Karanlık bir boşluğun içinde savruluyordum: öyle bir boşluktu ki geçen her saniye içine gömülüyor, gömüldükçe çırpınıyor, çırpındıkça düşüyordum. Karanlığın sonsuzluğu dinmiyordu, düşüşüm de. Halil İbrahim’i bulmak için çıktığım yolun sonunun hüsran oluşuna katlanamıyordum, duygularımı kontrol altında tutmakta zorlanıyordum. Yaşananlara inanamıyordum, sanki başka birinin hayatını onun gözlerinden seyrediyordum. Ellerim kollarım bağlı halde evde kaybettiğim on altı saat yetmezmiş gibi şimdi de üç saatimi demir parmaklıkların ardında yitirmiştim. Serhat Uysal, bizim hakkımızda suç duyurusunda bulunarak şikâyetçi olmuştu. Bir saat boyunca ayrı ayrı odalarda sorguya çekilmiştik ve en sonunda bizi parmaklıklarla ayıran yan yana nezarethane odalarının içine tıkılmıştık. Öfkemin esaretine kapı

