Kalabalıkta bir hareketlenme oldu. Avludakiler telaşla dışarı yöneldi. Kapı açıldı, içeriden birileri “Geldiler,” diye seslendi. Ve babam... yavaşça kollarını benden çekti. Sanki içinden bir şeyi kopararak yaptı bunu. Bir şey eksildi yüzünden. Ama yine de bir şey söylemedi. Sadece gözlerini indirdi. Ardından, araya insanlar girdi. Kalabalık, telaş, hazırlık... hepimizi ayırdı. Ben orada... tek başıma kaldım. Kalabalığın sesi dışarıdan uğul uğul yükselirken, içimde daha da sessizleşiyordum. Tulumun sesi, kemençenin ince sesi... beni çağırıyor gibiydi ama ben gidemiyordum. Çünkü içimde bir ağrı vardı. Bileğimden yukarı doğru yükselen, göğsüme kadar çıkan, orada sıkışıp kalan bir ağrı. Tanımadığım bir adamla evleniyordum. Onun karısı olacaktım. Birlikte aynı evde yaşayacaktık. Aynı sofra

