3

2405 Words
M3 Yatakla bütün olma ümidiyle biraz daha yorgana sarıldım. Şubat ayında niye bu okullar olur ki? Niye kış tatili de yaz tatili gibi mübarek üç ay değil? Evet benim mübarek üç aylarım yaz tatilini kapsıyor. Teyzem kapıya alacaklı gibi vururken bir gözümü açıp teyzemin hangi tarafta olduğunu anlamaya çalıştım. Yüzüm yatağa gömük olduğu için ancak bir gözümü açıp yarım ağızla "Neyy?" diye homurdanabildim. "Mercimek o yatağın ırzına öyle geçemezsin! Kalk hadi sana yumurta haşladım. İki dakika içinde sofrada ol!" Teyzem son emrini verip odanın kapısını çekerek çıktığında yatağıma son kez sarılıp kollarımı iki yana açtım. "Bizi çekemiyorlar, neymiş ırzına geçecekmişim! Vallahi yalan! Milletin en iyi dostu kitaplar ama yeminle benim için öyle bi şey yok! Sen benim canım ciğerim, ponçik yatağımsın! Zaten ben lezbiyen değilim. Korkma yani benimle güvendesin." Ortopedik yatağımı teselli ettikten sonra ayıcıklı pijamalarımı hızla üzerimden çıkarıp etrafa savurdum. Okul formasını don atlet ararken teyzem içeri daldı. "Mercimek niye hâlâ hazır değilsin? Bak vallahi ceza alırsın!" "Teyze ya formamı bulamadım yoksa ben seni hiç üzer miyim?" "Mesela okuldan geldiğinde üstünü başını düzgün katlayıp kaldırsan neresi denk gelirse oraya atmasan bence bu sorun ortadan kalkar!" Teyzem beni bir güzel azarlarken başımı önüme eğip pembe çiçekli donuma aşkla baktım. Donumu bile teyzem kendi zevkine göre alıyordu. Oysa ben çiçek böcek hiç sevmem ama uyumayı çok severim. "Formanı dolabına astım. Orta bölmede! Bir dakikan kaldı!" diyerek sinirle çıktı odadan. Hemen formayı giyinip sofraya koştum. "Ooo haşlanmış yumurta en sevdiğimden!" diyerek teyzemi yanağından öptüm. Teyzem de beni yanağımdan öpüp "Kahvaltı yapmak için son beş dakikan kaldı." dedi saatine bakarak. Yeni okulumun saatlerini hemen de ezberleyen bir teyzem var ne güzel! Kapıya çıktığımda Feride'yi ayakkabılarını giyinirken gördüm. "Hadi çabuk Feride! Teyzem hâlâ oyalandığımı görürse çok kızar!" "Tamam ya geldim!" Feride koşarak yanıma ulaştığında gözlerinin kızarık olduğunu fark ettim. "Neyin var? Sen ağladın mı?" diye sordum. Telaşla "Yok ne ağlaması, çok uyumaktan gözlerim kızarmıştır!" diyerek beni geçiştirmeye çalıştı. Ama ağladığına emindim. Acı dolu bakışları nerde olsa tanırım. Çünkü acı çekenler kendilerini gözlerindeki hüzünle ele verir. "Öyle olsun bakalım." Okulun bahçesine girdiğimizde okul müdürü elinde mikrofonla "Sıraya geç! Geç lan! Getirtme oraya!" diye bağırıyordu. Biz de sıraya girdiğimizde müdür göbeğine inat dik durdu. İliklediği ceketin düğmesi patlayacak gibi dururken patladı! Hatta düğme tam ayağımın önüne kadar yuvarlandı. "Tüğmem nirde! Bulun onu! Tüğmemi bulun sefiller!" diye bağıran müdür nerdeyse ağlayacaktı. Yerden düğmeyi alıp "Burada sayın müdürüm!" dedim. Birden sıradaki herkes bana gülmeye başladı. Neden güldüklerini anlamadığım ve utandığım için bir şey diyemedim. Arkamda duran Ada yanındaki kıza "Harbiden bu kız tam bir Mercimek ezmesi! Sayın müdürüm dedi ya! Ciddiyetin bu kadarı yani pes!" diyerek gülmeye devam etti. Ada'ya tam dönüp bir şey diyeceğim sırada müdürün sesiyle dikkatim müdüre kaydı. "Bakın! Şu kızıl kafalı öğrenciyi örnek alın! Ne didi? Sayın müdürüm didi! Bundan böyle herkes bana Sayın Müdürüm diyecek! Hocam mocam yok!" Bahçede bir uğultu yükselirken birden erkeklerin gür sesi yükseldi. Elleriyle önce tempo tuttular ardından bağıra bağıra, "SAYIN MÜDÜR SAYIN! SAYIN MÜDÜR SAYIN! MÜDÜR BURAYA ELLER HAVAYA!" demeye başladılar. "Ooo olley!" diyen ise okulun kızlarıydı. Feride ile masum masum birbirimize bakarken olaylar iyice raydan koptu. Erkekler "HİNDİ BABA HİNDİ!" dedi. Kızlar, "HEY ALLAH!" diyerek tempoya devam etti. Erkekler: "ARABAYA BİNDİ!" Kızlar: "HEY ALLAH!" Erkekler: "ARABADAN İNDİ!" Tüm okul: "ALLAH ALLAH ALLAH..." Islık çığlık alkış bağırış sesleri birbirine girmişken müdür bu defa sazı eline aldı. "Sevkili Kurtuluş bileti lisesi! Dağılın lan sınıflara!" Aklımda delice bir soru: 'Ben bu okula nerden düştüm?' Cevap gecikmiyor: 'Mehir teyzecim böyle uygun gördü.' Elimde düğmeyle kala kalırken düğmeyi kabanımın cebine koydum. Sınıfa geçtiğimde herkes yerine oturmuş kendi aralarında konuşuyorlardı. Arka sıraya baktığımda Sanat'ın yerinin boş olduğunu gördüm. Okula gelmeyecekti belki... Oysa ben onu görme ümidiyle okula koşarak geldim. Gerçi daha dün bir bugün iki... Ne ara onun yolunu gözler oldum? Çocukta şeytan tüyü olsa gerek, sınıftaki tüm kızların ona nasıl baktığını daha ilk derste fark etmiştim. Feride ile yerimize oturacağımız sırada Buğra geçip o koca totosuyla sıramıza oturdu. "Burası dolu!" Feride kibar bir dille "Orası bizim yerimiz, kalkar mısın?" diye sorduğunda Buğra içine ayı kaçmış gibi kahkaha attı. "Niye kalkacakmışım? Tapulu malın mı fındık kurdu?" Feride dişlerini sıkıp "Bana fındık kurdu mu dedin?" diye sordu. Buğra hayatının hatasını yaparak "Evet dedim ne olacak?" diye sordu. "Tutma beni Merci!" diyerek Buğra'nın üstüne atlayan Feride'yi tutmak için yürek yemiş olmam gerekirdi. Buğra sırada boylu boyunca düştüğünde Feride öfkeyle Buğra'nın kolunu ısırdı. Ardından saçlarını çekmeye başladı. Biraz daha devam ederse disiplin cezası alabilirdi. Engel olmaktan başka çarem yoktu. Feride'nin kolundan tutup çekmeye çalışırken sınıf kavgayı merakla izliyordu. Herkes "Buğra, Buğra!" diyerek onun Feride'ye saldırmasını istiyordu. Buğra aniden yerinden doğrulup elini havaya kaldırdı. Feride'ye vuracağı anda ona engel olmak için öne atıldım. Buğra'nın tokadı yüzümde patlarken gözlerimin karardığını fark ettim. Feride ise korkuyla ağlıyordu. "Öldü mü ha öldü mü? Katil şişko öldürdün Mercimeğimi!" diye bağırıp ağlıyordu. Bedenimin havalandığını hissettim. Sanki uçuyordum. Kesin öldüm ben ya! Ölmesem yere yapışık bir halde soğuk betonla aşk yaşamam gerekirdi. Üstelik hava birden güzel kokmaya başladı. Kesin cennete düştüm. Cehenneme düşsem yanık et kokusu almam gerekirdi. Bu koku ise çok tanıdıktı. Karanlıktan aydınlığa giden yolda birden dünyam ışıklara kavuştu. Yani gözlerim dünyaya açıldı. Ölmedim! Yine ölmedim! Niye ölmedim? Başımı kaldırmaya çalıştığımda ayaklarımın boşlukta sallandığını fark ettim. Sonra bunun sebebini anladım. Sanat'ın kollarındaydım! Sanat beni taşıyordu! Onun derin gözleri öpülesi yanakları hemen burnumun dibindeydi. Benim durumum da olan herkes Sanat aşığı olabilirdi. Bu taş herif insanı olmadık yerde Sanat aşkıyla yakabilirdi. Benim uyandığımı fark etmeden tekrar gözlerimi kapattım. Kaslı kollarının arasında taşınma keyfini yarıda bırakacak değildim ya! "O iyi mi? Ha iyi mi? İyi desene Sanat!" diye bağıran Feride'nin endişeli sesiyle irkildim. Sanat hiç takmadan yürümeye devam etti. Başımı biraz daha Sanat'ın göğsüne dayayıp o odunsu kokuyu içime çektim. Odun gibi kokan sanat candır! "Neyi var?" diyen yabancı bir kadın sesiyle nereye getirildiğimi anladım. Okulun revirinin daimi üyesi olarak geleneği bozmayıp yeni okulda da ilk ziyaretimi yapmış bulundum. Sanat beni yumuşak bir yere bıraktığında onun o bas sesini duydum. "Sınıfa girdiğimde yerde baygın yatıyordu." Hemşire tansiyonumu ölçtükten sonra "Tansiyonu normal." dedi. Feride'nin sesiyle olay açıklığa kavuştu. "Ayı saldırdı! Bana saldıracaktı ama kendini benim için feda etti!" "Ayı mı? Okula ayı mı girdi?" "Bizim sınıfın ayısı var, tüm ayılara bedel!" diyerek homurdandı Feride. Hemşire anlamış gibi 'haa' deyip bileğimi tuttu. "Nabız da normal." Feride saçlarımı okşayıp "Bahtsız Mercimek... Gariban Mercimek... Ne diye önüme atladın? Gerizekalı seni! Bilmiyor musun senin bünyen zayıf!" diyerek bana bağırmaya başladı. "Ya şunu bi kendine getir Hemşire abla. Valla sinirden patlamak üzereyim!" "Tamam şimdi kendine gelir." diyerek burnuma ıslak bir şey dayadı. Yoğun alkol kokusu burnumu yakarken öksürerek kalktım. "Bu ne ya! Bir insan evladı böyle mi kaldırılır?" diye çıkıştım. Hemşire elindeki pamuğu gösterip "Alkollü pamuk bayılmalara bire bir!" diyerek göz kırptı. Sevimsiz! Feride bana kızacağı yerde boynuma sarıldı. "Sana bir şey olacak diye çok korktum. Ya olsaydı?" Gözüm kapıda dikilen Sanat'a kayınca kalbim hızla çarpmaya başladı. Ne yani gitmeyip uyanmamı mı beklemişti? Feride'ye "Korkma iyiyim." dedikten sonra Sanat'ın yanına gitmek için sedyeden kalktım. Kapıya doğru ilerlediğimde Sanat'ın gitmek üzere olduğunu gördüm. Açılın! Hayatımda ilk defa birine düşünmeden yürümek üzereyim. Onu koridorda yakalayıp "Yardım ettiğin için teşekkür ederim." dedim. Sanat elini yanağıma koyup acıyan yerin üzerinde baş parmağını gezdirdi. Yüzümü ekşittiğimde "Buz koyarsan acımaz." dedi. "Sen dokunsan hiç acımaz..." dediğimde Sanat çoktan yanımdan ayrılmıştı. *** Sınıfa yenik pehlivan edasıyla geri döndüğümüzde Buğra arkadaşlarına beni gösterip "Fena ezdim mercimeği, haline bak!" diyerek kahkaha attı. Taha denen mimik budalası ise kaşlarını bükerek "Yıllar yılı dert yolunda acıların çocuğuyum..." diyerek yüksek perdeden dalga geçti. Cevap vermeden yerime geçip oturdum. İçimden geçen kalkıp Buğra'ya uçan tekme atmaktı. Sanat sınıfa girince herkes sustu. Bana bir saliselik baktıktan sonra en arka sıraya geçip sırasına kabadayı vari oturdu. Ada hemen Sanat'ın önündeki boş yere geçip oturdu. "Sanat kimse beni yere serecek yüreğe sahip değil ama sırf sen beni taşı diye kendimi yerlere atabilirim." "Uza." dedi Ada'ya ve o an yanağımdaki acıyı unutup gülümsedim. "Başkası yerinde olsaydı bu lafını yedirirdim." Sanat sıkılmış bir ifadeyle ofladı ve ayağa kalktı. "Arkamdan gelirsen yere yapışırsın." O esnada Edebiyat hocası içeri girdi ancak Sanat hocayı görmezden gelip dışarı çıktı. Onun bu tavırlarına şaşkınlık içinde baktım. Ben bile eski okulumda bu kadar kontak değildim. Güneş hoca "Sanırım Sanat'ın canını sıktınız. Tahminim o yöndeki kız hayranları ona rahat vermiyor." dedi. Ada kendi yerine geçerken hoca Ada'yı durdurdu. "Hazır ayaktayken bize akıllı tahtada son kaldığımız yeri aç bakalım." Ada asık suratla siyah saçlarını geriye doğru savurup tahtaya manken edasıyla yürüdü. O esnada ıslık çalan erkeklere göz devirdim. Feride kolumu dürtüp kulağıma doğru yaklaştı. "Bu kızdaki hava atmosferde yok." "Neye yarar, Sanat onun hava sahasında değil ya bu bana yeter." "Sanat çok karizma be... Keşke benim olsa." "Sanat egosuyla evlenecek gibi geliyor, boşuna hayal kurma." dedim fısıltıyla. Güneş hoca konuştuğumuzu fark edip Feride'yi işaret etti. "Sarı kız kalk ayağa." Feride ayağa kalktı. Taha o sırada kalemin gövdesine soktuğu kağıt toplarını Feride'ye doğru silah gibi üfürdü. "Hocam şu Taha'ya bir şey deyin. Bana kağıt atıyor!" "Ne olmuş kağıt atmışsam? Sonuçta ben paylaşmayı seven örnek öğrenciyim. Öyle değil mi arkadaşlar?" Sınıf bir ağızdan Taha'yı destekledi. O anladım ki bu sınıfta Feride ile daha zor günlerimiz olacaktı. "Kesin sesinizi çocuklar! Kızım sen de bize Kaldırımlar şiirini oku ve usta şairin anlatmak istediğini açıkla." Feride Kaldırımlar'ı güzelce okuduktan sonra kendince açıklama yapmaya başladı. Güneş hoca beğenmedi Uzay Sonsuz adında birine sordu. Uzay şiirle alakasız şeylerden bahsettiği halde hoca çok beğendiğini söyledi. Ders bittikten sonra Müdür'ün odasına gizlice gittik. Buğra'nın beni tehdit edip onu şikayet etmeme engel olacağına adım kadar eminim. Neyse adımdan bile emin değilim. Kimlikte Mercan ama herkese göre Mercimek çünkü teyzem öyle istiyor. Çünkü bana adımı koyan babamdı... Teyzem bunu öğrendiği günden beri herkese yasak koydu. En yakın zamanda kimliğimin tekrar değişmesi an meselesiydi. Müdür odasında oturmuş lahmacunları ardı ardına gömerken beni fark etmesini bekledim. "Sevkili Müdürüm sizi rahatsız etmiyorum değil mi?" "Geç kırmızılı, derdin neyse çabuk anlat. Lahmacunlar soğumasın." "Tüğmenizi getirdim sevkili müdürüm. Ayrıca size anlatmak istediğim bir konu var." "Tez tez anlat." "Sınıfta şiddete uğradım." "Hocalar mı vurdu?" dedi hiddetle. "Hayır Buğra Soylu diye bir ayı vurdu." Müdür geğirip arkasına yaslandı. "Haa bu muydu derdin? Bak yeni öğrenci, bu okulda ölmediğin sürece şikayete gelme. Burada öğrenci kavgası kanlı bitmediği sürece karışmam. Eşek kadar oldunuz, her şeyi müdürünüzden beklemeyin yahu!" diyerek bana kızdı. Hem dayak yedim hem de suçlu çıktım. Zaten son yıllarda hayatım bu durumdan ibaretti. Mağdurda olsam suçluyum. Müdürün odasından çıkmadan önce gülümsedim. "Okulda kavga etmek yasak değilse ölümü gördüğünüz güne kadar bu okuldayım Müdürüm." Müdürün gamsız bakışları eşliğinde odadan çıktım. Feride hemen yanıma geldi. "Ne oldu? Buğra'ya disiplin cezası verdi değil mi? Verdi deseneee!" "Hayır sarışınım, bana sınırsız kavga etme hakkı verdi. Bu okulda kavga etmek serbest!" "Hadi beee! Ne diyon kızım sen? O zaman boku yedik! Yedik mi ha? Yemedik mi? Bi şi deseneee!" Başımı iki yana salladım. "Bize bulaşan boku yedi. Hadi minnoşların yanına bahçeye çıkalım, bakalım canları sıkılıyor mu?" "Minnoş derken Merci? Kafayı mı yedin? O sınıf tımarhane ve öğrenciler zır deli!" "Yani biz deli değil miyiz?" diye sordum. Feride iki düşündü beş kere taşındı. Saatler sonra cevap vereceğini anlayıp koluna girdim. Bahçeye çıkıp soğuk Şubat ayının bedenimi buz kesmesini bekledim. Feride üşüdüğünü söyleyip isyan ederken görüş alanıma giren yeni nesil Sanat abidesi ile adımlarımı ona doğru yönelttim. Sanat beni fark edince ellerini cebine sokup bahçe duvarına yaslandı. Hiç üşüyor gibi görünmüyordu. Sanırım kutup ayısı postuna sahip. "Kızım desene Sanat'a gidiyoruz diye. İnan şimdiden ısınmaya başladım." Feride gevezelik yapmaya devam ederken Sanat'a iyice yanaşıp "Selam!" dedim. Beni sallamayınca daha emin bir ses tonuyla "Konuşabilir miyiz?" diye sordum. Göz ucuyla bakıp elindeki telefonu kurcalamaya devam etti. Ne diye yanına gelip konuşmak istediğimi ben de bilmiyorum. Dürtüler vardır hani şu içsel olanlar, başımızı belaya sokanlardan bahsediyorum. "Derdin ne?" Mevzuya gir diyordu. "Şey diyecektim, sanki seni bir yerden tanıyorum. Daha önce karşılaştık mı?" Aslında muhabbet kurmak istediğim için öylesine söylediğim bir şeydi. Gözlerini devirip başını hafifçe salladı. Sanırım onun peşinden koşan tim kızlar ona bu tür sorular sormuş olacak ki bıkmış bu durumdan. Sanat cevap vermek yerine sırtını yasladığı duvardan doğrulup sessizce yoluna devam etti. Arkasından Feride ile birlikte koşturduk. "Böyle çekip gidemezsin!" dediğim anda Sanat durdu ve omzunun üstünden bana küçümser bir bakış attı. "Sanat Yakar! Googleden ara bakalım ne çıkacak?" "Yürüyen Ego çıkacak!" Sinirlenmiştim işte. Küfretmemek için kendimi zor tutuyordum. Sanat giderken Feride çoktan gogul aşkımla işi ilerletip aramaya yapmaya başlamıştı. "Yuhh! Bu o değil ya olamaz!" "Kim kim değil?" "Ya hani bir film vardı, orada çocuk oyuncu vardı. Filmin adı Sahte Damat. Oradaki başrolün yeğeni olan çocuğu oynamış." "Ben o filmi izlemedim." "Ya şeyi izledin mi? Lise Faciası diye bir dizi varmış, orada Sanat başrolmüş." "Ben izlemedim ama sen o diziyi izliyordun sanki, nasıl şimdiye kadar tanımadın ki?" "Ya şu fotoğraflara baksana, o zamanlar şimdiki halinden daha farklı, çocuksu. Şimdi tam bir erkek!" dedi iç çekerek. Resmen kankamla aynı herife sulanıyoruz. Hayırlısı. "Hakkaten hiç mi televizyonda görmedin bu yakışıklıyı?" "Ya Feride televizyon izlemediğimi bilmiyor musun? Sevmiyorum ben öyle dizi film falan. Kitap okumayı tercih ederim." "Off sen izlemiyorsun diye Sanat'ın meşhur bir oyuncu olduğu gerçeği değişmiyor. Adam hava basmakta haklı yani. Ben sevilen bir dizinin başrolü olsan abimi bile tanımam." Feride'ye tek kaşımı kaldırıp bakınca bir 'ama' geldi. "Ama ne?" "Ama seni her daim tanırım, canım kankam. Zaten benim bu hayattaki en temel vazifem kanka olmak. Feride Doğan değil aslında Kanka Doğan olacakmış adım, anam işte bilememiş." "Kanka Doğan ama kafa üstü düşen canım arkadaşım hadi zil çalıyor." Ders esnasında sınıfın kapısı çalındı. Müdür içeri girdi ve kollarını arkasında bağlayarak sınıfa göz attı. "Afarın afarın... Size yeni öğrenci getirdim sevkili öğrenciler! Ayağa kalkın lan!" Sınıf birden ayağa kalkıp hazır ola geçti. "Gel yeni zengin öğrenci! Yeminlen Kurtuluş Bileti Lisesi ömrü boyunça bu kadan zengin öğrenci bir arada görmedi! Maksadınız ne lan?" "Eğitim şart dediler kurtuluş biletimizi almaya geldik müdürüm!" diyen yeni öğrencinin sesiyle herkes yeni öğrenciye baktı. Ben de... O an gözlerim kocaman açıldı. 2. göbekten kuzenim Kaan'ın bu sınıfta işi ne? Daha doğrusu İzmir'de işi ne? Ada birden "Kaan..." dedi. Devamını ben getirdim. "Kaan Kahraman." "Merhaba kızlar, sizi aynı sınıfta görmek çok güzel." Ada ile birbirimize baktık ardından Kaan'a baktık. Feride kolumu tutup elini alnına koydu. "Yarabbim sen bu Feride kulunu neyle sınıyorsun? Sanırım aşık oldum." Sınıfta herkes konuşmaya başladığı için Feride'nin ilanı aşkını duyan olmadı. Kaan bana göz kırpıp gülümsedi. Aynı sınıfta bir akrabamın olması garipti. Tabii bu arada Feride'nin Sanat sevdasından vazgeçmiş olması içimi rahatlattı. Ben bu ikisinin arasını yapayımda Sanat bana kalsın, diyen iç sesimi duydunuz mu? Okulda beklenmedik olayların olması aslında iyi bir şey. Böylece geçmişi daha az düşünüyorum. Hatırlamayınca üzülmüyorum. Sanat aklımı meşgul ettiğinden beri sanki daha iyiyim. ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD