Sınır karakolu gece operasyonunun ardından güneşin ilk ışıklarıyla aydınlanıyordu. Dağlar ve çalılıklarla çevrili üssün üzerinde rotor sesi hala uzaklarda yankılanıyordu. Ahmet Yüzbaşı karakolun çatısına çıkıp çevreyi taradı. Her şey yerli yerindeydi sınır güvenliği sağlanmış operasyonun ardından üs sessizliğe bürünmüştü.
Ekibi yanındaydı Murat cihazları kontrol ediyor Ali sinyal ekipmanlarını topluyor Erkan silahlarını temizliyordu. Tolga ise helikopteri güvenli alanda park etmişti. Her biri operasyonun bitmiş olmasının verdiği rahatlamayı yüzünde taşıyordu.
Ahmet gözlerini uzakta bekleyen bir araca çevirdi. Sessizce karakola yaklaşan bu araç onun için en büyük sürprizi taşıyordu, ailesi.
Aracın kapısı açıldığında Ahmet’in annesi ve babası indi. Annesi gözleri dolu bir şekilde araçtan inmiş sağa sola bakıp kenardaki askere bir şeyler sormuştu. Asker sağa sola bakıp çatıdaki Ahmet yüzbaşıyı işaret edip annesine bir şeyler demişti. Annesi oğlunu görünce koştu ve Ahmet annesinin kendine geldiğini anlayıp hemen merdivenlere doğru koştu. Merdivenleri üçer beşer inip annesi daha karakol binasına adım atmadan kapıyı açıp annesine sarıldı. Annesi oğlunun boynuna yetiştiği kadar sarılmış gözlerinden yaşlar süzülmüştü.
"Oğlum Ahmet'im seni gördüğüme ne çok sevindin çok şükür güvendesin." dedi. Ahmet annesinden hafif ayrılıp alnına hafifçe dokunarak fısıldadı.
"Anne güvendeyim her şey yolunda." Babası da yaklaşarak oğlunun omzuna hafifçe dokundu. Karısı sarılmasa oda oğluna sarılmak isterdi. Karısı oğlunu rahat bırakınca Ahmet yüzbaşı babasının eline uzanıp öptü ve babasıyla sarıldı.
"Evladım seni bu kadar güçlü görmek bir baba için en büyük gurur."
Ahmet bir an durdu ve derin bir nefes aldı.
"Baba anne bu madalya ve onur sadece bana ait değil. Hepimize ekibimize ve sizin dualarınıza ait." Annesi gözlerini Ahmet’in gözlerine dikti.
"Senin cesaretin ve kararlılığın kelimelerle anlatılamaz Ahmet. Rabbim esirgesin seni ve tüm evlatlarımızı." diyerek sırtını okşayıp dualarını sıraladı yürekten. Ahmet anne babasının geleceğini bilmediğinden her hangi bir hazırlık yapmamıştı. Ev büyüktü ama sadece kendine göreydi her şey. Öyle misafir ağırlamak için uygun değildi. Anne babasına diyemese de içten içe rahatsız oldu. Anne babasını eve bırakıp eksikler için dışarı çıkmayı kafasına yazdı.
Sınır karakolunun tören alanı bayraklarla süslenmişti. Komutanlar ve askerler dizilmiş operasyon ekibi hazır bekliyordu. Ahmet’e madalyayı takacak olan sınır komutanı kendine has bir ciddiyetle yaklaştı.
"Yüzbaşı Ahmet" dedi sesinde gurur ve saygı bir aradaydı,
"Operasyon Hayalet’in ardındaki tehlikeleri ortaya çıkaran ve üstün başarı gösteren siz ve ekibiniz ülkemizin güvenliği için olağanüstü bir görev yaptınız. Bu madalya cesaretinizin simgesidir. Ülkeniz size minnettar." Ahmet dizlerini hafifçe kırarak başını eğdi. Madalyayı göğsüne takarken ekibi ve ailesine baktı. Gözleri dolmuş gurur ve hafif bir heyecan karışımıyla doluydu.
Annesi gözlerini silerken fısıldadı.
"Evladım her zaman bizim kahramanımızsın." Babası ise sessizce başını salladı, gözleri Ahmet’in başarısına şahit oluyordu. Ve baba oğul bakışarak birbirlerine minnet duyup rablerine şükrediyorlardı. Törenin ardından kokteyl gibi kısa bir kaynaşma yapılmış sonrasında Ahmet yüzbaşı ailesinin yorgunluğunu bahane edip ayrılmıştı. Ahmet’in dikkati sınır karakolunun girişinde duran bir kadına takıldı. Uzun boylu güven veren duruşu ve gülümsemesiyle sessiz ama etkileyici bir şekilde oradaydı. Ahmet ekibine kısa bir işaret verdi ve sessizce Rüya’ya doğru yürüdü.
"Yüzbaşı Ahmet "dedi Rüya, sesi yumuşak ama anlam doluydu.
"Doktor Rüya buradasın demek."diye yanıtladı Ahmet'in kalbinin ritmi hızlanmıştı. Hem ailesinin varlığı hemde yaşadıklarına Rüyanın da tanık olması gururunu okşamıştı. Rüya hafifçe gülümsedi:
"Senin için buradayım yüzbaşım operasyon bitti her şey yolunda şimdi seninle konuşmak istiyorum." dediğinde yerinde duramayan koca adam gözlerini Rüya’nın gözlerinde sabitledi.
"Konuşalım bakalım çünkü artık operasyon bitti. Ama önce iznin olursa seni ailemle tanıştırmak istiyorum." diyerek anne babasına doğru yaklaşıp anasının elini tuttu. Rüya hem şaşırmış hemde çok memnun olmuştu. Hemen Ahmetin annesinin yanına gidip
"Hoş geldiniz efendim" diyerek öpmeye kalkıştı ama başaramadı. Rahşan hanım elini öptürmeden Rüya'yı kendine çekmiş bir güzel sarılmıştı. Rüya şaşırsa da hemen ayak uydurup kırk yıllık dostlar gibi sarmaş dolaş öpüşüp koklaştılar.
"Anacım Doktor hanımı rahatsız etmeyesin." diyerek anasını kibarca uyardı Ahmet birazda kıskanmıştı. Sonrasında ayrılan Rüya babasına yaklaşıp eline uzandı bu kez işi şansa bırakmayarak sımsıkı tuttuğu eli hızlıca öpüp geri çekildi. Rahşan hanım cevval bu kızı sevmişti üstelik oğlu ilk kez bir kızı kendileriyle tanıştırıyordu. Yıllar önce konu komşu bir şeyler demişti ama Ahmet ne annesine nede babasına tek laf etmemiş anası sorduğundaysa "anam hayatımda kimse yok" diyerek tüm yolları kesmişti.
Kısa bir hal hatır sormanın ardından Ahmet eve geçeceklerini isterse Rüya'yı da bırakabileceğini söylediğinde Rüya buna sevinse de anne babası yanlış anlar diye çekinerek "işim daha bitmedi" demişti. Ahmet izin isteyip yanından ayrıldı ve arabaya binip ailecek uzaklaştılar. Rüya hoşlandığı adam ve onu yetiştiren kadın ve adama bakıp iç çekti . Demek Ahmet'in hayattaki ilk rehberleri öğretmenleri bu insanlardı. Demek bu aileden böylesi mert ve düzgün bir adam çıkmıştı. Belli ki annesi hanımefendi biriydi. Babası da baba kelimesinin ağırlığını tümüyle hissettiriyordu.
Arkalarından bir süre boş yolu izleyip arkadaşının seslenmesiyle hemen kendini topladı önce markete sonrada eve geçti Rüya. Ahmet anne babasını genelde herkesin götürdüğü ortalama bir lokantaya götürüp beraber yemek yediler. Sonra çaylar içildi ve eve geçilecekken Ahmet biraz utandı. Şimdi ana babası evin halini görse belki kızar belki üzülürlerdi. Neyse ki yatak vardı da anne babası yerde yatmayacaktı. Beraber eve geçtiklerinde kafasını yukarı kaldırdı. Rüya'nın mutfağının ışığını görünce yüzü güldü Ahmet'in. O önde anne babası ardı sıra eve doğru adımladılar.
Kapıyı açıp içeri girdiler ve karşı dairenin kapısını gözeliyle kırarak kapısını kapadı.
"Annecim bu evin hali ne böyle? Hiç eşyan yok mu senin?" diyen annesiyle ne diyeceğini bilemeyerek saçlarını karıştırmaya başladı. Ne zaman utansa sıkılsa hemen saçlarına giderdi eli ve durmadan düzeltir çekiştirirdi.
"Neyi var anacım evin normal bekar bir adam evi işte." dedi kendini haklı çıkarmaya çalışarak.
"Haklısın da annem baksana bomboş bir televizyon bile yok." dedi kadıncağız. Ahmet dayanamayıp kahkaha attı.
"Kurban olurum sana anam yarın alır gelirim istediğin televizyon olsun" dedi.
"Ben ne yapayım yavrum televizyonu ben sen yalnızsın sıkılma diye dediydim." dedi.
"Canım anam ben iş güçten eve zor geliyorum birde televizyon mu izleyeceğim? Vaktim kalmıyor ki . Anca banyo yapıp çıkıyorum evden." diye derdini anlattı annesine.
"Ah yavrum ah bir başına zor tabii yanında bir can yoldaşın olaydı bak nasılda gelirdin her fırsatta burayı da cennet ederdi sana." dedi kadın içerlenerek. Ahmet hemen Rüya'yı düşündü. Onun yanında gerçekten de cennette gibi hissediyordu. Evi zaten çiçeklerle renkli yastıklarla bahar bahçeydi. Aklı Rüya'ya dalıp gitmişken kapının sesine annesi hemen koştu. Koridordan kapının kapanma sesiyle kendine gelip ayağa kalkmasıyla salon girişinde Rüyayı gördü.
"Hoş geldin güzel kızım ne zahmet ettin." diyerek Rüyanın elinde duran mis kokulu keke baktı Ahmet. Zamanında test etmiş aşık bile olmuştu.
"Hımm ne güzel kokuyor sen mi yaptın kızım?" dedi Rahşan hanım.
"Evet efendim ."
"Ne efendisi kızım benim adım Rahşan istersen Rahşan teyze diyebilirsin." diyerek başını salladı.
"Tabii siz nasıl isterseniz" diyerek hemen kabul edivermişti.
"Oğlum doktor kızımı davet etmeyecek misin ? Ayakta kaldı güzel kızım." dediğinde Ahmet karşısındaki manzaraya dikkat kesilip annesinin kaşı gözüyle Rüya'yı beğendiğini ve evden gitmesin diye neredeyse kızı eve kilitleyeceğini anlayıp hemen gülümsedi.
"İstersen çayı beraber içelim nasılsa yancımız hazır." dedi Ahmet.
"Tabii ki isterseniz çayı ben koyayım." diyerek resmen salondan kaçmıştı Rüya. Bir yandan annesinin sıcaklığı bir yandan bu kadının doğurup büyüttüğü hoşlandığı adam aklını iyice karıştırıyordu.
Hızla etrafa baktı ama demlik falan yoktu. Dolaplara bakınca eski tip bir ketıl görüp aa dedi. Mağlum bekar erkek oturup çay demlemekle falan uğraşmıyordu demek. Renk vermeyerek mutfaktan çıktı ne yapacağını bilemez halde.
"Şey ben evde demliyeyim isterseniz bana buyrun." dedi utana sıkıla. Ahmet olayı anlamıştı ve biraz utanmıştı. Evinde ufakta olsa bir çaydanlığı yoktu. Hoş ihtiyacı da yoktu.
"Şey kusura bakma Rüya benim çaydanlığım yoktu." dedi eli saçında biraz mahcup olmuştu.
"Nasıl çaydanlığın yok? " dedi Rahşan hanım.
"Ben pek evde kalmadığımdan gerek duyup almamıştım."
"İyi de oğlum canın istediğinde ne yapıyorsun kahvaltıda falan?" dedi annesi.
"Aslında çok çay sevmem arada sırada içiyorum onu da zaten iş yerinde içiyorum evde pek aramıyorum bende alma geregi duymamıştım." diyerek dürüstce açıkladı.
"O halde izin verirseniz ben eve geçiyorum . İsterseniz sizde buyurun isterseniz ben demleyip getireyim ." dedi Rüya.Ahmet anne babasına bakıp yoldan geldiklerini düşündü ve Rüya'yı da rahatsız etmemek için "gelmeyelim"dedi. Rüya da peki deyip evden ayrıldı.
Hızla eve geçip hemen çay koydu yanına çerezdi bisküviydi bir şeyler ayarlayıp beklemeye başladı. Aklı Ahmet ve ailesinde kalmıştı.
Rahşan hanım oğlunun böyle hiç bir şeysiz yaşamına içerlendi. Demek ki oğlu vatanı için canını ortaya koyuyordu da evinde canı çekse demleyecek bir demliği çayı yoktu. Çok üzüldü Rahşan hanım ve derin düşüncelere daldı. Eşi halini anlayıp karısının yanına geldi ve elini omzuna koyup kendine çekti.
"Dertlenme hemen yarın çıkar eksiklerini alırız hanım." dedi. Rahşan hanımın içi hiç rahat değildi . Eksiklik eşya değildi ki eve geldiğinde bir ses bir nefesti yoldaştı aslolan. Kendi içinde şu kısacık sürede Rüya'yı ölçüp tartmış ve oğlunun gözlerindeki o heyecanı hemencik fark etmişti.
"Demlik değil kadın gerek bu eve ama öyle kadın dedim diye gündelikçi sanma. Sana bir can yoldaşı susadın mı acıktın mı halini bilip yüzünü güldürecek biri olmalı ." dedi. Hanımının haklı oluşuyla başını salladı. Ahmet annesini anlamıştı ama nasıl desindi "ben Rüya'dan hoşlanıyorum ama daha onunla görüşemedim söyleyemedim "diye. Derin bir nefes alıp kaşlarını çattı.
"Ahmetim oğlum biliyorsun bu işler zorlamayla olmaz gönül kimi sevse güzel odur. Ama içim hiç rahat değil ben yanında değilim hoş yakın olsam da bir eş gibi olamam da." diye durumu kısaca özetledi kadın. Haklıydı anne baba ne kadar anlayışlı sevgi dolu olsa da gönlünü ısıtacak eş başkaydı. Ahmette o bilinçle bakışlarını halıyı döktü.
"Biliyorum anne biliyorum da ." dediğinde babası söze atladı.
"Ahmet doktor kızımı ben çok sevdim kendisini henüz tanımıyorum ama nedense içim ısınıverdi." dedi. Ahmet o anın heyecanıyla bakışlarını babasınınkilerle birleştirdi.
"Gerçekten mi baba? Sevdin mi? "diye heyecanla sordu. Babası anlamıştı deli oğlu Rüya'dan hoşlanıyordu.
"Çok sevdim oğlum maşallah nesi var eli yüzü düzgün hanım hanım bir kızcağız. Belli ailesi iyi insanlar kızlarını düzgün yetiştirmişler." diye ekledi.
"Evet baba görsen çok seversin hele babası beni çok sevdi" dedi ve o an yaptığını yeni fark edip dudağını ısırdı.
"Demek seni çok sevdi ha oğlum? " dedi Rahşan hanım.
"Şey babası rahatsızlanmıştı da bende eşlik etmiştim Rüya'ya. O vesileyle tanışmak nasip oldu." diyerek sesi içine kaçmış halde kendini ve içinde bulunduğu durumu açıklıyordu.
"Hayırlısı olsun oğlum hayırlısı olsun." diye güzel dileklerini dilerken kapı çalındı. Ahmet hemen yerinden kalkıp koşar adım kapıya yöneldi. Rahşan hanım oğlunun ardından eşine bak bak diye başını sallıyordu.
Ahmet kapıyı açtığında eşikteki koca demliği gördü ama Rüya yoktu. Karşı kapı açıktı ve az sonra Rüya elinde dolu tepsiyle dışarı çıkıp kapısını kapadı. Ahmet eğilip demliği alıp içeri girdiler.