaklarının altındaydı. Haliç uzaktan sakin ama hareketli görünüyor sanki bir dua gibi denizin üzerinde uzanıyordu. Minareler evler çatılar hepsi aynı anda görünüyor ama etraflarındaki herkes gibi onlarda içlerindeki huzurla manzaraya baktılar. Ahmet'in gösterdiği masaya oturan aile çay sipariş etti. Biraz yorulmuşlardı ama değmişti. İçtikleri zaman değil keyifti huzurdu geçse de hala diri duran zamandı.Geçmişle bugün aynı bardakta buluşuyor hayatla ölüm aynı yerden görünüyordu. Yaşamalıyız ama ölümü de unutmamalıyız dedirtiyordu. Eyüp Sultan’dan Ayrılırken kimse aynı haliyle değildi. Saniye hanım gezmek istemişti merakta etmişti ama içindeki huzur kalbindeki değişikliği kendi bile fark etmişti. Sanki Eyüb el Ensari hazretleri onu davet etmişti. Hayat bazen zor olabilir ama sen yalnız değilsin sabır da bir ibadettir dedirtiyordu. Ve semtten çıkarken hepsi de arkalarına dönüp bir kez daha baktı. Gezmek diye adlandırdıkları yer artık sadece bir türbe değildi. İstedikleri gördükleri şey bir dua bir kabuldü. İhsan bey acıkıp acıkmadıklarını sordu ve yakınlardaki bir balık restoranına gitmeyi teklif etti. Saniye hanım mahçup "Çok masraf ettiniz ayıp oldu böyle " dedi. "İlahi Saniye hanım ne masrafı altı üstü bir akşam yemeği." diyerek dünürünü rahatlatan Rahşan hanım koluna girdiği dünürüyle yürümeye başladı. Ahmette sevdiğinin elini tutunca beyler yan yana yürümeye başladılar. Haliçe doğru ilerleyip hem manzarayı hemde denizi kokladılar. Az sonra İhsan beyin önden gittiği teras kata çıktılar. Buradan İstanbul daha bir güzel görünüyordu. Herkes yerleşince balılar sipariş edildi ve beklenmeye başlandı. "Valla dünürüm Allah senden razı olsun ben yıllardır isteyodum ama dedim ya işten güçten sıra gelmeyodun. Bugün ne güze ettik gı valla bek hoşuma gitti." dedi. "Beğenmene çok sevindim dünürüm müsait olunca gene geliriz." "Buyurun efendim afiyet olsun." diyerek önlerine konan balık tabaklarına bakan Saniye hanım alışık olmadığı üzere balığa baktı. Eliyle yese ayıp geldi başka türlü yemeyi bilmiyordu. Etrafına bakındığını gören Ahmet hemen tabağındaki balığı temizleyip annesine verdi. Rüya öyle mutlu olmuştu ki Ahmet'in elini sıktı. Daha sonra da annesinin tabağını temizleyip Rüyanın önüne bıraktı. İhsan bey damadı olacak ama oğlu kabul ettiği adama bakıp evet dedi işte benim oğlum anasına saygılı karısına sevgi dolu. Yemekler yendi sohbetler edildi. Hatta üstüne sade kahve bile içilip helvalar yenmişti. Günün yorgunluğu çöken kadınlar esnemeye başlayınca beyler artık eve geçme zamanının geldiğini anlayıp kararan havada ayaklandılar. Herkes eşini yanına alıp yavaş yavaş arabaların olduğu yere doğru yürümeye başladı.15 20 dakikalık bir yürüyüşten sonra herkes arabalara binmiş evin yolunu tutmuştu. İlk gelen İhsan beydi ve arabayı bahçedeki otoparka park etti. İçeri girdiler ve Ahmet'in arabasının sesiyle kapı tekrar açıldı. Rüya ve Ahmet el ele içeri girdiler. "İzniniz olursa Rüyayı yarın yüzük almak için dışarı çıkarmak istiyorum."dedi. Rahşan hanım bu adamı her hareketiyle daha çok benimsiyor daha çok seviyordu. "Tabi ki Ahmet'cim o ne demek öyle koca koca insanlarsınız." dedi. "Haklısınız ama yine de bilin istedim." "Bize saygı duyduğun için teşekkür ederim." diyerek konu kapandı. "İzin verirseniz ben yatam yoruluvemişim valla ayaklarım ağrıyo." dedi Saniye hanım. "Elbette dünürüm zaten saat 10 olmuş dinlenin yarın yine gezer dolaşırız madem çocuklar alışveriş için dışarı çıkacaklar bizde çıkalım iyi geceler." diyerek herkes odalarına çekildi. Ahmet yine herkesi dinleyip emin olunca Rüyanın odasına girdi ve kapıyı kilitledi. Rüya bu kez uyumamış sevdiğini bekliyordu. Hatta duş almış saçları ıslak aynanın önünde saçlarını tarıyordu. Ahmet gecelikler içindeki sevdiğini görünce fena oldu. Rüya az evvel kremlenmiş mis gibi kokuyordu ve askılı saten gecelik ile harika görünüyordu. Normalde de böyle giyiniyordu Ahmet yanlış anlar diye pijama giymişti ama rahat edememişti. "Yavrum üşümeyecek misin?" "Sen ısıtırsın." dedi kıkırdarken. "Elbette ama ..." "Amaaa?" "Neyse gel saçlarını kurutayım" diyerek elindeki tarağı alıp saçlarını taradı ve yavaş yavaş kuruttu. İşi bitince saçlarını öpmeyi de ihmal etmedi. Rüya ayağa kalktığında beyaz bacakları meydana çıkmıştı. Tüysüz baldırları ve çıplak omuzları Ahmet'i delirtiyordu. Bir lokmada yiyiverecekti. Gerdanına sürdüğü parfüm son nokta olmuştu. "Yeter yavrum zaten zor duruyorum amacın beni öldürmek mi?" diyerek Rüyayı kucağına aldı. "Yok hayatım ne öldürmesi? Allah korusun dedim ya günlük rutinlerim ama sen varken ayıp olmasın diye yapmamıştım. normalde her gece böyle yapıyorum." "Her gece mi?" "Evet Ahmet ne oldu?" "O zaman bebek işi 1 yıla varmaz." "Nasıl yani?" "Yavrum sen böyle melek gibi dolanırsan ben seni rahat bırakmam ki." Rüya kahkaha attı ağzı Ahmet'in dudaklarıyla kapanınca neye uğradığını şaşırdı. "Birde gülüyor musun Rüyam? Canıma kastın mı var zalımm?"diyerek yeniden dudaklarını birleştirdi.Her ikisi de deli gibi öpüşüyorlardı. Ahmet kendini kaybetmiş gibi kendini sevdiğine bastırıyor yan oturmasına rağmen altındaki sertlikle Rüya gözleri kapalı Ahmet'in saçlarını çekiştiriyordu. Dayanamayıp ata biner gibi oturup sürtünmeye başladı. Rüya öyle inliyordu ki dışarıdan biri duysa hemen anlardı içeride ne olduğunu. Ahmet eliyle kalçalarını sıkıp bırakıyor arada memelerine saldırıyordu. Rüya boşalmaya ramak kala durmak istedi ama Ahmet bu hazdan mahrum kalmasın diye kendini kaldırarak sevdiğini boşaltmış inleyişlerini dudakları arasına hapsetmişti. "Ahhh Ahmettt beni bu halde nasıl?" diye sordu. Gözleri bayılmış dudakları öpüşmekten pespembe olmuştu. Ahmet'in değdiği her nokta kızarmıştı ve Ahmet müthiş keyif alıyordu. Aleti patlama noktasındaydı ve kendini güçlükle tutuyordu. Rüya altında hala dimdik duran şey ile elini üzerine koydu. "Seni rahatlatmamı ister misin?" dedi. "Korkmanı istemiyorum." "Ahmet neden korkayım? Yoksa sen benden utanıyor musun?" dedi tuhaf bir meydan okumayla. Ahmet tam gaza gelip kalkacakken durdu. "Ailenin evinde bunu yapamam yani henüz karım değilken ." Rüya "Ama ama" dediğinde "Yavrum sen dayanamazdın bunu istemedim ve sana yardım ettim." "Bende edeyim." "Zamanı gelince olur mu?" "Peki nasıl istersen ama asabi olursan küserim." "Bana mı? " "Yok babama." "İzin vermem ki." "Göreceğiz." "Hadi gel bakayım koynuma seni uyutayım." "Ya ben bebek miyim Ahmet?" "Evet yavrum sen benim bebeğimsin ve hep öyle kalacaksın." "Ahmettt" "Rüyamm bebeğim." "Seni çok seviyorum" "Bende bebeğim bende snei çok seviyorum"deyip birbirine sarılıp uykuya daldılar.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD