Yeryüzünde bir sistem vardı. Bu sistem o kadar güçlüydü ki onun kurallarına karşı gelmeye kalkışırsan cezanı çekerdin. Başta kazanıyoruz zannederlerdi ama öyle bir şey olurdu ki ilahi sistemin adaleti tecelli ederdi. Bütün bilinmezlikler, iç içe geçmiş sırlar birden açığa çıkardı. Tıpkı yalancının mumu yatsıya kadar söner atasözü gibiydi. Yalancıların mumu sönmüştü. Her şey ortadaydı. Atalay’ın eli hâlâ havadaydı. Bana dokunmak istiyor ama yapamıyor gibiydi. Onun da gözlerinden bir damla yaşın aktığını gördüm. Benim zaten gözlerim artık buğulanmış, etrafı bulanık görüyordum. Atalay’ın eli de çiflenmişti. “Hüma,” diye fısıldadı. Evet, Hüma’ydım. Türk mitolojisinde Hüma, Anka’nın karşılığıydı. Anka yeniden doğuyordu. Hüma’yı yangının içine atmışlardı ama o küllerinden yeniden doğmuştu.

