13. Bölüm " Sürpriz! "

3181 Words
Soğuk morg odasındaki Fatih birkaç dakika sonra boğazı tıkanmış gibi nefes alarak kendine geldi. Yuvalarından fırlayacak gibi açılan gözleriyle derin ve hızlı nefesler solumaya çalışırken kimse yoktu etrafında. Üst üste yutkunarak nefes almaya çalıştı, bütün bedeni titriyordu. Hâlâ sedyeye bağlı duruyordu. Nefesini bir parça düzene sokmak için çabaladı. Birkaç gün önce Doktor Zero'nun Londra'da olduğu bilgisine ulaşırken yapmıştı planını. Doktor Zero onlara çok büyük zarar vermişti. Mehmet Başkan'ın en çok güvendiği ekiplerden birinin başı olan, aynı zamanda Fatih'in de en yakın arkadaşlarından biri olup eğitimini birlikte tamamladığı Levent'i adeta bilgisayar gibi yeniden programlamıştı. Mit müsteşarını öldürmek üzereyken başka hiçbir çıkar yol olmadığı için Fatih, Levent'i vurmak zorunda kalmıştı. Kardeşim dediği adam kolları arasında onu düşmanı olarak bilirken ölmüştü. Levent gibi özel yetiştirilmiş sekiz kişilik bir ekip yine Doktor Zero tarafından geri dönüşü olmayacak şekilde beyinleri tahrip edilerek canlı bomba olarak kullanılmıştı. Doktor Zero ulaşılması imkansız bir adamdı. Ucunda ölüm bile olsa Fatih gözünü kırpmadan onu öldürmek için bulduğu ipucunun peşinden giderdi ki Londra'da olduğu bilgisi kesin olunca bu fırsatı kaçıramazdı. Cenevre'ye gitmeden önce Ömer'in yardımıyla içinde yüksek miktarda dijitalin olan kas altına yerleştirilir bir tüpü sırtındaki kasların içine yerleştirtmişti Fatih. Ömer tüpün mekanizmasını kalp durduktan yedi ila on dakika sonra aktifleşecek şekilde programlamıştı. Fatih kalbini durdurduktan on dakika sonra aktifleşen mekanizma kalbini yeniden çalıştırıp onu hayata döndürmüştü. Fatih hemen ayakkabısının içindeki cam parçasına ulaşmalıydı, ayakkabısının içindeki camı parmak arasına sıkıştırarak ayağını ayakkabısından çıkardı. Çıkardığı ayakkabısı sedyeden düşerken çıkan sesle kapıya döndü, kapıda bekleyen varsa sesle içeri girerdi. Kimsenin olmadığından emin olduktan sonra ayak parmakları arasındaki cama ulaşmaya çalıştı. Ayağını eline doğru olabildiğince uzatmaya çalıştı. Sedyenin üzerine eline yakın düşürdüğü cam parçasına bileklerini sıkıca saran sert bandajlara rağmen nihayet ulaşıp alabildi. İşaret parmağı ile orta parmağı arasına sıkıştırdığı cam parçasıyla bandajı hızlı bir şekilde kesmeye başladı. Birkaç dakika sonra nihayet kestiği bandajdan elini kurtardı. Diğer elinide hızla çözerek doğruldu. Hâlâ tüm bedeni titriyordu yüksek miktardaki dijitalin sebebiyle. Sedyeden inerek aldığı ayakkabısını giydi. Yavaşça kapıyı açıp dışarı baktı. İki kişi o tarafa doğru geliyordu, tam zamanında kurtarmıştı kendini. Hemen kapının arka tarafına doğru duvara yaslandı. Gelen iki kişi kapıyı açmalarıyla Fatih'i sedyede göremezlerken içeri girmeleriyle Fatih kapıyı kapattı. Adamın başını kaldırmasıyla Fatih'in elindeki cam parçasıyla şah damarını kesmesi bir oldu. Diğerine de kaçma fırsatı vermeyen Fatih kapıdan çıkmaya çalışan adamı yüzüne geçirdiği yumrukla kapıdan uzaklaştırıp hızlı savurduğu cam parçasıyla onunda boğazını kesti. Dikkatli bir şekilde odanın kapısını açarak bir kere daha ortalığı kontrol etti. Ortalıkta kimse yoktu. Oradan çıkarak dikkatli bir şekilde yürümeye başladı. Şimdi Doktor Zero'yu bulması gerekiyordu. Karşıdan gelen adamla Fatih koridorun diğer tarafındaki odaya saklandı. Adam geçip gittikten sonra odadan çıkıp yürümeye devam etti Fatih. Ve geldiği koridorun başında koridoru kontrol ederken aradığını bulmuştu, Doktor Zero, analist ile konuşuyordu. Doktor Zero önünde durduğu odaya girerken analist yoluna devam etti. Analist yanındaki adamla gözden kaybolurken Fatih Doktor Zero'nun odasına yürüdü hızlı ve dikkatli bir şekilde. Önüne geldiği kapıyı hızlıca açıp içeri girdi. Doktor Zero bir anda karşısında gördüğü Fatih ile şaşırıp kalırken Fatih gülümseyerek baktı arkasındaki kapıyı kilitleyerek. "Ölümüne merhaba de doktor. " Diyen Fatih ona doğru yürürken doktor oturduğu sandalyeden kalkıp kaçmaya çalıştı. Ona yetişen Fatih elini boğazına geçirip sert bir şekilde sırtını duvara çarptı. "Senin sadece kötülüğe çalışan o beynini yerinden sökeceğim! " Gözlerinden adeta ateş fışkıran Fatih'in elinden bir kurtuluş arayan Doktor Zero titreyen sesiyle konuştu. "Bak anlaşabiliriz, senin için çalışabilirim, istediğin her şeyi yapabilirim! " "Ellerimle öldürdüğüm kardeşimi bana geri verebilir misin? " "Benden ne isteilerse onu yaptım, benim planım değildi! " "Senden onu isteyen herkesi öldürdüm, sadece sen kaldın alacağım intikamdan geriye. " "Bak Yüzbaşı, ben tahmin edemeyeceğin kadar büyük işler yapabilirim, sizin için çalışabilirim! " "Biz kendi işimizi kendimiz görürüz, tilkiye, çakala ihtiyacımız yok! " Diyen Fatih elini ensesine geçirdiği doktorun başını masaya çarptı. Doktor yalvarmaya başlarken Fatih masanın üstünde duran peçete kutusundan büyükçe bir avuç alarak ağzına tıktı. Doktorun kolunu sırtına doğru bükerek kırarken doktor çığlık çığlığa tüm çabalarına rağmen Fatih'in elinden kurtulamıyordu. Duvarda tekli raflarda hepsinin tarihi eser olduğu belli eşyalar vardı, o eşyalar arasında cam bir dikdörtgen kutunun içinde tarihi eser gladyo kılıcıda vardı. Fatih kılıca bakarak gülümsedi. Doktor Zero'yu tutup duvara fırlattı, doktor sertçe çarptığı duvarın dibine çökerken Fatih cam kutuya uzanıp aldı. Kutunun içindeki elli santimlik küçük kılıca bakarak doktora döndü. "Senin o beynini kafatasının içinden kazıyarak çıkartırken hâlâ canlı olacaksın! " Doktor kırık kolu, kan akan burnuyla kapıya gitmeye çalışırken Fatih ensesinden tutarak kaldırdı onu, getirip sandalyesine oturtarak kafasını masaya yasladı. "Cana can, kana kana hakkımdır intikam! " Fatih elindeki kılıçla Doktor Zero'nun kafatasını çırpınışları eşliğinde açtı. Beynini kafatasından söküp çıkarırken Doktor Zero hâlâ canlıydı. Olabilecek en az hasarla söküp çıkardığı beyni masanın ortasına koydu. Doktor Zero'nun kafasını da kesip beyninin yanına koydu masanın üzerine. Masanın arkasında kalan beyaz duvara Doktor Zero'nun kanıyla koca bir hilal çizdi. Masanın boş kısmına masadan aldığı kalemle ingilizce, "Cana can, kana kana hakkımdır intikam! " yazarak aldığı birkaç peçeteyle ellerindeki kanı sildi. Doktor Zero'nun kafası kesik bedenini sandalyede bırakarak az önce elinden bıraktığı kılıcı tekrar alarak kapı kilidini yavaşça açtı. Koridoru kontrol etti, görünürde kimse yoktu. Fatih odadan çıkarak çıkış için bir yol ararken analistin sesini duymasıyla hafif gülümsedi. Fatih sesin geldiği yere yürürken merdivenleri buldu. Analist merdivenlerden yanında iki kişiyle çıkıyordu. Çok sinirli olduğu yüksek sesle bağırarak konuşmasından anlaşılıyordu. Fatih birkaç merdiven indikten sonra trabzanlardan önlerine atladı. Bir anda neye uğradıklarını şaşıran üçlüden birini silahını çekmesine bile izin vermeden boğzını kesti Fatih elindeki kılıçla. Diğeri çektiği silahla ateş etsede Fatih'i ıskaladı. Ama Fatih onu ıskalamadı. Analist kaçarken Fatih peşinden koştu. Bir kere daha trabzanlardan atlayarak analiste yetişti. Elindeki kılıcı karnına saplayarak tuttuğu kravatını trabzan demirlerine bağladı. Boynunu sıkıca kavrayan kravatın açılmayacağından emin olduktan sonra onu trabzanlardan aşağı atarak astı. Analist karnına saplı kılıçla merdiven trabzanlarına asılı can verirken Fatih durmadan oradan koşarak ayrıldı. Kurşun sesinin duyulmasıyla ortalık çoktan kaynamaya başlamıştı. Şimdi Fatih'in o karmaşanın içinden sağ çıkması gerekiyordu. Fatih merdivenlerden hızlı bir şekilde inerken zemin kata ulaşmasına bir kat kala silahlı on kişilik bir grup yukarı çıkıyordu. "Siktir! " Diye söylenen Fatih girdiği katta etrafa bakınmaya başladı. Koridorun sonunda dışarı bakan pencereye koştu. Arkasından sıkılan kurşunlarla Fatih kırdığı camla birlikte dışarı atladı. Arabanın üzerine düşen Fatih zoraki aldığı nefesle arabanın üzerinden kendini yere attı. Sol omuzundan vurulmuştu, yarasına bakarak sağı, solu hızlıca kontrol etti. Koşarak uzaklaşmaya çalışırken üzerine yağmur gibi kurşun yağmaya başladı. Fatih hem kaçarken hem de ortalığı kontrol edip kendisine çıkar yol arıyordu. Bulduğu arabanın dibine sinerken derince bir nefes alarak kan akan yarasına baktı. Sol omuzuna arkadan giren kurşun her saniyede kendini daha fazla belli ediyordu. Duyduğu sese bakarken ona taraf gelen zırhlı personel taşıyıcı araçla hızlı bir şekilde etrafını kontrol etti bir kere daha. Aracın içinde kimse yoktu, sadece aracı kullanan kişi vardı. Ve bu Fatih için kurtuluş demekti. Diğer taraftan onu arayan eli silahlı onlarca kişi ona ulaşmak üzereydi. Zırhlı araçtan inen adamla Fatih hızla harekete geçti. Henüz adamın kapısını kapatmadığı arabaya adamın kafasını adeta gömdü. Adam aldığı darbeyle yere düşüp bayılırken Fatih hemen o zırhlı arabaya atlayarak çalıştırdı. Şimdi çıkışı bulması gerekiyordu. Fatih'i arayanlar arabayı kurşun yağmuruna tutarken, Fatih çıkışı bulmuştu. Fatih gaza fazlasıyla yüklenerek daha da hızlanan arabayla demir parmaklıklı kapıyı yıkıp geçti. Hiç vakti kaybetmeyen paralı askerler de hemen araçla onun peşine düştüler. Uzunca bir kaçma, kovalamacanın ardından zırhlı aracı roketle vurmalarıyla ancak durdurabilirlerken araç devrildi. Fatih savrulduğu yerden olabilecek en hızlı şekilde toparlanıp ayağa kalktı. Devrilmiş aracın üstte kalan kapısını açarak dışarı çıktı. Onu saklayacak olan ormana doğru koştu, artık güvende sayılırdı, ormanda Fatih'i bulmak imkânsızdı. Fatih saklandığı yerde bulduğu çay ağacı yaptağını ağzına alarak çiğnedi, çiğnediği o yaprakları kanayan yarasının ağzına doldurup üzerine bastırdı. Yanan canıyla sıktığı dişleri arasında inleyerek nefes alabilirken fazla kalamayacağı bu yerden bir an önce çıkmalıydı. Koparıp aldığı bir avuç çay ağacı yaptaklarını cebine sıkıştırdı, onuzundaki kanamayı kesmesi gerekiyordu. Hava kararmaya başlarken bu onun için iyiydi. Birkaç dakika dinlendikten sonra tekrar harekete geçti. Üç saatten fazla yürüyen Fatih kamp yapan bir çifte denk gelmesiyle durdu. Yaktıkları ateşin başında kendinden geçmiş şekilde sevişen çiftin arabası Fatih için daha hızlı bir kurtuluş demekti. Fatih onu görmeyecek kadar meşgul çiftin arabasına binerek çalıştırırken nihayet kendilerine gelebilmişlerdi ama artık çok geçti çünkü Fatih arabayla uzaklaşmaya başlamıştı bile. ... Gece yarısı Fatih artık daha fazla dayanamayacağı kurşunu çıkarmalıydı. Artık erteleyemeyeceği durumdaydı. Çaldığı arabayı yol kenarına bırakarak kameralara dikkat ederek yürümeye başladı. Yarası yine kanamaya başlamıştı. Kanamayı durduracak çay ağacı da kalmamıştı. İki saate yakın yürüdüğü yol, burada güvenebileceği tek kişiye çıkıyordu. Girdiği apartmanda ikinci kattaki dairenin kapısını çaldı. Birkaç hafta önce onun yüzünden ülkeyi terkeden Nurşen'in çekingen sesini duydu. "Kim o? " Fatih kesilmeye başlayan gücüyle konuştu. "Aç kapıyı benim Fatih. " Nurşen duyduğuna emin olamazken çekinceyle açtığı kapının arasından baktı. Fatih perişan bir halde kapısındaydı. Hemen kapıyı ardına kadar açtı, gözleri korkuyla Fatih'e bakarken şu haline inanamıyordu. Yüzü, gözü yara, kan içindeydi, üstü başı kan, kara, çamurlu ona bakıyordu. "Müsait misin? " Fatih'in tükenmişlikle sorduğuna Nurşen cevap bile veremedi. Hemen kenara geçip içeri girmesi için yol verdi. "Kapının pervazına değen kanı sil. " Fatih'in içeri girerken söylediğine Nurşen korkuyla arkasından baktı. Yaralanmış mıydı yoksa? Kalbi çatlayacak sandı bir an korkudan. Kapının pervazındaki kana baktı nefesi kesilirken, uzun yeleğinin kolunu elinin üzerine çekiştirerek hızlıca kanı silip Fatih'in peşinden içeri koştu. Ne yapacağını bilmez bir şekilde Fatih'e bakarken ne söyleyeceğini de bilmiyordu. Yaralı mısın diye sormaya korkuyordu. "Makas, cımbız dikiş iğnen, pansuman malzemen var mı? " Nurşen korkak bakışlarıyla yutkunurken hafif başını salladı aşağı yukarı. Yaralıydı... Tek kelime soramadı... Yüreğine tarifsiz bir korku oturdu. Hızlı adımlarla odasına giden Nurşen gözyaşlarını tutamadı. İki eliyle hızlıca gözyaşlarını silerek Fatih'in istediklerini bir araya topladı. Derince bir nefes alarak salona Fatih'in yanına döndü. Fatih hâlâ ayakta duruyordu. Nurşen getirdiği makas, cımbız, ip ve iğneyi sehpanın üzerine bıraktı. Hemen ecza dolabına koştu, ilk yardım çantası ve beraberine eline gazlı bezler vs ne geçirdiyse alarak salona geri döndü. Nurşen elindekileri sehpaya koyarken Fatih montunu çıkarmaya çalıştı. Canının yandığı çok belliydi. Nurşen hemen koşup yardım etti, montunu sırtından çıkardı. Gömleğinin sırt kısmı neredeyse tamamen kandı ve montun içide aynı şekilde. Nurşen alamadığı nefeste neredeyse boğulacaktı, sıktığı dişleriyle yutkundu. Sol omuzundaki yarası hâlâ kanıyordu. Nasıl bu hale gelmişti böyle? Fatih gömleğinin düğmelerini çözemeye başlarken Nurşen tereddütle baktı. Yarası kanarken ne yapacağını şaşırıyordu. Fatih gömleğinin düğmelerini açarak gömleğini çıkarmaya çalıştı Nurşen yakalarından tuttuğu gömleği Fatih'in üzerinden yavaş ve dikkatli bir şekilde çıkardı. Fatih sehpanın kenarına oturdu. "Kurşunun çıkarılması lazım, bana yardım edebilecek misin? " Nurşen konuşabilmek için yutkundu. "Evet. Ne yapayım? " "Tek tek tarif edeceğim şimdi ilk iğneye ip geçir önce. " Nurşen hemen aldığı iğneye ipi geçirdi titreyen ellerine rağmen. "Kurşun kemikte o yüzden yarayı biraz açmamız lazım, makasla yarayı keseceğim cımbızla kurşunu çıkarabilecek misin? " "Dayanabilecek misin? " Fatih o haline rağmen hafif gülümsedi. "Dayanırım, sorun değil. " Fatih eline aldığı sivri uçlu makası sıktığı dişleriyle yarasının ağzına sokup dayanılmaz derecede acıyan canına rağmen yarayı keserek açtı. "Çok kanıyor! " Nurşen korkuyla ne yapacağını şaşırdı. "O yüzden elini çabuk tut, kurşunu çıkar yarayı dikeceğiz. " Nurşen aldığı birkaç parça gazlı bezi yaraya kapattı. "Çok fazla kanıyor ama! " Endişeden delirecekti neredeyse genç kadın. "Sakin ol cımbızı al kurşunu çıkar, kemikte olduğu için biraz zorlar. " "Neden hastaneye gitmedin? " İsyen edercesine söylenen Nurşen eline cımbızı alarak gözyaşlarıyla dudağını ısırdı. Nasıl yapabilecekti? Yapmazsa da Fatih zarar görecekti. "Gidebilseydim burda olmazdım, çabuk ol daha fazla kan kaybedersem toparlanamam. " Nurşen nefesini tutarak elindeki cımbızı sevdiği adamın yarasına uzattı. Korkak elleri titerken cımbızın ucunu yaranın içine soktu. Fatih'ten canının yandığı belli bir inleme yükselirken sıktığı dişleri arasında derin ve kesik nefesler solumaya başladı. "Özür dilerim! " Diyen Nurşen ağlıyordu. Kaç kişi sevdiği adamı canlı canlı ameliyat etmişti ki selamsız, sabahsız? "Sorun yok odaklan ve o kurşunu çıkar. Şimdilik iyiyim o kurşun orada kalmaya devam ederse bu kadar iyi olamam. O yüzden sorun yok devam et. " Nurşen nefesini tutarak, dişlerini sıkarak açık yaradan görebildiği kurşunu zorda olsa, Fatih'in acı inlemeleri arasında çıkardı. "Şimdi hızlı bir şekilde yarayı temizle, sonrada dikeceğiz. " Nurşen aldığı gazlı bezlerle yarayı temizledi. "İğneyi ver bana. " Nurşen kanlı elleriyle aldığı iğneyi Fatih'e verdi. Fatih aldığı iğneyle yarasını Nurşen'in yardımıyla dikti ama gücü neredeyse tamamen tükenmişti. Yarası hâlâ ufak ufak kanıyordu. "Hâlâ kanıyor yaran. " "Antibiyotik var mı evde? " "Birkaç ilaç var ama antibiyotik içinde var mı bilmiyorum, benden önce evde oturanlardan kalmış. " "Getirebilir misin? " Nurşen başını hafifçe sallayarak hızlı adımlarla ecza dolabına koştu. Bulduğu tüm ilaçları kucağına sıkıştırarak salona geri döndü. Fatih, Nurşen'in kucağındaki ilaçlara tek tek baktı. Bulduğu ağrı kesiciyi ayırarak diğer ilaçlarıda kontrol etti. Nihayet bir tanesi antibiyotikti. "Bunu ez, şu kremin içine karıştır yaranın üzerine sürünce kanama kesilecek. " Nurşen hemen koşup mutfaktan havanı getirerek içine birkaç tane antibiyotik hapı atarak ezmaye başladı. Toz haline getirdiği antibiyotik hapları kremin içine karıştırarak yaranın üzerine bolca sürdü. Birkaç dakika sonra yaradaki kanama tamamen kesilirken Nurşen yarayı pansumanla kapattı. "Ben biraz sıcak su getireyim. " Diyen Nurşen mutfağa giderken Fatih az önce ayırdığı ağrı kesicilerden iki tane yuttu. Ağrısı artık dayanılacak gibi değildi çünkü. Hemen ardından Nurşen elinde bir havlu, bir kap sıcak suyla geldi. Havluyu sıcak suya batırıp ıslattı. Sıktığı havluyla Fatih'in sırtındaki kanı silmeye başladı. Sırtında başka yara izleri de vardı. "Burda ne işin var? " "Güvenliğin için bilmemen daha doğru. " "Sen normal bir asker değilsin değil mi? " "Terminator değilim. " Nurşen hafif gülümsedi. "Sanki çokta farkın yok gibi, az önce canlı canlı ameliyat ettik seni. " "Bu ilk değildi, muhtemelen sonda olmayacak. " "Tehlikede misin? " "Seni tehlikeye atmam. " "Kendim için mi soruyorum! " "Ne için sorduğunu biliyorum. " "O zaman doğru düzgün cevap ver bana. " "Sabaha kadar burada kalabilir miyim? " Fatih'in bilerek konuyu değiştirdiğini farkeden Nurşen başka bir şey daha sormadı. "Elbette! Ben giyebileceğin bir şey bulabilir miyim bir bakayım. " Nurşen odasına giderken Fatih'e bıraktığı havluyla Fatih vücudundaki diğer kan izlerini de sildikten sonra ayağa kalktı. Az sonra Nurşen elinde Fenerbahçe formasıyla geldi. "Sana olabilecek bir tek bu var sorun olur mu? " Çünkü Fatih'in Galatasaraylı olduğunu biliyordu. "Bugün için sorun olmaz. " Nurşen formayı Fatih'e verirken sordu. "Yardım edeyim mi? " Fatih kollarını formaya geçirerek başından geçirdi. "Sağ ol. " Forma Nurşen'e olmayacak kadar büyüktü, o yüzden Fatih sormadan edemedi. "Forma senin değil galiba çünkü senden üç tane sığar buna. " Nurşen gülümseyerek formaya bakarken cevap verdi. "Yeğenimin formasıydı aslında, Fenerbahçeli futbolcuların tümüne imzalatmıştı, Jose Mourinho da dahil ben isteyince kıyamadı verdi harp akademisi okuyan. " Nurşen bir taraftan da gülmeye başladı. Galatasaraylı Fatih'e imzalı Fenerbahçe forması giydirmişti. "Gülme! " Nurşen dudaklarını birbirine bastırdı. "Gülmüyorum! " Tekrar konuşabilmek için dudaklarının iç kısmını ısırdı. " Ben sana battaniye, yastık getireyim dinlen. " Diyerek gülüşlerine engel olmadan içeri giderken Fatih de gülümseyerek Fenerbahçe formasına baktı. Nurşen, Fatih'e salondaki koltuğa yatak yaptı. Fatih tükenmişlikle kendisi için hazırlanan yatağa bıraktı kendini. Yanan canıyla inleyerek yatarken Nurşen üzerini örttü. "Sağ ol. " " Bir şeye ihtiyacın olursa seslenmen yeter. " Nurşen ışığı kapatarak odasına yürüdü Fatih'in rahat edebilmesi için ama odasına gidemedi, geri dönüp salonun kapısına dayanarak yatan Fatih'i izlemeye başladı. Onu öyle bırakıp odasına gidemezdi, istesede yapamazdı. Bir süre sonra Fatih'in uyuduğundan emin olduktan sonra olabilecek en sessiz şekilde gelip Fatih'in baş ucuna oturdu. Sokak lambasının loş bir ışıkla aydınlattığı salonda uyuyan Fatih'i izlemeye başladı. Gözyaşları tane tane aktı yine ve yeniden. Bugün kendi eliyle Fatih'in vücudundan kurşun çıkarmıştı. Daha birkaç hafta önce onu sevdiği duyuldu diye, aşkına karşılık bulamayacağı için kaçıp gelmişti buraya şimdi ise o gelmişti ona yaralı ve güvenebileceği tek kişi olarak. .... Nurşen'in tüm gece gözünü Fatih'in üzerinden ayırmadığı gece nihayet sabaha ererken Nurşen'in yaptığı ilk şey Fatih için çorba kaynatmak oldu. Tüm gece acaba aç mıydı sormadım diye kendi kendini yemişti sabaha kadar. Çorba piştikten sonra Fatih'i kontrol etti, hâlâ uyuyor olması iyiydi. Ses yapmadan usulca üzerine ceketini giyerek evden çıktı. Hemen evinin karşısındaki mağazaya girdiğinde yeni açılmış mağazada çalışanlar daha kendine gelememişti belliydi. Nurşen hızlı bir şekilde Fatih için kıyafet seçmeye başladı. Özellikle onu kamufle edecek kıyafetler seçmeye özen gösterdi. Ayakkabısından çorabına kadar her şeyi alarak hızla kasaya yürüdü. Aldıklarının parasını da aynı şekilde ödeyerek paketlenen kıyafetleri alarak eve yürüdü aynı hızla. Dairesinin kapısını yavaşça açarak içeri girdi. İlk işi Fatih'i kontrol etmekti. Fatih'in hâlâ uyuyor olduğunu görünce derince bir nefes aldı. Elindeki torbaları koltuğun üzerine yavaşça bırakıp üzeri açılmış Fatih'in üzerini örtmek için eğildi. Örtünün ucundan tutmuştu ki Fatih'in bir anda bileğinden tutup elini ters çevirmesi bir oldu. Nurşen'i acı bir çığlık sararken Fatih saliselerle bilincini toparlayıp Nurşen'in ters çevirdiği bileğini bıraktı. Aynı hızla doğrulup sordu. "İyi misin? " Nurşen bileğini ovuşturarak hafif başını salladı. "Sanırım. " "Kusura bakma ani refleks bir anda oldu. " "Önemli değil, sana birkaç parça elbise aldım, çorba da yaptım. Sen üzerini değiştirene kadar bende sana çorba getireyim. " Fatih başını hafifçe salladı. Nurşen bileğini ovuşturmaya devam ederken mutfağa gitti. Fatih iki eliyle yüzünü sıvazlayarak Nurşen'in arkasından baktı. Nurşen'in onun için yaptıklarından sonra neredeyse bileğini kırıyordu. Yanan canıyla ayağa kalkan Fatih olabilecek en hızlı şekilde üzerini değiştirdi. Az sonra Nurşen tepsi üzerinde bir kase çorba ile birkaç parça ekmekle çıkageldi. Tepsiyi Fatih'in önüne sehpaya koydu. "Ellerine sağlık. " "Afiyet olsun. " "Elin iyi mi? " "Bir sorun yok. " Kemiği hâlâ sızlasada belli etmemeye çalıştı. Fatih çorbasını içtikten sonra ayaklandı. Nurşen'de onunla birlikte hemen ayağa kalktı. Fatih, Nurşen'in onun için aldığı şapkayı başına geçirip montu giydi. Nurşen, "Gidecek misin? " Diye sordu endişeyle. "Daha fazla burada kalamam, seni daha fazla tehlikeye atamam. " "Ama yaralısın. " "Bu benim için bir sorun değil. " "Çok kan kaybettin, ya bir yerde düşüp kalırsan? " "Bana bir şey olmaz. Sağ ol her şey için. " Fatih kanlı kıyafetlerini karton torbaya koydu tek tek. Aldığı ağrı kesicinin paketinden çıkardığı tabletten iki tane ağrı kesiciyi yuttu. Paketi geri yerine bırakırken torbayı aldı Nurşen'e döndü. " Çöpü çıkar evde bana dair bir şey kalmasın. " Nurşen hafif başını sallarken Fatih şapkanın üzerine montun kapşonunu geçirdi. Aldığı torbayla kapıya yürüyen Fatih sıktığı dişleri arasında aldığı nefesle dış kapıdan çıkmadan önce Nurşen'e döndü. "Seni bilerek yada isteyerek kırmadım, hakkını helal et. " Dedi. Nurşen buğulanan bakışlarını ondan kaçırarak yere çevirdi. Sadece hafifçe başını salladı. Fatih kapıdan çıkıp giderken Nurşen gözyaşlarıyla arkasından baktı. Kapattığı kapıya sırtını yaslayarak hıçkırıklara boğulurken iki elini yüzüne kapattı. ..... Fatih tüm gününü alan uğraşı sonucu Londra'da olan Aslan'a ulaşmıştı nihayet. Geri dönüş için tüm planlar eksiksiz yapılırken kaldıkları güvenli evde son hazırlıklarını yapıyorlardı. Fatih uzanmış dinlenirken Aslan pasaportları kontrol ediyordu. O sırada Aslan'ın telefonu çalmaya başladı. Aslan eline aldığı telefonun ekranında görüntülü aramaya bakarken yerli numara olmasıyla telefonun ekranını Fatih'e çevirip gösterdi. "Seninki mi dersin? " Dedi Aslan gülerek. Fatih çatılan kaşlarıyla söylendi. "Si.... yedi sülalesini! " Aslan gülerek cevapladığı aramayla ekranda Loura belirdi. Gülen yüzüyle konuştu. "Rica etsem telefonu yanındaki Kızıl Hilal'e verir misin, ona göstermek istediğim bir sürprizim var. " Aslan, "Ne istiyorsun Loura? " Loura, "Telefonu Fatih'e vermeni! " Aslan, "Şansına küs! " Loura, "Öyle mi dersin? " Loura telefonun ekranını çevirdiğinde yerde baygın yatan Nurşen göründü. Aslan sıktığı dişleri arasında öfkeyle soluduğu nefesi aynı şekilde verdi. Telefonun ekranını Fatih'e çevirdiğinde Fatih hızla doğrulup telefonu eline aldı. "Sürpriz! " Dedi Loura keyifli gülüşüyle. Fatih sıktığı dişleri arasında konuştu. "Onun saçının teline zarar verirsen seni parça parça bölerim! " Loura yüzünde kıskançlıktan beliren gülüşle öfkeyle karşılık verdi. "Belki de ben onu parça parça bölerim! " Diyerek telefonu kapattı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD