5. BÖLÜM

2333 Words
Annem, arkadan seslendi. "Alev, kim gelmiş? Alev, cevap versene." Dedem bana baktı. "Beni içeri almayacak mısın torun? Sizi sözlümle tanıştırayım." Tepkisiz bir vaziyette "geç," dedim. "Baba, bu kız kim?" Bu, annemin sesiydi. Dedem gülümsedi. "Cici kaynanan. Gel de elini öp." "Ay bana bir şeyler oluyor. Baba, bu kız senin torunun yaşında. Hiç yakışıyor mu?" Dedem, "sözlüme karışma,"diye atarlandı. "Ne? Sözlün mü? Durmuş amca, hiç yakışıyor mu?" Bu konuşan Aliye teyzeydi. Kadın şok oldu tabii. Dedem kızdı. "Sen karışma komşu. Karışmayın benim Farah'ıma." Annem, "demek ismi Farah,"diyince kadın, elini uzattı. "Tanıştığıma memnun oldum." Annem, kadının elini sıkmadı. Dedem, kızdı. "Öpsene kaynananın elini." Annem dayanamadı. "Ne öpeceğim be? Bu kız torunun yaşında. Utan be baba." "Ne utanacağım? Sözlüme saygılı ol." Annem, kadına baktı. "Kızım, sen nerelisin?" Farah, "İran,"diye cevapladı. Annem, "bir de yabancı uyruklu" diye söylendi. Birlikte oturma odasına geçtik. Dedem, anneme döndü. "Sözlüme mantı koy da yesin." Annem, sinirle odadan çıktı. Dedem, Farah'ın elini tuttu. "Aşkım, akşam yemeğini dışarıda yiyelim mi?" Farah, "olur aşkım diyip dedemi yanağından öptü. Aliye teyze, sinirle ayağa kalktı. "Bunlarda ar edep kalmamış. Harun, kalk oğlum gidelim." Harun, bana bakıp sırıttı ve annesine döndü. "Anne, daha kalsaydık." Aliye teyze Harun'u kolundan tutup çekti. Birlikte kalktılar. Ben de onları kapıdan geçirdim. Harun, çıkmadan önce bana sırıttı. "Bize gel olur mu? "Hayır,"diyerek kapıyı kapattım. Daha sonra da mutfağa geçtim. Annem, başını masaya dayamıştı. Ona yaklaştım. "Anne, iyi misin?" Bana umutsuzca baktı. "Nasıl iyi olabilirim kızım?" Zilin çalmasıyla kapıya baktım. Bu, Canberk'ti. "Geç dedim." Canberk, yüzüme baktı. "Abla, neyin var? Üzgün görünüyorsun." "Dedem,"dedim. "Ne olmuş dedeme? Abla bir şey söyle. Yoksa dedem, öldü mü?" "Ne ölmesi be? Taş gibiyim ben eşek sıpası seni." Canberk, dedeme sarıldı. "Dede, iyisin sen." Dedem, Canberk'in başını okşadı: "İyiyim torunum. Gel içeri, seni yeni babaannenle tanıştırayım?" "Dede, sen evlendin mi?" Dedem sırıttı. "Yok koçum, sözlendim ama evleneceğim. Gel babaannenle tanış." "Yuh dede." Dedem, Canberk'in poposuna vurdu. "Saygısız velet, dedeye yuh denmez." Birlikte içeri girdik. Farah, ayağa kalktı. "Bu yakışıklı kim?" Canberk, elini uzattı. "Bendeniz, dedemin torunuyum." Farah, Canberk'in elini sıktı: "Memnun oldum." Canberk, istemeden "ben de memnun oldum,"dedi ve dedeme döndü. "Dede, bu ablamdan genç." Dedem kızdı. "Eşek sıpası, ben yaşlı mıyım?" "Yok, değilsin dede,"diye gülümsedi Canberk. Dedeme laf anlatmak zordu zira. Dedem, Farah'a döndü. "Çiçeğim, bu akşam yemeğe kal." Farah, dedemin elini tuttu: "Dışarıda yiyelim aşkım, baş başa." Dedem, "tamam çiçeğim, dışarıda yeriz. Sen nerede istersen." Farah, genç ve güzel bir kadındı. Kaşları simsiyahtı. Burnu estetikli gibi, dudakları dolgulu gibiydi. Ellerinin üstünde hint kınası dövmesi vardı. Boyu dedemden uzundu ve ince belliydi. Böyle bir kadın dedeme niye bakardı ki? Kesin altında bir şeyler vardı. Belki de dolandırıcıydı. Bu kadına daha fazla dayanamazdım. Evden bir hırsla çıktım ve merdivenlerden indim. Karşıki apartmana girip hızla yukarı çıktım ve zile bastım. Pelin kapıyı açtı. "Alev, hoş geldin." "Hiç iyi değilim Pelin, içeri geçelim,"diyerek içeri daldım. Birlikte mutfağa geçtik ve masaya oturduk. Pelin, elimi tuttu. "Neyin var Alev?" Dedem, diye söze başladım. "Dedem sözlendi." "Ne?" "Hem de benim yaşlarımda bir kadınla,"diyince Pelin, " yuh,"dedi. "Bence de yuh,"diye cevp verdim. "Kim bu kadın Alev?" "Farah,"diye cevapladım. " İran uyruklu." "Nee? İran mı? Senin deden manyak mı?"dedikten sonra duraksadı Pelin. "Üzgünüm Alev, dedene manyak demek istemezdim." "Önemli değil,"diye omuz silktim. "Doğruları söylüyorsun aslında. Dedem tam bir manyak, kaçığın teki." "Harbiden öyle. Yabancı uyruklu kadınlar ne yapıyormuş biliyor musun?" "Bilmiyorum,"dedim şaşkınlıkla. "Ne yapıyormuş?" "Önce yaşlı bir adamla evleniyorlarmış. Sonra Türk vatandaşı oluyorlarmış. Evlendikten sonra da adamları zehirleyip mirasına konuyorlarmış." "Yok artık Pelin,"dedim. "Sen öyle de. Bunlar doğru. Daha bu sabah izledim. Seksen yaşındaki adamı bıçaklayıp gömmüşler. Yapan genç karısıymış. Evin altına gömmüş dedeyi. Kaç aydır kayıptı adam. Kız, Rahmet dedeyi bilmiyor musun? Televizyonlar kaç aydır bağırıyor." "Bilmiyorum,"dedim. "Sen sabahki programı izlemiyor musun? Kayıpları buluyorlar." "İzlemiyorum Pelin,"dedim. " O tip programları izleyerek moralimi bozamam. Rahmet dedeye de Allah rahmet eylesin. Bana böyle şeylerden bahsetme, sıkıldım ya." "Sen sıkıl, sıkılmazsan hata. Bu gidişle senin dedenin de sonu bu olacak. Allahından rahmetini bulacak." "Yeter Pelin,"diye bağırdım. Pelin, omzuma dokundu: "Moralini bozmak istemedim kanka. Bunlar gerçekler. Ama bazı çeteler o kadar da kötü değil be. Düğün gecesi altınları alıp kaçıyorlar. Yani hepsi adam öldürmüyor." "Çok içimi rahatlattın Pelin,"dedim. " Bu muhabbeti kapatsak." "Tamam kanka, kapatalım. Sana sütlü kahve yapayım mı?" "Yap Pelin,"dedim. Pelim, dolaptan bir tabak kurabiye çıkarıp önüme koydu. "Un kurabiyesi, sen seversin." "Başka kurabiye de var değil mi Pelin? Ben bunların hepsini yerim de kurabiyesiz kalmayın diye dedim." Pelin, bana gülümsedi. "Kanka, bir tepsi daha var. Sen onları gönül rahatlığıyla ye." Pelin, kupalara sütlü köpüklü kahve koydu. Üstüne kettleden sıcak su döküp karıştırdı ve önüme sundu. "Afiyet olsun." "Sağ ol,"diyerek kurabiyeyi ağzıma attım. Üstüne de kahvemi yudumladım. Bunun verdiği haz hiçbir şeyde yok. "Alev, telefonun yanıp söndü." "Boş ver,"diyerek omuz silktim. "Operatör mesajıdır." Pelin, telefonu elime verdi. Ben de mecburen açtım. Mesajı okumamla ağzımdaki kahveyi boşaltmam bir oldu. "Peliin, işe alındım." Pelin, "ne işi?"diye merakla sordu. "İpeksoy Holding,"dedim. Pelin, bana sarıldı: "Kanka, inan senin adına çok mutlu oldum." "Yaşasııın,"diye bağırarak balkona çıktım ve var gücümle bağırdım. "Ben iş bulduuum." Yoldan geçenler dikilip bana baktılar. Tabii bakarlar. Balkonda kükreyen ayıyı ilk defa gördüler. Şaşkınlıklarını anlıyorum. Bizim apartmandan Fahriye teyze bağırdı. "Öküz gibi bağırma, deli." "Sanane be kadın,"dedim var gücümle. Fahriye teyze sinirle içeri girdi. Hiç hazzetmem bu kadından zaten. Pelin'e döndüm. "Bugün bizim günümüz Pelin. Evde ne varsa tabaklara koy, odana geç. Müziği de son ses aç, birazdan geliyorum." Koşarak evden çıktım ve hızla bizim eve koştum ve zile bastım. Kapıyı Canberk açtı. "Ne oldu abla?" Canberk'e sıkıca sarıldım. "Ablam, ben iş buldum. Hem de holdingte." Canberk, yüzüme baktı. "Sahi mi abla?" "Sahi tabii,"diyerek ona tekrar sarıldım. "Abla, beni çok mutlu ettin. Cici babaanne olayından sonra bu çok iyi geldi." Canberk'e kaşlarımı çattım. "Hatırlatma şu olayı. Pelin ablanlara koş. Orada parti yapacağız. Sen onur konuğumuzsun," dememle Canberk, koşarak dışarı çıktı. Ben de eve girdim. Annem, masaya oturmuş, başını da ellerinin arasına almıştı. Moralsiz bir sesle. "Sen mi geldin kızım?" dedi. Annemin yanına oturdum. "Dedem nerede?" "O şıllıkla yemeğe gitti,"dedi annem üzgün bir ses tonuyla. Annemin elini tuttum. "Boş ver anne, benim sana bir sürprizim var,"dedim heyecanla. Annem yüzüme baktı. "Ne var kızım?" "Holdingte işe başlıyorum,"diye bağırdım. "Beni işe almışlar." "Ciddi misin kızım?" "Ciddiyim anne, diyerek anneme sarıldım. Saçlarımı okşadı ve şunları söyledi. "Kızım, iyi ki varsın canım. Bu mutsuz günümde bana moral oldun. İnşallah bu iş seni çok mutlu eder." İnşallah anne, dedim. "Ben Pelinlerdeyim." "Tamam kızım,"diye gülümsedi annem. Onu güldürebildim ya. Benden mutlusu yok. Evden bir hızla çıktım. Pelinlerin ziline bastığımda kapıyı Canberk açtı. "Parti seni bekliyor abla." Birlikte içeri girdik. Pelin'in odasına geldiğimde ağzım açık kaldı. Duvardaki kağıtta "Tebrikler Alev,"yazıyordu. Yerde bir leğen patlamış mısır ve salata tabağına cips vardı. Üç paket de çikolatalı gofret vardı. Tepside üç bardak da meyve suyu vardı. Canberk, yere oturdu. "Haydi abla, gel." Canberk'in yanına oturdum. Pelin, ayağa kalkıp laptobun başına geçti. "Ne açayım kanka." "Oyun havası aç,"dedim ve Pelin şarkıyı açtı. "Dilara, gazel düştü bağlara, Dilara, karlar yağdı dağlara..." "Bu şarkı güzel,"dedim. Pelin yanımıza oturdu ve patlamış mısırları yemeye başladık. Arada cipse de saldırıyorduk. Meyve suyu bardaklarımızı kaldırdık. "Alev'in iş bulmasına". Yani benim. Daha sonra da çikolata gofretlerimizi açıp yedik. Şarkı bitince zilin sesini duydum. "Ben bakarım,"diyip odadan çıktım. Kapıyı açtığımda Pakize teyzeyi gördüm. Üst kattan, Hasan amcanın karısı. Kaşlarını çatıp o buruşuk suratını daha da buruşturdu. "Ne bu gürültü? Başım ağrıdı bir saattir. Kısın şunun sesini. Pelin, arkamdan seslendi. "Kısarız Pakize teyze." Canberk elinde çikolatayla yanıma geldi. "Ne oldu abla?" Kadın, Canberk'e baktı ve bana döndü. "Bir tek yiyip içip kıç atın. Eşek kadar oldunuz bir boka yaramıyorsunuz. Tüh ananızın emeklerine." Kapıyı yüzüne kapattım ve Canberk'e döndüm. "Odaya geçelim ablam." Odaya tekrar geçtiğimizde Pelin, laptoptan romantik komedi tarzı bir film açtı ve hep beraber izledik. Havanın kararmasıyla ayağa kalktım. "Canberk, gidiyoruz ablam. Geç oldu." Canberk, omuz silkti. "Yaa, biraz daha kalsaydık." "Lütfen ablam, annem bizi yemekte görmezse üzülür. Zaten bugün mutsuzdu." Canberk, istemsizce ayağa kalktı. Ben Pelin'e sarıldım. "Her şey için sağ ol Pelinim. İyi ki varsın." Pelin, bana gülümseyerek baktı. "Sen hep mutlu ol kardeşim." Canberkle çıktık ve bizim apartmana doğru ilerledik. "Lan, Canberk. Gelsene." Bu, Kerim'di. Canberk bana döndü. "Abla, Kerim çağırıyor. Ben az sonra eve gelirim." "Tamam,"dedim ve apartmana girdim. "Kız Berna, sen işsiz kalmazsın merak etme. Ülkemiz çok gelişti. Ayıları bile istihdam ediyorlar." Gizem, arkadaşıyla kahkahalara boğuldu Gizem beni gördü ya, laf çarptırıyordu aklınca. "Ayıların da beyni var,"dedim. "Senin gibi beyinsiz varlık değiller." Gizem, bana döndü. "O yüzden mi balkonda beyinsizce bağırmıştın?" Gizem'i saçlarından yakaladım. Yanındaki kız, "manyak,"diye bağırdı. "Kapat çeneni, yosma,"diye var gücümle bağırdım. Kız, koşarak uzaklaştı. Ben Gizem'e döndüm. "Bak kızım, her zaman benimle uğraşıyorsun. O saçlarını tek tek yolar eline veririm" diye bağırdım. "Bırak beni ayı,"diye bağırınca tepem iyice attı. Gizem'i tuttuğum gibi kapıya yapıştırdım. "İmdaat, annee!,"diye var gücüyle bağırdı. Serap teyze, kapıyı açtı. "Bırak kızımı, eşkiya mısın be?" Gizem'i bırakmamla annesine sarıldı. Sinirle ona döndüm. "Bak Serap teyze. Şu kızına terbiye öğret yoksa elimde kalacak." "Aaa! Benim kızım terbiyeli bir kere. Sen kendine bak." Cevap vermeden anahtarı çevirdim ve içeri girdim. Mutfağa girdiğimde annem sofrayı hazırlamıştı. "Kızım, Canberk nerede?" "Kerim'in yanında, az sonra gelir,"dedim ve sofraya oturdum. Annem, mis gibi mercimek çorbası yapmıştı. Annem neşesizdi. Bana döndü. "Alev, baban dedeni öğrenirse çıldırır." "Saklayamayız ki" dedim umutsuzca. "Babam elbet öğrenecek." "Ah baba, başımıza ne işler açtın. Senin neyine genç karı almak,"diye sızlandı annem. "Üzülme anne, herşey olacağına varır,"diyerek annemi teselli ettim. Pek teselli olmadı ama neyse. Salçalı makarnalarımızı da yedikten sonra annem, oturma odasına geçti. Ben de bulaşıkları makineye koydum. Daha sonra odama geçtim ve yarın ne giyeceğimi seçmeye başladım. Saat dokuzda orada olmalıydım. Lacivert bluz ve siyah kumaş pantolonda karar kıldım. Onları askıya astım. O esnada zil çaldı. Annem kapıya baktı. "Canberk, saat kaç oldu? Neredesin sen?" "Kerimleydim anne. Acıktım, yemek var mı?" "Geç mutfağa, koy da ye." Gülümsedim. Bizim evde kural bu. Akşam yemeğine yetişemezsen özel yemek koymazlar. Kendin koy ye. Çocukluktan beri bu disiplin değişmez bizim evde. Akşam yemeğinde bir olmak zorundayız, yoksa özel yemek yok. O ayrıcalık bir tek babama var. O da geç saatlere kadar çalıştığı için. Telefonumu elime aldım ve şeker patlatmaca oynadım. Bu oyun, can sıkıntısına birebir. Çok kalmadım. Saat onda yatağa girdim ve zorla uyumaya çalıştım. Gürültüye uyanmıştım. Oda hâlâ karanlıktı. Telefona baktım. Saat tam ikiydi. Babam ve dedemin sesleri arşa yükseliyordu. "Baba, senin ne işin var genç karıyla." "Sanane be karışma babana. Benim de evlenmeye hakkım var. "Halil, lütfen sakin ol." "Nasıl sakin olayım Zahide? Ben niye komşudan duyuyorum bunları? Neden söylemedin bana?" "Karışma kıza. Söyleseydi de moralimizi mi bozsaydın? Car car etme. Farah senin cici annen, kabullen bunu." "Ya baba, o kız Alevle yaşıt be. Torunundan utan." "Ne utanacağım, seviyoruz birbirimizi." "Ya yeter artık susun, uyuyamıyorum." "Git odana eşek sıpası. Dedeye laf söylenmez." "Of dede." Yorganı başımın üstüne çektim ve kulaklarımı kapattım. Bunların kavgası bitmezdi. O sabah telefonun alarmıyla uyandım ve lavaboya girdim. Yüzümü, bol suyla yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Bugün mühim bir gündü benim için. Odama girip üstümü giyindim ve aynaya baktım. Kıyafetlerim çok yakışmıştı. Yani vücudumu belli etmiyordu, kilolarımı gizliyordu. Saçlarımı ciddi dursun diye topuz yaptım. Yüzüm dolunay gibi meydana çıktı ama olsun. Az allık ve göz kalemi sürdüm. Fondötene lüzum yoktu, çünkü cildim güzeldi zaten. Suratında bir ton fondötenle gezenleri hiç anlamıyorum, ne güzel doğal cildin varken fondötenle kapatmaya değer mi? Değmez. Kahvaltı masasına oturduğumda, yok yoktu. Annem çörek çevirmişti. Zeytin, peynir, salam, domates, bal, böğürtlen reçeli, haşlanmış yumurta. Gömüldüm tabii çöreğe annem gülümsedi. "Yavaş ye kız, boğulacaksın." "Abla çok güzel olmuşsun." Canberk'e döndüm. "Sağ ol ablası. "İşe başlıyor benim, kızım, tabii güzel olacak, diye gururlandı annem. Gururlanmakta haklı kadın. Kaçının çocuğu holdingte iş buluyor ki? Çoğu işsiz. Kızı böylesine güzel bir iş bulunca gururlanır tabii. Ben bile kendimle gurur duydum. Benden hiç bunu beklemezdim. Sürpriz oldu diyeceğim. Kahvaltı bitince Annem ve Canberk'i öpüp çantamı aldım. Aynada kırmızı rujumu sürüp kapıdan çıktım. Ben dış kapıdan çıkarken annem, koşarak yetişti ve arkamdan bir bardak su döktü. "Su gibi gidip gel kızım." Ah şu adetlerimiz, o kadar ince manaları var ki. Her neyse çıktım yola. Atilla, karşı aprtmanın önünde Çağla'yla gülüp konuşuyordu. Sabahın bu saatinde bu fingirdeşme neden? Oralı bile olmadım, görmezden gelip yoluma devam ettim. Durağa vardığımda otobüsün gelmesine beş dakika vardı. Millet, durağı doldurmuştu. Tabii bekledim ben de ayakta. Topuklu ayakkabım ve ben, sopanın üstünde duram damacana gibiyiz. Her an devrilebiliriz yani. Otobüs zamanında yetişti de, kendimi bir koşu otobüse attım. Allah'ım boş yer. Koşarak kaptım. Şimdi kafam rahat. Gönül rahatlığıyla gidebilirim. Telefonuma kulaklığımı takıp Orhan baba dinledim. Playlistimim çoğu Orhan baba, sonra Müslüm baba, Cengiz Kurtoğlu, Ahmet kaya. Yani hep arabesk şarkılar. En mutlu gününde arabesk dinleyecek kadar arabesk insanım vesselam. Açtım müziği. Ne de güzel söylüyor Orhan baba. Bir zamanlar benim sevgilimdin. Yanımdayken bile hasretimdin. Şimdi başka bir aşk buldun. Mutluluk senin olsun. Dertler benim,çile benim hayat benım senin olsun. Orhan babanın şarkılarını dinleye dinleye Maslak'a vardım. Otobüsten inince yürümeye başladım. Çok hyecanlıydım. Nihayet İpeksoy Holding'in önüne gelmiştim. Derin bir nefes alıp yürümeye başladım. Döner kapıdan geçerken dengemi kaybettim adamın birine çarptım. Yüzüne baktığımda şok oldum. O sarışın adamdı, hani şu taş olan. Asansörde malca davranıp üstüne su döktüğüm adam. "Yine mi siz?"dedi sinirli bir ses tonuyla. Adama bakınca kendimden utandım. Gömleğinin yakasına rujum bulaşmıştı. "Şey, gömleğiniz,"dedim. Keşke demeseydim. Şimdi bir ton azar yiyecektim. Adam, önüne baktı ve "hayret ya,"diyerek gitti. Ben de hızla ilerleyip asansöre bindim. Asansörde iki kız vardı. Bana bakıp kendi aralarında gülüşüyorlardı. Açıkta bir yerimi mi gördüler de gülüyorlar? Yoksa bu kadar gülmenin mantıklı bir açıklaması olamaz. Hoş, açıkta bir yerimi görseler korkup kaçarlar ya, neyse. Asansörden inip hızla ilerledim. Mülakatın yapıldığı odadaydı insan kaynakları. Odanın önüne varınca kapıya tıkladım. " Gir,"diye ses gelince içeri girdim. "Asude hanım, ben Alev,"diyerek söze girdim. "Biliyorum, aramıza hoş geldin Alev. Ben şimdi senin işe alımını kaydedeceğim. Sen, genel müdürümüzle tanışabilirsin. Odası koridordan sağa dönün en son kapı. Genel müdür diye kapıda yazar. Bulursun sen. Birazdan kapı açıldı. Kim girdi tahmin edin. Gömleğini mahvettiğim o sarışın adam. "Asude hanım, yeni asistan geldi mi?" Adam beni görünce kekeledi. "Yo yo yoksa, bu mu?" Asude hanım, gülerek cevap verdi. "Evet Edis bey. Bu Alev, yeni sekreter." Yoksa bu adam, genel müdür mü? Hayır, olamaz. Bu bir kabus olmalı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD