Bölüm 1 - Karşılaşma (1)

4679 Words
Bölüm şarkısı; SEZEN AKSU - Yalnızlık Senfonisi Hani derler ya... Kızlar annelerinin kaderini yaşar diye... Sizce bu doğru mudur? Bende annemin kaderini yaşayacak mıyım? Elime aldığım son TYT testimi de çantamda açtığım boşluğa sıkıştırdım. Her şeyin tam olduğuna emin olduktan sonra fermuarını çekip kapının yanına bıraktım. Hızlıca aynanın karşısına geçip görünüşümü bir kez daha gözden geçirdim. Kahverengi ve dalgalı saçlarım omuzlarımdan göğüs altıma kadar ilerliyordu. Zümrüt yeşili gözlerim her zamanki farklılığını belli ederken kirpiklerime hızlıca rimel sürdüm. Üzerimde beyaz bir gömlek ve göğüs kısmında Doğan Kolejinin yani okulumun arması vardı. Lacivert şort eteğimi de düzelttiğimde beynim artık hazır olmam gerektiğini bağırıyordu. Daha fazla oyalanırsam Zeliş Sultan'a yakalana bilirdim. Bu yüzden hızlıca çantamı ve yeşil kot ceketimi alıp odamdan yavaş adımlarla çıktım. Kapımı yavaşça kapatıp elimdeki anahtar ile kapıyı kilitledim. O kadar yavaş hareket ediyordum ki çıt sesi bile çıkmıyordu. E normal değil mi, artık ustalaştım. Merdivenleri parmak uçlarımda inerken kot ceketi giyip cebine anahtarı koydum. Son basamağı da inip kapıya döndüm. Yüzümde geniş bir gülümseme oluştu. Bu bir zafer gülümsemesiydi. Bugün o lanet kahvaltıya oturmayıp güler yüzle okuluma gidecektim. Moralim bozuk modum düşük olmayacaktı. Kapıya uzanıp kolu tutacakken arkamdan bir öksürük sesi geldi. Anında gözlerimi yumup yüzümü buruşturdum. Hadi ama ya! Neden kader bir kez de benden yana değildi ki? ''Küçük hanım, nereye böyle kaçar gibi...'' Arkamdaki sesle elimi indirip sesli nefes vererek döndüm. Beyaz gömleğinin kollarını her zamanki gibi dirseklerine kadar kıvırmıştı. Siyah kumaş pantolonuna siyah babetleri eşlik ediyordu. Başındaki çiçekli yazma beyaz ve kınalı saçlarını gizliyordu. Israrla tek kaş kaldırmaya çalışan ama asla başaramayan yüzüne bakıp gülümseyerek ilerledim. ''Zeliş Sultan uğraşma yapamıyorsun.'' Yanına yaklaştığımda gözlerime bakıyordu. Elimi kaşına koyup yukarı doğru kaldırdım. Oluşan görüntü ile yüzümde gururlu bir gülüşü belirdi. ''Heh, şimdi oldu!'' Kaşlarını çattığını gördüğümde dudağımı ısırdım. Elinin tersi ile koluma vurduğunda hızla kendimi geri çektim. Hadi ama, yardım ediyordum. ''Bak birde dalga geçiyor. Nereye böyle kaçar gibi? Kahvaltıda yapmadın.'' Sıkıntıyla omuzlarımı düşürüp kahvaltı kelimesi ile gözlerimi devirdim. ''Gibi değil gerçekten evimden kaçıyorum. Bu iki ruhsuz cadı beni evimden soğuttular.'' Zeliş Sultan panikle işaret parmağını dudağına götürüp susmamı işaret ettiğinde kaşlarımı çatıp başımı ne var dercesine salladım. O iki cadıdan korkmuyordum. ''Aman kızım sessiz ol. Yine kavga çıkmasın. Sonra seni üzüyorlar bende üzülüyorum yavrum.'' Ellerimi Zeliş Sultan'ımın yanaklarına koyup öpücükler kondurdum. Benim eksik yanımı o tamamlamaya çalışıyordu. Yıllardır bana anne eksikliğini aratmamaya çalışmıştı. O bir melekti. Annesiz bir kızın annesi olacak kadar koca yürekli bir melekti. ''Sen sıkma canını. Bende okula gidiyorum. Akşama görüşürüz.'' Hafifçe yanaklarını sıkıp tatlı tatlı gülümseyerek arkamı dönecektim ki yüzünde kurnaz bir gülümseme belirdi. ''Yemezler yavrucuğum. Oturup kahvaltını edeceksin.'' ''Hayır ama ya!'' ''Hadi yavrucuğum hadi.'' Kolumdan tutup yemek masasına doğru ilerlerken sessizce söylenmeye devam ediyordum. Çünkü bugün gerçekten onların suratını görmek istemiyordum. ''Abla bari bugün bırak beni. Gerçekten onların yüzünü görmek istemiyorum. O aşşağılık bakışlar altında yarım saatimi bile harcamak istemiyorum.'' ''Akşam yemeklerindeki gibi görmezden gel kuzucuğum. Sen kahvaltını yapmayınca aklım sende kalıyor.'' Girişteki iki merdiveni çıktığımızda hemen soldaki merdiven altındaki masa dikkatimi çekti. Babam yine baş köşede oturmuş gazeteleri incelerken Ebru hemen yanında tableti ile ilgilenerek kahvaltısını ediyordu. Zeliha Abla sandalyemi çekip beni oturttuğunda babamında Ebru'nunda bakışları bize döndü. Omzularım düşük gözlerim masada beklerken kendimi duyacağım kelimelere hazrlıyordum. ''Günaydın kızım. Ne oluyor?'' Babamın sorusunu Ebru somurtarak cevapladı. ''Ne olacak canım Damla Hanımın iş güzergâhları. Ev işleri bu kadını yormuyormuş gibi birde bu kızın çocuk gibi davranışları ile uğraşıyor.'' Son cümleyi özellikle benim duyacağım bir sesszilikte söylemişti. Derin nefes alıp onu duymamaya çalıştım. Yüzüne bile bakmıyordum. Sakin ol Damla. Biliyorum o kadını yolmak istiyorsun ama sırası değil. Şimdi onun karşında oturmadığını düşün.'' ''Kahvaltı etmeden gidiyordu Murat oğlum.'' Masadan gelen sesle sıçrayarak hepimiz Ebru'ya döndük. Kaşlarını çatmış eliyle masaya vurmuştu. Böyle psikopat bir kadındı. ''Sana kaç defa dedim. Bey diyeceksin diye.'' ''Ebru sakin olur musun? Zeliha kaç senelik yardımcımız oğlum dese de sorun değil.'' ''Hayır Murat! Bunlara böyle yüz verdikçe tepemize çıkıyorlar. Bey, Hanım diyeceksin!'' Ya sabır! Ya sabır! ''Peki Ebru hanım.'' Ebru memnuniyetle onayladığında Zeliha abla mutfağa gitmişti. Zeliha abla elli yaşlarındayken Ebru kırk yaşlarındaydı. Büyüğüne böyle davranmasını geçtim Zeliha abla ondan önce de bizimleydi. Onu böyle aşağalaması beni deli ediyordu. ''Ebru ayıp olmadı mı? Seninle konuşmuştuk.'' Babam gazetesini katlayıp masanın bir kenarına koymuştu. Ebru'ya tebessümle bakarken Ebru sinirli bir şekilde babama bakıyordu. ''Hayır hayatım. Böyle insanlara az bile yapıyorum. Kaç yıllık çalışanım beni kovamazlar deyip kendilerini salıyorlar. Çalışmıyorlar kendilerini evin hanımı gibi görüyorla. Böylelerinin şimdiden başını ezmek lazım. Hem sen işinle ilgilen ev konusunda bana karışma.'' Babam pes edip kahvaltısına dönmüştü. Ama ben beni büyüten kadını ezdirecek değildim. ''Benim canımı sıkma Ebru. Zeliha ablanın emeği senden fazla. Onunla böyle konuşup kalbini kırarsan kalbini paramparça ederim.'' ''Damla Ebru ile düzgün konuş diye ne kadar uyaracağım seni?'' Babamın uyarı dolu sesiyle sandalyemi gürültü ile geri itip ayaklandım. Sertleşen yüzüm ve çatılan kaşlarımda doğrudan babama bakıp dudaklarımı araladım. ''Sonsuza kadar baba. Çünkü bu kadına tavrım değişmeyecek.'' Yan sandalyedeki çantamı alıp sandalyeyi biraz daha itip konuştum. ''Size afiyet olsun bende açlığa dair bir şey bırakmadınız.'' Dış kapıya ilerlerken arkamdan terbiyesiz diyen Ebru'ya dönüp tek kelime etmedim. Dış kapıya dönecekken birden önüme çıkan Ece ile ikimizde olduğumuz yerde durduk. Ardından onunda yüzünü görmüş olmanın verdiği sinirle sesli nefes verip yanından geçtim. ''Şu havalara bak. Kendini prenses sanıyor.'' Sesi ben yürüdükçe uzaklaşmaya başlamıştı. Sanırım o da masaya ilerliyordu. Dış kapıya geldiğimde elimi kapı koluna koyup nefretle kendime çektim ama bir anlığına durup içerideki sesleri dinledim. ''Günaydın kızım.'' dedi Ebru. ''Günaydın annem.'' dedi Ece. Sanki göğsüme bir bıçak saplandı. ''Günaydın kızım.'' dedi babam. Göğsümdeki bıçak daha derine girmişti. Can çekişiyordum. Kapı kolundaki elim bembeyaz olmuştu. Neden beyaz olacak sinirimi kapı kolundan çıkartıyordum. ''Günaydın Murat abim. Ne oldu yine senin deli kızına?'' ''Her zaman ki şeyler.'' ''Annemin mutluluğunu çekemiyor.'' Evden çıkıp kapıyı kırılacak derecede sert kapattım. Omzumdaki çantamın kolunu sıkıca tutup bahçe çıkışına ilerlemeye başladığımda sol elim çoktan yumruk olmuştu. Çekemiyormuşum. Hah! O kadın bana cehennemi yaşatıyordu. İki yüzlülük yapıyordu. ''Damla!'' Arkamdan gelen sesle olduğum yerde kaldım. Bahçe kapısına nerdeyse on adım kalmıştı. Parmak uçlarıma kadar buz kesmemi sağlayan sesle derin nefes alıp verdim. Sakinim. Olay çıkartmayacağım. ''Damla dedim!'' Ağırca arkamı dönüp buz gibi gözlerle Ebru'ya baktım. Gözlerime beni biraz sonra boğazlayacak gibi bakmasına artık alışmıştım. Boğazlamasına da alışmıştım. Lafın gelişi değil ciddi söylüyorum bu kadın gece ben uykudayken beni yastık ile kaç kez boğmaya kalkmıştı. Neyse onu sonra detaylı anlatalım şimdi gelelim şu anki duruma. Ebru yine sinirini benden çıkartacaktı. Moralimi bozmadan okuluma gönderirse gününün kötü falan geçeceğine inanıyor sanırım. Yoksa bunun başka açıklaması olamaz. ''Ne var?'' ''Şu adamı bir kere üzme.'' Kaşlarım burnuma kadar indiğinde öfkeyle dişlerimi sıktım. ''Senin dediğini kulağın duyuyor mu? Onu ben değil sen üzdün.'' Bana bir adım gelip işaret parmağını yüzüme salladı. ''Haddini bilmesi gerekenlere haddini bildirdim.'' Bir adım yaklaşıp tam gözlerine baktım. Yeşil gözlerim onun sarı gözlerine öfkeyle bakarken onun gözleri benim gözlerime bir şeyden tiksinir gibi bakıyordu. ''Ebru babamı kendi tarafına çekmiş olabilirsin ama senin gerçek yüzünü onun dışında hepimiz biliyoruz. Zeliha ablanın ya da Sedat abinin kalbini kıracak bir şey yaparsan seni çok fena yaparım Ebru. Sen ve babam artık gram umurumda değilsiniz.'' Arkamı dönüp tam ilerleyecekken bileğimden sertçe yakalayıp yeniden ona dönmemi sağladı. ''Bana bak yer cücesi-'' Sıkmaktan kızardığına emin olduğum bileğimi sertçe elinden çektim. ''Bir daha bana dokunursan seni yakarım Ebru. Mecazi olarak değil gerçekten gece yatağında uyurken bu sefer ben seni yakarım.'' Bunu yapacağıma inanmış gibi gözleri büyüdüğünde arkamı dönüp bahçeden çıktım. Kapı yanında sigara içen Sedat abi beni gördüğünde yüzünde bir tebessüm oluştu. Elindeki telefonunu kapatıp cebine koyarken bana doğru dönüp konuşmaya hazırlandı. ''Günaydın Şeker Kız.'' ''Günaydın abi.'' Duygusuz sesimle konuştuğumu duyunca kaşları çatıldı. Yanında düşük omuzlarım ve sert bakışlarımla durduğumda kaşları daha da çok burnuna inmişti. ''Noldu?'' ''Sabah sabah enerjimi sömüren sence kim olabilir abi?'' Gözlerini devirip sıkıntıyla yüzünü avuçladığında ellerinin arasından gelen sesini duydum. ''Ebru!'' Tebessüm ederek başımı salladım. Tabi ki de Ebru başka bu evde huzur bozan biri var mı? Güzel başlayan tüm günlerim bu kadın yüzünden gergin devam ediyor. Gerçekten bıktım artık. Bir günde mutlu kalkıp bu evden mutlu çıkmak istiyorum. ''Seni okula bırakmamı ister misin?'' Omzumdan düşecek gibi olan çantamın kolunu tutup çekiştirdim. Bir yandan da Sedat abiyi başımla reddediyordum. ''Yok abi.'' Telefonumdaki saate baktım. Otobüsün gelmesine az kalmıştı. ''Otobüsüm birazdan gelir ben gideyim.'' ''İyi dersler abicim.'' ''Sağ ol abi kolay gelsin.'' Yanından mutsuz bir şekilde ayrılıp sokakta yürümeye başladım. Kulaklığımın uçlarını yerlerine takıp hızlıca Cansu'yu aradım. Telefon ilk çalışta açıldı. ''Günnaydınn bebeğim.'' Cansu'nun neşeli sesi üzerimdeki gerginliği birazcık silmişti. Ama birazcık... ''Günaydın Cansu.'' Betondan farksız sesimle karşıdaki nefes sesi bile kesildi. ''Sesine bakılacak olursa Ebru yine yapmış yapacağını?'' Başımla onu onaylarken telefonu ceketimin cebine sıkıştırıp yumruk olan ellerimle öfkemi kusmaya başladım. Yakın arkadaşlar bugün için vardı... ''O oturduğu sandalyeyi şöyle kafasında parçalamak istedim.'' ''Keşe bunu yapabilsek! Onun o kahverengi saçlarını yolabilsem.'' Yumruk olan elimi avcumun içine öfkeyle vurdum. ''Babamın kör gibi bu kadını savunmasını ben kaldıramıyorum.'' Sesimin değiştiğini anlamasıyla Cansu atıldı. Evet ağlamaya doğru gidiyordum. Ben sinirden ağlayan bir insandım. Yeri geldiğinde cevabı yapıştırır o kişiyi yerin dibine gömerdim ama yalnız kaldığımda da tüm sinirimi ağlayarak atardım. Nefret ediyordum ağlamaktan. ''Tamam sakin ol. Şimdi bana gel yüz yüze konuşalım. Tamam mı?'' Görmese de başımla onayladım. ''Tamam. Görüşürüz canım.'' Telefonları kapattığımızda elimle gözlerimi bastırarak sildim ve sokağın köşesinden döndüm. Kulaklığımın düğmesine basıp şarkı çalmasını sağladım. Omuzlarım düşük bu hayattan benzemiş gibi durağa geldim. Telefonumdan hızlıca bir şarkı açıp duygusallığımı üzerimden atmak istedim. Durumumuz iyiydi okuluma servisle de gidebilirdim ama kendimi kalabalığa atmak istiyordum. Herkes otobüslere binmek istemezken ben gürültülü ortamlara girip kafamdaki sesleri susturmak istiyordum. Karşımda duran otobüsün üzerindeki yazıya baktım. Otobüsüm gelmişti. Herkes hızlıca otobüse binerken ben en son kişi olarak otobüse bildim. Yan yana boş olan iki koltuk - biri cam kenarında- bile beni sevindirmemişti. Resmen Ebru bütün enerjimi sömürmüştü. Kendimi cam kenarındaki koltuğa attım. Çantamı bacaklarımın üzerine bırakıp başımı camın bittiği yere yasladım. Zaman ne de çabuk geçiyordu. Babamın Ebru ile evlendiği günü dün gibi hatırlıyordum. Ne de olsa karanlığımın başladığı gündü. İlk başlarda o kadını az da olsa sevmiştim ama azıcık. Daha sonra ise birden nefret doldum. Neden mi? Aklınca beni köşeye sıkıştırıp göz dağı veriyordu. Her şey de önce kızı olsun istiyordu. Peki ben bu kadına neden katlanıyorum? Hemen özet geçeyim. Ben 8 yaşındayken annem kanserden öldüğünde, babamla beraber kalmıştık. 2 yıl boyunca babamla beraber yaşamıştık kimseyi hayatımıza almamıştık. Ama babam bir gün yanıma gelip benimle konuşmuştu. O kadınla evlenmek istediğini söylemişti. İlk baş istememiştim ama sonra babamın üzüldüğünü görünce kabul etmiştim. Ebru'nun da kocası ölmüştü. Kızıyla kalmıştı. 11 yaşımda evlenmişler ve bizim evimize taşınmışlardı. Evin her yerinde olan annemin resimleri birer birer toplanmış bir kutuya konulmuştu. İşte o andan beri o kadına gıcık kapıyorum. Kutuyu çöpe atacakken onu iterek durdurmuş ve elindeki kutuyu alıp odamın her yerine o fotoğrafları dizmiştim. Babamın yanında özürler dileyerek kendini affettirmişti, tabi o çöp mevzusunu nasıl açıkladı orasını bilmiyorum. Ece ile ayrı odalarımız vardı. Birimizinki bir uçta diğerimizin ki diğer uçta. Ben hepsinden uzakta olan merdivenin başındaki odada kalıyordum. Benim değimimle benim küçük sığınağım... Otobüsün ani fren yapmasıyla camdaki başımı tutmayıp önümde ki koltuğa çarptım. ''AH! Kahretsin!'' Sinirle elim başıma giderken gözlerim kapalı söyleniyordum. Sol kaşımın üstündeki zonklama ile yüzümü buruşturdum. ''İyi misin?'' Hemen solumdan gelen sesle alnıma bastırdığım sol elimi çekip yanımdaki kişiye döndüm. Koyu sarı ve bukle bukle saçları alnına dökülmüş, deniz mavisi gözleri parlayan genç bir erkek bana sırıtarak bakıyordu. Evet sırıtarak. Sanki yaşadığım olay çok komikmiş gibi birde gülüyor. ''Komik mi?'' diye sinirle solumamla kaşları havalandı. Suratıma salak salak bakarken gerilen damarlarım beni ayaklandırdı. ''Kalkar mısın(ız)?'' Onun aksine ben mesafeli bir şekilde konuşup -ız ekini de bastıra bastıra söylemiştim. Sinirlendiğimi anladığında beni onaylayıp hızla yerinden kalkıp bana yol verdi. Maviş gözleriyle yanından geçip gitmemi izlerken kapının karşısında durup sesli nefes verdim. Arkama dönüp baktığımda hala beni izlediğini gördüm. Allah'ım işine karışmak gibi olmasın ama bu gözleri bu utanmaza vereceğine başka bir erkeğe verebilirdin. Ne bileyim yani başkasında daha bir güzel dururdu. Tamam buna da yakışmış- Of ne saçmalıyorum ben. Önüme dönüp duran otobüsten kendimi zor attım. Çantamı omzuma takıp yürümeye başladım. ''Bütün gıcıklar beni bulur zaten. Hayır evdekiler yetmiyor birde dışarıdakilerle uğraşıyordum. Hah! Sıyırmama az kaldı yemin ediyorum. Ha buraya kadar doldum.'' Elimi burnumun hizasında tutarken gözlerimi etrafta gezdirdim. E ben fevrilikle otobüsten inmiştim. Ben ne bok yedim ya! ''Ama hayır ya!'' Elim alnımda patlarken tabana kuvvet diyerek yürümeye başladım. Yirmi dakikalık yolu yürüyerek okul kapısına gelmeyi başardım. Okul sınırlarına adım atıp etrafta Cansu'yu aradım. Böyle turuncu saçlı, orta boylarda, şeker gibi tatlı, sürekli gülümseyen, azıcık çatlak, çilli ve bal gözlü bir kız arıyordum. Bir yandan Cansu'yu ararken bir yandan da size okulumuzu anlata bilirim. Bahçeden girdiğimizde sağ tarafta ünlü Doğan Koleji yer alıyor. Önünde ise geniş bir bahçesi vardı. Okulun sağ tarafında yani bahçe kapısının olduğu yerde ağaçlar ve banklar yer alıyordu. Sol tarafında ise geniş gövdeli, yılların ağaçları ve çardaklar vardı. Okulun arkasında spor alanları ve sahalar vardı. Çardaklarda göz gezdirirken hemen önlerinde olan bir bankta Cansu dikkatimi çekti. İşte bizim kızı buldum. Yanında Basketbol takımından Buse vardı. Kesin maçları tartışıyor. Buse takımdaki en çok basketbol sevdalısı olan kızdı. Bu yüzden iki lafından biri basketboldu. Yanlarına yaklaşmaya başladığımda Cansu'nun bakışları beni buldu. Yüzünde oluşan gülümsemeyle yanındaki kızı orda bırakıp koşarak bana sarıldı. Olduğum yerde sarsılırken yüzümde bir gülümseme oluştu. Size azıcık çatlak olduğunu söyledim diye hatırlıyorum. ''Cansu, Cansu! Kızım benim okulda bir ağırlığım var. Bir kaptana yakışıyor mu bunlar?'' Gülerek ellerini yanaklarıma koyduğunda hızla ellerini yüzümden uzaklaştırdım. Gözleri parlarken genişçe gülümsedi. ''Ah benim canım kaptanım. Kız görüşmeyeli iki gün oldu özledim.'' Gülerek omzuna hafifçe vurdum. İki gün diye bahsettiği hafta sonu tatiliydi. Arkadaşım deli meliydi ama seviyordum ya. O benim tek dostumdu. ''Kaptanım günaydın.'' Cansu ile birbirimize gülerken sağ taraftan gelen sesle o yöne döndüm. Buse omzunda çanta ile doğrudan bana bakıyordu. Ona tebessüm ederek baş selamı verdim. ''Günaydın Buse. Nasılsın?'' ''İki haftaya antrenmanlar başladığı için çok iyiyim. Sen nasılsın kaptanım?'' Ona başımı yana yatırıp uyarı dolu bir gülümseme sundum. ''Buse sürekli kaptanım demesen. Konuştuk bunu.'' Otuz iki diş sırıtarak yüzüme baktığında gülümsedim. ''Demek iki hafta sonra?'' Antrenmanları sorduğumu hemen anlayıp başıyla onayladı. ''Evet seni bunun için bekliyorum. Gökhan Hoca iki hafta sonra başlayacağımızı söyledi.'' Elimi omzunda gezdirip tebessüm ettim. ''Tamamdır canım ben mesajı aldım.'' Başıyla onaylayıp bir Cansu'ya bir bana baktı. ''O zaman sonra görüşürüz iyi dersler.'' ''İyi dersler.'' Arkasından Cansu ile seslenirken kızın arkasına dönmesiyle Cansu elimden tutup beni bankın yanına sürüklemeye başladı. Allah'tan bankta çantası vardı da kimse kapmamıştı. Banka oturduğumuzda Cansu'nun heyecanlı halini tebessüm ederek izledim. ''Ne oluyor?'' ''Kızım çok güzel bir şey oldu?'' Resmen gözleri parlıyordu. Bunun nedeni eğer tahmin ettiğim kişi içinse bu sefer gerçekten bu kızın kafasına kafasına vuracaktım ki düzelsin. ''Sakın bana Berk yüzünden bu kadar mutlu olduğunu söyleme!'' Anında yüzünü buruşturup göz devirdi. ''Iyyy şeytan görsün yüzünü. Aman tövbe tövbe görmesin... Bana uzak Allaha yakın olsun.'' Ona gülümseyerek baktım. Benim arkadaşım böyleydi işte. Duygularını öldüren, güvenini yıkan, merhametini söndüren birine beddua etmiyordu. O zamanda etmemişti şimdide etmiyordu. Dediği tek bir cümle vardı. Kötülük eden ettiğini yaşamadan ölmezmiş. Bu cümleye tutunuyordu. Onun sayesinde bende bu cümleye tutunuyordum. Evdeki iki ruh hastası varlığı gördüğümde aklımda bu söz yankılanıyordu. Kötülük eden, ettiğini yaşamadan ölmez. Sana yalvarmadan gitmez. Azıcık sabret bu kadının sana çektirdiklerini çekerken ki halini seyret. "Oh birazcık rahatladım." Hemen Cansu'ya geri döndüğümde elini havada salladı. "Üff, unut şunu asıl bombaya gel." Bana dönerek oturdu ama yerinde duramıyordu. Ellerini birbirine kenetleyip tuttuğu nefesiyle bir kerede konuştu. "Ben bir çocuk gördüm..." Anında heyecandım suya düşerken yüzümde düşmüştü. Cansu dikkatimi çekmek için elini falan sallasa da çok geçti. Arkama yaslanıp bıkkınca konuştum. "Öf be kızım ya. Bir bıkmadın. Bu olaylarla dilin yandı yoğurdu üfleyerek yiyecekken sen hala devam ediyordun." "Ama bu diğerleri gibi değil Damla!" Genizden gelen sesiyle yüzüne döndüğümde dudak bükmüş gözlerime bakıyordu. "He bir de tanıştım de." Sesimi biraz yükselttiğimin sonradan farkına varmamla başını hızla iki yana salladı. "Sadece konuştuk. Yeni gelmiş, biraz da yapılıydı sanırım son sınıf. Hem çok yakışıklıydı. Böyle masmavi gözleri vardı." Mavi göz dediğinde neden benim gözümün önüne otobüsteki o şahıs geliyordu. Hayır neden ben onu hatırlıyordum ki. Onu düşünmemek için başımı iki yana sallayıp kendimi Cansu'ya vermeye çalıştım. Ben başka bir meseleye dalmışken Cansu destan anlatıyordu. Her zamanki gibi... "Diğer erkekler gibi işe Cansu." "Kız, senin bu erkek düşmanlığın beni bir gün delirtecek. Neresi diğer erkekler gibi? Ne kadar nazik konuşuyordu diyorum... Sen beni dinlemiyor musun?" Ona tebessüm ettiğinde kaşlarını çatıp çantasını aldı. "Bende oturmuşum sevincimi en yakın dostumla paylaşıyorum. Hehey! O ise dünyada değil." Cansu söylene söylene çantasıyla ilerlemeye başladığında başımı iki yana sallayıp ayaklandım. Kardeşim gibi gördüğüm insanın peşinden koşmayacaktım da kimin peşinden koşacaktım. Omzumdaki çantanın kolunu düzeltip Cansu'nun pesinden ilerledim. Ah be kızım sonu Berk gibi olunca sen üzüleceksin ben üzüleceğim ama ona bir şey olmayacak. Benim korkum bu. Erkek düşmanı ben değilim. Kızların duyguları ile oynayan erkeklere fırsat vermeyen benim. Benim yaptığım kendimi ve arkadaşımı korumak. Cansu'nun peşinden sınıfa girdiğimde duvar kenarındaki sıramıza oturduk. Cansu çantasını sıraya koyup üzerine de başını koyarak bana döndü. Yüzünde aptal bir gülümseme vardı. Hani şu kızların hoşlandığı erkekleri düşünürken oluşan gülümseme var ya heh o. "Çok tatlıydı." Ona gülümsemekle yetindim. Ama içten bir gülümseme olmadığını Cansu'da biliyordu. "Sen boş ver onu da derslere odaklan. Bak iki hafta sonra antrenmanlar başlayacak ben derslere giremeyeceğim bana geri kaldığım konuları sen anlatacaksın." "Bu dersi dinleyeceğimi sanmıyorum." Ona gülen yüzüne tebessüm ederek çantama döndüm. Şu an Cansu'yu kimse ders moduna sokamazdı. Kendi dışında tabi. O şu an hayal dünyasına dalmıştı. Benim sahip olamadığım hayal dünyasına. Çantamdan dersimiz olan biyoloji kitabı ile test çıkarttığımda Cansu'dan bir homurdanma geldi. Gözlerim ona kaydığında başını başka tarafa çevirmişti. "Allah'ım resmen ders delisi!" Delirecek gibi gelen sesine güldüm. "Hedefimi biliyorsun çok çalışmam lazım." Yüzüme bakmadan başıyla onayladı. "Hiç ders düşünemem, hayal kuracağım." Onu başımla reddedip kendimi test kitabıma verdim. Ben maalesef gerçeklerden hayal kurarak kaçamıyordum. O evden kurtulmamım tek yolu şehir dışında bir üniversiteydi. İşte o zaman bende hayal kurmaya başlayacaktım. Yaklaşık 1 saatin sonunda ders bitimini haber veren zil çalmıştı. Yanımdaki Cansu hızla defterlerini kapatıp başını yine sıraya koyduğunda ben defterimin en arkasını açmış hafta sonu evde başladığım çizimime devam ediyordum. "Of... Ne dersti ama." Cansu dikkatimi çekmeye çalışırken ben kendimi dış dünyaya çoktan kapatmıştım. Dirseğim masada elim çenemde resmime odaklanmış güzel güzel işimi yaparken Cansu bana doğru yaklaşmıştı. Koluma hafifçe dokunduğunda direğimi çekip doğruldum. Gözlerim yüzüne kaydığında merakla bir şeye benzemeyen çizimime bakıyordu. "Ne çiziyorsun?" "Sürpriz. Bitince görürsün." Burun kıvırarak geri çekildi. Daha iki saniye olmadan masadan ayaklandı. Şaşkınca ona bakarken eliyle kalkmamı işaret ediyordu. "Çok bunaldım. Oksijen almam gerek. Yemin ediyorum bitki gibi olduk." Sitemine gülerek defterimi kapattım. Doğru söylüyordu. Sınıf gerçekten havasızdı. Bu yüzden onu reddetmeyerek ayaklandım. Hızlıca koluma girdiğinde bu seferlik kolumu çekmedim. Normalde yakın temastan hoşlanmıyordum. Sınıf kapısından çıkacakken içeri girecek olan sınıf arkadaşımız Mert'le karşılaştık. Bizden uzun olan genç erkeğe başımızı kaldırarak bakmamız gerekiyordu. Cansu karşımızdakinin Mert olduğunu görmesiyle hızla başını eğip yanından geçti. Mert'te başını başka tarafa çevirip içeri girdi. Ben ise ikisinin bu haline başımı iki yana sallayarak Cansu'yu takip ettim. Mert sınıftaki en soğuk kişiydi. Tabi erkekler içinde... Kızlar içinde ise kesin herkes beni en soğuk olarak görüyorlardı. Haklılardı. Bende duygu diye bir şey kalmamıştı. Mert'e gelelim. Çok konuşmaz sürekli şarkı dinlerdi. Cansu da Mert'ten biraz çekiniyordu. Evet yanlış duymadın Cansu'dan bahsediyorum. Evet bizim Cansu. Şu yanımda salınarak yürüyen dostum. Mert'in soğuk bakışlarıyla karşılaşmak istemiyordu. Bu benim düşüncem değil kendi söylemişti. Mert ne düşünüyor orasını bilemem ama oda Cansu'dan pek hoşlanır gibi değillerdi. Neyse... Cansu ile yan yana merdivenlerden inip bahçeye adım attığımızda hemen boş bir bank aradık. Sabah oturduğumuz yer hala kapılmamıştı. Bu yüzden adımlarımızı hızlandırıp boş banka el koyduk. Banka oturup daha arkama yaslanmadan cebimdeki telefonum titredi. Yeşil ceketimin cebinden çıkarttığım telefonu açıp mesaja baktım. ! : Damla bu akşam babanla evde olmayacağız. Ece'ye bulaşma sonunda birbirimizi üzmeyelim. Sıkıntılı nefes verip telefonu kapattım ve cebime attım. "Bu ne şimdi?" Cansu'nun öfke dolu sesini görmezden gelip sırtımı banka yaslayıp gözlerimi kapattım. "Mesaj..." "Damla seni tehdit ediyor." Kollarımı göğsümde bağlayıp derin derin nefes alırken Cansu'nun beni izlediğini biliyordum. "Ben umursamıyorum sende öyle yap." "Gerçekten umursamıyor musun?" Gözlerimi açıp başımı yüzüne çevirdiğimde yutkunup önüne döndü. Bakışlarımdan başka çarem olmadığı anlamıştı tabi. Bende önüne dönüp bahçeyi izlemeye başladım. "Attığı mesajı babana göstersek-" "Mesaj çoktan silinmiştir." Cebimden telefonumu çıkartıp telefona dahi bakmadan Cansu'ya uzattım. Başımı Cansu'ya hafifçe çevirip telefonu alması için işaret ettiğimde elimden alıp şifremi girdi. Açılan telefona bakarken mesajlara girdi ve bingo. Doğru tahmin etmiştim. Mesajı attıktan hemen sonra ikimizden de silmişti. Sanki hiç atmamış gibi. "Yaa..." Cansu dudak bükerek bana döndüğünde ona göz kırpıp tebessüm ederek telefonumu geri aldım. "İyi yanından bak. Evde rahatça odama kapana bilirim. Bir de... Resmen kızını döverim diye korkuyor." Son cümlemi gülerek söylememle genişçe gülümsedi. "Harbiden öyle. Ama en son güzel pataklamıştın. Bir de ben yapabilsem." Ellerini birbirine sürterek konuşmasına seslice güldüm. "Kız millette bizi şiddet bağımlısı falan sanacak. Kimse bu kıza böyle böyle yaptı. Ondan bu kız böyle diye uyarmaz da." "Aman sansınlar be..." Gülerek saçlarımı düzeltimde Cansu tebessümle ellerini birbirine sürtüp gözlerime baktı. "Korkmalı mıyım?" "Ebru ve Ece cadısını bırakıp başka bir konuya geçelim. Şu yeni gelen yakışıklı?" Elimle bacağını itip yüzümü buruşturdum. "Üff-" "Ama bir kere dinle ya!" Ellerini kollarıma koyup hafifçe beni sarstığında gülerek onu durdurdum. "Şimdi anlatamadığın için sen gece de uyuyamazsın. Beni de uyutmazsın." Başıyla onayladığında tebessüm ettim. Anlatmasını beklediğimi fark ettiğinde heyecanla oturduğu yerde dikleşti. Bende ona dönüp bir bacağımı diğerinin üzerine aldım. Dirseğim bankın başına koyup elimle başımı destekledim. "Şimdi bugün bahçede seni beklerken..." Cansu başlamıştı bugün o kişiyle nasıl karşılaştığını anlatmaya. Bana her mavi göz dediğinde otobüsteki malum kişi gözümün geldi. Bu yüzde bir süre sonra Cansu'yu dinlemeyi kesip sadece başımla onaylamaya başladım. Daha neyi onayladığımı bile bilmiyordum. Oturduğum yerde dikleşip Cansu'nun hayallere dalıp iç çekişini izledim. "Cansu..." Gözleri bana döndüğünde yüzünde bir tebessüm vardı. "Hı?" "Sana sadece müdürün odasını sormuş. Elin çocuğuna iki dakikada aşık mı oldun." Sıkıntılı bir nefes verdi. Önüme dönüp yerde bulduğum küçük taşı ayakkabımla ittirerek oynamaya başladım. Bunalmıştım erkek muhabbetinden. "Damla Damla! Neden hep hevesimi kırıyorsun be kızım. Bir kere de beni destekle." "Neyi destekleyeyim Cansu? Bir kere gördüğün çocukla aklını kaybettin. Tanımıyorsun. Ya Berk gibiyse-" "Anma şu nağleti." Sıkıntıyla konuşsa da durmadım. "Ya Semih gibiyse." Gözlerime dönüp üzgünce baktığında yeniden yerdeki taşa döndüm. "Tamam ya hemen kapılma-" Sesini birden kesmesiyle konuşmasını bekledim ama elini dizime koyduğunda gözlerim hızla ona döndü. Tam karşısına heyecanla bakarken başımı yüzüne yaklaştırıp baktığı yere doğru döndüm. "Ne oldu kız?" "Bak orda. Ağacın altında oturan kişi." Gözlerimi kısıp ağaç altlarına bakarken bir kişi dikkatimi çekti. Sırtını ağaca yaslamış bir dizini kendine çekmişken diğerini uzatmış telefonuna bakıyordu. Başını eğdiği için yüzüne dökülen saçları gözlerini kapatıyordu. Kaşlarım çatılırken ben bu kişiyi birine benzettim. Koyu sarı dalgalı kıvırcık arası saçlar ve uzun boy... Cansu ile dikizlediğimiz kişi başını kaldırdığında yüzünü gördüm ama görmez olaydım. "Şaka yapıyorum de." Şaşkın sesimi Cansu çok farklı bir yere çekerek omzuyla omzuma hafifçe vurdu ve şen şakrak sesiyle konuştu. "Ne oldu sende beğendin değil mi?" Hızla yüzüne bakıp kaşlarımı çattım. "Saçmalama Cansu!" "Üf tamam be. Bir kere beğendim desen ölürsün sanki." Göz devirip çocuğu izlemeye devam ettiğinde yüzümü buruşturup atladığım bir noktaya geri döndüm. "Ayrıca sende beğendin ne demek ya. Manavdan karpuz mu seçiyoruz?" Cansu yaptığım benzetmeye gülmeye başladığında gözlerim çekimser bir şekilde çocuğa baktım. Çocuk ne kelime kesin son sınıftı. Yapılı uzun boyluydu. Otobüste onu incelemediğim için üzerindeki bizim okulun üniformasını fark edememiştim tabi. Gözleri etrafta gezmeye başladığında bakışlarımı önüme çevirdim. Bu mesafeden gözlerini net görmem imkansızdı ama otobüsteki o gözler aklımdan gitmiyordu. Gözleri gerçekten çok güzeldi. "Hem normal insan işe pek bir abartılacak yanı yok." Cansu yalandan gülerek yüzüme baktı. "O zaman niye şaka yapıyorsun dedin? Hı?" Bunu Cansu'ya söylemeli miyim açıkçası bilmiyorum. Ne yapacağa belli olmayan bir arkadaşım vardı. Fazla tepki verip dikkati üzerinize çekebilirdi. Bu demek oluyor ki Mavi Gözlünün de dikkatini çekebilirdi ve ben onun beni görmesini istemiyordum. "Iı şöyle..." "Gel azıcık yürüyelim." Birden ayaklanıp beni de kaldırdığında başımla reddettim. "Yok yok biz en iyisi sınıfa çıkalım. Şimdi zilde çalar." Cansu'nun koluna girip okul kapısına ilerlemeye başladığımda Mavi Göz de oturduğu yerden kalktı. Önce her erkek gibi saçlarını eliyle dağıttı ardından telefonunu cebine atıp okul kapısına ilerlemeye başladı. BİZİM GİTTİĞİMİZ YERE! "Dur." Olduğum yerde ayağıma çivi çakılmış gibi durdum. "Durmam." Cansu kolumdan çıkıp ilerlemeye devam ettiğinde dişlerimin arasından kısık ama onun duyacağı şekilde bağırdım. "CANSU!" Bana dönüp tebessümle gel gel yapıp yürümeye devam ettiğinde elimi alnıma vurdum. Bu kız gerçekten manyaktı. Biz az önce ne konuşuyorduk Cansu! Ellerimle saçlarımı yüzüme örtüp kapıya yürümeye başladım. Tabi Cansu çoktan ortada Mavi Gözlüyle konuşmaya başlamıştı. "Merhaba." "Aa merhaba. Nasılsın?" Mavi Gözlüde dünden konuşmaya razıydı. Pes! "İyiyim. Sabah tanışamadık." "Evet. Müdürle görüşmem gerekiyordu. Tanışmak şimdiye nasipmiş. Erdem ben" Sesi neden içimde farklı bir duygu ortaya çıkartıyordu. Sağ elimle alnımı kaşır gibi yüzümü kapatarak Cansu'nun arkasından geçmeye hazırlandım. "Cansu bende." Yutkunup yanlarından geçerken Cansu'nun eli bileğime sarıldı. Gözlerim büyürken Cansu beni çekeleyip yanına çekti. İşte o anda yüzüm açıldı ve kocaman gözlerle Cansu'ya bakakaldım. "Bu da dostum, kardeşim Damla." "Ah Cansu ah!" Dişlerimin arasından konuşurken gözleriyle karşımızdaki mavi gözlüyü işaret etti. Derin nefes alıp bileğimi elinden kurtardım ve Mavi Gözlüyle döndüm. Doğrudan bana bakıyordu. Mavi gözleri sanki bu anı bekler gibiydi. Beni okulda daha önce görmüş müydü? İlk defa şu an görür gibi bir hali yoktu. Elini bana doğru uzatıp hafifçe tebessüm etti. Gamzesi vardı. İki yanağında da... "Sabah yanlış anlaşıldım bunu düzeltmek istiyorum. Ben Erdem." Bir eline bir yüzüne baktım. Cansu heyecan ve merakla elini sıkmamı beklerken gözlerimi kısıp başımı diktim.. "Alerjim olan şeylere dokunmuyorum..." Cansu şaşkınca suratıma bakarken Erdem elini yumruk yaparak indirdi. Gülmemek için yanağımın içini ısırırken gülen suratını görünce gözlerimi kırpıştırdım. Allah'ım bu suratı beklemiyordum. Ne bileyim bir ihtimal çeker gider diye düşündüm ama ellerini cebine sokup gülümseyerek gözlerime bakıyordu. "Anlaşıldı sabah seni çok kızdırmışım." Gözlerine son kez bakıp Cansu'ya döndüm. Ona da kötü kötü bakarken buz gibi sesimle konuştum. "Ben sınıfa gidiyorum. Gelirsin." Ve son sözüm bu oldu. Arkamı dönüp merdivenleri teker teker çıkıp okula girdim. Birde bana yakın davranmaya çalışıyordu. ''Sonra görüşürüz Erdem.'' ''Görüşürüz Cansu.'' Birde demez mi seni çok kızdırmışım diye. Ya sen kimsin arkadaşım! Kimsin de beni kızdırıyorsun? Tamam sana gıcık olmuş olabilirim ama neden gözlerini dikmiş bana öyle bakıyorsun. Tuhaf... Gerçekten çok tuhaf. Bende buydum işte, hani her hikayede bir gıcık kız bir umursamaz birde deli dolu kız vardır. Deli dolu olanın kim olduğunu artık öğrendin. Ben ise umursamaz kızdım. Tabi sadece erkekler konusunda diye belirtmeliyim. Zira takımımı umursamama düşüncesi beni deli ediyor. Sen şimdi gıcık kızı da merak ettin. Dur dur o konuda çok acele etme. Yankında tanışacaksın zaten. Cansu ve ben resmen zıttık ama bir o kadar da yakın. Hani zıt kutuplar birbirini çeker demişler ya... Heh işte o tam bizim için söylenmişti. Ben ne kadar negatifsem Cansu bir o kadar pozitifti. Biz Lisenin ilk günü tanıştık ve çok derin bağlandık. Bu yüzden Cansu'ya yapılan yanlışlarda ben daha çok sinirleniyorum. Çünkü sevdiklerimin ağladığını görmek dahi istemiyorum. Cansu'nun Berk ile olan mevzusunun üstüne benim Semih ile yaşadıklarım gelince erkeklerden nefret ettim. Onları kendimden soğutmak için gerekirse maske takarak konuşur oldum. Bende böyleyim arkadaşım... Koluma birinin girmesiyle ters ters dönüp bu bakışlara maruz kalan kurbanıma baktım. Ama bana tebessüm eden bir yüz buldum. Cansu'nun olduğunu görmemle önüme dönüp son merdivenleri çıkmaya başladım. ''Damla ne yaptın ya? Bari Erdem' yapmasaydın.'' Omuz silktim. ''Kızım her erkeğe aldanma o da diğerleri gibi-'' Durmasıyla bende durup ona döndüm. Gerçekten üzülmüş müydü? Asık suratı düşen dudaklarına bakacak olursam üzülmüştü. Sesli nefes verip ellerimi omzuna koydum. ''Bak canım gerçek bir ilişki istiyorsan ona bu okul sınırları dışında bakacaksın. Bir etrafına bak. Yahu bunlarla ilişki içine girersen sonu Berk gibi olur.'' Acı bir tebessümle beni onayladığında yürümeye devam ettik. ''Ama ya Erdem öyle değilse. Ya ona haksızlık yapıyorsak.'' Bunalmış gibi nefes verdim. ''Cansu lütfen kapatalım şu konuyu. İster iyilik perisi olsun ister melek umurumda değil anlıyor musun? Ben seni uyardım. İster konuş ister konuşma ama ben bu mevzuda yokum.'' Ellerimi birbirine vurarak ona döndüğümde omuzlarını düşürdü. ''Tamam be, konuşmuyorum.'' Yanımdan geçip ilerlemeye başladığında ona tebessüm ettim. Kesinlikle arkadaşımın kısmetini kapatmıyorum ya da kıskanmıyorum. Üzülmesini istemiyorum. Merdivenden dönerken arkamızdan gelen Erdem'i gördüm. Göz göze gelmemizle önüme dönüp merdivenleri çıkmaya devam ettim. Onu kafamdan atıp sınıfıma ilerledim. Cansu sınıf kapısındaki bir kaç kızla konuşurken içimdeki hisle sınıfa girmeden önce son kez arkamı dönüp baktım. Ordaydı. Bizi mi takip ediyordu? On ikinci sınıflar bir alt kattaydı. Neden bu koridordaydı? Kaşlarım çatılırken sınıfa girmeden önce koridorun ortasında elleri cebinde başı dik doğrudan gözlerime baktığını gördüm. Bana bakıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD