Demir, yatağın üzerinde dağılmış bir kor parçası gibi duran Alev’in üzerine, bir gölge gibi çöktü. İki elini Alev’in başının iki yanına, siyah saten nevresimlere sertçe yasladı. Aralarındaki mesafe kapandığında, odadaki o ağır parfümlü hava, Demir’in öfkeli nefesiyle ısındı. Gözleri, Alev’in dudaklarından başlayıp o cüretkar dekoltesine, oradan da meydan okuyan gözlerine tırmandı. "Bak kızıl..." dedi Demir, sesi bir uçurumun kenarındaki rüzgar gibi uğulduyordu. "Sınırlarımı zorluyorsun. Hatta o sınırların tam üstünde, sanki canın hiç yanmayacakmış gibi zıplıyorsun. Benim sabrımı, benim o meşhur irademi her saniye biraz daha sınıyorsun." Demir, yüzünü Alev’in boynuna yaklaştırdı; teninin sıcaklığı Alev’i ürpertecek kadar yakındı. "Kendime hakim olamıyorum artık. Beni delirtiyorsun, anlı

